Aşk Mücadelesi

8,00

( 1 kişi yorum yaptı )

Aşk Mücadelesi

Sinema Filmi

1966

‘Cleopatra’daki (1963) “Antony and Cleopatra’s Love/One Breath Closer” (Alex North).
40 küsur yıl önceki Kordon’da ve filmdeki üç öpüşmeden ikincisi ile sonlanan konuşma.
Ahmet; “Benimsin değil mi?”
Zeynep; “Seninim.”
Ahmet; “Hiç ayrılmayacağız değil mi?”
Zeynep; “Hiç, hiçbir zaman. Sen de beni hep sevecek misin?”
Ahmet; “Denizler durdukça seveceğim.”


15 Temmuz 1966, Cuma. Brigitte Bardot-Gunter Sachs evliliği gazetelerde geniş yer bulmuş. Kazablanka Gazinosu’nun sahibi ve BB aşığı Yarımdünya Fethi’yi allak bullak eden haberi İzmir’deki iki sevgili, fabrika işçisi Zeynep ve el taksisinde şoförlük yapan Rüzgâr Ahmet duymamış bile. Ayakları tutmayan babası ve dediği dedik annesi ile yaşayan genç kız ile amcasından başka kimsesi olmayan delikanlının tek istekleri evlenmek.
‘Autumn Leaves’ (1945) (Joseph Kosma / Johnny Mercer). “Tek inandığım sensin. Sen de olmasan ne yapardım kimbilir” diyor genç kız. Bir oda ev yetermiş. Sevişip anlaştıktan sonra o bir oda, saray gibi gelirmiş insana. Radyo pikap alacaklar. Akşamları da bazen sinemaya, gazinoya gideceklermiş.
Zeynep; “O zaman hiç kavga etmeyiz değil mi?”
Ahmet; “Sevişmek, mesut olmak varken kavga da neymiş.”
Delikanlı yoksul ve çok dürüst. Bir keresinde arabada unutulan 72 bin lirayı karakola teslim etmiş ve sahibi tarafından 500 lira ile ödüllendirilmiş.
Körfez, Asansör, Kadifekale, Konak, Karşıyaka. Buraları hep el ele, göz göze dolaşıyorlar.
Ancak evde durum bambaşka. Anne Emine Hanım açıyor ağzını yumuyor gözünü; “Sen gez eğlen keyfine bak, benim burda canım çıksın. Sabahın köründe kalk, babanın temizliğini yap, karnını doyur. Git fabrikada çalış. Akşam eve gel, yemek pişir, bulaşık yıka. İllallah be. Bıktım, usandım.” Ahmet ile konuştuğunu bir daha görmek istemiyormuş. “Serserinin biri O. Hayır gelmez o heriften. Ne kendine ne de bize.”
Senaryonun burasında bir uyumsuzluk var. Genç kız Ahmet’e “Fabrikada bir haftanın yorgunluğu senin yanında bir günde çıkıyor” dediğinde çalışıyor zannetmiştik. Ama baba (filmdeki adını öğrenemeyeceğimiz) Muammer Gözalan’ın sözlerindeki gerçek bambaşka; “Bağırma bu kadar. Zeynep de çalışacak. Halimizi biliyor.”
‘Moonlight Serenade’ (1939) (Glenn Miller / Mitchell Parish). Bu güzel ‘Fox Trot’u dinlediğimiz sahnede yaşlı adam kızı ile dertleşiyordu. “Seviyorsan, O da seni seviyorsa, güvenilecek bir gençse hiç durma evlen.” Ancak evde sözü geçmiyor. Ne yapsa suç. Sakat olması ve çalışamaması nedeniyle idareyi karısı ele almış. Önüne geleni azarlıyor.
Emine; “Evlat büyüt de hayrını gör. Tüh lanet olsun. (Kocasına) Bir daha ben konuşurken lafa gireyim deme.”
Muammer Gözalan; “Sen üzülmeyesin diye konuştum. Kanın beynine çıkıyor. Büsbütün helak oluyorsun.”
Emine Hanım; “Sayende! Beni o kadar düşünüyorsan bir an önce iyileşir, ayağa kalkar para kazanırsın. Boş lafa karnım tok, anladın mı?”
‘Goldfinger’daki (1964) ‘Gassing the Gangsters’ (John Barry). Hızını alamayıp delikanlıya da söyleniyor; “Kızımın peşini bırakacaksın. Yoksa dünyayı dar ederim sana.” Daha sonra söyledikleri yenir yutulur gibi değil; “Evlenmek kim sen kim. Sen önce kendi karnını doyur aç köpek.”
Amcası, araba sahibi yapmaya söz vermiş. Bu nedenle Ahmet sevinç içindeydi. “Sayesinde dört teker de bize çalışacak.” Evlenecekler, Karşıyaka’da bir ev tutacaklar. Paraları olursa dışarda yemek yiyeceklerdi. Ne yazık ki sonradan sözünden cayar amcabey. Son zamanlarda işleri bozulmuş, parası yokmuş. Delikanlı “Hepsi yalan. Yengem vazgeçirmiştir” diyor. Biraz önce çok sevdiğimiz amca ve yengeye şimdi düşman gibiyiz. Üstelik ikisini de film boyunca hiç görmeyeceğiz.
Kahramanlarımızın ilişkileri önemli bir değişikliğin eşiğinde.
‘Stardust’ (1927) (Hoagy Carmichael / Mitchell Parish). Efes Oteli’ni gören deniz kenarında konuşurlarken Ahmet huzursuzdu. Genç kız bunu hissetmiş; “Nen var senin. Üzgünsün. Benden bir şey saklıyorsun.” Delikanlı, İstanbul’a gitmek niyetinde ama nasıl söyleyeceğini bilemiyor.
‘Face of a Fugitive’deki (1959) Ellen Bailey-Dorothy Green, kasabayı terk etmekte duraksayan Jim Larsen-Fred MacMurray’e “The first part of the journey is often the hardest” demişti. Bizim kahramanımızın zorluğu yalnızca karar verip gitmek değil. Bir de sevdiği kızı buna ikna etmesi gerek. Gitmek ölümden betermiş ama mecburmuş. Başkasının taksisinde çalışarak kendisi bile geçinemiyormuş. Zeynep’i de bu yoksulluğa ortak etmeye hakkı yokmuş. “Burda ne kadar çalışsam haftada 100 liradan fazla kazanamıyorum. İşler kesat. Ama İstanbul’un hali başka. Orda taksi şoförleri haftada 300’e 500’e para demiyorlar.” Genç kız “Ne olur gitme” diye yalvarınca da üste çıkmaya çalışıyor; “Böyle konuşma. Beni büsbütün yalnız bırakma, güç ver bana. ‘Git’ de. ‘Seni bekleyeceğim (Hayri Esen’in seslendirmesi ile ‘beklicim’) de. İkimiz için gidiyorum. Seni sevdiğim için, senden vazgeçmemek, seni başkasına kaptırmamak için (ama neredeyse Fabrikatör Şakir’e ‘kaptırıyordu’). Anla ne olur. Hayal saadet getirmiyor.” Sonraki söylediklerinde duygu sömürüsü var; “Sen olmasan 100 lira da yeterdi bana 100 kuruş da.” Ve filmin en hoş sözleri; “En fazla bir yıl. Daha fazla, bağlasalar durmam.”
Genç kızın “Kuru ekmeğe bile razıyım. Ev, radyo, sinema, o sıcacık yuvamız” diye yırtınması boşuna. Sonraki gemi sahnesinde birbirlerine el sallayıp öpücük gönderiyorlardı.
‘Peter Gunn’daki (1958) ‘Fallout!’ (Henry Mancini). Delikanlı ‘bir yıl sonra bağlasalar durmayacağı kente elinde bavul, sırtında eski bir ceket, ayağında altı delik bir pabuç ve cebinde 10 lira ile gelmiş’. Galata Köprüsü’nde; Arkada Alman Çeşmesi’nin göründüğü taksi durağında; Umumi Nakliyat Türk Anonim Şirketi’nde; Besler Bisküvi Fabrikası’nda iş arıyor. Yok, yok. Pırıl pırıl boyalı pabuçları toz içinde kalmış.
‘Peter Gunn’daki (1958) ‘Sorta Blue’ (Mancini). Yorgunluktan sevdiğinin hayalini bile görür. Bir bankta konuşuyorlardı.
Yine de şanslıymış, geldiğinin ikinci günü (polis sorgulamasında böyle demişti) İzmir’deki Mumcu Kahvesi’nden bir arkadaşı ile karşılaşır. Musa, Kazablanka Gazinosu’nun müdürüymüş. Patronu da, yine İzmir, Eşrefpaşa’dan Yarımdünya Fethi. Kahramanımızın ‘şoförlükle para biriktireceğini, sonra gidip düğün yapacağını’ duyunca “Senin bu dediklerin ancak 1500 sene sonra olur” diyor Musa. ‘Araba sahibi olsa neyse ama yüzdelikle çalışarak karnını bile doyuramazmış’. Fethi’nin yanında şoförlük önerir.
Patron bir BB hayranı. Odasında sarışın afetin ‘Viva Maria’da (1965) çekilmiş bir resmi var. Üçüncü evliliğini kendisi ile değil de Gunter Sachs ‘züppesi’ ile yapmasına kızgındı. 4 el ateş edip purosunu fırlatır. Musa “Bundan önce iki defa daha evlenmişti. Elbet sana da sıra gelir” diye sakinleştiriyor Fethi’yi.
‘Goldfinger’daki (1964) “Oddjob’s Pressing Engagement” (John Barry). Ahmet’in ilk işi Ödemiş Gemisi’nden Arap Celal’in attığı paketlerin arabaya yerleştirilmesine yardımcı olmak. Fethi başlangıçta “Neresi Rüzgâr bunun? Üfürük bu be. Üfürük Ahmet” diye küçümsemişti ama kahramanımız, malını ve canını Tayyar’ın çetesinden kurtarınca fikri değişir. Tomar tomar para veriyor.
Rüzgâr Ahmet’in ‘eroini’ kaçırması (Selma Güneri’ye ait) ‘35 DN 189’ plakalı araba ile.
Bu arada Yarımdünya’nın ‘raconunu’ öğrenir. ‘Yapılan hizmet mükâfatsız, kalleşlikse cezasız kalmazmış’.
Öylesine saf ki, eroin çetesi için çalıştığını anlamıyor bile. Musa’ya “Sorması ayıp olmasın ama bu paketlerde ne var” dediğinde “Sormayacaksın Rüzgâr Ahmet. Hiç kimseye bir şey sormayacaksın. Bu kumpanyada sual soranlardan hoşlanmazlar. Burada kör, sağır ve dilsiz olacaksın. Rahat etmek istiyorsan verilen emri yap ötesine karışma” karşılığını almıştı.
O sırada İzmir’de olanlar can sıkıcı. Zeynep işe başlamış (çekimler İstanbul’daki Besler Bisküvi’de). Güzelliğini Fabrikatör Şakir’in fark etmesi uzun sürmez. Emine Hanım aracılığı ile genç kızı elde etmek ister. Dayalı döşeli bir ev, kapısında araba, istediği kadar para verecekmiş.
Zeynep; “Neye karşılık?”
Şakir; “Bana vereceğin saadete karşılık.”
Zeynep; “Ben sözlü bir kızım.”
Şakir; “Ne çıkar? Bu, seninle sevişmemize engel değil ki.”
Fabrikatörü tokatladıktan sonra İstanbul’a yol görünür. [Hülya Koçyiğit bu sahnedeki pardösüyü ‘Siyahlı Kadın’ (1966), ‘İntikam Ateşi’ (1966), ‘Ölmek mi Yaşamak mı’ (1966), ‘Damgalı Kadın’ (1966), ‘Utanç Kapıları’ (1967) filmlerinde kullanmıştı].
Ahmet’in yaşadığı ‘lüks’, genç kızı şaşırtıyor. Evde şampanya bile var. Üç ay içindeki değişiklik akıl alır gibi değil. “Bu kadar parayı sen nerden buldun. Bir şoföre bu kadar çok para verirler mi? İnşallah helal paradır” diyor.
‘Fascination’ (1932) (Fermo Dante Marchetti). Uzunçalardaki vals ile dans edip birbirlerinin olurlar.
‘Goldfinger’daki (1964) ‘Gassing the Gangsters’ (John Barry). En mutlu gecelerinin sabahında 5. Şube’den Zeki Sezer kapılarına gelmiş. Ahmet, Emniyet Müdürlüğü’ne götürülür (Musa’nın söyleyişiyle ‘piyastos’ olur).
Komiser Muzaffer ‘eroin imalatı ve kaçakçılığı’ için bilgi istiyor. Kahramanımız “Eroini görsem tanımam. Nefret ederim böyle şeylerden” diye çırpınsa da nasıl bir pisliğe alet olduğunu anlamaya başlamış. Bu arada ‘içene bir yıl, satana 15 yıl, yapana da idam’ verildiğini öğreniyoruz.
Serbest bırakıldığında çeteden ayrılmak kararındaydı. Ancak bu öyle kolay değil. Gitmek istediğini söylediğinde Fethi’nin bir başka ‘raconunu’ öğrenir; “Ben adam bırakırım ama adamlarım beni bırakamaz.”
Ancak, artık ne olduysa, fikrini değiştirip son bir iş yapmasını ister. ‘Eldeki hazır malları yerine teslim edecek’. Sonra serbestmiş. Eğer kabul etmezse; “Şöyle bir sahne düşünüyorum. Sen, elin kolun bağlı kımıldayamıyorsun. Karşında bir yatak. Yatakta sevgilin. Yanında bir erkek.”
‘Goldfinger’daki (1964) “Alpine Drive-Auric’s Factory” ve ‘Bond Back in Action Again’ (John Barry). Çaresiz kabul eder. Ama ‘malın’ Arap Celal’e teslimi sırasında yakalanıyor.
‘Manfred Senfonisi, Si minör, Op. 58; IV. Allegro con fuoco’. (14.51-15.24 arası) (1885) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky). Emniyetteki sorgusunda ‘okumaz’. Yoksa sevdiğinin başına neler geleceğini biliyor. Üstelik genç kız bebek bekliyormuş. İstanbul’a birkaç gün önce gelmişti. Hamile kalması ve bunun anlaşılması bu kısacık sürede.
Nihayet polisle işbirliği yapıp Zeynep’i kaçıran çete ile amansız bir mücadeleye girişiyor. [Son sahnedeki elbiseyi, Hülya Koçyiğit, ‘Dişi Düşman’ (1966) filminde de kullanacaktır].


‘Ruby Gentry’deki (1952) ‘Ruby’ (Heinz Eric Roemheld / Mitchell Parish). Victor Young ve Orkestrası eşliğinde yeni bir kentte iş arıyor.
Rüzgâr Ahmet; “İstanbul büyük şehir. ‘Taşı toprağı altınmış’. Hani ya! 2 milyonluk şehir. Ama ben daha bir tek insana rastlamadım. Burda herkes kendi dalgasında. Ölse adama bir bardak su vermezler. Biz, İzmir’de öyle miyiz ya. Aramıza bir garip düşmesin nasıl yardım edeceğimizi bilemeyiz. Yırtınırız O’nun için (yine de kendisi, Musa ve Fethi, İstanbul’a gelmek zorunda kalmışlar). Koskoca şehirde herkes yabancı. Burada yaşamak zor olmalı. Ama ben bu şehirden hakkımı alacağım. Daha beni kimse tanımıyor. Ama yakında tanıyacaklar. Ben, Rüzgâr Ahmet, bir günde umudunu yitirecek adam mıyım be? Hayır! Bu şehirde yenilmeyeceğim. Güçlü olmam lazım. Güçlü olmanın ilk şartı kendine güvendir. Zayıf görünmeye gelmez. Adamı eziverirler. Aç kalsan dişini kürdanla karıştıracaksın. Tavuk yemiş gibi. Ölsen bile kuyruğu dik tutacaksın. Es Rüzgâr Ahmet Es! İyi günler ilerde.”
İzmir’deyken İstanbul’u övüyordu. İstanbul’daki daha ilk gününde İzmir’i övüyor.
(Yazan: Murat Çelenligil)

Künye

Yönetmen Mehmet Bozkuş
Senaryo
Yapımcı Türker İnanoğlu
Müzik Rauf Tözüm
Görüntü Yönetmeni Çetin Gürtop
Süre 90 dk
Tür Dram, Duygusal, Komedi, Polisiye
Özellikler Siyah Beyaz
Ülke Türkiye
Etiketler İstanbul, İzmir, Pikap, Şoför, Tren, Daha Fazlası

Oynayanlar

Hülya Koçyiğit Hülya Koçyiğit Zeynep
Yusuf Sezgin Yusuf Sezgin Rüzgar Ahmet
Turgut Özatay Turgut Özatay Yarımdünya Fethi
Hayati Hamzaoğlu Hayati Hamzaoğlu Musa
Muammer Gözalan Muammer Gözalan Zeynep'in Babası
Hülya Babuş Hülya Babuş
İlhan Hemşeri İlhan Hemşeri Fabrikatör Şakir
Nusret Osman Özyıkıcı Nusret Osman Özyıkıcı
Kudret Karadağ Kudret Karadağ İnsafsız Nuri
Zeki Sezer Zeki Sezer Polis Memuru
Süheyl Eğriboz Süheyl Eğriboz Polis Memuru
Enver Dönmez Enver Dönmez Morti Yakup
Hüseyin Salıcı Hüseyin Salıcı Tayyar'ın Adamı
Arap Celal Arap Celal
Jeyan Mahfi Tözüm Jeyan Mahfi Tözüm Hülya Koçyiğit Seslendirmesi
Rıza Tüzün Rıza Tüzün Muammer Gözalan Seslendirmesi
Hayri Esen Hayri Esen Yusuf Sezgin Seslendirmesi
Reşit Gürzap Reşit Gürzap Hayati Hamzaoğlu Seslendirmesi
Sadettin Erbil Sadettin Erbil Cahit Irgat Seslendirmesi

Ekip

Yapımcı Sadri Karan (Yapım Koordinatörü)
Yönetmen Ekibi Hüseyin Karaoğlu (Yönetmen Yardımcısı)
Kamera Ekibi Hüseyin Karındoyuran (Kamera Asistanı)
Post-Prodüksiyon Oral Özütürk (Negatif Kurgu)
Mahmut Eskici (Negatif Kurgu)
Cemil Orhon (Laboratuar)
Işık Ekibi Şevket Yılmaz (Işık Şefi)
Mehmet Çakar (Işık Şefi)
Ses Ekibi Marko Buduris (Ses Kayıt)
Müzik ekibi Hülya Babuş (Dans)

Firmalar

Erler Film (Yapım)

Son Yorumlar (1)

benimsinema avatar benimsinema 17 Ağustos 2013 12:23:55

7

filme ilk yorum benden olsun... filmi bastan sonuna kadar bikmadan izleyebileceginizi garanti verebilirim... iki fakir asik mutlu evlilige ermek icin, yusuf basini kanunsuz islere sokar istemeden... durumu düzeltmek icin mücadele baslar... bu filmde nevzat okcugili kötü anne rolünde görürürüz

Yandex.Metrica