Sevimli Haydut

8,88

( 7 kişi yorum yaptı )

Sevimli Haydut

Sinema Filmi

1961

‘The Nutcracker’daki (1892) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky) ‘Waltz of the Flowers’ ve ardından ‘Arabian Dance (Coffee) (Commodo)’.
Tepeköy. Çocuklara şeker dağıtmış şimdi de Ayı Hasan Çetesi’nin gasp ettiklerini geri veriyor.
Osman; “Bu keselerde dün köyünüzden eşkıyanın aldıkları (‘aldığı’ olmalıydı) paralar var Muhtar Emmi. Sen herkese kendi paralarını (‘kendi’ sözcüğüne gerek var mıydı) dağıtıver.”
Muhtar; “(Osman’ın elini öpmek ister).
Osman; “Estağfurullah, babacığım. Ne haddime, elimi öpeceksin.”
Muhtar; “Yoo, yaşa bakma evlat. Senin mübarek elin daima öpülmeye değer. Haydutların aldığı para, yetim (‘öksüz’ diyecekti) kızımın çeyizi, benim ise kefen paramdı. Sana ‘Soysuz Haydut’ diyenin ağzı tutulsun.”
Osman; “Sağ ol! Ne yapalım, dağda gezene haydut derler. Adettir.”
Muhtar; “Senin gibi Sevimli Haydut’a can kurban oğul, can kurban.”


Küçük yaşta yolları ayrılan (biri kanun adamı diğeri kanun dışı) iki kardeşin öyküsü.
Jenerikte Nurinnisa Tokses ve Hasan Mutlucan’ın söylediği ‘Yine De Şahlanıyor’ var. Sözleri film için uyarlanmış; “Yine de şahlanıyor aman//Sevimli Haydut’un aman da Kırat’ı//Görünüyor yandım aman//Bize sefer yolları//**//Sevimli Haydut geliyor aman//Durman açın aman da yolları//Parıldıyor yandım aman//Cepkeninin kolları.”
Birinci Abdülmecit dönemi. İmparatorluk karmakarışık. Mısır ve Kırım Savaşları. Avrupa’nın zorlamasıyla ilan edilen Islahat Fermanı. Dış ve iç borçlanma. Bunlar yetmez gibi dağ bayır eşkıya dolu.
Film üzücü bir olayla başlıyor. ‘Askeri nizamlara riayetsizlikten maznun 1815 doğumlu Mustafa oğlu Mülazım Osman Efendi’nin yapılan mahkemeler neticesi ordudan tardına ve beş yıl müddetle sürgüne gönderilmesine karar verilmiş’. Trampet sesi eşliğinde kılıcı alınır ve apoletleri sökülür. [‘Hükmü infaz eden’ görevlinin kol saati (büyük olasılıkla ‘Nacar’) dikkat dağıtıyor ama olsun].
Osman’ın sürgüne götürülüşü ibretlik. Elleri, önde giden iki atlıya uzun iplerle bağlı. Yürüyecek hali kalmayınca yerlerde sürükleniyor.
Dayısı Rıza Emmi’nin oğlu ‘Baltalı’ tarafından kurtarılır. Çeteye katılır. Sonrasında göğsünde çapraz fişeklik, kuşağında tabanca, elinde tüfek vardı. Üniforma, apolet ve kılıcın yerini bunlar almış.
Rıza, yaşlandığı halde silahlı ve at üzerinde hâlâ. Zeynep Nine, kocasının ‘dağlarda dolaşmasından şikâyetçi’. Daha geçenlerde kardeşinin kocasını vurmuşlar. Dağda dolaşmanın sonu böyle işte. Kör bir kurşunla gümler gidersin. “Bu yaştan sonra yaraşır mı eşkıyalık” diyerek ‘elinin hamuru ile erkek işine karışıyor’. “Sana mı düştü elin baldırı çıplak serserileriyle uğraşmak. Aklını başına al bir yol düşün. Bak, yeğeninin sözlüsü Mülazım Osman’ın başını da sen derde saldın. Oğlancağızı ordudan tard ediverdiler. Utanmaz mısın ağarmış saçlarından” diye susmak bilmiyor. Aldığı yanıt ‘bazı işler vardır ki senin aklın yetmez’ ve ‘hayırlı bir iştir yapacağımız’dan ibaret.
Delikanlı askerlikten atılmasa Paşa-Hulusi Kentmen’in kızı Emine ile evlenecekti. Oysa şimdi ‘başını getirene bin altın ödül var’.
Annesi Talia Saltı da çok üzgün. Oğullarından birini, daha çocukken eşkıyalar kaçırmış. Şimdi de bu durum. Kızıyla dertleşiyor.
Talia Saltı; “Yok artık benim Osman isminde oğlum. Ben O’nu zaptiye zabiti yapmak için ne fedakârlıklara katlandım. Niye? ‘Bir gün dağlarda yaşayan baldırı çıplaklarla uğraşsın, babasının kardeşinin intikamını alsın’ diye. Hâlbuki O… ”
Ayşe; “Üzme canını güzel anam. Belki bizim bilmediğimiz bazı şeyler vardır.”
‘The Nutcracker’daki (1892) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky) ‘Arabian Dance’. El öpmeye geldiğinde “Sana her şeyi anlatamam. Gün gelecek, hakikati öğreneceksin” diyor Osman. Ama annesi laf dinleyecek durumda değil; “Ben senin gibi bir soysuza ana olmaktansa mezarına taş olmayı dilerim ulu Rabbimden” Oğlunu kovar. “Defol evimden. Haram olsun verdiğim sütler sana.”
Rıza Emmi’nin, Ayşe’nin ve nihayet Osman’ın üstü kapalı sözleri, ‘Aşktan da Üstün’de (1960) olduğu gibi ‘aslında haydutları yakalamakla görevli’ olduğunu düşündürdü. Ancak sonradan bu konunun ne olduğu belli değil.
Kahramanımız sanki ‘eşkıya görüntüsünde bir zabit’. Hangi çete baskına çıksa karşısında bizimki ve adamları var. Hızır gibi her yere yetişiyor.
Aşağıköy. Ayı Hasan-Niyazi Vanlı’nın çetesi (İhsan Bayraktar ve Zeki Tüney de aralarında) baskın yapmış. Yemek ve bin altın istiyorlar. Yemek neyse de bunca para! Muhtar Selahi İçsel’in “Bizim köyde bu kadar altın nerde Bey” diye yakınması boşuna. Yoksa yakıp yıkacaklarmış. Nasıl duyduysa yine Osman yetişir. Soyguna engel olduğu gibi köyün kışlık odunlarını kestirip istifletir haydutlara.
Keş İdris-Ali Seyhan’ın bölgedeki Romanlara eziyetine, üstelik tek başına engel oluyor.
Fakat kahramanımızı asıl uğraştıran Çulsuz’du. Sağ yanağı yaralı, acımasız. Kendi adamlarını bile dövmediği, azarlamadığı gün yok. Sadece tekme tokatla yetinse yine iyi. Hissesini beğenmeyen Cemal’i öldürdükten sonra “Var mı başka hakkına itiraz eden” diye sormuştu. Ne mümkün! Bu sırada tabancasının namlusunu üfleyerek soğutuyor. Çetesinde Mehmet Ali Akpınar, Reşit Çıldam, Haydar Karaer, Sansar Mustafa-Danyal Topatan var.
‘Yerden biter gibi her baskına engel olan’ Osman’ı bulsa bir kaşık suda boğacak. Ancak nefretinin asıl nedeni başka. Paşa kızı Emine’ye O da tutkun. İçi içini yiyor. Firari zabiti pusuya düşürebilse mükâfat da O’nun genç kız da. Bir taşla iki kuş, fena mı?
Osman, bir gün Dar Geçit’te omzundan vurulur. Rıza Emmi’nin Dağ Evi’nde Emine’ye yarasını sardırıyor. Tedavisi kurşunu bıçakla çıkarıp iyice tütün basmak şeklinde. Oradan ayrıldıktan sonra Çulsuz ve adamları gelir.
‘Pictures at an Exhibition: II. Gnomus’ (1874) (Modest Mussorgsky) (1.24-2.35 arası). Osman’la Rıza’nın yerini söylemeyen Zeynep Nine, ayakları ocakta yakılarak öldürülür.
[Hollywood çevrimi ‘Wrong Turn at Tahoe’ filminde (2009) Joshua-Cuba Gooding Jr. ve Mickey-Johnny Messner da Donnie-Reed McColm’a aynı şeyi yapacaklardır. Tek fark, bizimki odun ateşinde, Onlarınki elektrikli ızgarada].
Emine’nin çıplak sırtı kamçılanırken Osman yetişir. Belki de ‘aşkın gücü’ 23 kamçı yemiş genç kız ve omzundan kurşun çıkarılan delikanlı anında hiçbir şey olmamış gibi iyileşiyorlar.
“Aman Allahım da gurbet elde alma canımı//Duyar da düşmanlarım şaduman olur//Yıkman da benim fakirhanemi//Körpe yavrularım perişan olur.” (Refik Başaran’ın türküsünü Hasan Mutlucan’ın sesiyle söyleyen sanatçı ‘Bağlama Üstadı’ Nevzat Ekmekçi mi?) Bu sırada dağda ‘Baltalı’nın ‘üzerine birden bir gariplik çökmüş’. Annesinin başına geleni hissetti zahir.
(Zeynep Nine için bir sahnede Emine’nin ‘teyzesi’, bir başkasında ‘halası’ deniyor. Senaryoda bir açıklık yok. Bu durumda, Baltalı ile teyze veya amca çocukları oluyorlar).
Osman’a olan aşkı da git-gel gösteriyor genç kızın. Ordudan atıldığı dönemde biraz azalsa bile sonradan artacaktır.
Paşa-Hulusi Kentmen; “Bana bak kızım, anlayamadım, hani sevmiyordun artık Osman’ı?”
Emine; “Haklısın paşa baba, sevmiyordum O’nu. Ama şimdi hislerim değişti. Hiçbir şeyden korkmayan, ölüme meydan okuyan bu adamı sevmemek elimden gelmiyor.”
Olaylar kopuk kopuk devam ederken Döndü Ağa’nın çiftliği basılır. Elbette kahramanımız ve arkadaşları oraya da yetişirler. Yalnızca küçük bir kız, Ayşe kurtulmuş. (Osman, Eminelere götürecektir çocuğu).
Rıza Emmi ise ağır yaralı.
‘Saba Makamında Keman Taksimi’. Ölüm döşeğindeyken Osman’a bir köstekli saat verir; “Al bunu. Babanındı. Bir eşi de kardeşindeydi. Uğur sayardı kendisine. Sen de ayırma yanından.” Neden çok daha önceleri vermeyip son nefesini vereceği güne kadar beklediği belli değil.
‘Pictures at an Exhibition’daki (1874) (Modest Mussorgsky) ‘Gnomus’. Ölümü bu melodi ile. Osman, “Emmi’nin ruhuna bir el ateş edeceğiz” diyor. Ama adamları, herhalde daha garantili olsun diye, ikişer el ateş ediyorlar. Koca çamın dibinde gömülü şimdi ‘rahmetli’.
Saatin ‘diğer eşi’ en umulmadık kişide çıkacaktır.
‘Baltalı’, annesi Zeynep Nine ve babası Rıza’nın öcünü almak isterken Çulsuz’un eline düşer. Osman yine yetişir. (İşin ilginç yanı kurtarmaya gelen atlılar arasında ‘Baltalı’nın kendisi de var).
Çulsuz bu kez de Hulusi Kentmen’in köşkünü basıyor. (1800’ler için imkânsız ama burada İskra marka sigortalı elektrik sayacı ve düğmeleri kullanılmış). Emine’yi bulamayınca Paşa’yı asmaya karar verir. (Nasıl olduysa, Osman buraya yetişemiyor. Gerçi yine gelmiş ama Emine ile öpüştükten sonra ve haydutlar gelmeden birkaç dakika önce ayrılmıştı).
‘The Firebird: Infernal Dance of the King Kashchei’ (1910) (Igor Stravinsky). Yaşlı adam ‘başının diyeti için 1000 altın’ önerir. “Hayır, hem seni asacağız hem de paranı alacağız” karşılığını duyunca korkusuz bir Osmanlı paşası gibi davranıyor; “(İpi boynuna geçirirken) Arzunuz asmaksa, bırakın, ben kendimi asacak kadar cesurum.”
Yalnız kalan Emine ve Ayşe’nin, Osman’ın yanına, dağlara gitmekten başka çareleri yok. Fakat küçük kız oraların koşullarına fazla dayanamaz. “İçim yanıyor, bir yudum su” diye inleyerek Emine’nin kollarında can verir.
Kahramanımızın kardeşi Ayşe’nin düğünü varmış. Rahat durmayan Çulsuz, O’nu ve Roman kızı Kumru’yu dağa kaldırır. Osman gelmezse öldürecekmiş. İstese adamlarına ‘parçalatabilirdi’. Ama yapmaz, yapamaz. “Garip şey! Gözlerindeki pırıltı kanımı dondurdu. Keşke benim de senin gibi bir kız kardeşim olsaydı.” Sanki damarlarında aynı kan dolaşıyor. “Bırak bu lügatli lafları. Karıdan biz de hissemizi alalım” diye saldırmaya kalkan Sansar’ı kurşunlayarak öldürmekte bir an duraksamaz.
Filmin sürprizli finali. İki erkek ölümüne kavgaya tutuşmuşlar.
Çulsuz’un boynunda, Rıza Emmi’nin kahramanımıza verdiği köstekli saatin bir eşi var.
Meğer küçük yaşta dağa kaçırılan kardeşiymiş. Boynundaki saati babası vermiş. Adı kazılı içinde Nasri diye.
Osman; “Kardeşim benim! Abinim ben senin.”
Çulsuz; “Gözlerime (‘kulaklarıma’ demeliydi) inanamıyorum... Demek benim de bir kardeşim varmış.”
‘From The New World; III. Scherzo-Molto Vivace’ (1893) (Antonin Dvorák). Abisini zor durumda bırakmamak için kendisini kurşunların önüne atar.
Osman; “Yapmamalıydın, yapmamalıydın bunu.”
Çulsuz; “Mecburdum Abi. Her suçlu gibi ben de cezamı çekmeliyim. Senden son isteğim, kardeş olduğumuzu kimse bilmemeli. Söz ver bana.”
Osman; “Peki, söz veriyorum. Sırrımız aramızda kalacak. Müsterih ol.”
Çulsuz; “Beni affet Abi. (Boynundaki saati vererek) Al şunu. Çocuğuna…”
Çocuğa, erkek olduysa, Nasri adını vermişlerdir belki.


‘Keman ve Ney ile Bestenigâr Makamında Taksim’.
‘Çingene Kızı Kumru’ at üzerinde gelmiş. Ağır yaralı.
Osman; “Ne oldu sana? Kim yaptı bunu?”
Kumru; “Çulsuz sizin evi bastı.”
Osman; “(Yaralı genç kızı kuvvetle sarsarak) “Anama, kız kardeşime bir şey oldu mu?”
Kumru; “Canımı yakıyorsun Osman. Annen hafif yaralı. Mühim olan kız kardeşin.”
Osman; “Ne oldu kız kardeşime?”
Kumru; “Dağa kaldırdı Çulsuz. Yarın kuşlukta O’na teslim olmazsan canına kıyacak kızcağızın.”
Zavallı, o ağır yaralı durum da bile Emine’deki yanlış anlamayı gidermeye çalışıyor; “Bacı, Osman’la aramızda hiçbir şey yok.”
(Yazan: Murat Çelenligil)


24.1.1962 çarşamba İnci Ve Taksim sinemalarında suare de gösterime girmiş. Zafer ALGAN

Künye

Yönetmen Asaf Tengiz
Senaryo
Yapımcı Şevket Aktunç
Müzik Nevzat Ekmekçi
Görüntü Yönetmeni Hayrettin Işık , Yılmaz Gürbüz
Süre 100 dk
Tür Duygusal, Macera
Özellikler Siyah Beyaz
Ülke Türkiye
Etiketler Yiğit Daha Fazlası

Ekip

Kurgu Cevat Sezer (Kurgu)
Dekor Tasarım Sohban Koloğlu (Dekor Tasarım)
Yapım Ekibi Vecdi Benderli (Yapım Amiri)
Yönetmen Ekibi Leyla Türkkan (Yönetmen Yardımcısı)
Kamera Ekibi Yılmaz Gürbüz (Kamera Asistanı)
Hayrettin Işık (Kamera Asistanı)
Hasan Uçar (Kamera Asistanı)
Post-Prodüksiyon Alis Bilek (Negatif Kurgu)
Cemil Orhon (Laboratuar)
Işık Ekibi Fevzi Eryılmaz (Işık Ekibi)
Ses Ekibi İzak Dilman (Senkron)
Nihat Sevinç (Ses Ekibi)
Necip Sarıcıoğlu (Ses Ekibi)
Hasan Mutlucan (Ses Ekibi)
Müzik ekibi Nurinissa Tokses (Şarkılar)
Hasan Mutlucan (Şarkılar)
Nevzat Ekmekçi (Beste)
Tasarım İbrahim Enez (Afiş)

Firmalar

Aktunç Film (Yapım)
Lale Film (Film Hazırlık)
Yılmaz Ofset (Afiş Baskı)

Son Yorumlar (7)

TubaArtan avatar TubaArtan 18 Ağustos 2017 22:36:18

Filmin ismine bakarak mahiyetini farklı sanmıştım pek bi alakası yoktu..ama benzer konuya sahip bir Yeşilçam filmi daha vardı sanki adını hatırlayamadığım....

benimsinema avatar benimsinema 09 Mart 2014 13:05:50

6

gereksiz uzunlukta insan biyerden sonra bitsede bakiyor...türkanin ilk yillari daha esteksiz bir burun....fazla ekliyebilecegim bisey de yok malesef...

Maviprens avatar Maviprens 26 Kasım 2013 04:23:26

8

Osman adının çulsuz olan eşkiya reisinin kardeşi olduğunu öğrenir ve onu alt etmek halkı kurtarmak için aşk dolu bir maceraya atılır

kartal tibet tutkunu avatar kartal tibet tutkunu 07 Haziran 2010 15:58:06

10

Nacizhane; sultan "Türkan ŞORAY'IN" sinemada 16'lı yaşı onu tanımakta güçlük çektiğim. Sinemada ilk yılları, kız kurusu da olduğu. Taçsız kralımız "Ayhan IŞIK" menşe-i iddiası olmayan senaryo ile "TAÇSIZ KRAL'IN" yine sü rklase ettiği bir film... 

kamil zafer 11 Nisan 2009 17:56:04

8

   Hiç kusura bakılmasın "Sevimli" si ne iştir pek çözemedik.Büyük ihtimal Çulsuz'u görüp Osman'ında şekline şemaline istinaden seyir esnasında zihinlerde yarattığı veya yaratabileceği bir duygunun karşılığı olarak filmin adına peşinen konu şlandırılmış yanlış kelime.Pekâlâ "Mert Haydut,Cici Haydut,Harbi Haydut,Efe Haydut,Haydut Efe,Yanlış Haydut vs.gibi bir şey olabilirdi,tahdit de yok üret babam üret.Ancak belirtmeliyim ki Çulsuz ve ekibi olmasaydı ne Osman'ın cemali ne de Emine'nin tazeliği filmi kurtarırdı.Finalinin 35'lik don lastiği gibi uzatılıp karameladan çıkartılan bir kardeşlik ayağıyla sonlandırılmasıda seyircisine hakkında çektireceği nışadırı bol kalayın son işaretiydi.   Lafımıza son vermeden bir pozisyonu naklen vereyim.;Gereksiz yere peynir ekmek yer gibi bol keseden adam öldüren Çulsuz adamlarının sevdiği kızı kaçırma teklifine şu cevabı verir," Zorla güzellik olmaz ".  11.4.09    Zafer ALGAN

performer avatar performer 23 Mart 2009 00:20:03

yönetmeni asaf tengiz'e ait izlediğim tek film. genelde böyle tarihi ve kahramanlık filmleri çekmiş bu yönetmenin bu filmde ortaya harika bir iş çıkardığı pek söylenemez.  fakat film için gösterilen  çaba, emek ve o yılların teknik imkansızlıkları so nucu saygı duyulması gereken bir proje.

Yandex.Metrica