Akşam Güneşi

8,48

( 17 kişi yorum yaptı )

Akşam Güneşi

Sinema Filmi

1966

‘Blue Bolero’ (1965) (Tony Osborne) melodisi ve özkıyım girişiminde bulunan Jülide’nin Nazmi Beye verilmek üzere yazdığı mektup ; “Enişte, aylarca kendi kendimle mücadele ettikten sonra kararımı verdim. Ben öleceğim, Jülide biraz sonra sandalla denize açılacak ve bir daha geri dönmeyecek. Bu mektubu size ağlayarak, utancımdan kıvranarak yazıyorum..Seni çocukluğumun o ilk hatıralarından beri seviyorum Enişte..Bu lekeyi benim ölümüm temizleyecek. Ama inanın ki son nefesimde bile sizi severek öleceğim..”

Aynı adlı romanın (1957) (Nurgök Matbaası) (ilk basım 1926) birinci çevrimi. Olaylar romanda 1900’ler, filmde 1950’lerde başlıyor.
Nazmi..Kore gazisi üsteğmen. Romandaki ise binbaşı ve yaşadıkları akıllara ziyan : Kimsesiz olduğu için amcası büyütmüş.Yaramazlıklarının haddi hesabı yok. Sonun da Harbiye’ye gidip asker olmaya karar verir. Şam (burada ‘fena halde azmış’), Kudüs (bir rahibe ile ‘macera yaşamış’), Akkâ (bir muhasebecinin karısıyla ilişki), Manastır (burada da Paris’te iki ay birlikte yaşadığı Jermen Reno ile karşılaşır) ve Fransa’da görev yapar. Paris’te Prens dö Bosfor olarak tanınıyor. Çapkınlığı dillere destan. Sırp çetelerle çarpışırken yaralanır.
Filmdeki Nazmi sanki biraz daha durmuş oturmuş. O da amcası tarafından korunur. Çamlıca, Yalnız Servi’deki köşkte kalıyor. Amca kızı Şükran ve küçük Jülide ile beraber.
Ülkemiz gibi, o da Kore’ye gitmeden önce daha mutluydu. Komşu köşkün kızı Nazan’la sevdalıydılar ve evlenmeye karar vermişlerdi. [Alemdağ yollarında atla dolaştıkları sahnede Metin Bükey Orkestrasından ‘Sevdim Yine Bir Nev Civan’ (Basmacı Abdi Efendi) melodisi var.] Göğsünde iki madalya ile döndüğünde amcası ve Jülide’nin annesini ölmüş bulur. Küçük kızı amcası, Avrupa’ya (romanda babası Neyyir, Romanya’ya) götürür.
‘Geçirdiği hayat ve aldığı yaralar’ nedeniyle kalbinden rahatsız (romanda endokardit) olduğu anlaşılınca ‘tekaüt’ olur ve Anadolu’da [romanda (M…) adasında] babadan kalma bir çiftliğe çekilmeye karar verir. “İnsanlar birbirlerini sevdikten sonra her yerde mutlu olurlar” diyor ama aşık olduğu kız başka fikirde : “O dediğin şeyler ancak romanlarda olur..Çok müteessirim..Sana bütün hayatın boyunca başarılar dilerim.” [Nazanların evi ‘Çirkin Kral’ (1966) filminde Nurlan ve annesinindi.]
Şükran. ‘Ürkek, zayıf bir teyze..İyilik onun özelliği’. Romanın başlarında, sanki geleceği görmüş gibi, (sf 38) “Benim mesut edeceğim erkek ancak bir hasta olabilir” demişti. Kahramanımızın evlilik önerisini kabul eder. “Zavallı kızcağızın beni için için sevdiğini ancak o anda anlayabildim.”
Çiftliğin bağlı olduğu kasabaya ‘Şehirdeki Yabancı’da (1962) gördüğümüz Etrüks gemisiyle giderler. [‘İlk ve Son’ (1968) filminden anımsadığımız] Ayazma Çiftliği. Nazmi’nin ‘eski hayatıyla yenisinin ayrıldığı nokta’. ‘Büyük ihtirasların sarsıntısını bilmeyen’ dostlar : Lütfullah Efendi, yanında iki küçük torunu İhsan ve Necmiye ; Çiftliğin Kâhyası Halil Ağa ; Ayşe ve kardeşi Yusuf ; İlerde Ayşe’nin nişanlısı olan Hasan.
[Filmde, birkaç saniye, heyecan verici bir kişiyle daha karşılaşıyoruz ; Necmiye’nin nişanlısı (romanda Refik Bey) rolündeki Nusret Ersöz, diğer bir deyişle 1970 sonrasındaki Serdar Gökhan. Belki kaderin cilvesi, yıllar sonra kendisini aynı romanın televizyon dizisinde (1999) Nazmi Bey olarak izleyeceğiz.]
10 yıl sonra. Kahramanımızın saçları ağarmış ve yüreği yorgun. Ama hasta kalbi, Akşam Güneşi’nde yakıcı bir sevda yaşayacak.
Bir mektup. Jülide geliyor. Amcası öldüğü için onlarda kalacak. Eniştesiyle, onca yıl sonra göz göze geldiği sahnede ‘The Shadow of your Smile’ (1965) (Mandel / Webster) melodisi var. Genç kızın biraz şımarıkça halleri (yüksek sesle müzik dinlemek, dans etmek, hâttâ kütüphanesinde kitap okuması bile) Nazmi’yi rahatsız ediyor. ‘Reach Out I’ll be There’ (1966) (Holland / Dozier / Holland) melodisini dinlerken radyosunu kırar : “Buralarda gürültüden hoşlanmayız, anlaşıldı mı?” Kitap okumasına karışır : “Bunlar senin okuyacağın şeyler değil. Üstelik kitaplarımı da kimseye vermem. Prensip meselesi.” Gitarını (romanda keman yayını) kırar : “Avrupa’da sadece çalgı çalmasını mı öğrendin küçük hanım.”
Şükran ; “İnsan kalbi kırmanın da bir haddi vardır Nazmi.”
‘Suite in D Minor : Menuet I&II’ (Robert de Visée)..Genç kız ve İhsan, bu melodi eşliğinde dolaşmaya çıktıklarında, izinsiz ata biniyor diye köpürmüştü ama Nazmi’nin kendisine bile söyleyemediği şeyi sezinlemeye başlıyoruz : ‘Bir zamanlar göğsünde uyuttuğu çocuğu, şimdinin güzel Jülide’sini seviyor’.
Genç kız bir kaza geçirdiğinde eli ayağı birbirine dolanıp ne yapacağını bilemez bir hale gelmişti. İstanbul’dan “En iyisi buymuş” dediği bir gitar getirtiyor. Bir yığın 33’lük plak ve kitap alır. Kütüphanenin anahtarını veriyor. Ayrıca en sevdiği atı (romandaki adı Aslıhan) armağan eder. Nazmiye’nin nişanı için gittikleri gece kulübünde ilginç bir ‘Unchain my Heart’ (1961) (Bobby Sharp) ile kıvrak bir şekilde dans gösterisi yapıyor.
Jülide, Avrupa’dan tanıdığı bir hariciyeci olan Burhan’ın evlilik önerisini kırıcı olmadan geri çevirir ama İhsan da onunla evlenmek istiyor. Kısmet onunlaymış.
“Evliliklerinin ilk haftası ziyaretlerine gitmiştik. İki genç kalbin birbirine nasıl ateşli bir şekilde sarıldıklarını gördük.” Jülide artık ona yabancılaşmaya başlamıştır.
‘Summertime’ (1935) (G. Gershwin / DuBose Heyward&Ira Gershwin) melodisinin çalındığı sahnede İhsan’a bir Amerikan şirketinden gelen iş önerisiyle Gana’ya (romanda Bakü’ye), hem de çok uzun süre, gideceklerini öğrenir. “Hayat o gün durdu benim için. Sanki yaşamıyordum artık. Çevremdeki her şey soldu. Yalnız onun hayali kaldı..Kalp sancılarım da tahammül edilmez hale gelmişti.” Akşam Güneşi artık söndü.

Dario Moreno, filmin fon müziği olan ‘Blue Bolero’yu Fecri Ebcioğlu’nun sözleriyle söylüyor : ‘Mesut Ol Sen’. “Elveda aşkım//Dinmiyor yaşım//Nasip yokmuş sevgiden//Sen oldun ilk giden//Sormuyorum neden//Mesut ol sen.”
(Yazan: Murat Çelenligil)









Oynayanlar

Türkan Şoray Türkan Şoray Jülide
İzzet Günay İzzet Günay Nazmi
Serpil Gül Serpil Gül Şükran
Yusuf Sezgin Yusuf Sezgin Müh. İhsan
Suna Pekuysal Suna Pekuysal Ayşe
Nubar Terziyan Nubar Terziyan Kahya Halil
Parla Şenol Parla Şenol Jülide'nin Çocukluğu
Selma Güneri Selma Güneri Nazan
Ergun Köknar Ergun Köknar Gemi Kaptanı
Refik Kemal Arduman Refik Kemal Arduman Lütfullah
Mine Sun Mine Sun Necmiye
Mürüvvet Sim Mürüvvet Sim Halil'in Karısı
Mümtaz Ener Mümtaz Ener Doktor
Ersun Kazançel Ersun Kazançel Yusuf
Feridun Çölgeçen Feridun Çölgeçen Doktor
Ergül Buharalı Ergül Buharalı Hasan
Gürel Ünlüsoy Gürel Ünlüsoy Burhan
Nermin Özses Nermin Özses
 Talia Saltı Talia Saltı
Sadettin Erbil Sadettin Erbil İzzet Günay Seslendirmesi
Jeyan Mahfi Tözüm Jeyan Mahfi Tözüm Serpil Gül Seslendirmesi
Alev Koral Alev Koral Mine Sun Seslendirmesi
Fuat İşhan Fuat İşhan Gürel Ünlüsoy Seslendirmesi
Handan Kadıoğlu Handan Kadıoğlu Serpil Gül Seslendirmesi
Ayşegül Devrim Ayşegül Devrim Selma Güneri Seslendirmesi
Nedret Güvenç Nedret Güvenç Türkan Şoray Seslendirmesi
Esen Günay Esen Günay Yusuf Sezgin Seslendirmesi
Süha Doğan Süha Doğan Nubar Terziyan Seslendirmesi

Ekip

Işık Ekibi İlhan Aslım (Işık Şefi)

Firmalar

Kemal Film (Yapım)

Son Yorumlar (17)

balabangür avatar balabangür 26 Eylül 2017 15:51:34

10

Çok değişik güzel bir film. Yine imkansız iki aşk arasında kalan insanların melodramı. izzet günay ve türkan şoraya böyle siyah beyaz puslu melodromlar çok yakışıyor. Filmde aklımda kalanlar Dario morenonun şarkısı; türkan şorayın güzelliği; güzel di yaloglar ve etrüsk adındaki gemi.

benimsinema avatar benimsinema 05 Ağustos 2012 15:09:43

9

seyretmekten inanilmaz zevk aldigim filmlerden biri...izzet günay adeta oyunculugunu konusturmus bu filmde.. ee ask bu belli mi olur, nereye düsecegini kimse bilemez... kimisede enistesine asik olur türkan gibi...

ozkaracam avatar ozkaracam 23 Aralık 2010 18:06:12

8

Bu filmin önce fotoromanını okumuştum. Milliyet gazetesi 1972-73 yıllarında Romanfoto adında bir ek veriyordu, fakat basit bir fotoroman dergisi değil de, biraz daha nitelikli bir yayın olması planlanmış gibiydi. Bizim sinemamızdaki edebiyat uyarlama sı yapıtlardan Sinekli Bakkal, Akşam Güneşi, Hicran Gecesi'nin karelerinden oluşturulmuş fotoromanların yanında birer İtalyan fotoromanı tefrika ediliyordu. Fakat bu yabancı fotoromanlar da Suç ve Ceza, Jane Eyre, Rüzgarlı Bayır, Yüzbaşının Kızı, Eugenie Grandet, vb. şeklindeydi! O dönemde ilkokul öğrencisiydim, Nazmi'nin karısının yeğenine karşı duyduğu umutsuz aşktan çok etkilendiğimi anımsıyorum. Filmin DVD'sini yakın zamanlarda alıp izleme olanağını buldum. O yılların atmosferinde çok başarılı bir edebiyat uyarlamasının gerçekleştirildiğini düşünüyorum. Gencecik Türkan Şoray, insanın içini titreten bir Jülide olmuş. İzzet Günay'ın oyunculuğu tartışma dışı. Suna Pekuysal ve Serpil Gül'ün başarılı oyunları filme çok şey katmış. Selma Güneri ve Ergun Köknar nispeten kısa rollerde gözüküyorlar.   

ÇiğdemAsya avatar ÇiğdemAsya 30 Haziran 2010 00:09:06

7

Nazmi ile Jülide arasındaki büyük yaş farkına rağmen doğan aşk, çok güzel ve inandırıcı bir şekilde gösterilmiş. Seyirci kendini kaptırıp bu imkansız aşkın acılarını hissedebilmekte. Çok başarılı bir eser! Özellikle de bitiş sahnesi olağanüstü!

t_rex 27 Aralık 2009 13:30:12

 yeşilçam hatırası adı altında piyasaya sunulmuş olan kemal film ürün kategorisinde kaliteli bi yapım olarak diğerlerinden üstün bir nitelik taşıyor: keşke çok daha iyi bir dvd kapak tasarımı ile farklı bir kulvarda yer alsaydı. yalın ve goğal bir film olma özelliğini taşıyan; osman seden yapımı olan, tüyleri diken diken eden bir aşk çıkmazı... t. şoray'ın film boyunca aynı tarzda hiç geğiştirmediği peruğu filmdeki tek eksiklik(!) osman seden işinde hakimiyeti sağlam olan ama içtenliği ve kaliteyi her zaman tutturamayan bir yönetmendi.

ceyhun_mr avatar ceyhun_mr 01 Ağustos 2009 16:24:08

6

Gerçek bir usta olan Reşat Nuri'nin harika eserlerinden biri olan Akşam Güneşi kitabının bir tür uyarlanması.Elbette yapıldığı yıl itibariyle çok da güzel çekilememiş,eksiklikleri bol ve kopuk kopuk.Ancak ana hikaye güzel.Reşat Nuri'nin kitabı daha f arklıydı ve sonu da farklı bitiyordu.Filmde isimler ve hikaye biraz değiştirilmiş.Senaryodaki;Nazmi'nin çocukluğunda özel ilgilendiği Jülide'ye aşık olması biraz farklı bir durum olabilir ama dikkat çeken Jülide'nin aslında Nazmi'nin gençliğinde çok sevdiği ve hiç unutamadığı Nazan'a benzemiş olması,aynı şımarıklıkları,avrupai yaşam tarzını ve hayat enerjisini taşıması.Gençlğindeki Nazan'ı Jülide de gören Nazmi için hüzünlü bir akşam güneşi doğar;kederli,parıltısız ve ısıtmayan...

Yandex.Metrica