Akşamcı

8,49

( 10 kişi yorum yaptı )

Akşamcı

Sinema Filmi

1967

‘Hüzzam Makamında Keman Taksimi’. Zühtü Baba’nın meyhanesi.
Hakkı; “Dükkânı açsan be Osman! Çalışsan biraz. Belki deva bulursun.”
Osman; “(Bunları duymaz bile) Melahat! Git, git bul Ali’yi. Yahut, yahut da yarın beraber bekleriz. Bana gel, Hülya’ya söyleriz. O bulur Ali’yi. Üzme, üzme yüreciğini.”
Biraz önce Ali’nin dayağını yemişti. Ama Melahat’ın ‘imkânsız aşkı’ ile kendisininkini özdeşleştirince bunları söylüyor.


Jenerikte “Ferahfeza Saz Semaisi’nin 4. Hânesi” (Tanburi Cemil Bey) ve Nihavent ‘Gönlümün Bülbülüsün’ (Alâeddin Yavaşça) var.
60’lı yıllarda İstanbul’un bir kenar mahallesi. Tozlu topraklı yollar, ahşap evler. Burada yaşayan 40 yıllık ahbaplarımız. Meyhaneci Selahi İçsel; Terzi Nizamettin-Halit Vurgun; Ayakkabı tamircisi Hakkı-Hakkı Haktan; Foto Rıfat-Nubar Terziyan; Z ehra Teyze-Talia Saltı; Arap Celal; Berber ve akordeon ustası-Ersun Kazançel; Kasap-Ahmet Turgutlu; Kahveci-Süheyl Eğriboz; Meyhane çalışanı ‘Hayran’ Melahat; Osman Türkoğlu; Tevfik Soyurgal.
‘Bala Kekliğinem Avla Beni’. Filmin başındaki Segâh türkü ve Zühtü’nün meyhanesi. Osman’ın ‘erbab-ı içki arkadaşları ve de can beraber dostları, mesut ve müreffeh bir müjde haber nedeniyle’ toplanmışlar. ‘Çünkü, çünkü kendisini kaybediyorlarmış(!) artık’. Kahramanımız birkaç gün içinde ‘nihayet kafese giriyor’ yani evleniyor inşallah. ‘Evliliğin en birinci saadet yuvası olaraktan icadına ve ebedi bir şekilde daima sıhhatli olmasına’ kadeh kaldırıyorlar. Geceleri evde içecekmiş ‘artık bundan sonra bilakis’. “Her türlü muhabbet numarası nikâh imzasının başladığı (‘atıldığı’ deseydi) tarihten itibaren yuvamızda başlayacaktır” diyor. Zühtü Baba ‘aklı burda kalmasın, gam kasavet çekmesin’ diye kadehini ve masasını hediye edecekmiş. “Sen çok büyüksün ya Rabbim. Evlilik için şey derlerdi de inanmazdım. Yani ‘dünyanın en güzel muhabbetidir’ derlerdi. Sonra ‘askerlik arkadaşlığından daha derin bir vaziyet’ derlerdi yani.”
Melahat ‘kendi evlenişini, rahmetliyi hatırlamış’; “Çok fena oldum. Valla kalbim gözyaşı istedi şimdi. İnşallah bir yastıkta kocarsınız.” Osman da genç kadın için ‘bittabi aynı yolda duacı’. Gözyaşı meselesi ise çapkın-hovarda Ali sayesinde sular seller gibi. Delikanlı ancak parasız kaldığında düşüyor Melahat’ın koynuna. Hem de öyle 100-200 lira için değil ‘bütün kazancını’ alarak. Üstelik ‘çalımı ve tersliği marifet sayarak’. Oradakilerle ‘muhabbet gibi davası’ hiç yok. ‘İnsanlara Zühre Yıldızı’ndan bakmasının esbabı’ da belli değil. ‘Yani şu kapıyı böyle kız eli okşar gibi açsa, koltuğunun altında, ne bileyim, ufak bir kese kâğıdı badem bulundursa, hal hatır sorsa incileri mi dökülür sanki’. Osman’ın meyhaneden ayrılırken dediği gibi; “Hepinize şen neşeler, Melahat’a da akıl fikir.”
Kahramanımız mahallenin tamircisi. Bozuk radyo, ütü, gramofon, duvar saati hepsinden anlıyor maşallah. “Bu senle yaşıt herhalde Zehra Teyze” dediği ve ‘bir daha mümkünsüz tamir kabul etmez’ pompalı gaz ocağını bile yepyeni yapar. Bir tek Kasap Ahmet’in bıçaklarını bilemekten ‘imtina ediyor’. ‘Cümle dört ayaklılardan beddua alamazmış yani’. Zaten ‘kanuni imza vaziyeti arz edildikten sonra, gelinimizin ayağı uğurlu gelirse inşallah, acente açacak’. Dükkânı da değiştirip her türlü makine ve aletin ‘mücerret yenisini satacakmış’.
‘Canı, ciğeri, ebedi aşkı sevdası’ Hülya bir fabrikanın muhasebesinde sekreter. Buluşma yerleri de pek romantik; Mahalle çeşmesi. Evlendikten sonra çalıştırmayacakmış ‘karısını’. Türk erkeğinin olmazsa olmazı; “Evvel Allah, bu eve ben bakarım... ‘Kadın kısmısı’ erkek dediğinin dizinin dibinde olmalı daima.” Başka türlüsüne hiç aklı ermezmiş. “Tamam mı?”
‘Laci’ damatlık için kumaş alacaktı. Terzi Nizamettin de ‘arkadaşlık davasına hediye olaraktan dikmeye söz vermiş’. Sonradan ‘o kumaş parasıyla başka bir eksiğimizi kapatırız’ diye genç kızın rahmetli babasının smokinini sandıktan çıkarırlar. 20 yıldır orada naftalinler içinde yatıp bugünü beklemiş. ‘Ayıptır söylemesi yakışır yakışmasına velâkin mahcup bir şekilde utanırmış’ Osman. “Bu smokin dediğin müsamere balolarında giydikleri şey değil mi? Bir de şu gazino garsonlarını kibar göstermek için matemli bir icat” diyor. ‘İçmek için ayranı yokken başına fesleğen takmak gibi bir şey’. Hülya’nın gelinliğini de ‘melekler bulutlardan dikecek’ti ama sonunda Kapalı Çarşı’dan alırlar. Üstelik kiralık.
Evi tutmuşlar. ‘Mobilya meselesinden bilem önce yapılacak bir iş var’; “Perdeler. Sence de malumdur ya Hülyacığım evimizdeki ilk vazifemiz perdelerimizi böyle sıkı sıkı örtmektir. Sonra karyola, gardırop, mutfak, masa falan levazımatı durumlarını hallederiz.” Ersun Kazançel’e göre ‘Allah ev yapanla yuva kuranı gözetir’. Osman da bu fikirde fakat işi garantiye alıyor; Düğün hediyesi olarak kimin ne getirmesi gerektiğini davetiyelere yazmış. Kasap Ahmet, kıyma makinesi; Kunduracı Hakkı, iki çift taban astarı alacakmış. Zehra Teyze’nin hissesine ise tencere düşmüş. “Düdüklü olsun diye fazla masrafa girme. Sen bana düzünü al kâfi. Ben ona düdük takarım. Hem de bekçi düdüğü.” Yalnız bunun için yaşlı kadının üç aylıklarını almasını beklemek gerek.
Büyük gün. Smokini ‘üstüne göre düzelttirmiş’. Kanuni imza için hazır bir vaziyet arz etmekte. “Elveda bütün gençliğim. Elveda hatıralar. Ulan elveda be!” Foto Rıfat da ‘yağlı boya gibi bir resim çekecekmiş’. Renkli ve hissi. Meyhanedeki 1-2 kadehi de, yanlış anlaşılmasın, cesaret davasına içiyor. Değil evlenmek yedi düvele harp ilan edebilirmiş şimdi. Yeter ki yanında Hülya olsun.
Ancak, çeşmenin orda manevra yapan ‘34 AP 614’ plakalı ‘Chevrolet’ kamyon genç kızın ölümüne neden olur. Sonraki 6-7 yılda kahramanımız konuşmaz ve gülmez bir haldeydi. Kerem’den, Tahir’den, Mecnun’dan beter. Çeşme başında Hülyasını bekler durur. Elinde, gerçekleşmeyen düğünden kalma çiçekler. ‘Ayakları yere basamadan yürüyor, bakmadan görüyor’. Ev ise perişan bir durumda. Elektrik hak getire. Mum ve gaz lambası ile aydınlanıyor. Sular da geceleri akmazmış.
‘Ne Bildim Kıymetin Ne Bildin Kıymetim’ (Alâeddin Yavaşça / Münir Müeyyet Berkman). Smokin bunca zamandır hâlâ üzerinde. Meyhanedekiler çıkarıp atmasını söylediklerinde “Kanunen yasak gibi mecburi durum mu var? Leyla’nın (‘Hülya’nın’ diyecekti) babasınınmış bu. Diyelim ki kefen bu, tamam mı” yanıtını veriyor. Bu günlerde bir kız çocuğu takılır kahramanımızın peşine. Gidecek bir yeri, en sevinçli olacak çağındayken saçını bile okşayanı yok.
‘Bir Rüzgârdır Gelir Geçer Sanmıştım’ (Sadettin Kaynak / Ercüment Er). “Başka kapı bulamadın mı” diyen Osman’a “Senin yüzün iyiydi. Hem çiçek vardı elinde” diyecektir. ‘Zarar gelmez’ diye düşünmüş.
Adı Mine. Anne babası üç ay önceki depremde ölünce İzmit’ten dedesinin yanına gelmiş. “Annemin babası olacak güya. Yüzüme bile bakmadı. Hep azarladı beni. Üç defa da dövdü. Bir daha öldürseler gitmeyeceğim oraya.” Osman’ın yanında kalmak istiyor.
‘Dertliyim Ruhuma Hicranımı Sardım Da Yine’ (Sadettin Kaynak / Vecdi Bingöl). Evine alır fakat bu ‘büyük bir vebal’ kahramanımız için. Önce ‘bu şaşkın meseleyi kadınlar çok daha iyi anlar’ diyerek Melahat’a vermek ister çocuğu. Ama en iyisi Dedesi ile konuşmak galiba.
Atıf Bey, sağ tarafı tutmayan aksi bir ihtiyar. ‘Nemrut’un teki’. Sol elindeki bastonla hizmetçisi Mahmure Handan’a bağırıp duruyor. Acıbadem’e giden yol üzerinde Akasya Sokağı 18 numarada [‘Aşkım Günahımdır’da (1968) bu adres Acı Musluk Sokak, No. 21] koca bir köşkü var. (Çekimler Kont Ostrorog Yalısı’nda yapılmış). İki gündür kayıp torunu için üzülmek şöyle dursun memnun gibiydi. Zaten kızının ‘o herifle evlenmesini’ kabullenememiş bir türlü; “Bir daha o veledin adı bu evde anılmayacak. Babası olacak serseriye çekti. Sokaklar tatlı geldi nanköre. Defolup gitti de kurtuldum çok şükür.” Kızı ve damadının depremde ölmesi için bile “Ahım tuttu” diyebiliyor. Anladığımız kadarı ile istemediği bir evlilik yapan kızını reddetmiş. “Evlenme, ailemizin şerefini düşürme demiştim. O fakir, çulsuz herifin gözü benim servetimde. Ama avucunu yalayacak demiştim.” Damadı bir ‘serseri’, Mine de bir ‘piç’miş.
Osman’ı da şantajla para sızdıracak zanneder. “Budala, defol” diye kovuyor. Kahramanımız “Bir daha adını ancak beddua için anacağım” demişti yaşlı adama. Oraya dönmemeye kararlıydı. Ancak ‘Never Say Never Again’ adlı James Bond filmini haklı çıkarırcasına tekrar gidecektir. Hem de iki kez daha.
Mahallesine döndüğünde önemli kararlar vermek zorunda kalır. ‘Anasız babasız, sevgi ve şefkat fakiri’ bir yavrunun sorumluluğunu üstlenir. “Sen, sen tıpkı benim çocukluk fotoğrafım gibisin” diyor. Ancak durum, bir başka kararı gerektirir. “Bakmak lazım bu kıza. Bakmak için de çalışmak.” Akşamcı Osman artık Makine Osman olacak.
‘Nikriz Makamında Keman Taksimi’. İşçi tulumunu giymiş, yıllar sonra dükkâna geliyor. Her taraf örümcek ağı dolu.
“Heey! Duyduk duymadık demeyin. Osman dükkânı açmış” diye bağıran çayevi garsonu Süheyl Eğriboz’un sevinci görülmeye değer.
“Gioconda’s Smile” albümündeki (1965) ‘When the Clouds Come’ (Manos Hadjidakis). Camların yıkanması bu melodi ile. Eş dost, neleri varsa, para kazansın diye getirmişler bizimkine.
‘Zorba’daki (1964) ‘Clever People and Grocers’ (Mikis Theodorakis). “Yahu, bunların hepsi sağlam be” diyor Osman.
Günler geçip de Mine’nin hiçbir ihtiyacına yetişemeyeceğini anlayınca köşkün yolunu tutar tekrar. ‘O ihtiyar, kanun ve devletin, hükümetin nazarında bakmaya mecbur çocuğa’. Bunları söylemeyi planlıyordu ama şaşkınlıktan olduğu yere çöker. Kapıyı açan genç kız sanki Hülya’nın ikizi. ‘İnanılmaz bir benzerlik bu’. Sesi bile aynı. Adı Zeynep ve Atıf’ın yeğeni. Hemşire olarak çalıştığı Ankara’dan birkaç gün önce gelmiş. Kahramanımız yarım kalan aşkını anlatır O’na. Hülya ile kâğıt helvası ve dondurma yedikleri yerlerde dolaştırıyor.
Sonrasında bir kumarhanede Melahat’ın eski sevgilisi Ali ile karşılaşıyoruz. Meğer O da Atıf’ın torunuymuş.
‘Goldfinger’daki (1964) ‘Teasing the Korean’ (1.21-1.28 arası) (John Barry). Pokerde tüm parasını kaybettiği gibi Hüseyin Zan, Ergül Buharalı ve Erdoğan Seren’den dayak yer. [Çolpan İlhan bu sahnedeki küpeleri ‘Siyah Gül’de (1966); Elbiseyi ‘Zehirli Hayat’ta (1967) kullanmıştı].
Yeni sevgilisi İnci, Gül Bar’da çalışan bir konsomatris. İçirdiği içki başına açıktan 5 lira kazanıyor. Müşteri ile otele çıktığında ‘kendisi 500, dükkân da 300 lira alırmış’. [Aynı şeyi ‘Krallar Ölmez’de (1967) Serap-Ayfer Feray da söylemişti]. Gazinonun kıymetli müşterisi Senih Orkan’la kavga edince kovulur. Garsonlar Orhan Çoban ve Ali Demir tarafından karga tulumba dışarı atılıyor. Parasını alamaz ama canını kurtardığına şükretmeliymiş. Hiçbir dükkânda iş vermezmiş artık. [Çolpan İlhan buradaki giysiyi ‘Zehirli Hayat’ta (1967) Papatya Saz Salonu’nda Doğan’la karşılaştığında giyiyordu].
‘Cliff Richard & The Shadows’un ‘Summer Holliday’ 33’lüğündeki (1963) ‘Foot Tapper’ (Hank Marvin / Bruce Welch). O sırada Ali, perişan bir halde gelir. “Yüzün çorbaya dönmüş. Seni de mi iyi ettiler yavrum” diyor İnci.
Zor durumda kalmışlar. Bu işin böyle yürümeyeceği belli. ‘Zengin ve asil’ dedenin malına konmak için bir plan yaparlar. Atıf ‘bu işte bir bit yeniği olduğunu anlayınca’ bu kez de zor kullanırlar. Neyse ki Osman yetişip yaşlı adamı kurtarır. Ali ve İnci dürüst bir yaşamı seçmişler artık. ‘Başkasının parasıyla kara kara yaşamaktansa kendileri kazanacak ve güneşte gibi yaşayacaklarmış’.
Osman da Zeynep ve Mine ile beraber. ‘Mesut bir saadetleri olacak’.
Foto Rıfat-Nubar Terziyan; “Öyle bir fotoğrafınızı çekeceğim ki deruni aşkınızın kalbi çarpıntısı bile gözükecek.”


“Ferahfeza Saz Semaisi’nin 1. ve 4. Hâneleri” (Tanburi Cemil Bey).
Osman; “Peki ne olacak şimdi?”
Mine; “Ne mi olacak? Olacak olmadı mı? Beni yanına almadın mı? Ben de seni sevdim Osman Amca. Vallahi alıştım, alıştım bile.”
Osman; “Olur mu hiç.”
Mine; “Neden olmasın? Odanda yatacak yerim var. Usluyum da gördün. İş bulunca kendi ekmeğimi de alacağım. Daha ne?”
Osman; “Büyük vebal bu. Ben giremem.”
Mine; “Ben kendim istiyorum. Sen beni kaçırmış değilsin ki.”
Osman; “Uzun dava bu. Çocuksun anlamazsın.”
Mine; “Çocuklar gibi yaşamıyorum ki çocuk olayım.”
Osman; “Benim kendime bakacak halim yok. Niyetim de yok. Böyle bir sebep de yok.”
(Yazan: Murat Çelenligil)

Künye

Yönetmen Zafer Davutoğlu
Senaryo
Yapımcı Suzan Avcı , Hüseyin Cendere
Müzik Metin Bükey
Görüntü Yönetmeni Kenan Davutoğlu
Süre 78 dk
Tür Dram
Özellikler Siyah Beyaz
Ülke Türkiye
Etiketler Bunalım, Kaza, Köşk, Kundura, Öksüz Kız, Daha Fazlası

Oynayanlar

Sadri Alışık Sadri Alışık Osman
Çolpan İlhan Çolpan İlhan İnci
Parla Şenol Parla Şenol Mine
Hülya Aşan Hülya Aşan Hülya/Zeynep
Kuzey Vargın Kuzey Vargın Ali
Suzan Avcı Suzan Avcı Melahat
Mümtaz Ener Mümtaz Ener Atıf Bey
Ersun Kazançel Ersun Kazançel Mahalleli
Selahattin İçsel Selahattin İçsel Meyhaneci Zühtü Baba
Ahmet Turgutlu Ahmet Turgutlu Kasapbaşı
Osman Türkoğlu Osman Türkoğlu Mahalleli
Hüseyin Zan Hüseyin Zan Kumarbaz
Erdoğan Seren Erdoğan Seren Kumarbaz
Mahmure Handan Mahmure Handan Dadı
Nubar Terziyan Nubar Terziyan Fotoğrafçı
Senih Orkan Senih Orkan Müşteri
Süheyl Eğriboz Süheyl Eğriboz Garson
Ali Demir Ali Demir Garson
Arap Celal Arap Celal Müşteri
 Talia Saltı Talia Saltı Zehra Teyze
Ergül Buharalı Ergül Buharalı Kumarbaz
Orhan Çoban Orhan Çoban Garson
Tevfik Urgal Tevfik Urgal Mahalleli
Nevin Akkaya Nevin Akkaya H.Aşan Seslendirmesi
Sadettin Erbil Sadettin Erbil K.Vargın Seslendirmesi
Nedret Güvenç Nedret Güvenç S.Avcı Seslendirmesi
Erdoğan Esenboğa Erdoğan Esenboğa H.Haktan Seslendirmesi
Zafer Önen Zafer Önen E.Kazançel Seslendirmesi
Rıza Tüzün Rıza Tüzün S.İçsel Seslendirmesi
Hakkı Haktan Hakkı Haktan Kundura Tamircisi Hakkı

Ekip

Yapım Ekibi Yüksel Tanık (Yapım Amiri)
Post-Prodüksiyon Metin Bükey (Kurgu Yönetmeni)
Ali Berkan (Negatif Kurgu)
Osman Bilen (Negatif Kurgu)
Adnan Açıkalın (Laboratuar)
Sedat Tuncel (Laboratuar)
Tanas Petriyadis (Laboratuar)
Recai Karataş (Laboratuar)
Ses Ekibi Can Avşak (Ses Kayıt)
Arif Özalp (Senkron)
Nevzat Dişiaçık (Senkron)
Kemal Çokcan (Senkron)

Firmalar

Cen-Av Film (Yapım)
Acar Film (Film Hazırlık)

Son Yorumlar (10)

benimsinema avatar benimsinema 26 Kasım 2016 15:06:28

7

Sadri alisik ile parla senol iyi bir is cikariyorlar. Fakir hüzün rolleri yakisiyor. Yalniz filmin son 15 dakkasinda colpanla kuzeye yogun rol verilmis, bi daha cok olabilir ve dagitabilirdi diye düsünüyorum.

jeremiekhan 14 Eylül 2013 12:10:12

sıkıcı bir film ve çok kasvetli bir atmosfere sahip

beyzacetin avatar beyzacetin 18 Nisan 2013 13:40:25

"Bir Hayır Dua Almadıktan, Bir Yaşlı Gözü Silmedikten, Bir Muhacir Kuşa Yem Serpmedikten Sonra O Paranın Ne Kıymeti Harbiyesi Var A Keçi"

beyzacetin avatar beyzacetin 18 Nisan 2013 13:37:19

bir aşk acısı bu kadar mı yasanarak oynanır. Bu kadar mı güzel yaşanır hüzün. Seni öyle cok seviyorum ki Sadri Baba!!! Allah kabrine nur versin

kariz_ma_35 avatar kariz_ma_35 11 Aralık 2011 06:37:12

10

Düğün hazırlığı yaptığı sırada düğünde geline araba çarpmasıyla dünyası kararan. Psikolojik bunalıma giren ve yanına aldığı ufak bir kız çocuğuyla avunmak durumunda kalan bir insanın dramı. "Osman" Sadri Alışık ile sevgilisi "Hülya&quo t; Hülya Aşan düğün sırasında Hülya'ya araba çarpmasıyla hayatı kararır Osman'ın. Hatta üzerindeki smokini bile çıkarmaz per perişan halde kalakalır. Kimsesiz olan "Mine" Parla Şenol Osman'a sığınır. Mine'nin birde aksi dedesi vardır. "Atıf" Mümtaz Ener bir sebepten torununu kabul etmez. Atıf'ın torunu olan "Ali" Kuzey Vargın ise dedesinin servetine göz koyar. Şirin görünür fakat bu numarayı dedesi yemez. Ve karşısına Hülya'ya çok büyük benzerliği olan "Zeynep" çıkar Osman'ın hayatı değişir. Oda Mine'nin akrabasıdır. En sonunda Zeynep ile Osman birleşirler. Her ne kadar hareketsiz görünsede iyi bir Sadri Alışık filmi. Fakat senaryo bence biraz kısa tutulmuş gibime geldi. Filmin final bölümü daha uzun tutulabilirdi. Ayrıca Sadri Alışık kadar filme renk veren Parla Şenol filmi renklendiren önemli etkenlerden.

lekobek avatar lekobek 09 Ekim 2011 16:30:10

8

İsterse konusu olmasın fark etmez. Başta Sadri Alışık ve tamamlayıcılarının varlığı yeter de artar bile.

Yandex.Metrica