Yılların Ardından

8,14

( 7 kişi yorum yaptı )

Yılların Ardından

Sinema Filmi

1964

‘Caravan’ (1937) (Juan Tizol). İngilizce sözler Irving Mills; “You are so exciting, this is so inviting//Resting in my arms//As I thrill to the magic charm.”
Canan’ın yaş günü. Berna, ‘dansta kavalye değiştirme’ cingözlüğü ile Yılmaz’ın kollarında.
Berna; “Gelin bu gece sizinle bir anlaşma yapalım Yılmaz Bey.”
Yılmaz; “Nasıl bir anlaşma efendim?”
Berna; “Bu gecelik Zümrütova Çiftliği’yle ilgili sözleşmeyi unutalım diyorum. Yani birbirimiz için iki dost, iki arkadaş olalım… Aramızdaki iş münasebetini bir an için aklımızdan çıkaralım… Hatta birbirimize isimlerimizle de hitap edebiliriz.” (‘Siz’li, ‘Bey’li konuşma harika bir öpüşle sonlanıyor.)


Aynı adlı romanın (Muazzez Tahsin Berkand) (Birinci basım 1960) (Inkılâp Kitabevi) siyah beyaz Yeşilçam uyarlaması.
“Night and day, you are the one//Only you beneath the moon or under the sun.” Tanıtım yazısındaki ‘Night and Day’ (1932) (Cole Porter) ile Berna Ekicigil’i (kitapta ‘Ekmekçigil’) tanımaya başlıyoruz. (Bu melodi, Yılmaz ve Ali ile fidanlığı gezerken de var.)
İsviçre’de geçen ‘yılların ardından’ ülkesine dönmüş. “Birkaç saat içine sığan muazzam değişiklik…” İstanbul, Köprü (Galata). ‘Kendi dili, kendi insanları’. Vapurla, Yalova’ya babadan kalma ‘Zümrütova Çiftliği’ne (romanda ‘Yeşil Çiftlik’) yolculuk. “Bu sular, bir gün evveline kadar gördüğü göl suları değil, Marmara’nın beyaz köpükleriydi.” Ama güzel yüzündeki keder niye? Bunu anlamamız için çok geriye gitmemiz gerekiyor.
Berna’nın (filmde adları söylenmeyen) ‘ziraat tahsilli’ babası Turhan Bey ve annesi Nükhet Hanım 20 küsur yıl önce bu çiftliği almışlar. ‘Yeni fen bilgileriyle toprak canlanacak (sf. 98)’. Komşu çiftliğin sahibiyle söz kesilmiş çocukları ilerde baş göz edecekler. Berna, Coşkun’u bir arkadaş, bir dost gibi gördüğünü ancak liseyi bitirdiği yıl ve ‘o ilk müthiş felaket’ten sonra anlıyor.
‘The Rite of Spring’ (Le Sacre du Printemps) (1913) (Igor Stravinsky); VI. ‘Glorification of the Chosen One’. Genç kız, Nişantaşı’nda yatılı okuduğu liseyi bitirip çiftliğe gelmiş. Daha dün bir bugün iki, anne ve babasını kaybediyor. Filmde ‘fırtınalı havadaki kaza’, romanda ise ‘eski bir binanın yıkılması (sf. 8)’ sonucu.
Henüz 17 yaşında ve ‘dünyayı tanımaya başlaması bu muazzam şokun ardından’. Aile dostları Doktor Nubar Terziyan’ın (kitaptaki adı ‘Ahmet’) önerisi ile ‘bir hava değişimi’ için [‘Beyaz Güvercin’deki (1963)] Kirazlıyayla’ya gider. “Bol bol uyur, kitap okur, resim yaparsın.” ‘Yalnız kalıp kendini toparlamak’ için geldiği sanatoryumdan, yeni bir yıkım yaşayıp ‘iki kişi’ olarak dönecektir.
“I’ve Got You Under My Skin” (1936/46) (Cole Porter); “I’ve got you deep in the heart of me//So deep in my heart that you’re really a part of me.” Suat Doğan ile karşılaştığında bu swing duyuluyor. “Berna’nın hayatını mahveden, O’nu felakete sürükleyen alçak.” Delikanlının yaklaşımı önceleri çok romantik. Ancak neler olacağı gene şarkıda var; “I said to my self this affair never will go so well.” Tek amacı genç kızı elde etmek. ‘Hedef için her yolu mubah’ gören ve ağzı laf yapan biri. Kaderden; Hayatın bir mum alevi gibi güvenilmez ve dünyanın boş olduğundan söz ediyor. Ormanda geziler, (Uludağ’da nerden buldularsa) gölde balık tutmak, hep bu ‘amaç’la.
‘Moliendo Café’ (1958) (Hugo Blanco) ile dans sonrasında arzusu gerçekleşir.
“…Yıldızların şahitliğinde onun olduğum gecenin üzerinden bir ay geçti. Daha sonra da baş başa geçirdiğimiz çok saatlerimiz oldu… Suat’a, aramızdaki bağlılığa yeni bir düğüm olacak müjdeyi, onun kolları arasında geçirdiğim dakikaların sonucunu haber vereceğim; Bir çocuğumuz olacak.” Bu ‘müjde’yi öğrenen delikanlının ortadan kaybolması ışık hızıyla. İlerde, genç kızın varsıllığını öğrenince “Hata etmişim… Arkama bakmadan kaçtım. Bu yüzden hem bu güzel kadını, hem de bu muhteşem serveti elimden kaçırdım” diyecektir.
[Benzerini ‘Kahveci Güzeli’nden (1968) anımsadığımız] Öneri, yine Doktor Nubar Terziyan’dan gelir; “Şirin’le birlikte İsviçre’ye gidecek, çocuğunu orda dünyaya getireceksin. Herkes çocuğunun anası olarak seni değil Şirin’i bilecek.”
Sütkardeşi Şirin, İsviçre’den ‘kızı’ Kumru ile dönüyor. Berna’nın geri gelişi ise Ziraat Mühendisliği diplomasını aldıktan sonra.
Artık 23 yaşında. “Uzun pantolonu, kısacık saçları, ince vücuduyla çok cazip”. Romandaki sarı saçlı. ‘Aşka Tövbe’ demiş bir genç kadın. Kalbi sevgiye kapalı (sf. 139 ve 114). ‘Çalışmak, çalışmak’ başka bir şey düşündüğü yok. ‘Bernacığım’ demeyi beceremeyip ‘bacım’ diyen ‘yeğeni’ Kumru ile karşılaşması iç burkucu.
Arkadaşları Coşkun Sipahi ve İlhan Sarp’a anlattığına göre ‘Taze Şeftali’ adlı bir konserve fabrikası için kolları sıvamış. “Amerika’da ziraat ve konservecilik ihtisası yapmış Yılmaz Tan” (kitapta ‘Tanoğlu’) gazete ilanı ile bulunur. İlhan’ın dediği gibi ‘mühendisten çok artiste benziyor’. Ancak Berna, ‘sütten ağzı yandığı için’ önlemini baştan alır; “Beraber çalışmamızın iyi sonuçlar vermesi için önce şu hususu aklınızdan çıkarmayın. Bana, salon iltifatları yapmaya mecbur değilsiniz… Beni daima bir erkek arkadaş gibi göreceksiniz.”
Suat’la yaşadıklarından sonra erkekler konusunda ‘birbirine zıt fikirler (sf. 35)’ ve ‘tezatlarla dolu (sf. 47)’. Ancak Coşkun’un ablası Sevil’in dediği gibi ‘kalbin sesi böyle peşin kararlarla boğulmuyor’.
‘Brazil (Aquarela Do Brasil)’ (1939) (Ary Barroso). İlhan ve Nedret’in evlenme yıldönümündeki samba. Berna, Akkavaklar Çiftliği sahibi Gündüz Akıncı ile Bezik oynuyor. Ama gözü, Canan ile dans eden Yılmaz’da. ‘Patron’ ve ‘Müdür Bey’ birbiriyle yarış edercesine mağrur.
Aslında kitaptaki Yılmaz da pek öyle ‘sütten çıkmış ak kaşık’ değil. Çiftliğe gelirken ‘iş saatlerinin dışında eğlenmek ve hatta dilerse, flört etmek imkânını bulacağını (sf. 47)’ düşünüyordu. ‘Rumeli muhaciri bir ailenin çocuğu’. Annesi ve kardeşi Oya’dan başka kimsesi yok. ‘Kendini beğenmiş kadınlardan nefret ediyor’.
Aralarında bir sevgi, olur gibi değildi. Oysa ‘kaprislerle dolu bir küçükhanım’ olan Berna ile “Ondan daha güzel kadınlar benim elimden geçmiştir” diyen Yılmaz birbirlerini, hem de büyük bir aşkla severler. Kızılay ve ‘Çocuk Esirgeme Derneği’ balolarında hep başkalarıyla ilgili gibi gözüküyorlar. Aslında dünyada Berna için Yılmaz’dan, Yılmaz için Berna’dan başka kimse yok. Ayrı oldukları dakikalar, günler ‘ikisi için de çok uzun ve ağır geçmekte (sf. 88)’.
Delikanlı, kardeşinin nişanı için İstanbul’a gittiğinde “O’nun huysuzluklarını ve kaprislerini bile özlediğini” fark eder.
Genç kadın duygusal yönden böylesine çalkantı içindeyken bir şok daha yaşıyor; ‘Zevk avcısı’ ile tekrar karşılaşır. Bir otomobil kazasında yaralanan karı kocayı çiftliğe getiriyorlar. Bayan olanı, Berna’nın okuldan arkadaşı Hale (romanda ‘Sera’). Erkeği görmesi bir çığlıkla; Suat.
Bu Don Juan’ın her şeyi ‘çıkar’ üzerine. Hale ile evlenmesi, kayınpederinin yardımıyla ‘bankaya girip yükselmek için’miş. Fakat şimdi, ölüm döşeğindeki karısı umurunda bile değil. ‘Obur bir iştiha ile’ Berna’ya bakıyor (sf. 94). Kumru’nun kızları olduğunu anlayınca da şantaja başlamış. Bunun, yaşamındaki kaçıncı ‘felaket’ olduğunu genç kadın bile bilmiyordur herhalde. Saldırısından kurtulması ‘son anda’ yetişen Yılmaz sayesinde. Suat’ın attığı kurşun sevdiği erkeği korumaya çalışan Berna’nın omzuna geliyor (romanda böyle bir şey yok).
Suat, her zor durumda kalışında yaptığı gibi, oradan kaçar. Genç kadın artık sevdiğine kavuşmuş. Umarız, yaralanması yaşamındaki son ‘felaket’tir.
Yılmaz; “Kâbus sona erdi artık. Hem ben Kumru’yu çok seviyorum… Sana söyleyecek o kadar çok şeyim var ki.”


‘Cuando Calienta El Sol (En Masachapa)’ (1958/61) (Rafael Gastón Pérez). ‘Love Me With All Of Your Heart’ (İngilizce sözler Michael Vaughn / Sunny Skylar); “When we are far apart//Or when you’re near me//Love me with all of your heart//As I love you.”
Coşkunların evindeki yemek. Sevgi dolu ama kıskançlıkla kolay kırılan iki kalp.
Sevil; “Anlayalım Berna, bu akşam Yılmaz Bey’i kimseye bırakmıyorsun. Bir bezik partisi çıkardın, kavalyemizi elimizden aldın… Baksana Canan O’nu bekliyor.”
Berna; “Canan’ın Yılmaz Bey’le dans etmesi şart mı? Mamafih, sıkılıyorsanız oyunu bırakalım Müdür Bey.”
Yılmaz; “Estağfurullah, sıkılmak ne demek.”
Canan; “Yılmaz Bey’e hepimiz artık ismiyle hitap etmeye hazırlanırken senin O’na hâlâ ‘Müdür Bey’ demekte ısrar etmen manasız şey doğrusu.”
Berna; “Yılmaz Bey sizin ahbabınız olabilir. O’na dilediğiniz dostluğu gösterebilirsiniz, karışmam. Fakat benim için Yılmaz Bey ‘Çiftlik Müdürü’dür.”
(Yazan: Murat Çelenligil)
















































































































































































































Oynayanlar

Göksel Arsoy Göksel Arsoy Yılmaz
Türkan Şoray Türkan Şoray Berna Ekmekçigil
Gürel Ünlüsoy Gürel Ünlüsoy Coşkun
Erkan Yolaç Erkan Yolaç Suat
Suphi Tekniker Suphi Tekniker İlhan
Mine Sun Mine Sun Füsun
Meral Sayın Meral Sayın Gündüz Akıncı
Nur İnsel Nur İnsel Nedret
Ayşegül Devrim Ayşegül Devrim Canan
Gülen Kıpçak Gülen Kıpçak Şirin/Sevim
Nubar Terziyan Nubar Terziyan Doktor
Hakkı Kıvanç Hakkı Kıvanç Ali
Toron Karacaoğlu Toron Karacaoğlu Göksel Arsoy Seslendirmesi
Adalet Cimcoz Adalet Cimcoz Türkan Şoray Seslendirmesi
Hayri Esen Hayri Esen Erkan Yolaç Seslendirmesi
Erdoğan Esenboğa Erdoğan Esenboğa SUPHİ TEKNİKER SESLENDİRMESİ
Rıza Tüzün Rıza Tüzün NUBAR TERZİYAN SESLENDİRMESİ
Faik Coşkun Faik Coşkun

Ekip

Yapım Ekibi Semih Sarıoğlu (Yapım Amiri)
Yönetmen Ekibi Mehmet Aslan (Yönetmen Yardımcısı)
Yücel Çakmaklı (Yönetmen Yardımcısı)
Kamera Ekibi Ferhat Bakır (Kameraman)
Post-Prodüksiyon Sezai Elmaskaya (Negatif Kurgu)
Hilmi Başcan (Laboratuar Şefi)
Ses Ekibi Yorgo İlyadis (Ses Kayıt)
Seslendirme Hayri Esen (Seslendirme Yönetmeni)

Firmalar

Melek Film (Yapım)
Erman Film (Hazırlanma)
Kervan Film (Yapım)

Son Yorumlar (7)

mkurtsen avatar mkurtsen 21 Kasım 2016 20:53:40

6

Bir önceki yorumumda filmin internet oramındaki fiyatını eleştrmiştim. Bu gün o firmanın listesine baktığımda fiyatı 100 TL.ya çektiğini gördüm.
Herhalde eleştirinin faydası olmuş diye düşündüm. Ama gelin görün ki film 21/Kasım/2016 tarihi itibarıyle i YouTube yüklenmiş.
Meraklı arkadaşlara bildirmiş olayım.

mkurtsen avatar mkurtsen 29 Ekim 2015 23:38:09

6

Piyasada benzerlerine çokça rastlanan klasik olmuş siyah/beyazlardan. Yalnız, henüz YouTube kadar düşmemiş. Birkaç yıl evvel CD sini makul bir fiyatla satın almıştım.
Bir sitede 500 TL. fiyat koymuşlar. 500-1500 TL. arası birçok film var . Bunun ad ına ne denir bilmiyorum veya söylemek istemiyorum., sadece el insaf diyorum. Bu işin ticari tarafı.
Diğer taraftan film zamanının bütün özelliklerini yansıtıyor Filmin yapımcısı Ümit Utku jenerikte kendi ismini yönetmen olarak yazdırmış olsada gerçek yönetmenin ismi afişte yazılı olan Dr. Arşavir Alyanak olduğunu düşünüyorum. Bugün 70 yaşındaki Şoray'ın 20 yaş halini izlemek isteyenler için, iyi bir seyirlik olabilir.

gozdemsu 05 Temmuz 2015 21:31:38

8

Hikaye klasik ama film ilgiyle seyrediliyor. Göksel Arsoy ve Türkan Şoray uyumu bunda etken. Erkan Yolaç yerine Önder Somer ya da o dönemde bu role uygun başka bir isim olmasını ben de isterdim.
6'yı yanlışlıkla verdim, puanım 7.5'tan 8 :)

t_rex 30 Aralık 2013 16:47:26

3

hikaye ye bakıldığın özel bir filmmiş gibi geliyor ama tam tersi çok değersiz sığ , derinliği olmayan basit bir yapım. seyretmek isteyenlere tavsiyem boşa zaman kaybı yaşarsınız.

benimsinema avatar benimsinema 02 Ekim 2013 00:21:17

7

kadro cok güzel olmasina ragmen, filmde istedigimi bulamadim ama iyi bir genclik filmi diyebilirim.... erkan yolacin yerine önder somer olsaydi daha iyi olurdu bence... yillar sonra ciftlige geri dönen ve ziraat mühendisinden bastan nefret eden ve so nra asik olan bir genc kizin hikayesi....

Murat Çelenligil avatar Murat Çelenligil 04 Ocak 2010 03:58:01

10

“Bir an gelir söyleyecek (‘söylenecek’ dese daha mı doğru olurdu) şeyler biter. Bütün kelimeler tesirsiz kalır. O zaman… O zaman bir tek öpücük çok şey söyler.”Yılmaz (bu isim Göksel Arsoy’a pek yakışmamış), kollar ındaki Berna’nın kulağına fısıldıyor bunları. Oysa daha birkaç gün önceki iş görüşmesi sırasında O’na bir kadın olduğunu hatırlatacak en küçük bir imada bulunmayacağına dair söz vermişti. Aşkta bu tip şeyler buz üzerine yazılan yazı kadar bile dayanıklı değil galiba.Film Berna’nın İsviçre’den yeşil Yalova’ya dönüşü ile başlıyor. Yüreğinde geçmişin acıları. Hep kendisiyle bir hesaplaşma içinde. Anne babasının ölümü; Sağaltım için gittiği Kirazlıyayla’da tanıştığı Suat’ın O’nu ‘alelade bir zevk kadını durumuna düşürmesi’; Sonra karnında çocuğu ile bırakıp kaçması; Aile doktoru Ahmet Bey’in önerisi ile doğum için İsviçre’ye gitmesi; Kızı Kumru’yu sütkardeşi Şirin’e vermesi; Yılmaz’ı çok sevdiği halde ‘vaktiyle geçirdiği macera nedeniyle’ bunu belli edememesi; ‘Yılların Ardından’ hayatını cehenneme çeviren Suat’la karşılaşması.Aileler çok önce anlaşmışlar ancak Berna’nın, Coşkun’la yapacağı izdivaç hakkında düşünmeye başlaması liseyi bitirdikten sonra. Anne babası ‘o müthiş kazada’ ölmeseydi (Kirazlıyayla’daki ‘felaket’i yaşamayacak ama) delikanlı ile evlenmiş olacaktı. “Doğru, evlenmiş olacaktık. Ve ancak ondan sonra benim hislerim uyanacak, hakikati görecek, seni aşkla sevmediğimi anlayacaktım. Bu da muazzam bir facia olacaktı. Senin ve benim için.” Ölüm kötü şey ama olabilecek bir ‘facia’yı önlemiş.Aynı konuşmada genç kız “Bana bunları sormaya hakkın yoktur Coşkun” deyince “Hak, verilmez alınır (sf. 23)” yanıtını alıyor. (Romanda değil de gerçek hayatta bunları söyleyen gençlerin/işçilerin başına gelmedik kalmamıştı.)Suat kaçmamış olsa ve evlenseler yine mesut olamazdı. Çünkü Don Juan’ın aşkı saman alevi gibi.Her şeye rağmen, onunla ‘yıldızların şahitliğinde’ yaşadığı saatlerin iyileşmesine katkısı olmamış mıdır?Kendisini sorgulamaya devam ediyor; “Bir başkası benim vaziyetimde olsa, onun hakkında ne düşünürdüm? Ona dostluk gösterebilir miydim?” Mesela kardeşiyle veya akrabasından biriyle evlenmesine razı olur muydu?Öylesine karman çorman bir durumda ki Yılmaz için “Onu seviyorum. Hiç sevmediğim gibi seviyorum ve onun beni sevmesinden de sevmemesinden de korkuyorum. Niçin?” diyor.İsviçre’de birçok erkek yaklaşmak istemiş. Fakat başından geçen ‘müthiş maceranın tesiri ile birinin eli eline deyince adeta diş ağrısına, baş ağrısına benzeyen uzvi bir huzursuzluk duymuş (sf. 117)’. Yılmaz’la beraberken böyle ‘uzvi huzursuzluk’ yok. Aksine çok mutlu.Geçmişi düşündüğü günlerde ‘Mazisine Doğru Eğilen Adam’ (Un Homme Se Penche Sur Son Passé) (1928) (Maurice Constantin-Weyer) romanını anımsıyor.Zümrütova Çiftliği’nin sahibesi olan Ziraat Mühendisi kahramanımız, 2000’li yıllarda ‘Taze Şeftali’ için genetiği düzgün meyve bulabiliyor mu acaba? Yoksa ‘Hacı Şakir’in yaptığı gibi, yabancılarla mücadele edemeyeceğini anlayıp fabrikasını çoktan ‘Del Monte’ye satmış mıdır? Kitabın birinci (1960 İnkılâp Kitabevi) ve üçüncü baskıları (1972 İnkılâp ve Aka Kitabevleri) biraz farklı. Muazzez Tahsin Berkand (veya yayıncı) bazı sözcük ve cümleleri değiştirmiş, bazılarını çıkartmış. Örneğin 79. sayfada “Buna bugüne kadar emin olmasaydı bile…” diye başlayan cümledeki ‘olmasaydı’, 1972’de (sf. 107) ‘olsaydı’ olmuş. 17. sayfada “Süt ve yoğurt kısmı, kendi kendisine denilecek kadar iyi işliyor” cümlesindeki ‘kendi kendisine’, üçüncü baskıda (sf. 22) ‘pek mükemmel’ olmuş. “Onun kâinatı Berna di: Çocukken, sonradan ve bugün” cümlesi 1972’deki basımda yer almıyor. Böyle onlarca değişiklik var.‘Biricik müttefikimiz’ burada da karşımızda. 10 yerde ve hep olumlu bir şekilde. İhsan Sabri Çağlayangil’in CIA için söyledikleri geliyor aklımıza.Coşkun’dan söz ederken “Amerikan modasına uygun iş pantalonu (3. baskıda ‘pantolonu’) ile boyu daha uzamıştı sanki” denmiş. Boyumuz bile Amerika ve modası ile daha uzun.Kitapta önemli yer tutan İsviçre ve Uludağ’daki kayak bölümleri filmde yok. Berna, Saint Moritz’de 28 kişi içinde sondan üçüncü olmuş.Gazetedeki ‘ziraat mühendisi aranıyor’ ilanı. Berna “Böyle ilanlarda en tesirli şey ‘dolgun ücret’ kelimeleridir” diyor. İşsizliğin bir kâbus olduğu günümüzde iş bulabilenler, dolgunu şöyle dursun neredeyse para bile istemeyecek.Şirin Şen, Berna’nın sütkardeşi. Kumru’yu, hiç itiraz etmeden ‘kızı’ olarak kabulleniyor. Kocası Ali’nin böyle bir şeye nasıl razı olduğu belli değil. Aynı şey Şirin’in başına gelseydi Berna benzer bir özveride bulunur muydu?12–13 yaşındaki Gülgün Erdem, Hemşire rolünde.Berna’yı Adalet Cimcoz; Beyaz atı Şahin’le giderken yankılanan konuşmayı Sadettin Erbil; Yılmaz’ı Toron Karacaoğlu; İlhan’ı Erdoğan Esenboğa; Suat ve Faik Coşkun’u Hayri Esen; Doktor Nubar Terziyan ve Binbaşı Haydar Karaer’i Rıza Tüzün seslendirmiş.Romanda Berna’nın söylediği nihavent şarkı (Sadettin Kaynak / Ramazan Gökalp Arkın); “Bahar bitti güz bitti//Artık bülbül ötmüyor//Yâre tel çekem dedim//Tel derdim iletmiyor.”    

Yandex.Metrica