Siyah Gözler

8,39

( 8 kişi yorum yaptı )

Siyah Gözler

Sinema Filmi

1965

‘Mahur Saz Semaisi-Teslimi’ (Refik Talat).
Deniz kenarında çay içiyorlar. ‘34 DH 269’ plakalı düğün arabasının geçişi aradığı fırsatı vermiş.
Fikret; “Benimle evlenir misin Türkan? Seni seviyorum. Sensiz olamayacağımı anladım. Bir haftaya kadar İngiltere’ye gidiyorum. Biliyorsun tahsilimi tamamlamaya. Son senem. 365 günün her 24 saati sensiz geçecek. Güç, çok güç. Kendimde bu kuvveti bulamıyorum. Gitmeyeceğim Londra’ya.”
Türkan; “Gitmeyecek misin? Hayır, olmaz öyle şey.”
Fikret; “O halde bana ‘evet’ de. Seni seviyorum Türkan. İlk defa seviyorum.”
Türkan; “Ama daha tanışalı iki ay bile olmadı. Bu kadar kısa bir zamanda nasıl karar verirsin?”
Fikret; “İki saat, iki gün, iki ay! Bunlar boş laflar. Ben kendimi bildim bileli seni tanıyor gibiyim.”


Kamelyalı Kadın’ın (1848-Alexandre D umas Fills) (Güven Yayınevi-Ekim, 1959) (Çeviren Zahir Güvemli) sayısız Yeşilçam uyarlamasından biri. Jenerikte Sevim Şengül’ün sesi ile ‘Şebnem’ var (İbrahim Özoral / Zeki Yağmurdereli); “Gözün aydın baygın//Saçların tel tel//Çehrende bir melal//Gözlerinde nem//Ağlayışın güzel, gülüşün güzel//Yanağın goncadır//Gözyaşın şebnem.”
1965 sona eriyor. ‘Şiddetli kış İstanbul’u epey hırpalamış’. Her tarafta kar, yağmur.
Bir iş çıkışı, Türkan eve gitme telaşında. ‘Sürtük’ten (1970) anımsadığımız ‘34 DH 617’ plakalı Chevrolet genç kızın üstüne su sıçratmış. [Türkan Şoray ve üzerindeki pardösüyü ‘Siyah Gül’de (1966) tekrar göreceğiz]. İntiharına dek uzanan öykünün başlangıcı böyle.
Delikanlının adı Fikret. Babası Tekstil Kralı Kemal Sarıoğlu. Annesi Nedret Güvenç’in filmdeki adını öğrenemiyoruz ama kız kardeşininki Esin. Londra’da ‘tekstil mühendisliği tahsil ediyor’. Kısa bir süre sonra oralara dönecekmiş. Geceyi, yağmuru ve çiçeklerden karanfili severmiş.
Türkan, Lion Mağazası’nda satış elemanı. (Bu sayede İstiklal Caddesi’ni birkaç kez görebiliyoruz). Soyadı Gür. Anne babasını kaybettiği için iki yıldır yalnız. Hiçbir yakını kalmamış. İlişkileri aşka dönüşünce Fikret’in söylediği şiir; “Dalın yaprağı//Denizin balığı//Göğün bulutu var//**//Gecenin yıldızı//Dağın kuşları var//**//Biz de artık yalnız değiliz.”
Genç kız önceleri “Şımarık bir çocuk gibi kendinizi oyalayacak bir eğlence arıyorsunuz” demişti. Kendisinin ise ‘eğlenmeye ne vakti ne de niyeti varmış’. Ancak delikanlı öylesine sevimli ve içten ki bir kaç sahne sonra el ele sahilde dolaşıyorlardı. Kâğıt helva ve köfte ekmek. Tek istedikleri beraber olmak.
Frank Chacksfield ve Orkestrası’nın ‘Immortal Serenade’ uzunçalarındaki (1958) ‘Fair Maid of Perth (La Jolie Fille de Perth)’ (1859) (Georges Bizet). Türkan’ı evine bırakıyor. Gelecek ay yolcuymuş. Acele edişinin asıl sebebi bu. “Sizi çarçabuk tanımaya, mümkün olduğu kadar çok görmeye mecburum” diyor. Evlilik teklifi de böyle ‘çarçabuk’ gelir. ‘Babası ile konuşup bu meseleyi neticelendirecekmiş’. Ailesinin sevineceğine emindi. “Çok mutluyum Türkan. İnan ki bu mutluluk beni çıldırtabilir.”
Kemal Bey’in tepkisi de “Sen çıldırmışsın” şeklinde. ‘Bir tezgâhtar parçasını, ne idiği belirsiz birini’ eve gelin olarak alamazmış. Eğitimi için harcadığı paraları bile başına kakıyor. Hırsını alamayıp ‘oğlunu böylesine şımartmak ve bu kadar yüz vermekle’ suçluyor karısını.
‘When You Wish Upon A Star’ (1940) (Leigh Harline / Ned Washington). Oysa Fikret kararlıydı. Esin “Gitme Abiciğim! Ne olur bizi bırakma” diye yalvarıyor.
Her kötü olayda bir iyi taraf bulunması gibi bu fırtına da annenin kişiliğini bulmasına yarar. 25 senedir kocasına kul köle olmuş. Çocuklarına analık etmiş. İlk defa, şimdi, karşı çıkıyor. “Oğlundur, O’na yaptıkların lütuf değil vazifendir.” Biraz önce herkesi kovuyordu ama Kemal de aile içindeki yerini anlamış. Yelkenleri suya indirir çaresiz. “Gitmeyin. Ben sizsiz yaşayamam. Hayatım boyunca emrettim. Her isteğimin yerine getirilmesine alıştım. Özür dilemesini bile bilmiyorum.”
Bu evliliği kabullenmişler. Anne, en kıymetli yüzüğünü “Al bunu, O’na ver” diyerek oğluna uzatıyor.
Ailesine tanıtacaktı ama Türkan bunu kabul etmez. Fakirliğini, yalnızlığını görüp acırlarmış. Yardım etmeye kalkarlarmış. “Seni, kendi hayatımı yaşayarak, kendi mücadelem içinde beklemek istiyorum.” (Nedret Hanım, oğlunu yolcu ederken, hemen yanında uçağa el sallayan genç kızın parmaklarına dikkat etseydi keşke. Yüzüğünü görür, sonraki kötü olayları önlemiş olurdu belki).
Martin Deny’nin ‘Hypnotique’ albümündeki (1958/59) ‘On a Little Street in Singapore’ (Billy Hill / Peter de Rose). Artık zamansızlıktan mı yoksa yersizlikten mi bilinmez delikanlının gidişinden bir gün önce o muhteşem arabada birbirlerinin olurlar.
Nilüfer Koçyiğit, Fikret’in yolcu edildiği Yeşilköy sahnesindeki giysiyi ablasından ödünç almış. [Aynı elbise ‘Sevgim ve Gururum’ (1965) ve ‘Posta Güvercini’nde (1965) Hülya Koçyiğit’in; ‘Bitmeyen Çile’de (1966) Feryal Koçyiğit’in üzerindeydi].
Sonrasında mektuplaşma var. Delikanlının gönderdiği kartlarda Thames Nehri ve Big Ben, genç kızınkilerde Sultanahmet Camii var.
Mantovani’nin ‘Film Encores Vol. 2’ uzunçalarındaki (1959) ‘The High and the Mighty’ (1954) (Dimitri Tiomkin / Ned Washington). “Canım Türkan’ım, öyle sanıyorum ki sana her gün yazsam bıkmayacağım. Günlerim sadece seninle ve derslerimle geçiyor.” Ağır bir çalışma devresine girmiş. Böylece zamanın akışını hızlandırmak mümkün oluyormuş.
Mantovani’nin ‘Song Hits From Film Encores’ 33’lüğündeki (1957) ‘Bewitched’ (1957) (Richard Rodgers / Lorenz Hart). Türkan’ın da her anı beklemekle geçiyor. Beraber olacakları günler yaklaştığı için sevinç içindeymiş.
‘The Rainbow Sound of (Gene) Bianco, His Harb & Orchestra’ albümündeki (1958/59) ‘Ebb Tide’ (1953) (Robert Maxwell / Carl Sigman). Anne Nedret Güvenç de şiddetli kışı ve çok özlediklerini yazmış.
‘Nights in the Garden of Spain; I. En el Generalife’ (1915/16) (Manuel de Falla). Fikret’in ‘Big Ben’li kartında ‘Türkan’a ve İstanbul’un o parlak güneşli baharına olan özlem’ var. [Türkan Şoray bu elbiseyi ‘Siyah Gül’de (1966) tekrar giyecektir]. Vazonun olduğu masada 25 Aralık 1965 tarihli Ses Mecmuası dikkatimizi çekiyor.
Yeşilçam’daki kadınları haklı çıkartan sözleri bu filmde erkek kahraman söylüyor; “Yaşadığın hayatın güçlüğü beni ürkütüyor. Sana bir şey olacak diye korkuyorum.” Gerçekten de Mağaza Müdürü Şeref’in bakışı bakış değil.
Sayılı gün çabuk geçer. Okul bitmiş Fikret geri geliyor. Birbirlerini tanımayan Türkan ve aile yine Yeşilköy’de. Uçağın ‘bu saate kadar gelmesi lazımdı’ ama sabırla bekliyorlar. Beyrut’tan yeni dönen Şeref de genç kızı görmüş etrafında dolanıp duruyor. Burada filmin bir sürprizi ile karşılaşıyoruz. Arkadaşı Necmi rolündeki kişi, filmin yönetmeni Nejat Saydam. [Nilüfer Koçyiğit’in bu sahnedeki tayyörünü ‘Kadın Severse’; ‘Tehlikeli Adımlar’; ‘Posta Güvercini’ filmlerinde (1965) Hülya Koçyiğit giyiyordu].
‘Dead Ringer’daki (1964) ‘Main Title’ (André Previn). İçten içe kendisini hissettiren haber anons edilir; “Londra’dan gelen uçak Yunanistan üzerinde mecburi iniş yaparken düşmüş.”
Şeref, bu felaketi bile işine gelecek şekilde kullanıyor. İntihar etmek isteyen genç kıza yardımcı olmak(!) havalarındaydı.
‘Sen Sevme Beni’ (1964) (Salvatore Adamo / Fecri Ebcioğlu). ‘Amour Perdu’nün (1963) Türkçe yorumunu Öztürk Serengil’in sesinden dinlediğimiz lokantada ilaçlı içki ile sarhoş eder Türkan’ı.
‘Dead Ringer’daki (1964) ‘The Dog Attacks’ (0.59’dan itibaren) (André Previn). Ertesi gün Şeref’in yatağında uyanır. Keşke bir gün daha uzak durabilseydi bu pislikten. Kitaptaki Marguerite Gautier “Ah, geçmişteki hayatım! Bugün, o hayatı iki kat ödüyorum” demişti (sf. 207). Türkan’ın ‘düşürüldüğü tuzağın bedeli’ çok daha ağır.
‘Dead Ringer’daki (1964) “Maggie’s Murder” (1964) (André Previn). Sarayburnu yakınlarında perişan bir şekilde dolaşırken gazeteciler haykırıyordu; (27 Aralık 1965 tarihli Hürriyet) “Feci uçak kazası. Yanan uçakta bulunan 50 yolcudan 4 kişi ağır yaralı olarak kurtulabildi. Bunlardan biri de Fikret Sarıoğlu adında Türk Tekstil Mühendisi.”
Genç kızın düşüşü çok hızlı. Saniyeler için ‘Sosyete Gülü’ olmuş. Londra Pavyon, Mulen Ruj, Vagon Blö gibi yerlerde görüyoruz kendisini. [Şampanya sahnesindeki tuvaleti ‘Siyah Gül’de (1966) ‘Yollar Uzak Gelemedim’i (Suat Sayın); Kadeh fırlatarak ayna kırdığındakini ise yine ‘Siyah Gül’de (1966) ‘Hani Bir Gün Gelecektin (Yalancısın)’i (Teoman Alpay) söylerken giyecektir Türkan Şoray].
Üç ay sonra. Esin ve annesi Yeşilköy’de bekliyorlar. [Nilüfer Koçyiğit’in paltosunu ‘Katilin Kızı’nda (1965) Hülya Koçyiğit giyiyordu]. Kemal Bey oğlunu getirmeye gitmiş. Neyse ki fazla bir şeyi yok delikanlının. Elindeki bastonu da birkaç saniye sonra bırakır zaten. Gözleri, orada olmayan Türkan’ı arıyor. Mektuplarına ve gelişini bildiren telgrafa yanıt alamamanın sıkıntısı içindeydi.
‘Nights In The Garden Of Spain: I. En el Generalife-Allegretto Tranquillo E Misterioso’ (1915/16) (Manuel De Falla). Mağazanın kısım Şefi Muazzez Hanım’dan fazla bir şey öğrenemez; “Üç ay kadar oluyor haber bile vermeden işi bıraktı. ‘Hasta mı acaba’ diyerek evine haber yolladık. Fakat oradan da taşınmış. Bulamadık. İki haftalık parası da vardı alacağı. Sonra mektupları bir de telgrafı var. Öylece duruyor burada.”
‘Mondo Cane’deki (1962) “L’Isola Maledetta” (Riz Ortolani). Ev sahibinden de öyle.
‘More Mantovani Film Encores’ uzunçalarındaki (1959) ‘Be My Love’ (1950) (Nicholas Brodzsky / Sammy Cahn). Yüreğinde bin bir hüzün, evvelce beraber oldukları yerlerde (babasının deyimiyle ‘serseri serseri’) dolaşıyor.
“Aramadığım yer kalmadı. Yok, hiçbir yerde yok. Kimse nereye gittiğini bilmiyor” demişti. Ama Kemal Bey ne yapacağını ‘’biliyor’. Lütfü Bey’le konuşup bu işi bir karara bağlayacakmış. Sonraki bir gün gazete sayfalarında “Gökmen Mensucat Fabrikaları sahibinin kızı Ayla Gökmen ile Tekstil Kralı’nın oğlu Fikret Sarıoğlu arasındaki Yılın Nişanı” haberi vardı. Türkan bunu bir takside okuyor. Şoför, filmin bir sürprizi; Reji Asistanı Orhan Aykanat.
Film öylesine bölük pörçük ki Lütfü Bey’i, Ayla’yı ve nişan törenini göremiyoruz.
Sevim Şengül’ün sesi ile ‘Yollar Uzak Gelemedim’i (Suat Sayın) dinlediğimiz gazino. Delikanlı çok mutsuz. Üç kadeh viskiyi deviriyor.
‘Dead Ringer’daki (1964) “Maggie’s Murder” (André Previn). Türkan ile karşılaşması 1.36-1.41 arasındaki çarpıcı notalarla. Çok sevinmiş ama ‘böyle bir yerde ve bu açık saçık elbiseler içinde olmasına’ da şaşırmıştı. Gerçeği anlaması uzun sürmez. ‘Londra’ya giderken tertemiz bir insan olarak bıraktığı sevgilisinden sadece tertemiz bir kalp kalmış, o kadar’. Ama uzaklaşmak istese de uzaklaşamaz.
Fausto Papetti’nin ‘1a Raccolta’ uzunçalarındaki (1960) ‘Ebb Tide’ (1953) (Robert Maxwell / Carl Sigman). Babasının üstelemesi ile barmene para vererek odasına bile getirtir O’nu. Duvarları yumrukluyor, hırsından elini ısırıyor ancak sevgisi bir türlü azalmıyordu. Genç kızın “Bizim saadet trenimiz çoktan kaçtı. Evine dön, nişanlına dön” sözlerini dinlemiyor bile.
Sonunda ‘çok uzaklara, Onları kimsenin tanımadığı yere’ gitmeye karar verirler.
‘Çok uzaklara’ diyorlardı. Gide gide Şile’ye gitmişler. Birkaç mutlu ‘deniz, balık’ sahnesinden sonra ‘hakikatlerden kaçamayacakları’ ortaya çıkıyor. Şeref de oradaydı. Sevdiği kızı kötü yola düşüren adamı (yediği bir yumruğa karşılık) 18 yumruk ve üç judo darbesi ile dövüyor Fikret.
Onlar birbirini yerken Türkan bir ‘Allahaısmarladık’ mektubu bırakarak gitmiş; “Artık beni arama. Bunun böyle olacağı belliydi. Cemiyet içinde yapayalnız kalmamıza imkân yok. Bugün karşımıza Şeref çıkar. Yarın başkaları çıkacak. Maziden kurtulamayacağız [‘The Words’deki (2012) The Old Man-Jeremy Irons da “You can’t erase the past” diyecektir]. Bir ömür boyu sana ebedi huzursuzluk vereceğim. Birbirimizi en çok sevdiğimiz anda ayrılalım.”
Sonraki sahnenin filme katkısını anlayamadık. Suna Sunay, Sevim Şengül’ün sesi ile ‘Seninle Bir Sonbahar’ı (Yusuf Nalkesen) söylüyor. Türkan ise içki içmekle meşgul. Biraz sonra “Yeter böyle kasvetli şarkılar” diye bağırır. (Umarız, film de olsa, Yusuf Nalkesen bu ‘kasvetli’ sözcüğüne kırılmamıştır.)
Acker Bilk and his Paramount Jazz Band’den (1963) ‘The Harem’ (1962) (Dorothy Hodas / Mack Wolfson / Eddie Cooper). Ardından yaklaşık üç dakika bu melodi ile dans ediyor.
Odasına geldiğinde Kemal Bey bekliyordu. Oğlunu terk etmesini ister. Parası ile istediği her şeyi yaptırabilirmiş. Oysa sevgililer zaten ayrılmışlardı. Bu nedenle diğer filmlerdeki etkiyi yapamadığı gibi genç kızın ölümünü çabuklaştırmaktan başka bir işe yaramaz.
Son bir mektupla sevgilisine veda eder; “Sen bu satırları okuduğun zaman ben senden çok uzaklarda olacağım.”
‘Hicaz Giriş’. Üzerinde beyaz bir giysi, kendisini tepeden sulara bırakır.
Fikret yetiştiğinde dört kişi zavallı kızın cansız bedenini denizden çıkarıyordu.
‘İhtiyarlamış bir kötü kadında ne itibar kalırmış ne de ilgi çekicilik’ (sf. 17). Hiç olmazsa bunları yaşamak zorunda kalmıyor.


‘Hicaz Makamında Ud Taksimi’.
Lütfü Bey’in şerefine verdiği ziyafete gitmemiş. Meyhanede zil zurna sarhoş. [‘Zehirli Hayat’ın (1967) simitçisi Ahmet Yıldırım da köşede bir yerde]. Başından aşağı boca edilen bir bardak suyla kendisine gelir.
Kemal; “Bu lüzumsuz inadı bırak artık. Biraz 20. asır insanı olmaya bak. Şimdiye kadar seninle aramızdaki bir takım mevzuları hiç konuşmadık.”
Fikret; “Evet. Maalesef daima aramızda bir uçurum olmuştur.”
Kemal; “O kadın bu uçurumu kilometrelerce uzattı. Seni böyle amansız bir hastalığın pençesinde görmek beni deli eder. Kemal Sarıoğlu’nun biricik oğlu çamurda bir zambağı sevemez.”
Fikret; “Türkan, bütün kirli hayatına rağmen tertemiz bir kalbe sahiptir baba.”
Kemal; “Tertemiz kalan bir kalp neyi ifade eder ki… Sana emrediyorum o kızı unutacaksın… Düşün öyle bir kadın ki herkes O’na…”
Fikret; “Yalnız bir kadın niçin düşer? O’nu felakete sürükleyen nedenler, etrafında dolaşan melek yüzlü kötü insanlar yaptıklarından hiçbir zaman sorumlu tutulmayacaklar… Türkan’ın bugünkü duruma düşmesinde sen, ben, hepimiz mesulüz.”
Kemal; “O’nun suçunun(!) kefaletini bana ödetemezsin. Türkan’ı paran mukabili her an bir otel odasında bulabilirsin. Haydi denemesi bedava.”
“O’nun suçu”, “Paran mukabili” ve “Denemesi bedava” kısımları harika.
(Yazan: Murat Çelenligil)














Künye

Yönetmen Nejat Saydam
Senaryo ,
Yapımcı Recai Akçaoğlu , İrfan Ünal
Müzik Metin Bükey , Tuncer Aydınoğlu
Görüntü Yönetmeni Mike Rafaelyan
Tür Duygusal
Ülke Türkiye
Etiketler İntihar, Şile Daha Fazlası

Oynayanlar

Türkan Şoray Türkan Şoray Türkân
Fikret Hakan Fikret Hakan Fikret Sarıoğlu
Nedret Güvenç Nedret Güvenç Fikret'in Annesi
Reha Yurdakul Reha Yurdakul Şeref
Nilüfer Koçyiğit Nilüfer Koçyiğit Êsin
 Talia Saltı Talia Saltı Yolcu
Nermin Özses Nermin Özses Yolcu
Suna Sunay Suna Sunay
Naciye Topal Naciye Topal
Selahattin Gürsoy Selahattin Gürsoy
Devrim Toto Devrim Toto
Saltuk Kaplangı Saltuk Kaplangı Seslendirme
Sadettin Erbil Sadettin Erbil Reha Yurdakul Seslendirmesi
Sacide Keskin Sacide Keskin Sabahat Işık Seslendirmesi
Abdurrahman Palay Abdurrahman Palay Fikret Hakan Seslendirmesi
Adalet Cimcoz Adalet Cimcoz Türkan Şoray Seslendirmesi
Cahit Irgat Cahit Irgat Kemal Sarıoğlu
Sabahat Işık Sabahat Işık Muazzez

Ekip

Kurgu Özdemir Arıtan (Kurgu)
Yapım Ekibi Melih Üstüngör (Yapım Amiri)
Osman Göktan (Yapım Asistanı)
Yorgo İstavridis (Yapım Asistanı)
İbrahim Seven (Yapım Asistanı)
Basri Büyükcan (Set Amiri)
Yönetmen Ekibi Orhan Aykanat (Reji Ekibi)
Erdal Aksü (Reji Ekibi)
Kamera Ekibi Tosun Bayri (Kamera Asistanı)
Post-Prodüksiyon Ali Berkan (Negatif Kurgu)
Recai Karataş (Laboratuar)
Tanas Petriyadis (Laboratuar)
Mihail Skarpedis (Laboratuar)
Işık Ekibi Fehmi Eryılmaz (Işık Şefi)
Ses Ekibi Tuncer Aydınoğlu (Ses Kayıt)
Taner Oğuz (Senkron)
Arif Özalp (Senkron)
Müzik ekibi Sevim Şengül (Şarkılar)

Firmalar

Akün Film (Yapım)
Acar Film (Film Hazırlık)
Acar Film (Seslendirme)
Erman Film (İşletme)

Son Yorumlar (8)

Göztepe avatar Göztepe 26 Mayıs 2015 17:47:26

10

Filmin ismiyle senaryosunun hiçbir alakası yok ama izlenebilen pek fazla abartıya kaçmayan güzel bir yeşilçam melodramı. Çekim mekanları,oyunculuklar ,görüntü kalitesi filmin gayet iyi. Senaryosu bildiğimiz diğer filmlerin senaryolarına benzesede Tür kan Şoray ile Fikret Hakan'ın başroldeki ağırlığı ile film izlenebiliyor. Güzel bir hüzünlü aşk filmi siyah beyaz görüntülerle İstanbul'u seyretmek bir o kadarda ayrı bir keyf.

gemilervebiz avatar gemilervebiz 04 Kasım 2013 15:27:31

bir yeşikçam melodramı. fena değil izlenebilir

benimsinema avatar benimsinema 12 Haziran 2012 16:07:06

7

sanirim türkan sorayin gözlerine yapilan bir film olsa gerek... ve yine herzamanki gibi üstadlar biarada... türkan sorayla fikret hakan deli gibi sevisirler, fakat taksili icin avrupaya ucmasi gereken fikret, bir ucak kazasinda öldügü sanilir. kahrol an türkani teselli eden reha yurdakul olur ve bu durumundan faydalanir. fikret geri döndügünde, türkan artik kötü yoldadir. ne kadar isteselerde birlesmeleri imkansizdir ve sonunda türkan inithar eder... oyuncula hatrina izlenir

performer avatar performer 24 Nisan 2011 16:58:04

8

hiç hoşuma gitmeyen klişe konu ve diyaloglarına rağmen güzel bir film.

sultanhastası avatar sultanhastası 26 Ocak 2010 22:51:01

Türkan Şoray'ın en kötü ve anlamsız filmi. Herhalde İrfan Ünal ve Nejat Saydam'ı kıramadığı için bu filmde oynadı.

kamil zafer 02 Aralık 2009 10:10:12

7

   Fazla ayrıntısı olmayan bir aşk ve dram filmi.Ayrıntıdanda kasıt lüzumsuz yere sağa sola sarkmadan yani seyredenini fıtık etmeden sadete gelip meramını anlatan bir film.Tabii ki bu konusuyla ilgili.Gösterdiği rol zafiyetiyle karışık müzik uyumsuzl ukları da adamı fıtık eden yanı.Bir ara gece kulübünde cezbeye gelipte aklı sıra çılgınca ettiği dansın eşlik açısından o güzelim müziğine yaptığı fenalık katlanılacak cinsten değildi.Ya kavuşma sahnesi ? Sen öldüğünü zannettiğin sevdiğin kişiyi karşında görünce onca hasretliğin göstergesi no-frost dolap misali bir sarılma mı olmalıydı.Örnekler bir hayli,bilmem ki ne yapsak nerelere gitsek. 2.12.09   Zafer Algan

Yandex.Metrica