Tatlı Hayat

8,31

( 6 kişi yorum yaptı )

Tatlı Hayat

(La dolce vita)

Sinema Filmi

1960

Ödüller

En İyi Film (14.Cannes Film Festivali-1960)

Oynayanlar

Marcello Mastroianni Marcello Mastroianni Marcello Rubini
Anita Ekberg Anita Ekberg Sylvia
Anouk Aimée Anouk Aimée Maddalena
Yvonne Furneaux Yvonne Furneaux Emma
Magali Noël Magali Noël Fanny
Alain Cuny Alain Cuny Steiner
Jacques Sernas Jacques Sernas
Lex Barker Lex Barker Robert - marito di Sylvia
Nadia Gray Nadia Gray Nadia
Walter Santesso Walter Santesso Paparazzo
Annibale Ninchi Annibale Ninchi Il padre di Marcello
Riccardo Garrone Riccardo Garrone Riccardo
Ida Galli Ida Galli Debuttante dell'anno
Audrey McDonald Audrey McDonald Jane (as Audey McDonald

Son Yorumlar (6)

enginyuksel1982 avatar enginyuksel1982 17 Kasım 2014 14:06:40

1

uzun ve bir o kadar da ağır giden bir film değil başyapıt kaliteli bir film olduğu bile tartışılır 1/10

kemerlee avatar kemerlee 17 Kasım 2014 13:30:22

7

Fellini bu filminde ikiyüzlü zampara gazetece Marcello üzerinden çarpıklaşmış modern hayat üzerine sert bir eleştiri getiriyor üç saatlik sürede. Film boyunca bir çoğunu izlediğimiz dejenere partilerden birinde sevgilisinin onu ekmesinin etkisiyle on a kuryapan Marcelloyla partiden ayrılan sosyete güzeliyle yaşadıkları kaçamakla başlayan filmimiz, bir parça tatlı kırıntısı bulmuş karıncalar gibi insanların üzerine üşüşen gazeteciler ve bu ilgiden hoşlanmıyormuş gibi yapıp kullanan şöhret meraklısı oyuncuların dünyasına giriyoruz. Arada dininde nasıl çarpıklaştırıldığını, herşeyin bir gösteri olduğunuda değinmeden edemiyor usta. Marcello olaydan olaya, hatundan hatuna koşarken bizde bir çok farklı dünyaya girme şansı yakalıyoruz ama uzun süresine rağmen aslında bir bütün oluşturmaktan çok ustanın düşüncelerini tamamlıyor bu durum. İster ismez bu kadar parça büyük bir kopukluk oluşturulmasını sağlıyor, sizde filmden uzaklaşıyorsunuz. Çok fazla karakterin Marcellonun iç dünyasını anlamamızı sağlamak için koyulduğu açık, her gördüğü kadına aşk nameleri yakan çapkınımız onu takıntı haline getiren uzatmalı nişanlısına(aslında babası bile tanımıyor kızı) ne sevgi kırıntısı gösterebiliyor nede ondan ayrılabiliyor, sosyete güzelininde Marcelloya ilanı aşk ettikten iki dakika sonra başka bir adamla sevişmeside aslında ne kadar yüzeysel ve yapmacık olduklarını kanıtlar nitelikte. Fellini güçlü bir eleştirisel yapıt çıkarmış ama sevebileceğimiz yada bağ kurabileceğimiz birisinin olmaması esere girmemizi zorlaştırıyor, yukarıda dediğim gibi kopuk kopuk ilerleyişte tuz biber ekiyor, oyuncu performanslarıda genel olarak sıradan, dublaj oldukça kötü(sesli çekim yapılamamış), Roma çok güzel olsada siyah beyaz olarak çokta birşey anlıyamıyoruz. Eğer bir Fellini hayranıysanız bir çok güçlü nokta sizi etkileyebilir, ama Fellinin sinemasına uzaksanız buradan başlamayın kesinlikle.

magoria avatar magoria 10 Ağustos 2013 00:46:15

10

“Ben gerçeği herkesin kendisinin bulması gerektiğine inanırım. Bana kalırsa, sosyal bir öbek için bir çağrı hazırlamak, ya da herkes için çağrı olacak bir film çevirmek boşunadır. Bir topluluğa hitap edilebileceğine inanmıyorum. Çünkü topluluk dediği miz nedir ki? Her birinin kendi gerçeği olan belli sayıda bireylerin toplamı. Filmlerimin bir sonu olmayışının nedeni de budur. Filmlerimin hiçbir zaman basit bir çözümü yoktur. Bana kalırsa, bir sonuca ulaşan herhangi bir öykü anlatmak, sözün tam anlamıyla ahlâk dışıdır. Perdede bir sonuç sunduğunuz anda seyircinin işine karışıyorsunuz demektir.”
Fellini'nin bu sözünden de anlaşıldığı gibi binlerce yoruma açık her şeyden bir şey anlatan ama her şeyi seyirciye bırakan bir sanat harikası.Fellini sinemanın tek benzeri olmayanlarından biri olduğunu farkında olmadan kanıtlıyor.Her saniyesi başka bir anlam kaçırabilme lüksünüz olan tek bir replik yok her şeyin üstüne düşünülmüş ve hayatın karmaşıklığı geçici hevesler sanat dünyası insanlık halleri bambaşka bir pencereden anlatılıyor.Bu filmleri izlediğimde en iyi olduğu söylenen Hollywood filmleri(benim sevdiklerim de dahil) inanılmaz komik geliyor.Çünkü bu filmleri,yönetmenlerini sınırlayan ''hayır bunu söyleyemezsin'' ''bu şarkıyı kullanamazsın'' diyen kalıplaştıran tek tipleştiren kurumlar yok.Filmdeki her oyuncu tek tek o kadar farklı yüzlere sahip ki bazen sadece onları incelediğimi bu yüzden olayı kaçırdığımı fark ettim.Oyunculukar hakkında söylenecek hiçbir şey yok hepsi kusursuzdu.Romayı binlerce yönetmen yansıtmıştır belki filmlerine binlercesi Roma da geçmiştir ancak ne çekilmişlerin ne de çekileceklerin bunun kadar iyi olacağını sanmıyorum bir Fellini daha gelmediği sürece.

menegroth avatar menegroth 05 Ağustos 2013 18:42:49

10

Tüm bu filmde anlatılan şehvet, para, hırs, eğlence, yozlaşmışlık ya da magazin düşkünlüğü mü daha saçma; yoksa toplumumuzun dizi kültürsüzlüğü, magazin seviyesizliği, özel hayatın laçka olmuş hali ya da toplumun sırf şu veya bu saçma dizide kendini bulması mı, onca akşamlarını geçirmesi mi daha saçma henüz karar veremedim?Magazinin süregelen, toplumu adeta esir almış saçma hali bir grup elit (kalburüstü) yozlaşmış burjuvazi üzerindeki anormal baskısı…Ne diyelim ülkemizde olduğu gibi pop kültürsüzlüğü, futbola indirgenmiş sohbetler, tüketim çılgınlığı (ki tükettikçe varsın yani), tvnin bizi evlerimize esir etmiş kader mahkumluğundan da bahsetmeden geçemeyeceğim…. Neye değer verilmeli, kültür ve sanat, felsefe, edebiyat vs. toplumun derdi değil aslında tek derdimiz ceplerimize daha çok para girmesi ve tatlı bir hayata devam etmekten başka bir şey değil…..Değerli önemsizler; önemsiz değerlilerin siz de farkına varacaksınız

mutec avatar mutec 08 Aralık 2008 09:39:12

10

film Roma nın sosyete yaşantısının içinde büyük bir prestij kazanmış olan gazeteci Marcello nun Roma nın sosyete caddesi Via Veneto da haber yakalamak için ordan ordaya koşmasıyla sürüp gitmektedir.Marcello çapkın hovarda bi yakışıklıdır Emma adında bir sevgilisi vardır ve kız onu çok sevmektedir film boyunca da"neden benim seni sevdiğim kadar beni sevmiyorsun,seni seven bir kadın buldun işte daha ne istiyorsun"nakaratını tekrarlar durur.fakat Marcello bir kadına bağlanıp hayatının sonuna kadar tek bir kadınla yaşayacak kişilikte biri değildir ve bunu Emma nın yüzüne açıkça da söyler.çünkü o her gece farklı kadınlarla ilişki yaşayan partilerden partilere koşan (seks,içki,sosyete dolu partiler) son derece yakışıklı mutlu görünen ama aslında yaşadığı bu tatlı hayattan hiç zevk almayan,"gerçek bir eser yaratmak" ve "gazeteciliğin getirdiği para ve saygınlık" arasında seçim yapamayan biridir...biz film boyunca italyan şehir yaşantısını-burjuvasını,insanların ahlak çöküntülerini,siyasi yönden italyadaki faşizmin dengeleri bozmasını aslında modern yaşam olarak adlandırılan bu tatlı hayatın ne kadar acı bir hayat olduğunu görürüz ve sonunda da marcello nun bu hayat içinde  yitip gitmesini...evet ne yazık ki son böyle..İtalyan sinemasının ilk 2,5 (02.47) saatlik filmidir.Gösterime girdiği zaman büyük skandallara ve polemiklere yol açmıştır Vatikan tarafından yasaklanmaya çalışılmış ancak halk bu duruma müsade etmemiştir.Marcello ile beraber skandal peşinde koşan fotoğrafçı "Paparazzo" birçok dile paparazzi terimini yerleştirmiştir.>Fellini filmi yaratırken hiçbir ahlaki ya da eleştirel kaygı taşımadığını,tek amacının şartlara rağmen yaşamın kendine özgü, yumuşak bir akışı olduğunu anlatmaya çalıştığını söylemiştir yani tatlı hayattan çok hayatın tatlılığından bahsetmek istemiştir.Film,Fellini nin Yeni gerçekçilik akımı ile düşler dünyası arasındaki geçiş dönemi eseri olarak adlandırılıyor.Cannes Film Festivali Altın Palmiye(1960) "en iyi yönetmen"-New York Film Eleştirmenleri Birliği’nin "En İyi Yabancı Film" ödüllerine layık görülmüş-"En İyi Kostüm" dalında Oscar® Ödülü almıştır.Tam anlamıyla bir Fellini şöleni..mutlaka izlenmeli..

Sylvester Stallone avatar Sylvester Stallone 11 Eylül 2008 16:55:09

10

1 seneden fazla oluyor uzun zamandan beri bu kadar uzun süreli(2 saat 47 dk) film seyretmemiştim.gerçi bu film seyredilir mi seyredilir,marcelo rubini'nin çapkınlığı diz boyu,her gece başka kadınla,zaten dikkat ettiyseniz filmde 2 erkek(biri babası), 4 kadın var filmde,marcelo'nun yakışıklığı belki de herşeyin önünde duruyor.neyse ben yorumuma geçeyim.film marcelo'nun bir helikopter ile(3 kişiler toplamda),bir heykel götürdükleri(belki de bir yerden de kaçırmış olabilirler),böyle başlıyor ve bu heykeli papa'ya götüreceklerdir(heykel helikoptere bağlı bir şekilde sallana sallana gitmektedir),ayrıca roma'nın havadan görünüş manzarası da olağanüstüdür.gece ise bir eğlence yerine gelirler,heykel kaçırmaktan olsa gerek,kimi kişiler tarafından pek hoş davranmazlar marcelo'ya,marcelo çapkınlıklara başlar gittiği yerden arakdaş olduğu bir kadının evine gider de yolda tanıdık birisini daha görür(kadındır oda) onuda arabaya alarak(araba kendisinin değildir).ayrıca marcelo'nun başka bir kızla da ilişkisi vardır,bugunun ferrasi olacak şekilde de bir birde arabası vardır.ikinci manitasınıda aşırı doz kullanmaltan sebep hastaneye götürür,devamında marcelo'nun ilk etapta bir kadınla karşılacaktır(onada aşık olacaktır,yalnız marcelo'nun gazeteci olduğunu belirtmen,arkadaşını hava limanından alırken(gazeteciler ve foto muhabirleri ropörtaj ve foroğraf için birbiriyle çekişir.) asıl olan şu ki arkadaşını bir an kaybeder ve kadının adı:ANİTA EKBERG'DİR.siz onu birde akşamleyin "gazino diyelim"da yaptığı dansları izleseniz kendinizden geçersiniz,valla on numara bir kadınmış kendisi,çok beğendim devam edelim ha unutmadan gece dans ettiklerinide belirteyim gecenin kalanında roma merkezi'nin tam ortasında bir şellaleye giderler.sonrysa arkadaşının da bulunduğu bir kiliseye gider,görmek için ve öyleki orada piano da çalar,marcelo "mucizeler ovası" denilen bir yere gidecektir,yanında bide nişanlı olduğu bir kadın da vardır(??)gittiği ana baba günüdür resmen mahşeri bir kalabalık,orada fidan dikip meryem ana'ya dua ederler,aslında bu akşamda devam edecektir,akşamda küçük bir kız çocuğu gelir(onu millet meryem ana olarak hitap eder!!!),bu seferde ellerinde mumlarla dilek dilemeye çıkarlar meryem anadan bunu isterler,geceki izdihamı öğlenki izdihamla karşılaştırmaz ve geceki izdihamda bir çocuk hayatını kaybeder.sonarki günse dostlarıyl beraber bir toplantıya katılmak üzerre bir arkadaşının evine gelir,yine olan olur bu sefer marcelo değil kadın marcelo'ya aşık olur da marcelo bundan pek mennun olmaz,geceyi hava muhalefeti yüzünden evde geçirirler,marcelo'nun sonraki günü deniz kıyısındaki bir çay bahçesi görünümünde bir yazı işleriyle uğraşır(ne de olsa gazeteci),öğlenden sonra onu hoş bir süpriz beklemektedir.babası marcelo'yu görmeye gelir,yalnzı marcelo'nun evini hep aramakta ama bir türlü ulaşamamaktadır,babasıda bir kadınla yaşadığını anlamıştır az çok,gece babasını bir bara götürür orada onu anouk aimee'de oradadır.onunla öyle bir vakit geçirir ki,dans ederler,şarap da içerler aimee'de bunu karşılıksız bırakmaz ve adamı evine davet eder de sonucu adamiçtiği içkilerin sayesinde sarhoş olup hastalanır,babası zaten sabah uğurlayarak gönderecektir.akabininde marcelo partiye katılmak üzere bir şatoya gider,orada da kızlara pas vermezken kaçamak yaptığı kadınlardan birini görür onunla konuşmasıda bir acayiptir(izlemek lazım),ama kadın başka bir adamla beraber olur sonuçta,o umursamaz şato dedikte yarasalar,vampirler(?),hatta birisi hayalet(!!!) gördüğünü bile söyler,marcelo'ya kadın dayanmaz bir gün onunla bir gün yine birisini bulur(ilk baştan kavga ederler,sabah gelir onu alır başarırlar,bu marcelo'nun yaşamı böyle,hele o son parti sahnesi vardı,neler olmadıki,marcelo süper bir karimzaya sahipmiş.. benden bu kadar,izlemek isteyen izlesin derim.İmza Benden:DOLCE VİTA(TATLI HAYAT,1960)

Yandex.Metrica