Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Arka Sokaklar

Arka Sokaklar

8,79

(11 kişi yorum yaptı)

2012-07-31 16:31:59 1 Ocak 1970 1 Saat 17 Dk Dram Dram

Yönetmen: Ülkü Erakalın Ülkü Erakalın

Ülke: türkiye

Oyuncular: Ülkü Erakalın, Talia Saltı, Zuhal Üstüntaş, Alaattin Altıok, Niyazi Er, Fuat İmer, Haydar Karaer, Adnan Uygun, Asım Nipton, Hakkı Haktan Devamını Gör...

Konusu : ‘Si minör Manfred Senfonisi, Op. 58; I. Lento lugubre’ (1885) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky). Ev işlerine, ütüye yardım etmesi bahanesiyle davet etmiş genç kızı. Asıl amacı oğlunun aşkını çıtlatmak. Ama durum çok farklı gelişir. Elif; “Keşke çamaşıra da çağırsaydın Emine Teyze. Elinde büyüdüm sayılır. Ne zaman istersen, ne için olursa çağır beni. Koşa koşa gelirim.” Emine; “Hadi hadi, böyle konuşma. Günün birinde evleneceksin. Ya kocan seni bana göndermezse?” Elif; “O zaman da hizmetçimi yollarım… Biliyor musun Emine Teyze, insanın işlerini yaptıracağı hizmetçileri olması ne güzel şey. Bulaşığı, çamaşırı, yemeği düşünmeyeceksin. Evleneceğim erkek böyle bir hayatı yaşatabilmeli bana.” Emine; “Bana kalırsa yanlış düşünüyorsun kızım. Senin yerinde olsam fakirine zenginine bakmaz dürüst çalışkan bir delikanlıyı seçerdim.” Elif; “Biliyorum beni ayıplayacaksın Emine Teyze. Ama ne yapayım senin gibi düşünemiyorum. Hayatımı kutu gibi bir odaya bağlamak, pencerede oturup kocamın yolunu beklemek, yıllarımı fabrikanın paydos düdüğünü duyarak geçirmek istemiyorum. Annem gibi, senin gibi olmak istemiyorum Emine Teyze.” Emine, “İyi ki bütün kızlar senin gibi düşünmüyor Elif. Yoksa bizim delikanlılar ölünceye kadar bekâr kalırlardı.” Fabrika işçisi delikanlı ve daha iyi yaşam özlemi içindeki genç kızın siyah beyaz öyküsü. Aynı yönetmenle 1972’de renkli olarak tekrar çekilecektir; ‘Bir Garip Yolcu’. Jenerikte ‘The Prodigal (1955); Love Theme From the Prodigal’in (Bronislav Kaper) bir yorumu var. 101 Strings Orkestrası’nın ‘East of Suez’ albümündeki (1960) ‘Temple Dancers’ var. “(Abdurrahman Palay’ın sesi ile) İnsanların hayatı kapalı bir kutuya benzer. İçlerinde mutlu hikâyelerin yanı sıra acılı hikâyeler de gizlidir. Bu filmin hikâyesi de açılmamış kutulardan seçildi. Ne zaman ve nasıl başladığını tayin etmek çok güç. Çünkü bu aynı mahallede doğan, beraber büyüyen güzel bir kızla yakışıklı bir delikanlının ve çevrelerinde yaşayan bazı insanların hikâyesidir. Biz şimdilik şu günü başlangıç tarihi olarak alabiliriz.” Sene 1963, Mayıs’ın 15’i, günlerden Çarşamba. İstanbul’da bir kenar mahalle. ‘Fabrika düdüklerinin duyulduğu, yemek kokan evler’. Elif, sabah alışverişine çıkmış. Bu sayede komşularla tanışıyoruz. Arkadaşı Nur’un siparişleri için Kazova mağazasına gider önce. Tezgâhtar Aysel’den, kendisi için söylenenleri öğreniyor. “Çok güzel ama kendini beğenmiş, kibirli kız” diyormuş mahalle delikanlıları. İçten içe seviniyor bu tip söylentilere. O akşam babasına mantı yapacaktı. ‘Üstüne hamur işi yapan yokmuş’. Ömer Usta, hemen yakındaki fabrikada yılların döküm ustası. Emekliliğine az var. “Yakında beni kızağa çekecekler. Köşemde oturup acemilere tavla dersi vereceğim günler yaklaştı.” Aynı yerdeki Murat’ın ise ‘önünde çuvala tıkılacak o kadar gün var ki’. Delikanlı, Elif’e tutkun. “Ne zaman karşı karşıya gelsek elim ayağım titriyor.” Bu kadar olmasa da, genç kız da öyle. Murat’ın da mantıya geleceğini öğrendiğinde, babasına belli etmeden, aynada saçını düzeltmesinden anlıyoruz bunu. Ancak önceleri gözü yükseklerdeydi. “Kuru bir sevgi karın doyurmaz. Hayattan çok şey bekliyorum ben. Murat’ın veremeyeceği kadar çok” demişti Nur’a. ‘Manhá de Carnaval’ (1959) (Luiz Bonfá). Delikanlının evlilik teklifine de “Evlendiğim zaman hayatımda bir değişiklik olsun isterim. Belki beni hakikaten çok sevebilirsin ama özlediğim hayatı yaşatamazsın bana” karşılığını veriyor. Arkadaşı olmak istermiş sadece. Karısı olmayı hiç düşünmemiş şimdiye kadar. ‘Allah sahibine bağışlasın, güzelliğine diyecek yok’ ama huyu tıpkı teyzesi. “Allah vere de talihi O’na benzemese” diyor Kasap Kamil. Bir arkadaşı görmüş Leman’ı, bir sokakta. Anlattığına bakılırsa ‘o biçim olmuş, kötü yola düşmüş’. (İkinci çevrimde ‘annesi’). ‘Köşe başlarında, arka sokaklarda erkek kollayan bir teyze’. Sekiz sene önce evden kaçtığı zaman O’na çok kızmış Elif; “Sonra hak verdim. Beğenmediği biz değildik, yaşadığı hayattı. Fabrika dumanlarının kararttığı evini beğenmezdi. Paydos düdüklerinden bıkmıştı. Hanımefendi olmayı kafasına koymuştu bir kere.” Elif’in annesi ‘kardeşinin kahrından’ hastalanıp ölmüş. Bu nedenle Leman’ı görmek bile istemiyor Ömer. Bir daha konuşmayacakmış kendisiyle. Genç kadın, gazinolarda Feriha Tunceli’nin sesi ile şarkılar [‘Prozit Şerefe, Prozit’ (Hicaz) (Sadettin Kaynak) ve “Halime’yi Samanlıkta Bastılar”] söylüyor. Buradaki adı ‘Süslü Leman’. Hep içkili olmasını “Başka türlü çekilir mi bu hayat” diye açıklar dostu Mehmet Ali Akpınar’a. Pişmanlığını da konsomatris arkadaşı Gül’e “Gözüm yükseklerdeydi. Özlerdim buralarını. Rüyalarıma girerlerdi. Beyoğlu ışıkları parlak bir yıldız gibi göz kırpardı bana. Yıkılışımın başlangıcı bu ışıklar oldu zaten. Evden kaçtım… Eniştem benden nefret etmişti. Ablamın ölümüne benim sebep olduğunu zannediyordu.” Maziyi unutmak istese de artık çok geç. “Kaç gece kapılarını çalıp Onlara dönmek istedim. Sonra yeğenimin masum gülüşünü solduracağımı düşünerek vazgeçtim. Benim yüzümden utanmasını istemedim. O’nun için meçhul bir teyze kalmak daha iyi.” Paul Whiteman ve Orkestrası’nın ‘50th Anniversary’ albümündeki (1956) ‘How High the Moon’ (1940) (Morgan Lewis / Nancy Hamilton). Ardından fabrikanın sahibi Nejat Bey ile tanışıyoruz. İşe gelişi ‘İst. H. 39 212’ (ikinci çevrimde ‘34 FY 538’) plakalı, üstü açık arabası ve bu melodi ile. Kadın düşkünü biri. ‘Çeşitten hoşlanırmış’. Parmağına ‘altın kelepçe takmaya da niyeti yokmuş’. Fabrika ile pek ilgili değil. Ömer Usta’nın ‘kazanın zayıfladığı’ uyarısını dinlemez bile. Bu meslekte 20 senelik tecrübesi olmasını “Sen de fazla konuşanların çok sevilmediğini unutma. Bırak da bunu teknik müdürümüz düşünsün” diye küçümsüyor. ‘Exodus’taki (1960) ‘Escape’ (Ernest Gold). Sonunda korkulan olur. Kazanın patlamasıyla Ömer Usta’nın sol eli ve sol şakağı (ikinci çevrimde iki kolu) yaralanmış. Geçmiş olsun ziyaretine gelen Nejat Bey’e çok ters davranır. “Gördün mü teknik müdürün bu işi benden daha iyi bilmiyormuş.” Verilen bir miktar parayı da kabul etmez. “Sadakaya ihtiyacım yok benim. Maaşım bana yeter. Bey’e yolu göster kızım. Konuşmamız bitti.” Bunca aşağılanmaya karşın Nejat çok hoşnut. Elif’le tanışmış. “Ömer Usta’nın sizin gibi güzel ve kibar bir kızı olduğunu öğretmek teselli etti beni” diyor. Zaten orada bulunduğu süre boyunca ayıramamıştı bakışlarını. (Genç kız da kapıdaki gösterişli arabadan!). Sonrasında hep peşinde. Paul Whiteman ve Orkestrası’nın ‘50th Anniversary’ uzunçalarındaki (1956) “It’s The Dreamer In Me” (1938) (Jimmy Dorsey / Jimmy Van Heusen) ve ‘Speedy Gonzales’ (1961) (Buddy Kaye / Ethel Lee / David Hess). Yolunu gözlemeler, direksiyon dersleri, partiler, defileler. ‘Yaldızlı lafların’, iltifatın bini bir para. “Şu anda etrafımdaki güzellikleri görebilmek benim için imkânsız artık. Kendimi uzun uzun güneşe bakmış bir çocuğa benzetiyorum. Güzelliğiniz, zarafetiniz gözlerimi kamaştırdı.” ‘Adieu Mon Pays’ (1962) (Enrico Macias). Lokantadayken Leman görür Onları. Nejat’ın ‘Kazanovalığını’ ve niyetini hemen anlamış. O yaştaki kızların tatlı bir söze, sahte bir sevgiye nasıl da çabuk kanacaklarını çok iyi biliyor. Önce Ömer Usta ile konuşmak, durumu anlatmak ister. Yaşlı adam dinlemez bile kendisini. Sonunda Elif hakkında konuşmak istediğini yazar Murat’a. ‘Exodus’taki (1960) ‘Ari’ (Ernest Gold). Delikanlının mektuptaki adresi bulması bu melodi ile. “Peşinde zengin bir adam dolaşıyor. O’nu tuzağına düşürmek isteyen biri… Adı Nejat, fabrikatörmüş.” Bu kadarı yeter de artar bile kahramanımız için. ‘Exodus’taki (1960) ‘Ari’ ve ardından ‘Escape’ (Ernest Gold). Fabrika önünde bekliyordu rakibini. Nejat’ın ‘hususi işlerini işçilerle konuşmak âdeti değildi’ ancak dinlemek zorunda kalır. Murat; “Elif’i seviyorum. Eğer niyetin ciddiyse aradan çekilmeye hazırım. Ama maksadın gönül eğlendirmekse yolundan çekil, rahat bırak kızı.” Nejat; “Şimdi anlaşıldı! Romantik bir âşıksın sen. Bak delikanlı biraz edepli hareket etseydin belki sana acır kızdan vazgeçerdim. Ama şimdi gözüme daha güzel görünmeye başladı. Bekle, günün birinde gönderirim sana! Kabul edersen tabii!” Bunun bedelini 7 yumrukla ödetir Murat. “Kendini kolla kalleş herif! Eğer O’na kötülük edersen yaşatmam seni. Bir köpek gibi öldürürüm, bunu bilmiş ol” tehdidi ise mahkemede aleyhine delil olarak kullanılacaktır. Gazinoda gözyaşlarını silmesi için Leman’a verdiği mendil de. Kahramanımızın evlilik önerisini reddettiği bu günlerde, Elif, bir değişim yaşıyor. Delikanlıyı sevdiğini anlamış. “O’na haksızlık ettim Nur. O’nu sevdiğimi, O’ndan başka hiç kimseyi sevemeyeceğimi anlamalıydım. Ancak O’na ‘hayır’ dediğim anda sevdiğimi anladım.” İçindeki bilmece bir anda çözülmüş. Bunları anlatıyor arkadaşına. Fabrikatör de aynı şekilde. ‘Hiçbir kadını bu kadar arzulamamış’. Claudio Villa’nın sesinden ‘Amor, Mon Amour, My Love’ (1963) (Gualterio Malgani / Bruno Pallesi). Ailesi ile tanıştıracağı yalanıyla eve götürüyor. “Elimden kurtulamayacaksın” diyerek saldırır. Elif güç bela elinden kurtulup kaçtıktan sonra 3 el silah sesi duyulur odadan. Ölmüş. Elbette Murat tutuklanır. İlginç bir şekilde ‘gerçek katili’ Leman biliyormuş. Ama söyleyemeden bir kaza geçirir ve ameliyata alınır. Şimdilik tehlikeyi atlatmış ama ‘belki çok uzun, belki çok kısa bir müddet konuşamayacakmış’. Savcı’nın ‘450. madde gereğince’ Murat’ın idamını talep ettiği duruşmada dili çözülür; “Hayır, durun biraz! Katil benim.” Hapishanede gençler ziyaretine gelmişler. (Ömer Usta orada olmadığına göre hâlâ kızgın demek). Elif; “Müjde teyzeciğim, avukatla konuştuk. Davayı kabul etti.” Leman; “Benim için üzülmeyin. Ömrümce burada kalsam da zarar yok. Hiç olmazsa arka sokaklardan kurtuldum.” Murat; “Bizim için yaptıklarını unutmayacağız. Sen bizim eski Leman ablamızsın artık.” Elif; “Buraya yakın bir ev tutuk teyze. Küçük ama sevimli. Görünce sen de beğeneceksin.” Leman; “Penceresinden fabrika görünüyor mu Elif? Paydos düdükleri duyuluyor mu?” Elif; “Merak etme teyze, Ömer Usta’nın kızıyım ben.” ‘Ramona’ (1928) (Mabel Wayne / Louis Wolfe Gilbert). Genç kız, benzer bir şeyi haftalar önce Nejat’a da söylemişti. Keşke önemsenseydi fabrikatör tarafından. Elif; “Özlediğim bir hayatı tanıttınız bana. Rüyalarımda gördüğüm bir yaşayıştı bu. Ama bana göre değil. Çünkü ben Ömer Usta’nın kızıyım Nejat Bey. Haddimi bilmeyi öğrendim artık.” (Yazan: Murat Çelenligil)



benimsinema

14 Ocak 2014 14:02

sadri alisik öyle bir usta ki... ciddi ve kötü rolleride cok güzel canlandiriyor...herseyden önce böyle güzel kadroyu bir arada görmek güzel... bana göre serpil gülün azda olsa önemli rolü oldugunu düsünüyorum... filmin konusuna gelince, film anlayana ders veriyor elbette... insan bulundugu durumdan mevkiden mutlu olmali.. pismanlik fayda etmiyor... bu filmde de bunu görebiliyoruz...

Cevap Yaz

Maviprens

18 Kasım 2013 03:53

öylede böylede güzel yapım teşekkürler

Cevap Yaz

beyzacetin

10 Ekim 2013 12:06

Açıkçası Sadri Alışık elbette rolünün hakkını vermiş ama kendini kanıtlayabilecegi bir rol degil zaten. Geri planda kalan bir karakter çünkü.Filmin senaryosu fena değil ama biraz daha etkileyici olmasını beklerdim. Bu filmi yıllar sonra "Bir Garip Yolcu" adıyla tekrar cektiler ama kesinlikle "Arka Sokaklar" cok daha basarılıydı.

Cevap Yaz

Göztepe

18 Haziran 2013 12:23

Güzel bir film ama hızlı geçiştirmeler filme biraz olumsuz yansımış rahmetli Sadri Alışık filmde çok geri planda kalmış ama rolünde başarılıydı. Bana göre filmin en iyisi rahmetli Neriman Köksal'dı filmde kötü yola düşen fedakar bir teyzeyi iyi canlandırmış. Tanju Gürsu'ya gelince başrolde olmasına rağmen biraz pasif kalmış diyebilirim zaten 3 kişi filmde başrolü paylaşmış Neriman Köksal,Tanju Gürsu ve Filiz Akın. Normal bir mahalle kültürü havasında geçen bir film Filiz Akın masum güzelliği ve iyiliksever saf bir kız rolüyle hatırladığım bir film ayrıca..

Cevap Yaz

leyneli48

2 Ocak 2010 16:14

Yeşilçamın bütün filmlerini çok seven ve beğenen biri olarak bu filmin bendeki önemi farklı oldu.güzel film güzellllllllll

Cevap Yaz

kamil zafer

25 Kasım 2008 12:07

   Film güzel,sıkmıyor ve kendini seyrettiriyor.Filmin kadrosunda ise 1 kişi eksik,o da filmin yönetmeni.Biz biliriz ki Ülkü amca her filminde mutlaka kendisini izlettirmiştir ve bizlerde aramışızdır.Ömrü uzun olsun. 25.11.08   Zafer ALGAN

Cevap Yaz

Gül Tuna

26 Ekim 2008 17:15

Arkadasima katiliyorum filiz akin ve tanju gursü gercekten harika ikiside cok sevdigim degerli yesilcam sanatcilaridir ve tabiki sadri alisik her zamanki gibi cok basarili her türlü rol yakisiyor ona

Cevap Yaz

dinamik27

30 Temmuz 2008 19:10

yine sadri alışık karizma yine rolünü hakederek oynamış

Cevap Yaz

bir_demet_menekse

19 Haziran 2008 03:28

Öncelikle Filiz Akın- Tanju Gürsu harika. Ayrıca Sadri Alışık bana göre farklı bir rolde bu filmde. Ama değinmek isteğim nokta çok farklı felç olan, tekerli sandalyeye mahkum olan ve de  konuşamayan Leman (Neriman Köksal) mahkeme sırasında birden heycanlanır mı bilinmez ama birden ayaklanır ve konuşmaya başlar nasıl yanı ya?? dediğim andır işte o an !! 

Cevap Yaz

performer

25 Mayıs 2008 17:07

bu film 25 mayıs 2008 pazar günü sabah saatlerinde yayınlandı. film'de sadri alışık düz bir oyunculuk sergilemiş. ne komik ne de duygusal.  ben film'i sadri alışık için izledim fakat beklediğim performansı göremedim. nostaljik ve siyah beyaz bir film izlemek  yanıma kar kaldı. hee unutmadan murat çelenligil adlı üye çok güzel bilgiler vermiş teşekkürler. bende bir ilave yapayım. mahmure handan'ı yani emine teyzeyi mualla sürer seslendirmiş.

Cevap Yaz
Yandex.Metrica