Utanmaz Adam

8,15

( 9 kişi yorum yaptı )

Utanmaz Adam

Sinema Filmi

1961

‘Do Diyez Minör 2 Numaralı Vals, Op. 64’ (1846) (Frédérich Chopin).
Şehir Kulübü önünde iki dilenci.
Âdem Baba; “Bana bak babalık, insanları bu kadar iyi nasıl tanıyorsun?”
Yaşlı Dilenci; “Dilenmek ve okumakla.”
Âdem; “Okumak mı? Dilenerek para kazanmak varken okumayı ne yapayım?”
Yaşlı Dilenci; “Okumak da dilenmenin başka bir şeklidir. Biz cahiller, okuyarak âlimlerden malumat dileniriz.”


Arjantin yapımı ‘Dios Se Lo Pague’nin (1948) siyah beyaz Yeşilçam uyarlaması.
Film ‘Ekmekçi Kadın’ (1884) (Xavier De Montepin) gibi başlıyor.
‘The Golden Age Of Light Music (The Art Of The Arranger Volume 2)’ albümünde ‘The Melachrino Orchestra’nın yorumu ile ‘Romance (Anton Rubinstein). İstanbul’da bir yoksul evi. Kemal, karısı Ayşe, ilkokuldaki çocukları Sevim ve Ahmet. Altınmekik Dokuma Fa brikası’nda çalışan kahramanımız gecesini gündüzüne katarak ‘bir şey icat etmiş’. Geliştirdiği dokuma tezgâhı ile ‘günde 80 değil 500 metre kumaş dokunabilecekmiş’. Yepyeni bir hayata başlayacakları için sevinç içindeler.
‘George Melachrino and His Orchestra’nın ‘The Magic Of Melachrino Strings’ uzunçalarındaki ‘Serenade’ (1826) (Franz Schubert). Çocukların hayallerine dur durak yok. Motosiklet, araba, büyük bir taşbebek ve Saray(!). Ayşe ise ‘kocasının sağlığından başka bir şey istemiyor’.
Kemal; “Deniz kenarında şöyle güzel bir ev alırız. (Biz ise ahşap evlerini çok sevdik.) Arkasında büyük bir bahçe, çocuklara salıncak kurarız.”
Eski eşyaları da değiştirmeyi düşünüyorlardı ama mutlulukları kısa sürecektir.
‘Mi Bemol Majör 4 Numaralı Senfoni (Romantic); 4. Bölüm (1874) (Anton Bruckner). Kemal’in uykuda, karısı ile Sevim’in semt pazarında oldukları sırada fabrikanın sahibi Mehmet Ali Bey, Ahmet’i aldatarak çizimleri çalar.
‘9 Numaralı Mı Minör Senfoni, Op. 95 (Yeni Dünyadan); IV. Allegro con fuoco’ (1895) (Antonin Dvorák). Kemal’in durumu anlayıp oğlunu dövmesi bu melodi ile. İlerde “Keşke ellerim kırılsaydı da vurmasaydım oğluma” diyecektir.
‘Finlandia’ (1899) (Jean Sibelius). Sonrası çok acı. Ahmet, suçluluk duygusu ile kendini asar. Fabrika sahibinden hesap sormaya giden Kemal’i yeni bir oyun bekliyordu. Hırsızlık ve adam öldürmeye teşebbüs suçlamasıyla tutuklanır. Birkaç saat içinde nerden nereye.
[Joracy Camargo’nun 3 perdelik ‘Deus Lhe Pague’ (1932/33) adlı tiyatro eserinden uyarlanan Arjantin filminde Juca ve Maria’nın çocukları yok. Tekstil Fabrikası sahibi Richardson’un çizimleri çalmasının ardından zavallı kadın kendisini asar. Çevrimler aradaki diğer bir fark; ‘Teleskopik kutudan çaldıkları kâğıtları’ Mehmet Ali ceketinin sol, Richardson sağ iç cebine saklıyor.]
‘Kürdîlihicazkâr Makamında Keman Taksimi’. Ayşe, kızı ile hapisteki Kemal’i ziyarete gelmiş. Oğlunun ölümü nedeniyle kocasını suçluyor. Birbirlerinden koparlar. Tekrar karşılaşmaları yıllar sonra olacaktır.
Ana kız önce Osman Türkoğlu’nun dükkânında temizlikçi olarak çalışıyor.
Haydar Tatlıyay’ın yorumu ile ‘Uşşak Makamında Keman Taksimi’. Seneler geçmiş. Şimdi Faik Coşkun’un meyhanesindeler. Nedense Sevim’in adı Halime olmuş. (Geçmişle bağları kalmasın diye olabilirdi ama annesinin adı aynı.) Güzellik bazen başa bela. Bir müşteri, genç kızı elde etmek için meyhaneciyi sıkıştırıyor.
Rıza; “Ben anlamam yarından tezi yok ya borcunu verirsin yahut da dediğimi yaparsın.”
Faik Coşkun; “Söyledim Rıza Bey, kız razı olmuyor.”
İkna olsun diye ‘15 gündür paralarını bile vermiyormuş’.
‘La Mer; First Movement‘ (1905) (Claude Debussy). Genç kız “Ben hakkım olan parayı almasını bilirim” diyerek kasadan alınca meyhanecinin eline fırsat geçer. ‘Açlıkla terbiye’ yetmediği için hırsızlık suçluyor. O da sonuç vermeyince, müşteri ile beraber zor kullanmayı dener.
Engel olmak isteyen Ayşe, Faik Coşkun’un kafasına şişeyi indirince gideceği yer belli. ‘İstanbul Ceza ve Tevkif Evi’. [Lale Oraloğlu ve buradaki hırkasını ‘Kırık Çanaklar’dan (1960) anımsıyoruz.]
Sonrasında genç kızı çok farklı yerlerdeydi. Cami ve kumarhanede görüyoruz kendisini. Helvacı Baba’ya mum adıyor ve ‘olmayan parası ile kılıç açıyor’. Kaldığı Büyük Otel’den de kovulmak üzere. Taksici Semih Sezerli’ye bile borçlu.
Cami yakınlarında saçı sakalı birbirine karışmış yaşlı bir dilenci var. (Sanki tanır gibiyiz.) Kalender, görmüş geçirmiş biri. Bu ‘meslekte’ yeni olan Âdem Baba’yı eğitiyordu. Dilencilik için hangi ay daha kârlıdır, fakire-zengine, genç kıza-evde kalmış kıza, camiye-kumarhaneye gelenlere farklı neler söylenir, hepsini öğreniyoruz. ‘Varsıllık-yoksulluk’ üzerine felsefi görüşleri var.
Sevim de, yeni adı Halime, kumarhane ‘müdavimi olmuş’. Evlenebileceği iyi bir kısmet arıyor. Kendisine, büyük bir rastlantı, Mehmet Ali’nin oğlu Cengiz Han ilgi gösterir. Aslında delikanlının da durumu pek parlak değil. Kumar borcunu babasının kasasından tırtıkladığı ‘fabrika aksiyonları’ ile ödemiş. İlerde bu ‘aksiyonları’ kimin topladığını şaşkınlıkla öğreneceğiz.
‘Yaşlı Dilenci’ zor durumdaki Halime’ye yardımcı oluyor. Hem parası hem de fikirleri ile. (Teşekkür olarak aldığı ‘beyaz gül’ dünyalara bedel.) Otelde para ödemeden nasıl kalınacağını bile öğretir. ‘Baskın basanındır’ yöntemiyle ‘yemeklerden şikâyet edecek’. Ardından “Polis Müdürü’nün gönderdiği gül demetim kayboldu” bahanesiyle ortalığı birbirine katacak. Bir süreliğine de olsa sonuç başarılıydı. Görevliler, ne olur ne olmaz diye, otelde kalmasına ses çıkarmıyorlar.
[‘Dios Se Lo Pague’deki (1948) Nancy de kilise ve ‘Club De Residentes’ arasında mekik dokuyor. Rulet masasında, Richardson’un oğlu Perikles ile tanışır. ‘Yaşlı Dilenci’ ise Barato’yu eğitmekle meşgul. Âdem’in bu ‘Çaylak’tan farkı diş ve saçlarının dökülmemiş olması.]
O günlerde Halime’ye meçhul bir kişiden Yeni Sinema’daki ‘twist’ konseri için davetiye gelir. Ama genç kız, takside gideceği yer için ‘Büyük Sinema’ diyor. [Arjantin filmindeki konserde ‘Tannháuser: Overture’ (1845) (Richard Wagner) vardı.] Parasızlık burada da yakasını bırakmaz. Şoför, locaya kadar gelmiş parasını istiyor. Neyse ki ‘milyoner bir işadamı’ yardımcı olur. Bu kişi Kemal’den başkası değil. Şimdiki adı Ahmet Salim.
[Nancy’yi zor durumdan kurtaran kişi ise Mario Alvarez.]
‘Ramona’ (1928) (Mabel Wayne / L. Wolfe Gilbert). Büyük Otel’in önü.
Ahmet Salim; “Dünyada üzülmesini istemediğim bir insan varsa O da sizsiniz. Bilmem, içimde bir his size yardım etmemi, elimi uzatmamı emrediyor sanki.”
Halime; “…Ne garip, sizi senelerce evvel tanıyor gibiyim.”
Ahmet; “Ben de.”
‘Polis Müdürü’ numarası anlaşılıp otelden kovulunca işadamının himayesine girer. Halime, artık köşk gibi evde ‘Hanımefendi’.
Bu sırada ‘Yaşlı Dilenci’nin yaşamındaki gizi öğreniyoruz. Âdem’i ‘sığınağına’ götürmüş.
‘Pictures At An Exhibition: I. Promenade’ (1874) (Modest Mussorgsky). Peruğunu, takma kaş, sakal ve bıyığını çıkarır. (Arjantinlinin, fazladan, burnu da takmaydı.) Meğer bu kalender dilenci, Ahmet Salim/Kemal’miş! ‘Dilencilik ve milyonerliği beraber yürütüyor’. 8 yıl süren hapisliğin ardından işe dilenerek başlamış. Sonrası inanılır gibi değil; “Evvela gazete sattım. Param birikince sırasıyla bakkal, kasap sonra büyük bir elbise ve kumaş mağazası açtım. Bunlardan temin ettiğim parayla da daha sonra tam 20 dükkân ve 3 apartmanım oldu.”
Dr. Jekyll ve Mr. Hyde gibi gündüz işadamı gece dilenci. ‘Himayesine aldığı’ Halime’nin kim olduğundan habersiz ailesini arıyor.
‘Autumn Leaves’ (1945) (Joseph Kosma). Ancak genç kız bu korumalı hayattan sıkılmış. “Ne tuhaf, herkes beni dünyanın en mesut kadını zannediyor. Bu hayat hep böyle mi devam edecek? Hiç değişmeyecek mi?” diye yakınıyor.
Zaten Âdem de uyarmıştı. ‘Güzel kızlar kendileri gibi gençleri severlermiş’.
‘Op. 74, Si Minör 6. Senfoni (Pathetique); II. Allegro con grazia’ (1893) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky). Bu arada Cengiz, hâlâ Halime’nin peşinde. Beraber kaçmalarını öneriyor.
‘Patetik Senfoni; I. Adagio-Allegretto non troppo’ (12.30-12.55 arası) (1893) (Tchaikovsky). Filme katkısını anlayamadığımız bu sahnede Cengiz, Ahmet’ten 50 bin lira koparıyor. Yalanın bini bir para. Genç kızın kardeşiymiş, bankada memurmuş, açığı varmış ve 24 saat içinde bunu kapatmak zorundaymış. Sonradan bu parayı Halime’ye verdiğini öğreneceğiz.
‘Pictures At An Exhibition; II. Gnomus’ (1874) (Modest Mussorgsky). Artık Kemal’in ‘15 (Juca’nın 20) senedir beklediği intikam saati’ gelmiş. ‘Oğlunun kanı, karısı ve kızının gözyaşları, kendisinin seneler süren sefaleti’ için hesap soracak. Cengiz’in kumarhaneye kaptırdığı ‘aksiyonları’ toplamış. Karşılığında Mehmet Ali’den fabrikasını alır. Davranışı ‘intikam soğuk yenen yemektir’ deyişini anımsattı.
Bu dakikaya dek Halime’nin Sevim olduğunu bilmiyordu. Genç kızın odasındaki resimden her şeyi anlıyor. “Kızımmış, içime doğmuştu zaten.”
Halime de (‘beyaz gül’ sayesinde) ‘Yaşlı Dilenci’nin Ahmet Salim olduğunu anlamış. Cengiz Han’ı değil babasını seçer. Ama bu tercih, Nancy’nin Perikles ile değil Mario Alvarez ile evlenmesindeki etkiyi yaratamıyor. Onları baba-kız yaparak ‘Dios Se Lo Pague’nin yapısını bozmuşuz.
Ayşe hapisten çıkınca (Ahmet’in acısını saymazsak) mutlulukları tam olur.
Kemal; “Gel Ayşe, hepsini unutalım. Yeniden başlayalım hayata. Her şey boş şu dünyada. Eskisi gibi yalnız birbirimizi sevelim, birbirimizi sevmek için mücadele edelim.”
Âdem, yeni uşakları olmuş. ‘Kırık Çanaklar’da (1960) Salih Tozan’ın tabakları kırdığı son sahne çok beğenilmişti. Burada aynı şeyi, üstelik iki defa, Âdem yapıyor.


Ercüment Batanay’dan ‘Hicaz Makamında Yaylı Tambur Taksimi’. Helvacı Baba Türbesi önünde iki ‘meslektaş’.
Ahmet Salim; “Hislerle mücadele edilmez. Hislerimizin kudreti dünyanın bütün hazinelerinden kuvvetlidir.”
Âdem; “Eskiden böyle konuşmuyordun.”
Ahmet; “Çünkü bilmiyordum. Yeni öğrendim.”
Âdem; “Demek onun için mahzunsun.”
Ahmet; “…İnsan para ile zengin olmaz. Ruh zengin olmalı.”
Âdem; “Ne oldu sana bu akşam. Amma tuhaf konuşuyorsun.”
Ahmet; “Sadaka veren insanların halini hiç görmedin mi? Biraz para verdikleri için daima mütebessimdirler.”
Âdem; “Çok doğru. Bir parça veriyorlar sonra da Tanrı’dan fazlasını istiyorlar. Sen de öyle yapmalıydın… Gördün mü dostum, bazen senin de hata yaptığın oluyor.”
Ahmet; “…İstediğine malik olmak için elindekini, avucundakini vermek yegâne çareymiş. Aklıma gelmemişti.”
(Yazan: Murat Çelenligil)

Künye

Yönetmen Abdurrahman Palay
Senaryo
Yapımcı Nevzat Pesen
Görüntü Yönetmeni Hayrettin Işık
Süre 88 dk
Tür Dram
Özellikler Siyah Beyaz
Ülke Türkiye
Etiketler Çalmak, Dokuma Tezgahı, Evlat Hasreti, Hırsız, Himaye, Daha Fazlası

Oynayanlar

Abdurrahman Palay Abdurrahman Palay Kemal/Ahmet Salim
Türkan Şoray Türkan Şoray Sevim
Sadri Alışık Sadri Alışık Cengiz Han
Lale Oraloğlu Lale Oraloğlu Ayşe
Gazanfer Özcan Gazanfer Özcan Dilenci Adem Baba
Reşit Baran Reşit Baran Resepsiyonist
Semih Sezerli Semih Sezerli Şoför
İbrahim Delideniz İbrahim Delideniz Mehmet Ali
İsmet Ay İsmet Ay Davette Karşılaşılan Kişi
Turhan Göker Turhan Göker
Leman Akçatepe Leman Akçatepe Davetli
Zeki Tüney Zeki Tüney Davetli
Osman Türkoğlu Osman Türkoğlu
Süheyl Eğriboz Süheyl Eğriboz Kumarhanedeki Kişi
Selahattin Yazgan Selahattin Yazgan
Muammer Gözalan Muammer Gözalan Otel Müdürü
Cumhur Kersin Cumhur Kersin Ahmet
İpek Ölçen İpek Ölçen Türkan Şoray ın Çocukluğu
Hayri Arlı Hayri Arlı
Adalet Cimcoz Adalet Cimcoz Türkan Şoray Seslendirmesi
Rıza Tüzün Rıza Tüzün Semih Sezerli Seslendirmesi

Ekip

Kurgu Zafer Davutoğlu (Kurgu)
Dekor Tasarım Sohban Koloğlu (Dekor Tasarım)
Yapım Ekibi Sadri Karan (Yapım Amiri)
Mehmet Davran (Yapım Asistanı)
Yönetmen Ekibi Hayri Arlı (Yönetmen Yardımcısı)
Ertem Göreç (Yönetmen Yardımcısı)
Eralp Akyol (Yönetmen Yardımcısı)
Kamera Ekibi Nedim Akanlar (Kamera Asistanı)
Post-Prodüksiyon Ali Berkan (Negatif Kurgu)
Mihail Skarpedis (Laboratuar)
Işık Ekibi Fehmi Eryılmaz (Işık Şefi)
Ses Ekibi Lami Kamil (Ses Kayıt)

Firmalar

Pesen Film (Yapım)
Acar Film (Film Hazırlık)

Son Yorumlar (9)

Göztepe avatar Göztepe 29 Mayıs 2016 00:01:37

7

Pek lezzet alamadığım bir film Abdurrahman Palay'ın hem oyuncu, yönetmen, ve senarist olarak çok fazla ön planda olduğu. Bir o kadarda Sadri Alışık'ın geri planda kaldığı bir film Türkan Şoray ile Lale Oraloğlu filmde biraz geri planda kalmışlar.Türk an Şoray'ı genç haliyle izlemek çok keyifliydi.

dieFohlen avatar dieFohlen 12 Şubat 2014 14:43:30

8

50 yıl öncesinin filmini bugünkü filmlerle kıyaslamak ne derece doğru olur bilemiyorum ama senaryo daha önce arkadaşlarında bahsettiği üzere çok kopuk geldi bana, baba öldü deniyor bir anda ortaya çıkıyor, anneden ses seda görüntü yok filmin sonunda birden çıkıp geliyor, borçlarına karşılık hangi ara hisse senetlerini alıyor belli değil, onun dışında bugünkü yapımlarda izlesek ''bu nasıl şey'' diyeceğimiz sahneler mevcut, örneğin Mehmet Ali projeleri çalıyor, evden çıkıp gitmesinden 10 sn sonra bunu öğrenmiş olmasına rağmen Kemal kılını kıpırdatmıyor, çocuğu kendini asıyor hiçbir tepki yok, Mehmet Ali'nin arkasından aheste aheste fabrikaya gidiyor, yalan dahi olsa 30dk ya geleceğini iletti demesine rağmen bir bekleme bir sinir yok vs vs. Bunlar benim gözüme batsada başta da dediğim gibi 50 yıl öncesinin emekleri bunlar, oyuncular başarılı bir şekilde rollerinin hakkını vermeye çalışmışlar. Türkan Şoray, Sadri Alışık, Gazanfer Özcan, İsmet Ay, Süheyl Eğriboz gibi isimlerinde gençlik hallerini görmek güzeldi.

benimsinema avatar benimsinema 11 Şubat 2014 23:42:15

8

ben malesef diger arkadaslara katilmiyorum, aksine ben filmde mesaj veren tarafini cok gördüm, heleki dilenci rolündeyken aburrahmanla gazanfer beyin diyaloglari... onun disinda gercek payi oldugunuda düsünoyurum... is yerlerinde projeler calinmiyorm u hic ? türkanin ilk yillari ve sadri babanin olmasida iyi olmus...

Maviprens avatar Maviprens 26 Kasım 2013 04:04:15

6

iyi uyarlanamamamış film konu dağınık gelmiş

beyzacetin avatar beyzacetin 22 Nisan 2013 12:06:16

4

filmde çok eksiklik var. Öykü iyi kurgulanmamıs. Abdurrahman Palay ın dublaj sanatcılıgının önünde saygıyla egilirim. Ama bu filmin senaryosunu hiç begenmedim. Senaryosunu yazdıgı diger filmleri henüz izlemedigim için genel konusup haksızlık edemem. İzledikce yorumları yazarım elbette.

kamil zafer 16 Mart 2009 12:11:03

6

   A.Palay yazmış,yönetmiş ve oynamış.Yönettiği iyi,oynadığı biraz eksik,yazdığı ise epey zayıf kalmış.Üstün ses tonunun güçlü rol yeteneğine verdiği büyük desteğe rağmen ani acıklı sahnelerde derin dondurucudan yeni çıkmış gibi gereken tepkiyi verem emesi belirttiğim eksiği,ana temayı üzerine oturttuğu o müthiş tesadüflerimizden epey miktarda faydalanması da zayıflığı olmuş.Kendisi ismiyle de pek çakışmıyor.Girmediği kılık kalmadığına göre pekâlâ "Binbirsurat" gibi bir şey olabilirdi.Üstelik çok aradım ama utanmaz adamı bulamadım.Şüphelendiğim birisi var ama filozofvari konuşmalarla mistik ögeler kattığı kişilik olan bizzat kendisi kesinkes değil.Bir de yılların babacan meyhanecisi F.Coşkun'a peşkeş çekme işini yapıştırmayacaktı,hem ayıp olmuş hem de hiç yakışmamış.Özetle,seyircisini sıkmadan kendini sessizce seyrettiren anlamsız bir film. 16.3.09    Zafer ALGAN 

Yandex.Metrica