Altın Küpeler

8,17

( 9 kişi yorum yaptı )

Altın Küpeler

Sinema Filmi

1966

‘6+6’ albümündeki (1964) ‘Hathike To Fengari (The Moon was Lost/The Lost Moon)’ (Stavros Xarhakos). Ağaçlıkta mola vermiş, çok güzel de bir ateş yakmışlar.
Turgut; “Bak Aylin, belki yakında ayrılmak zorunda kalacağım. O zaman…”
Aylin; “Sus! Yarın mühim değil. Çingene, yarını düşünmez. O bugünü yaşar. Sen şimdi yanımdasın ya bu bana yeter.”


‘Golden Earrings’ (Yolanda Foldes) (1946-Dell Publishing Company) ve Hollywood çevriminin (1947) Yeşilçam uyarlaması. Kitap bizde ‘Altın Küpeler’ (1948-Nebioğlu Yayınevi) (Çeviren Mustafa Yıldırımalp) adıyla yayınlanmıştı.
‘The Fall of Roman Empire’daki (1964) (Dimitri Tiomkin) (48 saniye) ‘The Prophecy’. Ardından jenerikte ‘6+6’ uzunçalarındaki (1964) ‘Varkarola’ (Stavros Xarhakos), Dolmabahçe Saat Kulesi ve Turgut Bey var. Yaşlı adam elindeki altın k üpelere bakarken yıllar öncesine gidiyoruz.
1919. ‘İlk Cihan Harbi’ sonrasında İstanbul. Kahramanımız o zaman Yüzbaşı. İstihbarat Teşkilatı şefi Hüseyin Kutman, ‘ağır ve çok tehlikeli’ görevini bildiriyor kendisine. “Düşman kuvvetlerinin büyük bir harekâta başlamak üzere olduklarını istihbar etmiş bulunuyoruz. Vaktiyle bizim olan Pirot kasabası şimdi düşman işgalinde bulunuyor. Orada bizim için çalışan Hacı Ömer adında bir adamımız var.” Zahiren halı ticareti ile iştigal edermiş. “O’nunla temas edip planları kendisinden alacaksınız. Sizden evvel gönderdiğimiz ajanımız Murat Bey, Hacı Ömer’le temasa geçemeden maalesef yakalandı. Bu planlar bizim için hayati ehemmiyete haizdir. Birçok kardeşimizin hayatı bu planların elde edilmesine bağlıdır… Sivil olarak, bir tüccar hüviyetiyle seyahat edeceksiniz.”
Ertesi gün Pirot kasabası. Çekimlerin bir kısmı ‘Kovuk Kemer’ önünde yapılmış. Dükkânda Ömer Efendi’yi sorarken tutuklanır. İstilacılar “Elleri bağlı bir insanı dövmekte çok usta olmuşlar”. Murat’ın da hapsedildiği [‘Hacı Murat’ (1967) ve ‘İlk ve Son’dan (1968) anımsadığımız] ‘Bilezikçi Çiftliği’ne götürülür.
Hacı Ömer ise ‘bir hafta evvel tevkif edilmiş’.
‘Major Dundee’deki (1965) ‘The Escape’ (Daniele Amfitheatrof). Hüseyin Güler, konuşturmak için Saboçay’daki köşkte işkence yapıyordu yaşlı adama. Murat ‘düşmana bir şey söylemeyeceğinden’ emin. “Ama korkarım ki vaktinde yetişemezsek bize de bir şey söyleyemez.”
‘Major Dundee’deki (1965) ‘Lt. Graham-Artillery’ ve ‘Indian Battle’ (Daniele Amfitheatrof). Zor fakat zorunlu olanı yapıp oradan kaçarlar. (‘Geisel’ isimli) Ormanda motosikletlerinin benzini biter. Bir hafta sonra Perşembe günü Saboçay’da buluşmak üzere ayrılırlar. Oraya ilk varan yol kavşağındaki levhaya üç çizgi çekecek [Hollywood çevriminde (1947) ‘üç nokta’] ve diğerini bekleyecek. Bir aksilik olup buluşamazlarsa kalan tek başına devam edecek. Anlaşmaları böyle.
‘Major Dundee’deki (1965) ‘Gentlemen of the South’ (Deniele Amfitheatrof) ve ardından ‘Strangers in the Night’ (1966) (Bert Kaempfert). Yorgun argın ulaştığı nehir kıyısında ‘çiçekli fırfır etekli, dar bluzu (herhalde) kırmızı güllü, iri küpe ve bilezikli’ bir Roman kızı ile karşılaşır; Aylin. Simsiyah saçlar, karanlıkta bile pırıl pırıl parlayan dişler.
“Üşümüşsündür. Bak güzel bir ateşim var. Gel ısın biraz. Korkma sana bir zararım dokunmaz. Aç mısın? Çok güzel bir balık çorbası yaptım” diyor. Balığı nehirden tutmuş. Sebzeleri de o sabah büyü yaparak ineğini iyileştirdiği bir köylüden almış. Ev şeklinde atlı bir arabası var.
Birkaç sahnede, bu bakmaya doyamadığımız genç kızın ‘nehir perileri ve haberci kuşlarla’ dolu yaşantısına karışıyoruz. Turgut’un Saboçay’a gidebilmesi O’nun yardımı ile olacaktır.
At arabasıyla, bambaşka ve ruhsal değişimlerle dolu bir yolculuk başlıyor.
Delikanlının cildi ceviz yağı ile esmerleşir. Küpeler ve giysi de tamamlanınca artık hiçbir Godze’nin (‘Çingene olmayanın’) ayırt edemeyeceği bir Çingene olur çıkar. Bir süre sonra ruhu da romanlaşacaktır. Şimdiden değişmeye başlamış bile. Örneğin ‘bir nehirden geçerken suya üç kez tükürmenin uğur getireceğine inanıyor’ artık. Yeni adı ‘İbo’.
El falını ve hayat çizgisini öğrenir. Birkaç gün içinde buluştukları Murat’ın avcundaki ‘ölümü’ görecek kadar ustalaşır. Aylin’i kaptırmak istemeyen Çeribaşı Sülo ile ilk başta kavga etseler de sonunda arkadaş olurlar.
Muhteşem görüntüleri ile Çeri toplantısı. Romanların ‘milli bayramıymış’.
‘Boşvermişim Dünyaya’ (1966) (Fecri Ebcioğlu). Genç kız, Gülderen Gül’ün sesi ile kahramanımız için söylüyor.
Sonunda zamanı gelmiş. Romanların yardımı ile düşman karargâhına bir baskın düzenlenir. Murat ve (mikro filmleri verdikten sonra) Hacı Ömer ölür. Meğer dişleri arasındaymış yaşlı adamın. Tokat ve kızgın demirle dağlama dâhil her türlü işkenceye rağmen bunu saklayabilmiş.
Kahramanımızın sınıra ulaşması yine Aylin sayesinde.
Amerikan yapımı ‘Golden Earrings’de Albay Ralph Denistoun savaştan sonra Lydia’nin yanına dönüyor. Turgut ise yalnızca “Seni, hiç ama hiç unutmayacağım” demişti. Belki el falına baktığında ‘köprüde öleceğini’ görmüştür.
Yanında mikrofilm ve yüreğinde, yıllar sonra bile dinmeyecek sızı ile yurda ulaşır. Aylin, O’nu, karşılaşmalarından çok önce sevmişti. “Seni seviyorum, tatlım. Seni, daha yüzünü bile görmeden sevdim. Geleceğini biliyordum. Kuşlar haber verdi bana.”
Ancak Turgut’un genç kızı sevdiğini anlaması iş işten geçtikten sonra. Zaten birkaç gün önce “Şimdiye kadar sen hakiki aşkın, ben de gerçek hayatın ne olduğunu bilmiyordum. Birbirimize rastlamak çok şey öğretti bize. Şimdi ikimiz de bir olduk. Çingene ve Godze, hepsi bir oldu. Yazık ki biraz sonra ayrılmak zorundayız” demişti.

Hollywood çevrimi Golden Earrings’in (1947) başlangıcı 1946 sonbaharında. Emekli İngiliz generali Ralph Denistoun savaşın hemen öncesinde (1937) yaşadıklarını Amerikalı gazeteci Quentin Reynolds’a anlatıyor. Kahramanımız o zamanlar bir Albay. Genç arkadaşı Richard Byrd ile Almanya’dalar. Görevleri, Prof. Otto Krosigk’in geliştirdiği zehirli gaz formülünü elde etmek. Bir ara yakalanıp, kaçıyorlar. Birkaç gün sonra Eschbach’taki (senaryoda ‘Esbach’) Freiburg tabelasında buluşmak üzere ayrılırlar. Albay, Neckar nehri yakınlarında bir Roman kızı ile karşılaşır. Adı Liddie. Ama Albay, ‘Lydia’ diyor. Ev şeklindeki atlı arabasıyla yaptıkları yolculuk sırasında kahramanımızın sadece adı (Janos Kalompa) ve dış görünüşü değil iç dünyası da değişim gösterir. ‘Gypsy’ gerçek aşkı, ‘Gadze’ de yaşamı tanıyacaktır.
“You never knew what real life was and I never knew what life was. Now we’ve become like each other. We’ve merged into each other. Gypsy, Gadze; Gadze, Gypsy. It’s all one” diyor Ralph.
Ayrılırken küpeleri Lydia’ya geri vermişti. Çok sevdiği kadını savaş boyunca hatta sonrasında aramaz. Barıştan bir buçuk yıl sonra Almanya’dan bir paket gelir. Adresteki ‘Deutschland’ yazısı bile bir kıvılcım oluşturmaz zihninde. Boş boş bakıyor.
Durumu anlaması kutudaki ‘Altın Küpeler’i gördükten sonra. O zaman da 5.30 uçağına yer bulmak için yırtınmaya başlar. Bu konuda yardımcı olan Burlington Club görevlisi Mr. Miggs’i öpmeye kalkışır.
Acaba savaş, Albayımızın hafızasında bir sorun yaratmış olabilir mi!

Yolanda Foldes’in romanı (‘Golden Earrings’) (1946- Dell Publishing Company) (‘Altın Küpeler’) (1948-Nebioğlu Yayınevi) (Çeviren Mustafa Yıldırımalp) yerli ve yabancı filmlerden biraz farklı. Mikrofilm ve zehirli gaz yok. Albay Dennistoun (Hollywood çevriminden bir ‘n’ farklı) 49 yaşında, zeki ve sakin biri (sf. 12). Üç sene hapis kaldığı İtalyan esir kampından üç arkadaşıyla (Byrd, Anderson ve Binbaşı Kershaw) kaçarak Çek sınırını geçmiş. Orada ayrılmışlar. Amacı Fransa’ya ulaşmak. Lydia adlı bir Roman kadını yardım eder kendisine. Albay, karısı Celia’dan uzak; Lydia’nın kocası hapis. Önlerinde de atlı araba ile gidecekleri uzun bir yol var. Yakınlaşmasınlar da ne yapsınlar. Dresden-Chemnitz-Zickau-Suhl-Meiningen-Schmalkalden-Fulda-Lauterbach-Wetzlar-Wiesbaden-Kaiserlautern-Oberstein-Reinsfeld-Trier-Luxembourg ve nihayet Fransa.
Bu yolculukta dış görünüşü ve ruhuyla Romanlaşır kahramanımız. Adı önce Mihal Kolompar, sonlara doğru Michel Laforge olur. ‘Onbaşı taslağı zalim bir delinin kurbanı (sf. 121)’ Almanya’dan geçip sınıra ulaşıyor. Orada ayrılırlar. “Lydia ve O’nun âlemi ile birlikte yaşamak herhalde tatlı olurdu (sf. 165).”


‘6+6’ albümündeki (1964) ‘Varkarola’ (Stavros Xarhakos). El falı dersi.
Aylin; “Gözlerini yarı açık tutarsın. Çingeneler baygın bakarlar. Sonra durmadan konuşman, bir şeyler anlatman lazım. Mesela üç kere ölüm tehlikesi geçirdiklerini rahatça söyleyebilirsin. Aşk konusuna gelince, bak bu önemlidir. Bütün fal baktıranların en çok merak ettikleri taraf budur. Onlara aşkı aradıklarını söylersin. Bu her zaman emindir. Çünkü insanlar her zaman aşkı aramışlardır.”
Günümüzdeki fallarda ise döviz ve borsa gibi şeyler var.
(Yazan: Murat Çelenligil)

Ekip

Kurgu Diamandi Filmeridis (Kurgu)
Yapım Ekibi İbrahim Seven (Yapım Amiri)
Basri Büyükcan (Set Amiri)
Yılmaz Argün (Set Ekibi)
Sonay Kanat (Set Ekibi)
İsmet Demirkol (Set Ekibi)
Hacı Fidan (Set Ekibi)
Yönetmen Ekibi Yılmaz Korkut (Yönetmen Yardımcısı)
Kamera Ekibi Suat Pekak (Kamera Asistanı)
Post-Prodüksiyon Sezai Elmaskaya (Negatif Kurgu)
Hilmi Başcan (Laboratuar)
Işık Ekibi Fehmi Eryılmaz (Işık Şefi)
Yusuf Küçükömer (Işık Ekibi)
Sadi Kanat (Işık Ekibi)
Ses Ekibi Yorgo İlyadis (Ses Kayıt)
Diamandi Filmeridis (Senkron)
İlia İliadis (Ses Kayıt Asistanı)
Müzik ekibi Gülderen Gül (Şarkılar)

Firmalar

Akün Film (Yapım)
Erman Film (Film Hazırlık)

Son Yorumlar (9)

TubaArtan avatar TubaArtan 24 Eylül 2016 21:29:05

Filmi başka bir sitede izledim yazık ki sitenizden kaldırılmış.. muhteşemdi.Ediz hun hayranı biri olarak bu filmi nasıl atladım bilmem...

benimsinema avatar benimsinema 28 Temmuz 2012 13:48:07

8

muazzam bir film. hem turkana hemde edize cingenelik cok yakismis.  rol olsa bile o yillara bakarak suleymanla edizin kupe takmalari cesaret isi. sonunda sevdigi adam icin kendi hayatini feda eden bir kadinin hikayesi. varmi bu zamanda boyle asklar.. emegi gecen herkese tesekkurler.

t_rex avatar t_rex 17 Mayıs 2011 19:12:05

10

evet görüntü pürüzsüz ama  ışık  hataları var.ses kaltesi iyi 

performer avatar performer 16 Mayıs 2011 22:20:05

7

görüntü ve ses kalitesi çok güzel muhafaza edilmiş. genel olarak orta bir film.

t_rex avatar t_rex 16 Mayıs 2011 12:57:05

10

kalite bir yerlerde hissetiriyor kendini ama yönetmen ertem göreç ve görüntü yönetmeni  melih sertesen,  aktörde cüneyt arkın olsaydı  çok daha iyi olurdu...iki yabancı cümlesi geçen şarkı harika çok hoş.filmin müzikleri muhteşem.filmi daha uzun, tef erruatlı ve renkli olsaydı...aşkları çok gerçekçi. ateşil çingene'nin  sinematografisi hariç bu film ondan daha güzel.ah bu yeşilçam jenerik boyunca kadraja iki küpeyi  ayıracağına çok hoş görüntüler sunsa  ne olurdu ki.keşke ben şu anki sinema ruhumla o devirde  aralarında olsaydım. neler yapmazdım ki. 

yedikule_zindanı avatar yedikule_zindanı 02 Kasım 2009 10:03:11

10

Bu film S/B keza Türkan Şoray gerçekten filmde güzel,yüzü tipi,film için yapılan esmer hali ile güzel seyir vermiş izleyicilere de.Cahit Irgat'ın tutsak olduğu yere Ediz Hun gelir, onu kurtarmaya , kurtarmak istese de Cahit Irgat'ta ona, beni kurtarm a sen git der,ağzından çıkardığı [ki o zamanlar] bir mikro filmi Ediz Hun'a verir,o da alıp saklar..Bu mikro film herşeyin kurtarıcısıdır der ona ve dışarı çıkarlarken asker tarafından vurulup ölür yaşlı tutsak Cahit Irgat..Aşağıda da askerleri oyalayan Türkan Şoray ve Süleyman Turan'lı çingene ekibi var ,yukarıdaki silah sesi ile aşağıda kavga başlar,dekorlar yıkılır filan..

Yandex.Metrica