Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Berlin in Berlin

Berlin in Berlin

7,93

(31 kişi yorum yaptı)

2012-07-31 16:31:59 1 Ocak 1970 1 Saat 39 Dk Dram Dram

Yönetmen: Sinan Çetin Sinan Çetin

Ülke: almanya, türkiye

Oyuncular: Mustafa Portakal, Volkan Akabali, Emrah Aydemir, Zafer Ergin, Nilüfer Aydan, Armin Block, Aliye Rona, Eşref Kolçak, Hülya Avşar, Cem Özer Devamını Gör...

Ödüller: En İyi Kadın OyuncuHalk Jürisi Ödülü

Konusu : Berlin'de bir inşaatta ustabaşı olarak çalışan Mehmet, üç kuşaktır Almanya'da bulunan ailesiyle birlikte yaşamaktadır. Öğle paydoslarında sefertasıyla kocasına yemek getiren Dilber'e (Hülya Avşar), dayanılmaz bir ilgi duyan Alman Mühendis Thomas (Armin Block), genç kadının gizlice fotoğraflarını çeker. Thomas'ın şantiyedeki odasında duvara asılmış fotoğrafları gören Mehmet, birden çılgına döner ve Dilber'i dövmeye başlar. Aralarına girip onları ayırmaya çalışan mühendisin, bu itişme sırasında duvara ittiği Mehmet, kafasına bir inşaat çivisi saplanarak ölür. Olaydan sonra vicdan azabı duyan Thomas, özür dilemek için Mehmet'in ailesine gider. Ne var ki o ana kadar ağabeyinin ölüm nedenini kaza sanan en büyük kardeşi Mürtüz (Cem Özer), Thomas'ı öldürmeye kalkar. Ama araya girip töreleri hatırlatan büyükanne olayı yumuşatmaya çalışır. Törelere göre "özür dilemeye gelip evlerine sığınan Tanrı misafiri öldürülemez. Ailesine ve törelerine başkaldırmayan Mürtüz, silahıyla Thomas'ın evden çıkmasını bekler. Günlerce süren bir tutsaklık sonucu Thomas bir yolunu bulup evden kaçmayı başarır. Özgürlüğüne kavuşan Thomas artık mutludur. Çünkü yalnız değildir. Ailesini terkeden Dilber yanındadır. Giderek psikopatlaşan Mürtüz'ün gözleri önünde Berlin sokaklarında Alman Thomas'la Türk Dilber el ele yürümektedirler...



benimsinema

21 Haziran 2014 14:45

Moskova da ödül kazandiginda almaya bile gitmemis. Sinan cetin öyle demisti bir röpartajinda... hülya sahnem var diye gitmemis... cem özerin hakki yenmis adam sonuna kadar filmi yasamis adeta... ayrica aliye rona esref kolcak ve nilüfer aydinin katkilariyla güzellesmis bir film

Cevap Yaz

Kleberson

24 Aralık 2013 17:49

bu filmde cem özere nasil ödül verilmemis anlamiyorum filmi götüren cem özer,hülya avsar nasil ödül almis anlamak mümkün degil bu bir cem özer filmi bu filmle ve bu rolle ne kadar iyi bir oyuncu oldugunu göstermistir cem özer gercekten cok iyi rol yapmis

Cevap Yaz

sinemadelisi

16 Ağustos 2013 03:52

Senaryodaki eksikliklere rağmen görüntü yönetmeninin mükemmel işçiliğiyle telafi edilmiştir. Gurbetçi vatandaşlarımızın çektiği sıkıntılar da güzel anlatılmış.Fatih Akın filmlerine öncü olmuştur. Ne kadar kabul etmesekte Hülya Avşar harika bir performans sergilemiş. Filmde o kadar güzel görüntüler var ki keşke herkesin aklına malum sahne gelmese. Ayrıca filmin en iyi oyuncusu kuşkusuz Cem Özerdir. Cem Özer çok önemli bir aktördür,görmezden gelinmemeli mutlaka daha seçkin projelerde yer almalıdır.

Cevap Yaz

berrinbilginer

20 Mart 2013 04:56

Malesef Almanya'ya gelin giden kadınların sıkıntıılı günlerini kanıtlayan iyi bir film bence.Oraya gidip dil öğrenmezler,evden dışarı çok çıkmazlar vs..vs...o zaman nedne orda yaşarsınız..Bu gibi sebeplerden dolayı Almanlar iyi gözle bakmaz....Malesef...

Cevap Yaz

FOSTERKANE

2 Şubat 2012 15:22

berlin in berlin (berlin icinde berlin) : sinan cetin in yine kötü bir filmi. senaryosu sahiden berbat ve sacma. kendi evlatlarının katilini misafir diye evlerinde saklayan bir aile ne kadar inandırcı bir film konusu olabilir ki. hadi diyelim evlerinde tuttukları kisi öyle birsey yapmadı olsaydi yinede sacma . berlin gibi büyük bir sehirde bir yabancıyı nasıl bir mantıkla evinde saklar bir aile, ki evde bir dul kadın ve kücük bir cocuk vardır. bu evlerinde zorlu misafir diye tuttukları kisi sapık mi deli mi bilmeden ne diye saklarlar. eger böyle bir aile berlin de yasasa ipini koparan bu ailenin evine sıgınır. en azından senaryoda evde saklanan kisi o ailenin akrabası veya arkadası olabilirdi yada o aileye eskiden bir iylik yapmıs olsaydı senaryo daha inandırıcı olurdu. cünkü o zaman bu kisi suclu bile olsa aile bu kisiden iylik gördü diye istemesezelerde vicdan borcu diye onu sakladıkları daha inandırcı olurdu. bu konuya benzer bir filmde bilge olgac in kusun adres sormazki (1992) filmi. bir baska konuda o ünlü mastürbasiyon sahnesi : o yıllarda genelde yeni bir filmden bir kac erotik sahne tv lerde gösterildi (daha rtük derdi yoktu). bu da iste filme ilgi ceksin diye yapılırdı. örnegin amerikalı (1993), mum kokulu kadınlar (1996) filmlerinde de bu yapıldı. fakat bu filmde sanki mastürbasiyon sahnesi  ilk cetin in bu filmde gösterilyor gibi anlatıldı, yani bir kadının bir filmde mastürbasiyon yapması gösteren ilk filmdir diye anlatıldı. halbuki türk sinemasında kaya ererez in vahsı ve tatlı (1978) filminde yıllar önce arzu okay la böyle bir sahne cekilmis ve sinemalarda gösterilmisti. cetin in filminden 15 yıl önce ! tek bu da degil. cetin galiba kendi filmini cekmeden önce ererez in filmini izlemis. dünya sinemasında da galiba böyle bir sahne gösteren ilk film ingmar bergman the silence (1963) dir. bergman in bu filmi büyük tepki görmesini ragmen yasaklanmamıstır. ama bergman cetin gibi mastürbasiyon sahnesini kullanmaz yani bu sahneyle izleycinin ilgisini cekmek istemez.bergman filminde his edilen bir yalnız vardır tüm film boyunca. amerika da sam peckinpah ın son film the osterman weekend (1983) böyle bir sahne icerdiginden izleyci tarafindan büyük tepki görmüs ve yapımcılar tarafından istemeye istemeye cikarılmıstır. bergman in filminden 20 yil sonra (!). amerika da ki bu sinemalardaki yasaklar bugün en cok reyting alan dizilerin niye bu kadar sevildigini gösteriyor. vahsı ve tatlı ile berlin in berlin benzerligi : 1. salih güney yukardan/tavandan (kus bakısı) okay geceligini giydigine bakar aynısı cetin in filminde vardır. cetin in filminde evdeki yabancı dolapın üstünde saklanır ve avsar ı geceligini giydigini gözetler.bu sahne ererez in filmiyle bire bir aynıdır. 2. o malum mastürbasiyon sahnesi : her iki filmde de kadın /bas oyuncu mastürbasiyon yapar. cetin bence vahsı ve tatlı filmini izlemis ve etkilmis bence.

Cevap Yaz

bjkemre06

3 Haziran 2010 05:04

Sürekli değişen ruh halleriyle farklılık gösteren film...

Cevap Yaz

DEMIR CAN

4 Nisan 2010 20:43

Film için seçilen konu gerçekten ilginç bir konu ve hem Hülya Avşar, hem de Cem Özer ve bütün diğer oyuncuların performansı çok başarılı olmasına rağmen detaycı bir gözle izlediğiniz zaman filmde bazı hatalar göze çarpmaktadır.

Benim gözüme çarpan en komik hata, Dilber’in kocasını ziyaret amacıyla Almanya’daki bir şantiye ye bu kadar rahat bir elini kolunu sallaya sallaya girip dolaşabilmesidir. Almanya’da hiçbir Hülya Avşar’ı böyle bir inşaat sahasına hoş geldin diyerek içeri almazlar, zira bu tür işyerlerinde çok sıkı uygulanan iş güvenliği kuralları vardır. Değil orada çalışan bir ustanın yakını o işyerindeki herhangi bir mühendis dahi bu kuralları çiğneyemez. Baretsiz kimse şantiye içinde dolaşamaz   ve insanların ve böyle kafalarına saplanabilecek demir parçaları duvarlarda çakılı bırakılmaz. Büyük bir ihtimalle orada çalışan bir kişiyi ziyarete gelen insanları ana giriş bölümünde bir yerde ya da çalışma sahasının dışında kalan ofis alanlarında misafir ederler.

Bu tip ayrıntı hataları dışında genel bir mantık hatası vardır ki onu zaten anlayabilmiş değilim. Filmin sonunda gelenek ve göreneklerine son derece bağlı olan Türk ailesi nasıl olmuştur da ölen oğullarının karısının bir Alman’la gitmesine müsaade etmişlerdir. İlerde konu komşunun yüzüne nasıl bakacaklardır, “gelininiz nerede”  sorularına nasıl yanıt vereceklerdir, ayrıca bu gelinin Türkiye’de bir ailesi yok mudur? Diyelim ki gitmesine ölmüş kocasının ailesi izin verdi de kendi ailesi bunu duyunca bu kadın töre cinayetine kurban gitmeyecek midir? Ayrıca ne zaman bu iki kişi anlaşmıştır ve birlikte gitmeye karar vermiştir, hiç Türkçe bilmeyen bir Alman’la çok az almanca bilen bir Türk kadını nasıl oluyor da aralarında anlaşıp birlikte bu evden gitmeye karar veriyorlar. Ya da Dilber gideceği zamanı Thomas’ın gitmesine göre ayarlayıp ona göre peşine takılmaya mı karar veriyor, Thomas da kocasını öldürdüğü bu kadını himayesine almayı kendine borç mu biliyor da bu durumu kabulleniyor?Ya da bir ikinci seçenek Thomas zaten yavaş yavaş ilgi duymaya başladığı Dilber’in kendisiyle gelmek istemesini bir sürpriz olarak görmüyor ve dahası bu duruma içten içe çok seviniyor. Bu konular filmde çok net olarak anlatılamamış ayrıntılar. İkinci ihtimal daha olası.

Bir de sadece bayram sahnesinde kapıyı açan başı açık bir bayan karakter vardır onun da kim olduğu nerden geldiği aile ile ne gibi bir ilişkisi olduğu konusunda hiçbir bilgi yoktur. Yağmurlu gece sahnesinde Thomas ile Dilber ne yapmaktadırlar ve Zehra ile Mustafa ne görmektedirler, tamamen havada kalmış konular.Gerçekte kaynana gelinini öyle bir durmda görecek olsa onu oracıkta aileye rezil eder, o gece hem Dilber, hem de Thomas evden atılarak dışarıda öldürülürdü. Zaten kaynana Zahra’nın,  gelin Dilber’e,  bayramda el öperken sarf ettiği sözlerle içten içe bir nefret duyduğu, ve oğlunun ölümünden gelinini sorumlu gördüğü hafifçe bilinç altına işlenmiştir.

Her eleştiride Hülya Avşar’ın değil de Cem Özer’in daha iyi oynadığı, ödülü O’nun hak ettiği falan vurgulanmaktadır ki bana göre çok büyük yanlıştır. Çünkü filmin ana teması zaten kocası ölmüş genç ve güzel bir Türk kadınının yarı esaret altında geçen hayatıdır. Filmin sonunda geçen repliklerde bu durum vurgulanmıştır yeteri kadar. Bu esaretten kurtulmak adına oğlunu da bırakarak, her şeyi göze alarak kendi için, hayatını yaşamak için gitmektedir Dilber. Her yerde eleştirilen   ve  gereksiz bulunup reklam amacıyla filme eklendiği söylenen mastürbasyon sahnesi bence Dilber karakterinin yaşadığı esareti  en güzel şekilde anlatmıştır. Genç bir kadın, muhtemelen memlekette görücü usulü  ile evlenmiş.  Aşkı, cinselliği, gençliği, hayatı doya doya yaşamamış bir de bunun üzerine genç yaşta kocasını kaybederek dul kalmış. Mastürbasyon yapmayacaktı da ne yapacaktı? Zaten bu tarz hayatların görmezden gelsek de en büyük parçası olan bir olguyu bir filme eklemek bence çok yerinde bir hareket olmuştur. Ayrıca bu sahnelerde bence Hülya Avşar muhteşem bir oyunculuk sergilemiştir (tabii montaj hileleri olduğuna dair ciddi şüphelerim vardır, bu da vücudun alt kısmına ait kısımların Hülya Avşar’a ait olup olmadığı şüphesidir) ve Türk sinema tarihinin en önemli oyunculuk performansları arasında yerini almalıdır.  Hem bu kadar başarılı, gerçekçi, hem de cesur olduğu için. Sadece mastürbasyon sahnesi değil, başka sahneler de vardır tabii ki bu esareti anlatan. Bunlardan ilginç olan bir tanesi de aslında toplumda en yaygın olan davranışlardan birisi olan etrafta tanıdık kimse kalmayınca başını açma olayıdır. Dilber sürücü kursuna gittiği zaman etrafı bir kolaçan ettikten sonra başını açar, sonra kurstan  da başı açık olarak çıkar, ama Mürtüz gelince hemen örtünür.

Filmde değişik ilginç ayrıntılar göze çarpmaktadır. Beni en etkileyeni ninenin bir odada Kuran okurken, bir odada torunlarından birinin müzik dinleyerek dans etmesi ve Mürtüz’ün de evli bir kadınla başka bir odada sevişmesi idi. Filmi beraber izlediğimiz yabancı arkadaşımın yaptığı “babaanne o kadar yaşlanmış ama hala kitap okuyor, torunlarının ise kendini geliştirmek hiç umurunda değil” yorumu gülme krizlerine sokmuştu beni. Bir yabancının gözüyle baktığınız zaman gözünde okuma gözlükleriyle Kuran okuyan nine; üniversiteden emekli olmuş, hayatının son demlerinde bile kitap okuyan entelektüel bir profesör imajı çizebilmiştir.

Aliye Rona, Eşref Kolçak, Nilüfer Aydan üçlüsü yılların verdiği tecrübe ile oyunculuklarını konuştururken en önemli sahnelerden birisi ninenin tabancayı tutarak Mürtüz’ün Thomas’ı öldürmesini engellediği sahnedir. Zaten bu üç oyuncunun film boyunca çok fazla replik olmadan, genellikle mimikler, vücut dillerini kullanarak durumu anlatmaları çok başarılıdır. Zaten kanımca sinema filmlerimizin bir çoğunu bu muhteşem tecrübeli karakter oyuncuları sırtlamaktadır.

Cevap Yaz

ceyhun_mr

16 Haziran 2009 13:01

ne söylemeye çalıştığı pek belli olmayan bir film.Hikayesi bir yere kadar güzel ancak bir noktadan sonra saçma bir hal almış.Başlarda farklı bir hikaye üzerinde ilerliyor,ilginç bir konu seçilmiş olması merak cezbediyor.Ancak özellikle sonlara doğru hikaye içinden çıkılmaz bir hale sokulmuş.Buna rağmen oradaki türk ailenin gençlerinin dejenere olarak kendi kimliklerini kaybetmesine karşın,alman thomas'ın türk geleneklerine ısınması,'türkleşmesi' ilginç bir detaydı.Hiç şüphe yok ki,film çok çok daha güzel olabilirmiş.

Cevap Yaz

rasim78

5 Mart 2009 16:33

Cem Özerin en güzel filmlerinden birisi, Mürtüz rolüyle harika uyuşmuş..

Cevap Yaz

Exotic

24 Şubat 2009 18:43

berlin in berlin cok konusulan bi filmdi...hem hulya avsarin malum sahneleri sayesinde hemde cem ozerle hulya avsarin oyunculuk performanslari sayesinde....bence iyi bi filmdi ama sanki birseylere eksikti filmde..bence cok daha iyi olabilirdi bu film..yinede begendigim...hulya icin mutlaka izlenilcek bi filmdi.. konusunuda aslinda asiri iyi bulmamistim..bana gore gegen die wandin 2/3 kat daha kotusuydu.. bu tarz filmleri aslinda begenirim ama sanirim senaryoyu biraz abartili ve bos buldum..

Cevap Yaz
Yandex.Metrica