Aramıza Kan Girdi

8,14

( 3 kişi yorum yaptı )

Aramıza Kan Girdi

Sinema Filmi

1962

‘Peter Gunn’daki (1959) “The Brothers Go to Mother’s” (Henry Mancini).
Eve geldiğinde her yer darmadağınık, bir de davetsiz misafiri vardı. Ama ortalığı bu hale getiren O değilmiş. Yine de 6 ‘hoş geldin’ tokadı yemekten kurtaramaz kendisini.
Senih; “Adım Senih, Necla’nın kardeşiyim.”
Mekin; “Necla mı? Şu arabaya aldığım, öldürülen kız mı?”
Senih; “Arabaya aldığınız doğru. Fakat öldürüldüğü yanlış. Necla öldürülmedi… ‘Öldü’ diye gösterip işi daha da karıştırmak istiyorlar… Necla vasıtasıyla beni bulacaklarını hesaplıyorlardı.”
Mekin; “Seninle ne alıp veremedikleri var?”
Senih; “İki milyonluk bir hesap meselesi. Ne pahasına olursa olsun bunu ele geçirmek istiyorlardı. En iyi çare Necla idi.”
Mekin; “Benimle ilişiği ne bunların?”
Senih; “İstemeyerek de olsa bu işe karıştınız bir kere. Paranın saklı olduğu yerin anahtarı Necla’nın odasında. Onu alıp bana getirmenizi istiyorum.”
‘Kiss Me, Deadly’ (1952) (Mickey Spillane) adlı roman (15. Baskı, Signet Book, 1957) ve Hollywood çevriminin (1955) siyah beyaz Yeşilçam uyarlaması. Kitap ülkemizde ilk olarak Plâstik Yayınlar’dan çıkmıştı; ‘Öp Beni, Öldüresiye!’ (Ağustos, 1954) (Çeviren Semih Yazıcıoğlu).
Mekin, 60’ların neşeli, para sıkıntısı bilmeyen, kendinden emin, tehlikeli durumlarda bile alaycı ve ‘fıstıklar’dan yana şanslı özel detektiflerinden.
‘Der Alte Tango’ (1962) (Jonny Bartels / Marcel Peeters). Gecenin ileri bir vakti. ‘İstanbul H. 74 508’ plakalı 58 model Opel ve radyoda Peter Alexander’in söylediği ‘eskimeyen tango’ ile ‘şehirden Sarıyer’e gidiyor’. [‘Kiss Me, Deadly’de ise Nat King Cole’un söylediği ‘Rather Have the Blues’ (1955) (Frank DeVol) var. Bu şarkıyı filmin gazino sahnesinde bir kez de Kitty White söylüyor].
O ıssız yolda rastladığı ‘uzun boyu, sarışın, güzelce bir kız’ı arabasına alır. Sonrasında kendimizi nefes kesici bir maceranın içinde buluyoruz.
[Olaylar kitapta New York, Hollywood çevriminde San Francisco’da geçiyor. Christina Bailey (romanda Berga Torn) Necla’dan farklı olarak yalınayak ve daha açık renk bir trençkot giymiş. Ayrıca içinde hiçbir giysi yoktu. Yeşilçam’daki kısa da olsa etekli].
Biraz ilerde polis “Nerden gelip nereye gidiyorsunuz? Yol boyunca kimseye rastladınız mı” diye soruyor. ‘Tımarhaneden kaçan bir deli kızı’ arıyorlarmış. Mekin “Ne ben ne de karım bir an bile gözümüzü kırpmadık. Birisi olsaydı mutlaka görürdük” yanıtıyla durumu idare ediyor. Bu sırada Necla, elini tutup bacaklarının arasına almıştı. Kahramanımızın yalan söylemesinde ‘yuvarlak ve parşömen gibi pürüzsüz cildin (sf. 6)’ etkisi olmuştur belki.
Üstelik konuğu öylesine güzel ki gece yarısı oralarda ne aradığının şimdilik pek önemi yok bizim için.
‘Peter Gunn’daki (1959) “Session at Pete’s Pad” (Henry Mancini). Ama bir araba yollarını kesince iş karışır. Üç kişi tarafından sille tokat kaçırılırlar. Film ilerledikçe dövüşteki yeteneğine tanık olacağımız Mekin bu sırada öpüşmekle meşguldü. Yoksa hepsinin icabına bakardı herhelde.
‘Peter Gunn’daki (1959) ‘Fallout!’ (Henry Mancini). Mehmet Ali Akpınar, Zeki Tüney ve Ünal Göktunca işkence yaparak bir şey söyletmek istiyorlar. Ancak genç kız ‘etinden kopsa da bana mısın demiyor’. (Kaçmak isteyen Mekin’e çelme atılması Hollywood filminden aynen alınmış).
Baygın durumdaki kahramanımız, Opel’in şoför koltuğuna taşınıp üzerine bir şişe içki boca edildikten sonra yokuş aşağı bırakılır.
‘North By Northwest’deki (1959) Roger Thornhill gibi son anda dışarı fırlayıp paçayı kurtarıyor.
‘Peter Gunn’daki (1959) ‘Fallout!’ (Henry Mancini). Bir hafta (Kiss Me Deadly’de ‘üç gün’) sonra. Hastanede ziyaretine gelen (bizimki bu sırada ‘fıstık’ hemşire Mine Soley’i öpüyordu) Komiser Kadir Baba’dan olanları öğrenir. Uçuruma düşen arabanın yakınlarında çırılçıplak bir genç kız cesedi bulunmuş. O gün gömülüyormuş.
[Ancak ölen başka biriymiş. Necla sonradan karşımıza çıkacaktır. Kitap ve Amerikan çevrimleri biraz farklı. Berga ve Christina ölüyor].
Arkadaşının “Bak dinle Mekin! Bu kanlı işten uzak dur bakalım” diye yırtınmasına rağmen Mayk Hammerimiz kararını çoktan vermiş; “Yahu son günlerde sende bir nasihattir merakı aldı yürüdü… Asıl sen beni dinle. Bu heriflerle benim arama kan girdi. Mutlaka sonuna kadar gidip hesaplaşacağız.” Artık silahlar konuşacakmış. Yol kesip adam tepeleyen, uçurumlardan araba yuvarlayanların hakkından bir tek şey gelirmiş; “Karınlarına kurşun doldurmak. Onlar ancak bu dilden anlarlar ve bu dile hürmet (Toron Karacaoğlu’nun seslendirmesiyle ‘hörmet’) ederler. Ben Onlarla bildiğim gibi hesaplaşacağım.”
[Romandaki de benzer şeyler söylüyor; “Onlar ancak kendilerini kalbura çevirecek silahı elinde tutana hürmet ederler. Karınlarının ortasına dayanıp barsaklarını darmadağın edecek bir tabanca (sf.22). Eserin 1987’de çıkan ikinci çevirisi (Tay Yayınları) (Yaprak Burcu) biraz farklı; “Karınlarına tabancayı dayarsın, boşaltırsın barsaklarını dışarı. İşte bundan anlarlar (sf.30).” Üçüncü çeviri (2005-Can Yayınları) (Aslı Gül Güre )ise “Onların saygı duyduğu bir tek şey var… Göbeklerine dayalı, patlayınca bağırsaklarını odanın dört köşesine saçacak bir tabancaya. Ancak böyle bir tutuma saygı gösterir onlar (sf. 40)” şeklinde. Orijinali ise şöyle; “They only respect one thing… A gun in their bellies that’s going off and splashing their guts around the room (sf. 25).”]
Eve geldiğinde davetsiz bir konuğu vardı. Necla’nın abisi Senih. Kardeşinin ölmediğini ve bütün bunların ‘iki milyonluk bir hesaplaşma’ olduğunu söylüyor. Paranın saklı olduğu yerin anahtarı Necla’nın odasındaymış. “Onu alıp bana getireceksiniz” demişti. Ne yazık ki bunu görecek kadar yaşayamaz. Bir bıçak darbesiyle öldürülür.
Genç kızın evi tam takır kuru bakırdı. Arkadaşı Suzan tüm eşyaları toplayıp götürmüş. Kambur kapıcı [‘Mazimdeki Kadın’da (1969) tekrar göreceğimiz] ‘banknot yöntemi’ ile ‘şakıyor’. Adresi Gökdil Sokak, numara 75’miş. Mekin, birkaç sahne sonra bu sarışın afeti de kollarının arasına alacaktır.
Sonuçta Necla’ya nasıl ulaşacağını öğrenir. Ege Reklam’da model olarak çalışıyormuş. Burada O’nu değil ama fotoğrafçı Galip’i, Betül’ü ve asıl Ayfer’i bulur. Taksideki sarılmaları hariç ‘fıstığın’ evinde 3 dakika 10 saniye öpüşüyorlar.
‘(I) Love You Madly’ (1951) (Duke Ellington); “Love you madly, right or wrong//Sounds like the lyric of a song//But since it’s so I thought you oughta know//I love you, love you madly.” Ayfer, kahramanımızı Sevil Sev’i dinlediğimiz kulübe götürüyor. (Aynı sanatçı biraz sonra striptiz yapacaktır). Erdoğan Üçkaya orkestrada trompet çalıyor. Müşteriler arasında Neclaların ‘eskiden beri avukatı olan’ Ulvi ve yakası karanfilli Hayri de var. Özellikle sonuncusu ile yıldızları barışık değil bizimkinin. Birbirlerine hitapları ‘köpoğlusu’, ‘karga’, ‘pis serseri’, ‘maskara’ şeklinde. Görüşmeyeli yıllar olmuş. Mekin pek de alaycı; “Hem uğrayayım hem de bir vakitler kalçasına hediye ettiğim kurşunun hatırını sorayım dedim.”
Gazinonun kumarhanesinde Betül ve Galip ile karşılaşırlar. Necla, aylar var ki, reklam ajansında çalışmıyormuş.
Bugünlerde çete bir cinlik yapıp Mekin’e, ‘İstanbul H. 40 139’ plakalı bir DeSoto (romanda ‘çift egzozlu Ford’) hediye eder. (Uçurumda parçalanan Opel’i unutturacaklar akıllarınca). Evin önüne bırakılmış. Tam da Suzan’la yatakta sarmaş dolaşken telefon eden ve ismini vermeyen biri “Yenisinin, kazaya uğrayan eskisini unutturacağını ümit ediyoruz” diyor. Şimdiye kadar olanlar için özür diliyorlarmış. “Geçmişe hükmetmek elimizde olmadığına göre hiç değilse gelecekte dost kalalım dedik.”
Aslında bu, araba değil cehennem fıçısı. Mobil’de çalışan tamirci arkadaşı Suphi, kilometre telinde dinamit bulur. “Felekte, buraya geleceğine bu namussuz arabayla 100 kilometre yapmalıydın ki o zaman ben senin halini görürdüm.” Ne Mekin’den ne de Ford’dan eser kalırmış. “Uçarsın birader, uçarsın. Ufalıp nokta olursun göklere doğru.”
[Romandaki ve Hollywood çevrimindeki tamirciler Bob Gellie ve Yunanlı Nick Dennis de kontağa ve kilometre saatine bağlanmış ikişer bomba bulurlar. Suphi’nin başına bir şey gelmezken diğerleri o denli şanslı değil. Bob dayak yer, Nick ise bir arabanın altında feci şekilde ezilerek öldürülür].
Olayların gelişimini izlemek çok zor. Betül ile sevişip eve geldiğinde Suzan yerde cansız yatıyordu. Banyoda kurşunlamışlar zavallıyı. Ama ölmeden duvara ‘MİDE’ yazacak kadar zaman bulabilmiş. Bir ipucu. Herkesin peşinde olduğu anahtarı yutarak çeteden saklamış. Yapılan otopside ortaya çıkıyor. Mehmet Ali Akpınar ve O. Nuri Ergün bizimkini kaçırarak konuşturmak isteyince yedikleri dayak yanlarına kâr kalır.
Anahtar, Gen Ar Kulübü’ndeki kasalardan birine aitmiş. İçinden para dolu bir kutu çıkar. Romanda (sf. 145) Şehir Atletizm Kulübü’nde 4 milyon dolarlık eroin, filmde Hollywood Athletic Club’da nükleer silah.
[Kitap ve Amerikan çevrimindeki anahtarlar, aynı şekilde, Berga ve Christina’nın karnından çıkar. En başta bir benzin istasyonuna uğramışlardı. Olacakları tahmin edip Mike’a mektup atmışlar. Romandaki (sf. 114) “The way to a man’s heart…” diye yazarak; Filmdeki ise adaşı Christina Georgina Rossetti’nin ‘Remember şiirinden (1862) alıntı yaparak durumu anlatmaya çalışmış.]
Filmin 4 dakikalık İstiklal Caddesi sahnesinde Necla tekrar karşımıza. Tüm güzelliği ile. Hayri-Hayati Hamzaoğlu, Zeki Tüney ve O. Nuri Ergün de peşinde. İşkence ile paranın yerini öğrenmeye çalışıyorlar. Neyse ki Mekin yetişir. Hepsini dövüp baştaki dayağın intikamını alıyor.
Artık her şeyi anlamış. Hayri’ye “Reklam işi dümenden başka bir şey değildi. O model kızları da sahte para sürümünde mutavassıt olarak kullanıyordunuz. Çeteden Senih son büyük satışın paraları ile birlikte ortadan kayboldu. Kardeşi Necla’yı kaçırıp kapadınız. Senih ortaya çıksın diye ümitleniyordunuz. Nitekim çıktı da. Ama paraların yerini söyletemediniz” diyor. Kavga dövüş sırasında yüksek bir binanın tepesinden düşerek ölür Hayri.
‘The Untouchables: Theme’ (1959-63) (Nelson Riddle). Yine tüm İstanbul’u dolaştığımız ve Harbiye’deki Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sona eren 4 dakikayı aşkın kovalamaca sahnesinde Fotoğrafçı Galip’i dört kurşunla öldürüyor.
Ulvi tutuklanır. Necla’ya sarılmışken film biter. Bu sırada (sağlığında epeyce öptüğü) Betül ayaklarının dibinde cansız yatıyordu. ‘Kiss Me Deadly’nin (1952) afişinden aynen alınmış.
Sonlara doğru Betül’e ve (olan biteni hâlâ anlayamamış olan) bize şunları söylüyor; “Sürüyle adam öldü. Dereler gibi kan aktı. Hep o menhus, kirli, pis işleriniz yüzünden. Burdan Avrupa’ya sahte para kaçırıyordunuz. İstanbul’da şebekenizi kurmuştunuz. Kamufle için de reklam ajansını kullanıyordunuz. Fakat son iki milyonluk satışta Senih paraların üzerine yatıp ortadan kayboldu. Senih’i ele geçirmek için kardeşi Necla’ya saldırdınız. Kaçırıp deli diye bir kliniğe sakladınız. Oysa kızın hiçbir şeyden haberi yoktu. Öldü numarasını da belki Senih ortaya çıkar diye tertiplediniz. Bu işte yardakçılarınız Hayri ve Galip’ti. Çetenin başı da seninle Ulvi. Fakat bir tek noktayı unuttunuz. Enterpol’ü ve beni.”
‘Kiss Me Deadly’deki entrika, otopsiyi yapan doktorlara, milletvekillerine (congressmen) ve daha yukarılara uzanırken Yeşilçam uyarlaması ‘reklam ajansı’ndan sonrasına cesaret edememiş.
Ayrıca ‘Enterpol’ ile ilgili bir şey göremedik. Komiser Kadir Baba’yı mı söylemek istedi acaba?
(Yazan: Murat Çelenligil)

Künye

Yönetmen Tarık Dursun Kakınç
Senaryo
Yapımcı Hürrem Erman
Görüntü Yönetmeni Orhan Kapkı , Halit Aysan
Tür Macera, Polisiye
Özellikler Siyah Beyaz
Ülke Türkiye
Etiketler Hastane, Hemşire, Reklam Ajansı Daha Fazlası

Oynayanlar

Ahmet Mekin Ahmet Mekin Mekin
Semra Sar Semra Sar Necla
Hayati Hamzaoğlu Hayati Hamzaoğlu Hayri
Suzan Avcı Suzan Avcı Suzan
Atıf Kaptan Atıf Kaptan Avukat Ulvi
Senih Orkan Senih Orkan Senih
Suphi Kaner Suphi Kaner Suphi
Hüseyin Baradan Hüseyin Baradan Kapıcı
O. Nuri Ergün O. Nuri Ergün Çete Elemanı
Mehmet Ali Akpınar Mehmet Ali Akpınar Çete Elemanı
Zeki Tüney Zeki Tüney Çete Elemanı
Sevil Sev Sevil Sev Klüp'te şarkı söyleyen şarışın
Serpil Akay Serpil Akay
Ünal Göktunca Ünal Göktunca
Mine Soley Mine Soley Hemşire
Handan Kadıoğlu Handan Kadıoğlu Seslendirme
Sacide Keskin Sacide Keskin Suzan Avcı Seslendirmesi
Sami Ayanoğlu Sami Ayanoğlu Hüseyin Baradan ve Hayati Hamzaoğlu Seslendirmesi
Kemal Ergüvenç Kemal Ergüvenç Kadir Savun Seslendirmesi
Erdoğan Esenboğa Erdoğan Esenboğa Seslendirme
Adalet Cimcoz Adalet Cimcoz Semra Sar Seslendirmesi
Toron Karacaoğlu Toron Karacaoğlu Ahmet Mekin Seslendirmesi
Ayfer Koray Ayfer Koray Ayfer
Kadir Savun Kadir Savun
Aysel Tanju Aysel Tanju
Kenan Pars Kenan Pars
Osman Alyanak Osman Alyanak Atıf Kaptan Seslendirmesi

Ekip

Yapım Ekibi Yavuz Figenli (Yapım Ekibi)
Adil Kıbıcı (Yapım Ekibi)
Yönetmen Ekibi Erdoğan Tokatlı (Yönetmen Yardımcısı)
Cevat Şahiner (Yönetmen Yardımcısı)
Işık Ekibi Ekrem Köksalan (Işık Ekibi)
Erol Batıbeki (Işık Ekibi)
Ses Ekibi Yorgo İlyadis (Ses Kayıt)

Firmalar

Erman Film (Yapım)
Bronz Film (Yapım)
Erman Film (Film Hazırlık)
Erman Film (İşletme)
Apa Ofset Basımevi (Afiş Baskı)
Sine Reklam (Reklam)

Son Yorumlar (3)

MGUNAY avatar MGUNAY 20 Nisan 2017 10:05:51

9

1962 yapımı olmasına rağmen görüntü çok netdi. Ahmet Mekin'in yakışıklığı ve Semra Sar'ın güzelliği göz doldurmakta. Filmin az bir yerinde Mekin'i Toron Kracaoğlu değilde Abdurrahman Palay konuşmuş. Mekin'in garsonu dövüp pavyona girdiği sahnede.

kamilzafer 31 Mart 2016 09:36:18

Eleştirmeni T.Dursun'un bu ilk filmini hiç beğenmemiş.Firma bilgileri bir üstte.Film 17.4.1963 çarşamba Kulüp ve Lüks (Suare) sinemalarında gösterime girmiş. Zafer ALGAN

benimsinema avatar benimsinema 17 Ocak 2016 00:51:13

6

Semra Sar sanirim konuk oyuncu fazla rolü olmamasi benim icin bir hayal kirikligi.. ahmetle semranin gece yollari kesisir.. semra birilerinden kacar ve ahmet ona yardim etmek ister.. fakat isler terse döner. Ahmete isin icinde bulur kendini.. semra ortalikta yoktur öldü diye yalan haberi yayilir.. ahmet bu isin pesine biramaz gercegi ögrenir.. senaryo mesela cok zayif..

Yandex.Metrica