Günah Bende mi?

8,13

( 19 kişi yorum yaptı )

Günah Bende mi?

Sinema Filmi

1969

‘Cleopatra’daki (1963) (Alev North) ‘Main Title’. Kurşuna dizilen Nüvit’in üzerinde bulunan mektup.
“Haluk, seni kurtarmak kararım beni ölüme de götürse kaderime razıyım. Şimdi bu satırları acele olarak General’in yazı masasında karalıyorum. Bugüne kadar senden gizlediğim bir gerçeği de artık açıklamam gerek. Sana kızımızın öldüğünü söylemiştim. Ama O ölmedi, yaşıyor. Şimdi İstanbul’da annemin yanında. Adı Ümran.”

Aynı adlı ‘Günah Bende Mi’nin (İnkılâp Kitabevi, Birinci Baskı-1939) (Kerime Nadir) renkli Yeşilçam uyarlaması.
Sonradan eklenen jenerikte, Mantovani’nin ‘Broadway Encores’ albümündeki (1961) “You Are Beautiful (From ‘Flower Drum Song’)” (1958) (Richard Rodgers / Oscar Hammerstein II) var.
20. yüzyılın başları. Haluk Giray, ‘ecnebi diyarlarda geçirdiği meşakkat ve acı dolu senelerden sonra nihayet hasret kaldığı İstanbul’a dönebilmiş’. ‘Tam manasıyla güzel, yakışıklı ve kibar bir adam. Şakaklarına dökülen uzun saçları… Fazlaca ağarmış’ (sf. 4–5). “Yaşım kırktı, kırktı (kitapta ‘46’) ama memlekete döner dönmez 16 (romanda ‘21’) yaşında güzel bir kız bana âşık olmuştu. Aramızdaki yaş farkına rağmen ben de O’na karşı sevgiyle doluydum.”
Ümran’la bir ay evvelki kır eğlencesinde tanışmışlar. Fakat ‘birbirlerini yıllardır tanıyor gibiler’!
“Gioconda’s Smile” uzunçalarındaki (1965) (Manos Hadjidakis) ‘Countess Esterhazy’. Kahramanımız, deniz kenarında mevsim sonunda ‘oralardan gideceğini’ anlatıyordu. Genç kızın boynundaki ‘aile yadigârı’ kolye (kitapta ‘pandantif’) dikkatini çeker. İçinde annesinin resmi var. Haluk’un ‘şuuru uyuşmuş gibi olur’. “Düşmemek için tutunacak yer arıyordum.” Resimdeki kişinin ‘eski karısı’ olduğunu ilerde anlayacağız. O gece Ümran’ı (romanda ‘beyaz’, filmde ‘pembe’) villasına davet eder.
‘Blue’daki (1968) (Manos Hadjidakis) ‘The Mexicans in the Village’. Genç kız geldiğinde bir adam evden ayrılıyordu. Artık ne konuştularsa, Haluk çok sarsılmış. Odadaki masanın üzerinde bir kurukafa var.
“Gioconda’s Smile” 33’lüğündeki (1965) (Manos Hadjidakis) ‘Mr. Noll’. ‘Azap içindeki’ adamın anlattıklarıyla biz de şaşkınlık içindeyiz. Evlenmekten; İnsanların yalnızca dış yüzünü değil iç yüzünü de tanımak gerektiğinden; ‘Her çağıranın peşinden giden beyinsiz küçük kuşları çok iyi tanıdığından’ söz ediyor.
“Gioconda’s Smile” albümündeki (1965) (Manos Hadjidakis) ‘Returning in the Evening’. Sonunda yaşam öyküsüne sıra gelir. “Bu akşam her şeyi bilmelisin.” Yıllar önce, ölüm döşeğindeki babası Ahmet Giray Bey’in lanetli vasiyeti; “Ben bir kadın uğruna ölüyorum. (Bir resim göstererek) Bu kadın senin annendir… Gençliğimde uzak ülkelerde yaptığım bir seyahat esnasında tanışmıştım. Çok genç ve güzel bir kızdı. O’nu alıp Türkiye’ye getirdim. Evlendik. Ama memleketindeyken seviştiği kendi vatandaşlarından bir genç subay O’nun peşini bırakmadı. El altından mektupla temas kurmaya (ne demekse) ve sonunda O’nu kandırmaya muvaffak oldu. Annen bizi bırakıp o adama kaçtı. O zaman sen iki yaşındaydın. Anneni baştan çıkaran o adamdan intikamımı almanı istiyorum.” Ancak bir isim veya adres söyleyemeden ölür.
Bir müddet sonra Haluk, Harbiye’yi bitirmiş. Halasının kızı Nüvit’le evleneceklerdi. Büyükannesi aracılığı ile istetmiş. Halanın kafası delikanlının ‘annesinin meselesine takıldığı için’ iş biraz uzar. Romandaki Hala daha sert; “Ben dünyada kızımı bir gâvurun oğluna vermem” diyormuş (sf. 37). Sonuçta iş tatlıya bağlanır ve evlenirler.
İki yıl ‘aşkları hiç azalmadan, saadetlerine en küçük bir gölge düşmeden’ çok mutlu geçer. (Bu sahnelerde ‘subay’ Haluk’u hep ‘sivil’ giysilerle görüyoruz).
‘El Cid’deki (1961) (Miklós Rózsa) ‘Overture’. “Fakat o yıl patlayan Balkan Harbi bizi tatlı rüyamızdan uyandırdı.”
‘Triumphal March and Ballet’ (1871/72) (Giuseppe Verdi). “Kan ve barut kokan savaştan Allah’ın inayetiyle, yuvasına sağ salim dönüşü” Aida Operası 2. perdedeki melodi ile. Halası ve büyükannesine, en önemlisi karısına kavuşmuş.
Fakat pek hoş olmayan bir sürpriz neşesini kaçırıyor. “Uzak akrabam olan Muhtar adında kimsesiz ve hasta genç ben yokken bizim yalıya yerleşmişti.”
‘Cleopatra‘daki (1963) (Alex North) Main Title’ (1963). Doktor Tevfik Soyurgal ‘ilaçlarına, moraline dikkat edilmesini’ söylüyor. Ayrıca üzülmemeliymiş. ‘Marazi’ genç kendisine gösterilen ilgiyi yanlış anlar. Haluk zaten Nüvit’i ‘bu veremliden’ kıskanıyordu. Sonrasında olanlar içler acısı.
Meğer Muhtar da genç kadını kocasından kıskanıyormuş! Sataşmaya kalkar. “Bana vereceğin küçük bir ümit, hayatımı kurtarabilir.” Ama Haluk’un dayağıyla yetinmek zorunda kalıyor. Hiçbir suçu olmayan Nüvit’in payına ise ‘boş kâğıdı’ düşer. Gözyaşı, yalvarma sonucu değiştirmiyor. “Artık karım değilsin.”
Haluk, boşandıktan sonra 1914’teki Büyük Savaş’a katılır. 11. Kolordu, 33. Fırka, 99. Alay, 2. Tabur, 1. Bölük takım zabitliği (sf. 25). “Yedi düvele karşı kahramanca çarpıştık. Nüvit’in gönderdiği mektupları okumadan yakıyordum. Ona karşı duyduğum nefretle ölüme meydan okuyor, cepheden cepheye koşuyordum.”
Edmund de Luca’nın ‘Conquerors of the Ages’ uzunçalarındaki (1957) ‘Genghis Khan’. Bir gece keşfe çıkmış düşman uçağını düşürürler. Pilot Piyer Ramon (romandaki soyadı ‘Voronikof’) esir edilir. “Uzun boylu, zayıf yapılı, kumral, yakışıklı bir Yüzbaşı (sf. 57).” Kahramanımız ‘ruhunda uyanan garip hislerin mahiyetini’ sonradan anlayacaktır. “Siz Türkler vicdanlı insansınız. Bir nişanlım var… Eğer siz de hayatta sevdinizse bunun ne demek olduğunu anlarsınız” diye başlayan konuşması sarsıcı bir istekle biter; “Beni serbest bırakın.”
‘Ben Hur’daki (1959) (Miklós Rózsa) ‘Burning Desert’. Filmdeki Haluk nöbetçiyi çağırmak için dışarı çıkınca Piyer kaçıyor. Kahramanımız da yakalanması için çok istekli değil. Romandaki Halûk ise kaçmasına izin verdiği gibi ‘gitmesi gerekli istikameti bile gösterir’.
Hudut boyundaki kahramanca savaşlarda insan kaybımız çok fazla. [Görüntüler ‘Çanakkale Aslanları’ndan (1964) alınmış. Orada 53. dakika 9. saniyedeki (Mümtaz Ener’in seslendirdiği) Çavuş Talat Gözbak’ın el bombası atma sahnesini ‘Günah Bende Mi?’ filminde 28. dakika 25. saniyede izliyoruz]. 1000 kişiden geriye 4 zabit ve 19 nefer kalmış. “Esir düştük.”
‘Esirlerle siyasi sürgünlerin toplandıkları kuzeydeki bir bölgeye sevk edilirler’. Burada ismin yerini numara almış; ‘4008’. ‘Sürüklendiği bu meçhul, sürprizlerle dolu’.
Kaderin bir cilvesi, Piyer de orada. Kendisine yapılan yardımı unutmamış. Haluk’u, Garnizon Kumandanı babası General Ramon’la (kitapta Kont Voronikof’la) tanıştırır. Esir kahramanımız(!) artık asilzadelerin toplantılarına bir şeref konuğu olarak davet ediliyor!
Paul Mauriat’nın ‘Of Vodka and Caviar’ albümündeki (1965) ‘Le Temps Du Muguet (Les Nuits De Moscou)’ (1955) (Vassily Soloviev-Sodoi / Mikhail Matoussovski) ile başlayan baloda bir sürpriz var.
‘Katyusha’ (Casatchok) (1938) (Matvey Blanter / Mikhail Isakovsky) melodisiyle gelen mor (romanda siyah) tuvaletli güzel kadın Nüvit. ‘Kocası’ Ali Rıza Bey bir siyasi sürgünmüş. Dünya Savaşı bile kahramanımızı bu denli sarsmamıştı.
Piyer onların daha önce tanıştıklarını anlamış. Gerçeği öğrenince yardımcı olmaya çalışır. Dünya Savaşı yılları; Rusya’da Bolşevik İhtilali patlamış, her şey karman çorman. Ama Piyer ve general baba işi gücü bırakıp iki aşığı, Ali Rıza Bey’e çaktırmadan bir araya getirmek amacıyla yırtınıyorlar!
Eski karısı da olsa, evli bir kadınla kurulan ilişki nedeniyle seyircide olabilecek tepki için Yönetmen (romanda olmayan) şu çözümü bulmuş; ‘Ali Rıza Bey de Nüvit’i Altın Kadeh Kabaresi’ndeki dansöz Meltem Mete ile aldatıyor’. Artık ‘her şey mubah, herkes sütten çıkmış ak kaşık’.
Paul Mauriat’nın ‘Of Vodka and Caviar’ uzunçalarındaki (1965) ‘Plaine, Ma Plaine’ (1934) (Lev Knipper) ile buluştukları tahta köprüde Haluk “Eğer bizi ayıran sadece ‘kocam’ dediğin o salak herifin varlığı ise ben O’nu yok etmesini bilirim” demişti. Ama Nüvit’in yatak odasına girdiği gece, meyhaneden dönen Ali Rıza Bey’in kafasına evin balkonundan koca bir saksı atacağı kimin aklına gelir. Zavallı Avukat ölümlerden dönüyor.
General Ramon, beklendiği gibi, kahramanımızın bu ‘cinayet girişiminden paçasını kurtarması için’ hazır ve nazır. “Ben ve oğlum Piyer sizin saadetinize çalışacağız.”
Konuşmaları sırada Haluk’un gözü duvardaki resme takılır. “Büyük bir çerçevenin içinden annem bana gülümsüyordu.” Acı gerçeği hemen anlar; Annesi ve General’in birkaç yıl önce ölen eşi aynı kişi. Piyer de kardeşi. Kulaklarında babasının vasiyeti yankılanıp duruyor. Yaşlı adamı boğarak öldürür.
Filmdeki herkes sanki Haluk’a yardım etmekle görevli. Bu kez Nüvit imdada yetişir. Kaçmak isteyen esirlere yardım eden birini tanıyormuş. O’nun aracılığı ile delikanlıyı İstanbul’a ulaştırır.
‘Yardım’ı bu kadarla kalmaz. Cinayeti de üstlenir! Kurşuna dizilme sahnesi 2 dakika sürüyor.
‘Funeral in Berlin’deki (1966) (Konrad Elfers) ‘Fate of Two Pawns’. 15 yıl sonra Piyer, ‘ödeşmek için’ Nüvit’in kurukafasını ve son mektubunu Haluk’a getirir. Sevdiği kadının öldüğünü ve Ümran’ın kızı olduğunu öğrenen kahramanımız için ‘kendi vücudunu ortadan kaldırmak’tan başka yapacak bir şey kalmıyor.
“Benim annem kaçtı, babam intikam vasiyet etti… Sen olsan ne yapardın? Çılgın gibi sevdiğim karımı bir hiç yüzünden boşadım. Her şeyimi kaybettim. Kader, hayatın yapısıdır Piyer. Söyle, konuş, Günah Bende Mi?”

Romandaki Halûk Giray’ın annesi Marusa adlı bir Rus kızı. Babası Rusya’da sefirken evlenmişler. ‘Bir ecnebiyi nikâhladığı için bütün ailenin düşman kesilmesi’; Müslümanlığı kabul edince bu hiddetin yatışması; Serbest yaşamaya alışkın kadının bu mutaassıp hayattan sıkılmaya başlaması; Zamanla aralarında baş gösteren ‘imtizaçsızlık’ (sf. 33). Artık bunların bir önemi yok çünkü Marusa, kocası ve iki yaşındaki Halûk’u bırakarak ülkesine dönmüş ve evlenmiş. ‘Pek müteessir olan baba uzun süren bir hastalıktan sonra gözlerini hayata kapatır’. Vasiyetini de (oğlu o sırada çok küçük olduğu için) büyük Hala’nın veremli kızı Hadiye’ye bildiriyor; Oğlu, karısını elinden alan “O mel’unu ilk gördüğü, ilk tanıdığı yerde hiç tereddüt etmeden gebertsin (sf. 35)”.
Halûk, subay çıkınca küçük Hala’nın kızı Nüvid ile evlenir. ‘Muhtar Olayı’ndan sonra da boşanıp bir ‘becayiş’ ile Anadolu’ya geçer. Piyer’in kaçmasına göz yummanın faydasını, esir düştükten sonra Sibirya’daki Kansk’ta görecektir.
Romanda Nüvid’in suçu üstüne alması ve kurşuna dizilme yok. Ölümü, Avrupa’daki bir tren kazasında. Halûk’un Çin ve İran üzerinden ülkeye kaçışı 100 sayfa. Bu bölümü, Charles Dickens tadında bir mizahla anlatılmış Kerime Nadir.
Yazar, özellikle kitabın ikinci yarısında, sanki Halûk’u sevmemizi istemiyor. Hamam kasadarı Lida’yı aldatması; Çinî Türkistan’daki Kulca’da (Alman makinist ‘Şmit’ ve karısı Alvina’nın kızları) Lizet’i hamile bıraktığını anlayınca oradan apar topar kaçması.
Zaten kadınlar için şunu söylüyordu; “Kopmayacak meyveye (O’nun deyişiyle ‘meyvaya’) el uzatmak neye yarar.”
Son sayfalardaki intiharına üzülen okuyucu sayısı çok değildir herhalde.

‘Werner Müller ve Orkestrası’nın ‘Gypsy!’ albümündeki (1965) ‘Gypsy Love’ (Zigeunerliebe) (1911/12) (Franz Lehár). Ali Rıza Bey, Haluk’un ‘bu valsı karısıyla yapmasına izin vermiş’.
Haluk; “Bana bu ihaneti nasıl yapabildin?”
Nüvit; “Şuurlu bir insan olarak yaşama hakkımı kullandım sadece. Çocuğumuzun varlığı bile seni inadından döndüremedi çünkü.”
Haluk; “Çocuğumuz mu dedin?”
Nüvit; “Evet, çocuğumuz. Niçin şaştın? Bilmiyor musun, sana yazmıştım.”
Haluk; “Cepheye gönderdiğin mektupları okumadan yakıyordum. Peki, ne oldu o çocuk? Nerde şimdi?”
Nüvit; “Şey, nasıl söyleyeyim, öldü. Bir aylıkken difteriden öldü.”
Haluk; “Seni tekrar karşıma çıkaran talihe lanet olsun. Seni şu anda kollarımın arasına alacak kadar neden küçüldüğümü de bilmiyorum.”
Sonradan genç kadını tekrar elde etmek için kocasını öldürmelere bile kalkışacaktır.
(Yazan: Murat Çelenligil)

Künye

Yönetmen Nevzat Pesen
Senaryo ,
Yapımcı Nevzat Pesen
Müzik Tuncer Aydınoğlu
Görüntü Yönetmeni Menasi Filmeridis
Eser
Tür Dram, Duygusal, Tarihi
Özellikler Eastmancolor, Renkli
Ülke Türkiye
Etiketler Esir, Kafatası, Kar, Kışla, Romandan Uyarlama, Daha Fazlası

Firmalar

Pesen Film (Yapım)

Son Yorumlar (19)

performer avatar performer 14 Nisan 2017 21:51:27

5

epey bütçe ayrılmış filme...bana hitap etmeyen bir film.

liondaddy avatar liondaddy 28 Mayıs 2013 15:32:44

10

Mükemmel bir film. Tekrar tekrar izlenebilir bir film. Engin Caglar ve Türkan Soray ikilisi cok iyi uyum saglamislar filmde ve cokta iyi oynamislar.

benimsinema avatar benimsinema 02 Haziran 2012 15:56:06

8

ask, cinayet, intikam, tesadüf ve tam bir entrikalarla dolu bir film. filmin müzigi bile yetiyor herseyden önce. ask öyle biseyki, yasaklari ve sinirlari asiyor, hatta ugruna ölümü alacak kadar fedakarlik bile yaptiriyor insana. engin caglar biyiksiz haliyle daha karizmatik, türkan soray ve fatma karanfilin güzelligi görülmeyecek sekilde.

t_rex 14 Ocak 2012 00:26:01

5

filmin en büyük talihsizliği yönetmen koltuğunda nevzat pesen in yer alması. tam ülkü erakalın ın muvavvafakiyet sağlayabileceği bir projeymiş.yazık olmuş güzelim hikayeye.

delikadir39 avatar delikadir39 04 Şubat 2011 13:59:02

10

Engin Çağların en iyi filmi.

hakan samsun avatar hakan samsun 03 Şubat 2011 14:03:02

10

cok güzel bir türkan şoray filmi

Yandex.Metrica