Evlat Uğruna

8,31

( 2 kişi yorum yaptı )

Evlat Uğruna

Sinema Filmi

1967

‘Si minör Manfred Senfonisi, Op. 58: Allegro con fuoco’ (1885) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky). Armatör Suat Sadıkoğlu’nun Ortaköy’deki Yalısı. Evleneceği kızı tanıştırmak için getirmiş.
Doğan’ın annesi; “Oğlum bana sizden bahsetti. Taşralıymışsınız öyle mi?”
Oya; “Alanyalıyım efendim… Babam, Mal Müdürlüğü’nden mütekait Halil Bey’di.”
Anne; “Soyunuzda sopunuzda tanınmış kimseler yok mu?”
Oya; “Hayır efendim, mütevazi (‘saldırmaya hazır’ annenin ‘mütevazı’ diye düzelmesini beklerdik) bir ailenin kızıyım.”
Anne; “Bizim aile şeceremiz meşhurlarla doludur. Zaferler kazanmış paşalar, tarihe geçmiş nazırlar vardır. (Keşke, hiç olmazsa birinin ismini söyleseydi). Öyle değil mi oğlum?”
Doğan; “Anneciğim rica edelim (şaşkınlıktan ‘ederim’ diyemiyor ) bırakalım bunları. Nikâhtan düğünden konuşalım . Biliyorsunuz davetiyeler basıldı bile.” (‘Tanıştırmayı’ neredeyse düğün sonrasına bırakacakmış).
Anne; “Doğrusunu istersen oğlum, senin evleneceğin kızı ben kendim seçmek isterdim.”
Doğan; “Emin olunuz anne, Oya’dan iyisini bulamazdınız.”
Anne; “(Oya’ya) Gücenmeyin ama bu köşke ilk defa asaletten mahrum bir gelin geliyor.”
Doğan; “Anne!”
Anne; “Nasıl isterseniz öyle yapın.”
Oya; “İsterseniz bu işi burda bitirelim. Ben sizin ailenize, asaletinize layık değilim.”
Doğan; “Asalet kimin umurunda. Ben asalet değil saadet istiyorum.”


“Gel ey denizin nazlı kızı nûşi şarâb et//Çık sâhile gel sinede bir âlem-i âb et” (Aleko Bacanos). Acem-Aşîran şarkının enstrümantali. Haydarpaşa Garı’nda bir genç kız trenden iniyor. CD 3523 numaralı vagonu ilerde tekrar göreceğiz.
Vural’ı da seslendiren Hayri Esen; “Oya’nın hayat hikâyesi İstanbul’a gelişi ile başlar. Babasının ölümü, doğduğu küçük sahil kasabası ile genç kızın arasındaki son bağı da koparmıştı. Kimsesiz ve beş parasız ortada kalmıştı. Çaresiz kolundaki bilezikleri satıp yol parası yapmış, iş bulmak için büyük şehre gelmişti. Bu O’nun İstanbul’a ilk gelişiydi. Oya o günü hayatı boyunca hiç unutmadı. İstanbul bir anda gözlerini kamaştırdı. Karşısında pırıl pırıl parlayan şehre sevinç ve hayranlıkla gülümseyerek dost gözlerle baktı. Yoksuldu ama zararı yoktu. İçi umutla doluydu. Oysa bu büyük şehirde sonradan başına gelecekleri bilse rıhtıma (‘gara’ diyecekti) hiç ayak basmadan geri dönerdi.”
‘Ölüm Saati’ (1967) filminden anımsadığımız ‘Topkapı Otel’e (17 numaralı oda) yerleşir.
“Kırmızı gülün adı var aman aman//Her gün ağlasam da yeri var.” Hicâz Rumeli türküsü duyulurken iş aramak ve simitle geçen günler. İş ve İşçi Bulma Kurumu, Dursun Han’da Pirelli Şirketi, Dilberler Mağazası, Mustafa Nevzat Pisak Laboratuvarı. Başvurmadığı yer kalmıyor.
Koşturmaktan bitkin düştüğü bir gün aynı otelde kalan Gülşen ile tanışır. 16 numarada ve iş bulmasına yardım edebilirmiş. “Yalnız bizim işimiz gece işidir.” Zor durumdaki Oya “İş olsun da ne olursa olsun” diye düşünmeden kabullenir.
‘Türkü’ (1956) adlı şiirdeki (Üvercinka-Cemal Süreya) (Yeditepe-1958) ‘Vagon-Blö’. Gülşen’in ‘gece işi’ dediği yer burası. Girişteki neon ışıklardan [Seher Şeniz, Ballet Valentos, Striptiz Virna Kristty (herhalde ‘Kristy’), Vera Tentation, Bleu (herhalde ‘Blue’) Angel, Britt Marie’] nasıl bir yer olduğu belli. Ama Oya’nın buna dikkat edecek durumu yok. Patron Vural, koca bir tomar banknotu saymakla meşguldü. Genç kızı görünce beğeni dolu bir ıslık çalıyor. “Bir takıntın falan yok ya, nişanlı koca gibi”. Bu işlerde takıntı ‘kadının ayağına köstek olur’muş. Şarkı söylemesine karar verilir. Hazırlanan kontratın ilerde başına bela olacağını bilemezdi. 7. maddesine göre ‘işi bırakırsa 20 bin lira ödemesi gerekiyormuş’.
“Sevmek ne güzel şeydir//Sonu hüsran olmasa//Hayatta her şey olsa//Şu ayrılık olmasa//**//Açıldı hep çiçekler//Uçuştu kelebekler//Ne çiçek ne kelebek//Gönlüm hep seni özler.” O kadar güzel söylüyor ki şarkının başında “Yavrum, canım” diye laf atan sarhoş seyirci Hakkı Haktan parça biterken alkışlamaya başlamıştı bile.
Vural ise ‘bu bebeği’ elde etmeyi kafasına koymuş. Ancak Oya ‘çetin ceviz’ olduğunu kanıtlamakta gecikmez.
‘Les Aventuriers’deki (1967) (François de Roubaix) ‘Enterremen Sous-Marin’. Gülşen “Hiç Vural gibi bir erkek kaçırılır mı” diyordu. O’nun “Aman canım, bir kadehten ne çıkar” diye zorlaması ile ilk içkisini içiyor kahramanımız.
Garson Ali de, plana uygun olarak, viskiye ‘zamkinoz’u karıştırmış bile. ‘Matiz olup feleğini şaşırınca’ evine kadar götürme görevi, elbette, ‘fedakâr’ Vural’ın olur.
‘La Resa Dei Conti’ (1965) (Ennio Morricone). Yatak odasındaki saldırı sahnesi ‘For a Few Dollars More’daki melodi ile.
‘Goldfinger’daki (1964) ‘Dawn Raid on Fort Knox’ (26-45. saniyeler arası) (John Barry). Tüm gücü ile direnen Oya kaçıyor. Vural da peşinde.
Sokakta kendini bilmez halde oradan oraya savrulurken ‘Zehirli Hayat’ (1967), ‘Ayrılık Saati’ (1967), ‘Benim De Kalbim Var’ (1968) ve ‘Cilveli Kız’ (1969) filmlerinden anımsadığımız ‘34 HN 161’ plakalı Buick’in altında kalır.
‘Goldfinger’daki (1964) ‘Teasing the Korean’ (0.54-1.14. dakikalar arası) (John Barry). Taşıtın sürücüsü Doğan tarafından hastaneye götürülür.
Dr. Ahmet Açan “Yarası pek önemli değil. Fakat sarsıntıdan ağır bir şok geçirmiş. Beyin kanamasından şüpheleniyoruz. Bu gece burada kalsın, sabaha kadar bir iç kanama yapmazsa endişe edilecek hiçbir şey kalmaz” demişti. Fakat sonraki 24 saatte yaşananlara sağlam insanın bile dayanabilmesi zor. İyileşmesi, Hukukçu Doğan’ın O’nu hastaneden çıkarması, süslenip lokantaya gitmeleri ve âşık olmaları bu süre içinde.
“J’ai Tué Raspoutine”deki (1967) (Andre Hossein) ‘Chanson Tzigane’. “Şu, bizi tanıştıran kazaya şimdi şükrediyorum” diyor delikanlı.
Bu arada Vural, hiçbir şey olmamış gibi tekrar yılışmaya başlar; “Oldu bir kere. Bir kusur ettik. Bağışla ne olur. Sana olan sevgime bağışla… Ne yapayım seni seviyorum. Ayıp değil ya bebek.” Bu şekilde sonuç alamayacağını anlayınca sıra şantaja gelir. “Elimde yazılı mukavele var. Hele bir işe gelme çatır çatır tazminat ödetirim sana.” Yoksa ‘bar karısı’ olduğunu sevdiği erkeğe söylermiş.
Doğan mutluluktan havalarda uçuyordu. ‘Nihayet hayatta sevebileceği, evlenebileceği kişiyi bulmuş’. Filmde adı söylenmeyen annesinin ise ‘çok güzel, çok tatlı, harikulade bir kız, görünce sen de beğeneceksin’ gibi laflara karnı tok. ‘Kimin kızı olduğu’ önemli Hanımefendi için; “İçtimai seviyesi bizim aile seviyemize uygun mu? Unutma ki evli çiftler arasında bütün huzursuzluklar seviye farkından doğar. Onun için önce ailesini tanımak istiyorum.” Aslında genç kızı tanımak, tüm ailesini tanımak gibi bir şey. Çünkü kendisinden başka kimsesi yok.”
Evlenirler. Ancak anne hiç mutlu değil. Hizmetçiye yakınıyordu; “Ya işte böyle Fadime, bunca yıldan sonra elin taşralısı oğlumu da evimin idaresini de elimden alıyor. Bari bütün bunlara layık olsaydı yüreğim yanmazdı.”
“Breakfast at Tiffany’s”deki (1961) (Henry Mancini) ‘Latin Golightly’. Gülşen müjdeyi(!) veriyor Vural’a; “Seninki evleniyormuş.”
Tam da o günlerde Doğan’ın ‘temyizdeki birkaç dava dosyasını takip etmek için’ Ankara’ya gitmesi gerekir. Tren İstasyonu’ndaki hüzünlü veda. Büyük bir rastlantı (belki de çekimler aynı gün yapıldığı için) Oya’yı İstanbul’a getiren CD 3523 numaralı vagona biniyor.
Bir hafta sonra döneceğini söylemişti ama ‘sevgili karısını’ yaklaşık 20 yıl sonra görebilecektir.
O’nun yokluğunu fırsat bilen Vural, genç kızı rahatsız etmeye devam eder. İstediği de fazla bir şey değil; Mukaveledeki 7’nci maddenin karşılığı. Sonradan asıl Oya’yı istediği anlaşılıyor. Gelen mücevherleri de ‘istemem, yan cebime koy’ misali kabul ederken söyledikleri çok hoş; “Ne olur benim ol. Hiç değilse bir defacık.” Yine büyük bir dirençle karşılaşır.
Sonuçta olay kayınvalidenin kulağına gidiyor. Gelini ile ilgili her şeyi Vural’dan öğrenmesi 50 bin liraya patlar. Zavallı Oya, tam da üç aylık hamile olduğu müjdesini verirken evden kovulur. ‘Yuvam, torununuz’ diye yalvarması umutsuz bir çaba. Ardında bir veda mektubu bırakarak oradan ayrılıyor.
‘The Spy Who Came in from the Cold’daki (1965) (Sol Kaplan) ‘Contact’. Galata Köprüsü’ndeki intihar girişimini tamamlayamaz.
“Sevdim seni ey işvebaz//Çektiklerim tâkatgüdaz.” Tamburi Cemil Bey’in Nihavent Yürük Semaisi. “(Yine Hayri Esen’in sözlendirmesi ile) Bu olaydan sonra Oya hatıralarla dolu bu şehirde daha fazla duramayarak İstanbul’dan ayrıldı. Acıları, sevinçleri, kederleri ile bir mazi geride kalmıştı.”
“Sensiz geçen günlerim//Gözlerimde yaş olur//Kime candan bağlansam//O can evimden vurur//Bahtım, o kadar kara//Gündüzüm, gece olur//Kime candan bağlansam//O can evimden vurur.”
‘Başka bir şehir’ (ama seyirciler arasında Gülşen’in olması bunun inandırıcılığını yok ediyor). Rast şarkıyı elinde (sonradan kıracağı) bir bardak ve sarhoş olarak söylüyor. ‘Düşüş’ belirtileri.
Bu arada bir kızı olmuştu. Adı Sevgi. “Küçük yavrunun doğumu Oya’yı yeniden hayata bağladı. O şimdi yavrusu için yaşayacak her şeye göğüs gerecekti. Fakat babasız çocuk büyütmek kolay değildi… Bu yüzden tekrar bar [‘Kırbaç Altında’ (1967) filminden anımsadığımız ‘rıhtımda bir sahil barı’] hayatına atıldı (müşterilerden biri Ali Demir). Fakat artık eskisi gibi dayatacak durumda değildi. Yoksulluk genç kadının belini büküyordu. Çalıştığı barlarda patronların şartlarını kabul ederek konsomasyona bile razı oluyordu.”
‘Aradan seneler geçti’. Sevgi, ‘Hayat Kavgası’nda (1969) tekrar göreceğimiz ‘Hasan Ali Yücel İlkokulu’nda öğrenci. Annesi ile ilgili gerçekleri öğrenmeye başlamış. Arkadaşlarına söylenenler hep aynı; “Öyle çocuklar senin arkadaşın olamaz. Sen aile çocuğusun O ‘bar karısı’nın kızı.”
‘Böylece aradan tekrar seneler geçti’. Artık 17 yaşında. Yine arkadaşsız. “Mazi, annesini bırakmış şimdi kızının yakasına sarılmıştı.”
Vural’la tekrar karşılaşmaları bu sırada. Saçı hafifçe kırlaşmış. Bir de bıyığı var. Değişmeyen şey ise ‘çapkınlığı’. Belli ki bu aileden birini elde etmeyi kafasına koymuş. Oya olmayınca Sevgi. Bir ara “Kime niyet kime kısmet” diyecektir. Amacına ulaşmasına az kalmış gibiydi. Neyse ki başaramaz.
Kızının, ‘Ay Altında’ (1967) şarkısını (Vasfi Uçaroğlu Orkestrası) (Türkçe sözler Sezen Cumhur Önal) söylediği gece Oya, hayatlarını kâbusa çeviren adamı iki kurşunla öldürüyor. “Kızımın yerine ben geldim. Beni mahvettin ama evladıma dokunamayacaksın. O’nu senden kurtaracağım.”
Zavallı kadın yargılanırken bir sarsıntı daha yaşıyor. Ağır Ceza Üyelerinden biri de Doğan. Kalbi daha fazla dayanamaz. Ölmeden önce her şeyi sevdiği adama anlatıyor.
‘Saba Makamında Keman Taksimi’. Cenaze namazı sahnesi Hallaçzadelerin [‘Kumarbazın İntikamı’ (1966) ve ‘Tamirci Parçası’nda (1965) gördüğümüz] villasında çekilmiş.
Sevgi; “Annem benim yüzümden öldü. Onu ben öldürdüm.”
Doğan; “Hayır yavrum! Senin bir günahın yok. O’nu hepimiz biraz öldürdük.”


‘Laetitia (Leticia)’ (François de Roubaix). Alain Delon, ‘Les Aventuriers’ (1967) filmindeki şarkıyı söylüyor; “Un oiseau chantait tout pres de moi//Mais je ne l’etendais pas (Bir kuş yanımda şarkı söylüyordu//Ama hiç dinlemedim)”.
Gülşen, iş vermesi için Oya’yı Barcı Vural’ın odasına getirmiş.
Vural; “Yevmiye 40 lira. Ayrıca konsomasyondan yüzdelik.”
Oya; “Anlayamadım efendim, ‘konsomasyon’ dediğiniz de nedir?”
Gülşen; “Konsomasyon, içki şişelerinin boşalması, müşterinin cüzdanının hafiflemesi ve bizim yüzdeliklerin artmasıdır.”
Oya; “İyi ama ben aldığım paraya karşılık ne yapacağım?”
Vural; “Müşterilerle oturup bol bol içeceksin (Gülşen’e) Yahu bu kız iyice acemi çaylak be.”
Gülşen; “Merak etme açılır. Ben O’nu yetiştiririm.”
(Yazan: Murat Çelenligil)

Ekip

Yapımcı Memduh Karakaş (Yapım Koordinatörü)
Yönetmen Ekibi Mehmet Bozkuş (Teknik Yönetmen)
Hüseyin Karaoğlu (Yönetmen Yardımcısı)
Kamera Ekibi Hüseyin Karındoyuran (Kamera Asistanı)
Post-Prodüksiyon Erdoğan Kızıldağ (Negatif Kurgu)
Işık Ekibi Mazhar Eröz (Işık Şefi)

Firmalar

Erler Film (Yapım)
Süperfon Stüdyosu (Sesleri Alan)
E.D.E.K.A. Işık Servisi (Işık)
Saner Film (Film Hazırlık Stüdyosu)

Son Yorumlar (2)

periL 08 Mayıs 2009 23:15:05

kadın adamı yıllar önce istemedi mi ne ise yıllar sonra adam kadının kızına kancayı takıyor tabii kadın gerçeği öğrenince deliye dönüyor ilişkilerine karşı çıkıyor gerisi macera. 

nedim yıldız avatar nedim yıldız 08 Ekim 2007 07:25:10

8

güzel bir aşk ve dram filmi..sahip olamak istediği kadın için hertürlü kötülüğü yapan bir gazino patronunun öyküsü...ekrem bora kötü adam rölünde çok başarılı...

Yandex.Metrica