Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Almanya Acı Vatan

Almanya Acı Vatan

8,16

(24 kişi yorum yaptı)

2012-07-31 16:31:59 1 Ocak 1970 Dram Duygusal Politik Dram, Duygusal, Politik

Yönetmen: Şerif Gören Şerif Gören

Ülke: türkiye

Oyuncular: Bigi Schöner, Bedri Uğur, Fikriye Korkmaz, Suavi Eren, Mine Tokgöz, Hülya Koçyiğit, Rahmi Saltuk, Orhan Alkan, Seda Sevinç, Sabahat İzgü Devamını Gör...

Konusu : Film, Türkiye’den göç etmiş işçilerin Almanya’daki yaşamlarını yeni evli bir çiftin hikâyesi üzerinden konu eder. Almanya’ya gitmek isteyen Mahmut, orada çalışan Güldane ile formaliteden bir evlilik yapar. Güldane, Mahmut ile evlenip onu Almanya’ya aldıracaktır. Mahmut da karşılığında tarlası ve hayvanlarını Güldane’ye verecektir. İkilinin Almanya’ya varmasıyla yolları ayrılır. Fakat gurbet hayatının ağır koşulları ikiliyi birbirlerine yakınlaştırır. Bir süre sonra, evliliklerini gerçek kılmaya karar verirler. Ancak Mahmut’un geçireceği dönüşüm, Güldane’nin önemli kararlar almasına sebep olacaktır.



performer

17 Ocak 2020 22:53

yılmaz güney,zeki ökten,şerif gören ve atıf yılmaz'ın tarzında bir film bu yüzden bu 4 yönetmenden biri çekmiş olsaydı ki şerif gören yönetmiş ama diğer yönetmenlerin de daha başarılı çekme ihtimalleri yüksek olacaktı bence.

Cevap Yaz

KartalTibetTutkunu

21 Eylül 2017 14:59

Altmışlı yılların başında başlayan Ülkemizin insanı için de umut kapısıda o dönemin yurtdışı çalışma gerçeğini dem vuran sosyo aktüel film; bir Hülya KOÇYİĞİT oyun resitali

Cevap Yaz

performer

14 Eylül 2015 21:44

güzel bir film. 1979'un ekonomik sıkıntılarından olsa gerek film teknik olarak zayıf kalmış ama anlatım şekli ile bu açığı kapatmış.

Cevap Yaz

Loverman

18 Mayıs 2013 16:33

göztepe/karizma35 in anlattığı gibi gurbetçilerin verdiği yaşam mücadelesi güzel aktarılmıştır. başta hülya koçyiğit ve rahmi saltuk rollerini güzel oynamış. ayrıca güldanenin tacizcisi rolünde sanırım ismi veysel pala o sanatçıda filme ayrı bir renk katmıştır. görüntü kalitesi restore edildiğinde çok daha güzel bir film ortaya çıkacak.

Cevap Yaz

Göztepe

18 Şubat 2013 23:05

Bir dönemin o meşhur Almanya göçleri ve sonunda çıkan trajediler Almanya'da işçi olmak hele Türk olmak. Türk kadını olmak ordaki yaşam zorlukları yabancı insanlara 2.ci sınıf muamele vs. konuları işleyen bir film. Bir yandan marklar ,dolarlar dış ülkeye kaçak gitmek için yapılan geçici evlilikler falan ustaca işlenmiş. Dönemine göre gayet iyi bir Hülya Koçyiğit filmi.!

Cevap Yaz

inkisaf

3 Nisan 2011 17:57

Almanyada yaban ellerde çalışmanın zorluklrını sergileyen bir film.sanıldığının aksine işçi olmanın zorlukları makineleşen hayat h koçyiğitin eşsiz oyunculuğu ile anlatılıyor. çöpçü rolündeki oyuncunun kürsüde üç beş kelimeyle anlattıkları çok ilginç ve gerçek.işte güzel bir yapım

Cevap Yaz

kartal tibet tutkunu

25 Kasım 2010 00:51

"Bu filmin konseptine hiç değinmiyorum... Sadece, sinemada işte Hülya KOÇYİĞİT bu diyorum!.."

Cevap Yaz

oğuzzz

25 Eylül 2010 01:26

hülya koçyiğitin güzel filmlerinden biri, sık sık tvde gösteriliyor

Cevap Yaz

DEMIR CAN

4 Nisan 2010 21:08

Bir dramdan çok belgesel tadında izlenmesi gereken filmdir. Zira filmin içerisinde o kadar çok ayrıntı gizlidir ki, yönetmen ve görüntü yönetmeni bir olup,  “bu ayrıntıların her birini nasıl yapsak da bir film süresi içinde anlatmayı başarsak” diye çok düşünmüş ve cevabını bulamamış olmalılar ki, filmdeki ayrıntıların büyük bir çoğunluğu ya bir iki cümleden oluşan diyaloglar, ya bir iki saniyeden ufak görüntüler, ya da sadece slayt şeklinde fotoğraflar gösterme yöntemleri ile anlatılmaya çalışılır. Ancak ne kadar uğraşılmış olsa da bu ayrıntıların büyük kısmı da hem seyircilerin hem de eleştirmenlerin gözünden kaçmıştır.

Filmi tekrar tekrar izleyerek, her izleyişimde yeni bir ayrıntı keşfederken, bir ya da iki izlemede gözden kaçan ayrıntıların listesini yapmaya çalıştım ve ortaya aşağıdaki liste çıktı;

 

Bulgar sınırından geçerken Bulgar gümrük polislerine rüşvet olarak verilen marlboro paketleri, sınırlardaki ve yollardaki sorunlar ve verilen rüşvetler ayrıntısı.

 

Berlin’deki Türk Mahallesi (Kreuzberg)’in Berlin Duvarı’nın tam kenarında olması, soğuk savaş yıllarında Doğu’dan gelecek herhangi bir saldırıda ilk ateş altında kalacak Kreuzberg Halkı, yani Türkler olacağı ayrıntısı.Berlin Duvarı, tel örgüler, her iki taraftaki askeri yığınaklar, gözetleme kuleleri ve en önemlisi daha önce bir çok başka filme konu olmuş olan duvar üzerinde yegane sınır kapısı Check Point Charlie Güldane’nin tren garından eve giderken taksiden izlediği manzaralar içerisinde çok kısa anlık fotoğraflar şeklinde akar gider ve bunların ne olduğu, bu karelerin ne anlatmak istediği kimse tarafından anlaşılmaz.Ancak orada yaşayan ya da yaşamış olan yahut, Check Point Charlie ile ilgili diğer bütün filmleri izlemiş olan kişiler bunu fark edebilirler.

 

Yurt dışına işçi olarak çalışmaya giden Türkler’in hayatlarını gün gün saymaları,  hayatın bir kronometre gibi yaşanması ayrıntısı.Bu konu da Güldane’nin Kreuzberg’deki eve geldiğinde ev arkadaşına “siz ne zaman geldiniz” sorusuna arkadaşının “37 gün oldu” şeklinde yanıt vermesiyle anlatılmaya çalışılmıştır.Türkiye’de herhangi bir vatandaş filmi izlediğinde bu konuşmalara hiçbir anlam veremez ve çok saçma bulur.Oysa gurbetçilerin hemen hepsi o yıllarda sürekli ay-gün hesabı yapmaktadırlar, bu onlar için çok normal bir diyalogdur.

 

Türk bir annenin çocuklarını bıraktığı bakımevinin girişinde Almanca “Kindergarten” yazmasının yanı sıra tabelada Türkçe olarak “Çocuk Yuvası” yazması da filmin çekildiği yıllarda henüz başlamış olup, daha sonra oldukça yaygın hale gelmiş olan Almanya’daki Türkçe tabelalar hakkında önemli bir ayrıntıdır.

 

Kişisel fikrimce filmdeki en önemli ayrıntı olan “ey işçiler birleşin” mesajı da yine birkaç saniye süren dondurulmuş kareye sığdırılmıştır. Kontrol görevlileri fabrikada ellerinde kronometre ile her işçinin bir teleksi kaç dakikada yaptığını ölçerek hangisini işten atacaklarına karar verirken, Talat karakteri koca mavi gözlerini açarak üretim alanında bütün işçilere ve kontrol görevlilerine uzun uzun bakar ve bu bakışlar sırasında ilginç mavi gözleriyle yüz ifadesiyle gereken mesajı verir. Kendisini neden kimse kontrol etmiyor diye soracak olursak cevap; çünkü o aslında bir işçi değil, işçilere dışarıdan bakıp onlara öğütler veren, okumuş yazmış, kendi çapında olayı aşmış birisi, onun filmdeki ve fabrikadaki görevi mesaj vermek. Bu mesajı ve ayrıntıyı da filmi izleyen herhangi bir kimsenin anlamış olacağını sanmıyorum.

 

Güldane ve Mahmut’a arkadaşları tarafından hazırlanan evin duvarında bulunan sigara reklamı da şahane bir görüntü başarısıdır kanımca. Yine dönemin yaşam anlayışını ve tarzını anlatmak için güzel bir öğedir.

 

Bütün bunların yanında Güldane ne zaman eve gelse ve radyonun düğmesine basıp bir şeyler dinlemek istese, o radyodan hemen belgesel ve röportaj konuşmaları yayınlanmaya başlar ve Güldane  evin içinde bir yandan hayatının ne berbat bir hayat olduğuna ağlayıp geçip giden gençliğine ve talihsizliğine yanarken, Gurbetçiler’in sorunlarının masaya yatırıldığı bu konuşmalar devreye girer. Konuşmacılar, uzun uzun Gurbetçilerin sorunlarından, kayıp bir kuşaktan, hiçbir şey görüp yaşayamadan geçip giden ömürlerden bahsederler. İşte radyonun düğmesine basılmasıyla devreye giren bütün bu konuşmalar,  zaten bir belgesel havası yaratılmaya çalışıldığının kanıtıdır.

 

Senaryonun geneline baktığımızda, filmin başında tek derdi para olan, çalışarak ve mal mülk sahibi olarak kendini kurtarmaya çalışan, her anlamda güçlü, duygusal olmayan, kendine güvenen bir genç kadının, giderek duygusallaşması (daha doğrusu bastırılmış duygularının gün ışığına çıkması), hayatın ağır yükünü tek başına taşımayı başaramaması ve yanına bir destek araması neticesinde, büyük bir hayal kırıklığına uğraması  ince ince işlenmiştir. Güldane filmin ilk dakikalarında Türk kadını yapısına tamamen ters, kendi ayakları üzerinde duran, Almanya’ya tek başına çalışmaya giden, fazla gelenek görenek takmayan, para karşılığı bir evlilik yapan materyalizmin doruklarında bir karakter iken, filmin sonunda aklını oynatan duygusal bir zavallıya dönüşüvermiştir. Bu dönüşüm de çevrenin baskısıyla içindeki duygu ve özlemlere vurduğu zinciri koparması neticesinde gerçekleşmiştir. Burada yine toplumun gelenekçi baskısı göze çarpmaktadır. Güldane’yi Mahmut’la sahte evliliğini gerçeğe dönüştürmeye teşvik eden iş ve ev arkadaşları, kendisini taciz eden adam, burada baskıcı toplumu temsil etmektedirler. Ve materyalist bir insan gözüyle eleştirdiğiniz zaman Güldane’nin hayatını mahveden bu baskıcı toplum olmuştur. Bir kadının kendi başına yalnız yaşayamayacağını, ayakta kalmak için ille de bir erkekle evli olması gerektiğini toplum O’na kabul ettirmiştir. Ve bu kabul sonunda da büyük bir hayal kırıklığı ve mutsuzluk gelişmiştir. Nikahta keramet vardır atasözü bu filmde gerçekleşe yazmış ama sonu hüsran olmuştur. Ancak yıllar sonra çekilen Duvara Karşı filminde de aynı konu işlenmiştir. Bir de işin ilginci her iki filmde de sahte evlilik yapan Türk kadınlarının başları dara düştüğünde, bir kocaları olmasını hatırlamaları ve kendilerini rahatsız eden adamdan kurtulmak için “seni kocama söylersem” repliğini kullanmalarıdır. Zaten Duvara Karşı’daki aynı replikler ve sahte evlilik bu filme açıkça bir saygı duruştur.

Bunun dışında filmin ana teması kendini çok net bir sloganla belli eder:Hep hesap hep para, bi mark otuz lira…

 

Görüntü kalitesi sinemada izlemediğimiz için TV koşullarında belki eleştirilemez ancak, gene de TVde izleyip de çok harika görüntü veren filmler  olduğuna bakarak eleştirir isek,  görüntü kalitesi yoktur. Bu da sanırım dönemin maddi koşullarından kaynaklanmaktadır.

 

Oyunculuk kalitesi açısından ise Rahmi Saltuk yerine pekala bir Tarık Akan ya da Halil Ergün çok daha güzel götürebilirdi filmi. Hülya Koçyiğit filmin genelinde tek başına oynar. Diğer yan karakterler ise iki ev arkadaşı ve Çöpçü Pala hariç herhangi bir oyunculuk sergileyemezler. Zaten yan karakterlerin repliklerinin çoğu yüzlerini göstermeden duyulur, ve aslında hangi karakterin konuştuğunu anlamak zordur. Ve bu karakterlerin oyunculukları resmen ilkokul piyesleri düzeyindeyken, kızını eve kilitleyerek  namus korumaya çalışan baba güzel bir karakter ve tipleme seçimidir.

Filmdeki Almancı Türkler’in bir çoğunun köyden gelmiş olmalarına rağmen İstanbul aksanı konuşmaları, hele ki başkarakter Güldane’nin düzgün, mantıklı, manalı konuşmaları ve aksanı, filmin en başarısız tarafıdır. Bu konuda gerçek anlamda işlenmiş tek karakter Çöpçü Pala olabilmiştir.

Cevap Yaz

t_tanjun

23 Şubat 2010 03:09

Almanya'da işçi olmak, kadın işçi olmak, kadın olmak gibi konuları ustalıkla işlemiş bi filmdir. Kişiyi allak bullak eder. Çöpçünün filmin sonunda memlekete döndüğünüzde ne yapacaksınız sorusuna verdiği cvp olan 'ölecem' filmin kopuş noktasıdır. Bu kadar çalışmaya can mı dayanır be? Hülya'nin kadınlık-işçilik-annelik arasındaki gidiş gelişleri ustacadır. Filmin sonunda Hülya'yla beraber delirmemek işten bile değildir.

Cevap Yaz
Yandex.Metrica