Aşk Orada Başladı

7,18

( 1 kişi yorum yaptı )

Aşk Orada Başladı

Sinema Filmi

1962

“I’ve Got You Under My Skin” (1936) (Cole Porter).
Nişanlısının ihanetini unutmak için Çeşme’ye kaçmış.
Ayten; “Feridun nasıl?”
Nurten; “Canı cehenneme mendeburun.”
Ayten; “Nişanı bozdunuz mu yoksa?”
Nurten; “Hem de nasıl.”
Ayten; “Üzülme canım, barışırsınız.”
Nurten; “Niye üzülecekmişim. Feridun da kim oluyor? Ben koca istedikten sonra çok!”
Ayten; “Öyleyse niye kızıyorsun?”
Nurten; “Ayten, sen de benim damarıma basma. Ehemmiyet verilen insana kızılır.”
Ayten; “İyi ya, öyleyse aldırma.”
Nurten; “Fakat beni arkadaşlarıma rezil edişini hazmedemiyorum. Ama o Feridun Efendi de, arkamdan konuşanlar da görecekler bak Nurten kimmiş, Nurten neler yaparmış. Feridun’dan 100 gömlek üstün birisini bulup evleneceğim. O zaman konuşsunlar bakalım arkamdan.”


‘The Twist’ (1960) (Hank Balla rd). Jenerikte neon ışıklarıyla süslü İstiklal Caddesi. ‘Mulen Ruj-Varyete Pavyon’; ‘Gülbahçe Saz’; ‘Bar Dita’. Nurten ve arkadaşları eğlenmek için ‘egzantrik’ bir yer arıyorlardı. Pek beğenmeseler de bulmuşlar. Hemen çıkmak ayıp olur diye ‘biraz oturup kalkacaklar’. Oradaki bir rastlantı genç kızın yaşamına yön verecektir.
Bir müşterinin masasındaki bayana söyledikleri durumu anlamamızı kolaylaştırıyor; “Şu gelenlere bak. Ortadaki kız demir tüccarı Tacettin Bey’in kızı Nurten. Yüz milyonların tek varisi. (Hemen yanlarındaki masada sevgilisiyle sarmaş dolaş bir delikanlıyı göstererek) Bu da meşhur mirasyedi Feridun Bey. Servetinin son kırıntılarını bitirmiş bir kişizade. Vaziyetini kurtarabilmek için ne yaptı etti Nurten’le nişanlandı. Nurten, O’nu bu vaziyette görünce herhalde hoş geldin demeyecek. Koptu kızılca kıyamet. Sen şimdi seyreyle gümbürtüyü.”
Genç kız, yüzüne bir bardak içkiyi boca eder nişanlısının. ‘Eski’ nişanlısının.
‘Gayane Act III, Scene 7: Explation / 46. Armen Recovers His Sight-Moderato’ (1942) (Aram Khachaturian). Ardından, Türk Hava Yolları’nın pervaneli uçağı ile İzmir’e;
‘Explation / 48. Sabre Dance-Presto’ ve taksi ile Çeşme’ye gidiyor.
Yüzüğünü çıkarmış ve arkadaşı Ayten’i ziyarete gelmiş. Daha iyi bir kısmet bulup ‘haysiyet ve şerefini’ kurtaracak. Niyeti bu.
‘Quizás, Quizás, Quizás’ (1947) (Osvaldo Farres). Orada kendisini ‘İstanbul tüccarlarından’ diye tanıtan Şefik ile tanışır. Eski nişanlıyı ‘çatlatmak’ için gereksiz bir şekilde aceleci ve ‘denize düşmüş’ gibi davranıyor. Evlenmelere kalkar.
Bu günlerde Feridun da Tacettin Bey’le görüşüp kendisini affettirmeye çalışıyordu. 15 gündür ancak cesaret edip gelebilmiş. Ama yaşlı adam için en önemli şey kızının kararı; “Hayatta tek varlığım kızımdır. Bu kadar zenginlik, para pul yalnız kızım için. Ben işte geldim gidiyorum. Niye hâlâ çalışıyorum, kızım için. Gayem, O’nu mesut etmektir. Kızım ne isterse ben onu yaparım. Kızım seni isterse damadım sen olursun. Yok, başkasını isterse damadım o başkası olur. Bunun başka şekli yoktur. Sen bana geleceğine Nurten’e gitmiş olsaydın daha iyi ederdin. O seni affederse benim için mesele yok.”
Delikanlının ‘oralara gitmesine’ gerek kalmaz. Onlar konuşurken gelen bir telgraf ‘meseleyi’ gerçekten bitiriyor; “Babacığım, ben evlendim. Kocamı çok beğeneceksin. Çok cici bir insan. Geliyoruz. Öpücükler.”
Aslında nikâh henüz gerçekleşmemişti. ‘Ha evleneceğiz ha evlendik, hepsi bir’ diyordu Şefik’e. Yanıldığını kısa süre sonra vapurda anlar. O ‘çok cici ve müstakbel koca’ kendisini dolandırarak kaçtıktan sonra.
İzmir Limanı’nda perişan kılıklı bir genç vardı; Orhan. ‘Yakışıklı, aslan gibi bir adam’. Alaycı, çenesi kuvvetli biri. Gemiye kaçak olarak binip Ayten’in kamarasına sığınmış. Üstelik çok da rahat. Gayet sakin Napolyon falına bakıyor. Dilenci veya hırsız zannettik. Genç kız önce kovmaya kalkar. Biraz düşününce ‘içinde bulunduğu müşkül vaziyetten kurtulmak için mükemmel bir çare’ bulmuş.
Bir teklifi var kahramanımıza. “Yirmi bin, otuz bin hatta elli bin lira kazanmak istemez misiniz? Kocamın isminden ve hüviyetinden kimseye bahsetmemiştim. Muvakkaten kocamın yerine geçeceksiniz. Sizi kocam diye tanıtacağım, böylece her şey yolunda gidecek. Bu iş bir ay devam edecek.”
Sonrasını da düşünmüş. Bir Avrupa gezisine çıkacaklar. Oradan ‘kocam öldü’ diye bir mektup gönderecek. ‘Tamam!’
Bu sahnelerde genç kız çok güçlü. Karşısındakine bir şey söyleme şansı tanımıyor.
Nurten; “Lafı uzatmayalım. Size saat 7’ye kadar müsaade. Kabul ediyorsanız saat 7’de güzelce tıraş olmuş ve giyinmiş halde gelir, kapıyı vurursunuz. Beraber yemeğe ineriz. Yok, kabul etmiyorsanız…”
Orhan; “Ne kalimera (merhaba/günaydın) ne kalispera (iyi akşamlar)! Darılacağız değil mi?”
Bu ‘ültimatom’ etkili olur. Şefik’in bavulundaki kostümü de giyince delikanlı artık ‘koca’ rolüne hazır. Karısının her dediğine ‘evet’ demek zorunda olan bir koca.
“Gayane Act I, Scene 2: Recovery / 11. Musical Entr’acte-Allegro” (1942) (Aram Khachaturian). Güzel İstanbul’a varış bu melodi ile. 55 model H. 43 295 plakalı Mercedes Onları eve getiriyor. Burada Tacettin Bey ve (köşkteki görevinin ne olduğunu anlamadığımız) Salih Amca tarafından karşılanıyorlar. Delikanlıya ayrı bir oda hazırlanmasını ister genç kız.
Babasıyla konuşması filmin ilginç (ve ‘irat’, ‘varidat’ gibi sözcüklerin kullanıldığı) sahnelerinden biri.
Tacettin; “Ne o, kocanla aynı odada yatmıyor musun?”
Nurten; “Aman babacığım, bilmez misin ben sıkılırım. O’na başka oda hazırlattım.”
Tacettin; “Ee, biraz kocanı anlat bakalım... Mesleği neymiş?”
Nurten; “Amma da saçma sual babacığım. Tam manasıyla zarif bir erkeğin mesleği olur mu?”
Tacettin; “Yani işsiz güçsüzün biri mi? Peki neyle geçinir bu adam?”
Nurten; “Tabii iradıyla geçiniyor.”
Tacettin; “Bu varidat nelerden ibaret? Ne miktar geliri var?”
Nurten; “Canım böyle şeyi nasıl sorarım kendisine? Saygısızlık olmaz mı?”
Tacettin; “Ama o senin gelirin hakkında malumat sahibidir.”
‘Save The Last Dance For Me’ (1960) (Doc Pamus / Mort Shuman). ‘Damat’ şerefine verilen ziyafet. İşadamı şimdilik ses çıkarmıyor ancak kulağına kar suyu kaçmış. ‘Her meselede sağlam ve kati hareket eden bir insan olduğu için’ Avukat Muhlis’e delikanlı ‘hakkında tahkikat yapmasını’ söyler. Bildiği, şimdilik, sadece ‘ismi ve asil görünüşlü olduğu’. Amacı da ‘kızının iyi bir seçim yaptığından emin olmak’. Soruşturmanın sonucunu film biterken öğreneceğiz.
Kahramanlarımızın davranışları yaptıkları anlaşmaya uygun. Fakat hesapta olmayan bir şey var; Aşk. Elbette, kıskançlık da başlamış.
‘Sous Le Ciel De Paris’ (1954) (Hubert Giraud / Jean Drejac). Kuruçeşme Vapuru’nda Orhan’ın arkadaşı (sonradan sekreteri olduğunu öğreneceğiz) Aysel ile karşılaşırlar. Nurten O’nu kıskanmış “Görmemezlikten gelebilirdiniz” diyor. Delikanlı da Feridun’u kıskanıyor. “Yanlış anlamayın. O’nu tehlike saydığım için değil eski nişanlınız olduğunu herkes bildiği için.” Sonuçta didişmekten başka bir şey yaptıkları yok. Aslında öpüşmek için can atıyorlar.
Bu sahnelerde sanki Nice, Riviera, St. Tropez veya Cote d’Azur’dayız. Köşkler, ziyafetler, Garden Partiler, ‘yeni figürlerin sergilendiği’ danslar.
‘Spartacus Suite No 1: Variation Of Aegina And Bacchanalia’ (1956) (Aram Khachaturian). En güzeli de bu melodi eşliğindeki araba yarışıydı.
Günler geçtikçe ‘Demir Kralı’ ile ‘damadı’ arasında bir yakınlık oluşmuş. Beraber yürüyor ve balık avına çıkıyorlar. (Bir buçuk kiloluk karagöz, ayrıca 6 tane de barbunya yakalamışlar).
Orhan işin şakasında. Ne de olsa artık bir ‘Demir Prens’. Ziyafetlerde birkaç gümüş kaşığı cebe indirmekten; Fifi’nin elmas klipsinin bir servet teşkil edeceğinden; Tahir Kaptan’ın Karun Hazineleri gibi antika altın ve gümüş biblolarını soymaktan söz edip Nurten’i huzursuz ediyor.
Bir askerlik arkadaşıyla karşılaştığı gece durum tamamen değişir. Ahmet ‘yeni evli olduğunu, balayını da Kırlangıç Bayırı’nda geçirdiğini’ anlatıyor. “Oradaki evi bizim kayınpeder satın almış... Bu motor da bizim kayınpederin düğün hediyesi... İstediğin takdirde oranın emrine amade olduğunu unutma. Hem de giderken hiçbir şey almana lüzum yok. Eşyaların hepsini orda bıraktık. Hatta bir aylık erzak bile var.”
Sonrasında kahramanımız ‘karısını’ kaçırır gibi oraya götürüyor. Kırlangıç Bayırı’nda roller değişmiş. Şimdi her emri yerine getirmek zorunda olan kişi Nurten. Yoksa Orhan, ceza olarak, öpecekmiş ‘Prensesi’.
Günler sonra ‘şımarık milyoner kız’ farklı biri olur. Özellikle delikanlının hastalığı sırasında büyük bir değişim gösterir. Alnını kurulamak ve et suyu çorba içirmek; Ortalığı süpürmek; Balta ile odun kırmak; Leğende çamaşır yıkamak. ‘Numune olmaya layık bir eş olmuş’. (Keşke uzun topuklu pabuçlar yerine daha uygun bir şey giyseydi).
‘Artık birbirlerine sevgilerini söyleyecekler’ diye düşünüyorduk ama delikanlı bambaşka havada; “Hayatından çekileceğim. Yaşadığın muhitte sana yük olmaktan başka işe yaramam. Neyse ki her şeyin düzelmesi mümkün. Ben ortadan kaybolurum sen de herkese öldüğümü söylersin.”
Anlaştıkları 50 binden de vazgeçiyor.
Genç kızdan ayrılıp İzmir’e geldiğinde bambaşka bir Orhan olduğunu görüyoruz. Hırsız veya dilenci zannediyorduk. Öyle biri değilmiş. Muhteşem bir konakta kalıyor. Kübra Yenge ve Veysel adlı çalışanları var. ‘İçtimai ilimlerle uğraşan, hali vakti yerinde biri’. Limanda ‘amelelerin günlük yaşantısı üzerine bir doktora tezi hazırlarken’ genç kızı görmüş. “Tetkik ettiğim insanların tam aksi bir sınıfın insanıydın sen. Ve etütlerime iyi mevzu teşkil ederdin. Bu düşünceyle peşine düştüm” diyecektir sonlara doğru.
Tam her şeyi anlatan bir mektubu gönderecekken Avukat Muhlis’in telgrafı gelir; “Tacettin Bey vefat etti. Acele İstanbul’a gelin.”
“Gayane Act I, Scene 2: Recovery / 11. Musical Entr’acte-Allegro” (1942) (Aram Khachaturian). Oraya gittiğinde şaşırtıcı bir şey öğrenir. 40 yıl düşünce aklına gelmezdi. ‘Rahmetli’, mirasını Orhan’a bırakmış. İşin ilginci ‘reddederse servet hazinenin oluyor’. (‘Görünmeyen Adam’ Sezai Solelli’ye göre “Filmin sonundaki miras meselesi Türkiye’de hiç, ama hiç olmayacak bir şey”).
Nurten delikanlıyı hırsızlıkla suçlar. Tekrar çok anlamsız bir çekişme ve tekrar İzmir’e dönüş.
Neyse ki Avukat Bey yaptığı tahkikatın sonuçlarını açıklayınca gerçek ortaya çıkar.
Şimdi de Nurten, İzmir’e, sevdiği adamın evine gelmiş.
‘Golden Earrings’ (1942) (Victor Young). Orhan’la karşılamaları 15 saniye süren melodi ile. Birbirlerine sarılarak ‘Mükemmel Bir Kocanın Günlük Vazifeleri’ni okuyorlar.
“9.00 Kahvaltı; 10.00 İşe gitme ve veda busesi; 13.00 Dönüş kucaklaşması, öğle yemeği, bulaşık yıkamaya lüzum yok; 15.00 Sevgili karısı ile telefon (yazıda bu sözcük kullanılmamış) konuşması; 19.00 Dönüş busesi; 20.00 Gezinti, tiyatro, danslı çay, mümkün olursa (yazıda ‘mümkünse’) öpüşmek; 23.00 Yazın terasta, kışın ocak başında kitap okumak, gene buse; 24.00 Hayırlı geceler ve bol bol öpüşmek.”


‘Gayane Balesi’ndeki (1942) (Aram Khachaturian) ‘Ayesha-Andante (Lullaby) (Berceuse)’. Kadeş Gemisi, İstanbul’a demir almış. Ortadan kaybolan ‘müstakbel koca’nın mektubu;
“Nurten, seni üzeceğim için çok müteessirim. Fakat daha ileriye gidemezdim. Çünkü kendimde daha biraz dürüstlük kırıntıları kalmış olduğunu hissediyorum. Seni görür görmez benim gibi bir kurda av olacağını derhal anladım (‘seni görür görmez’ dedikten sonra ‘derhal’ demesine gerek var mıydı). İtimadını kazanmak hiç de zor olmadı. Hâlbuki senin gibi milyonlara konacak kızların daha dikkatli olmaları lazımdır. Çantandaki 50 bin lirayı alıkoyuyorum. Eminim ki bu para senin için hiçbir şey ifade etmez. Benim içinse emeklerimin karşılığı demektir. Bundan sonra daha dikkatli olacağına inanıyorum. İnşallah mesut olursun. Şefik.”
Gerçekte, bu üzücü sanılan durum genç kız için ‘saadet kapısının anahtarı’ oluyor.
(Yazan: Murat Çelenligil)

Künye

Yönetmen Semih Evin
Senaryo ,
Yapımcı Baki Üsküdarlı , Niko Polias
Görüntü Yönetmeni Fethi Mürenler , Orhan Çağman
Tür Dram, Duygusal
Özellikler Siyah Beyaz
Ülke Türkiye

Ekip

Yönetmen Ekibi Sedat Demir (Yönetmen Yardımcısı)
Post-Prodüksiyon İlya Pençoğlu (Negatif Kurgu)
Hilmi Başcan (Laboratuar Şefi)
Hayati Akbulut (Laboratuar)
Erdoğan Dolapçı (Laboratuar)
Yılmaz Erman (Laboratuar)
Ses Ekibi Yorgo İlyadis (Ses Mühendisi)
Turgut İnangiray (Senkron)

Firmalar

Şan Film (Yapım)
Erman Film (HAZIRLIK)

Son Yorumlar (1)

sinemaseverim avatar sinemaseverim 22 Eylül 2007 18:13:09

1920-1987 yıllarında yaşayan ve bir otel odasında ölü bulunan harp okulu mezunu Semih Evin, ilginç çalışma biçimleriyle sinema tarihinde yerini almış, ucuz maliyetli sıradan filmlerin yönetmeni olmuştur. “Aşk Orada Başladı” bu tür filmler den biri. Aşkın nerede başladığı pek belli olmasa da, Zengin ve şımarık bir kızın hırsız bir delikanlıyla evlenip evini paylaşması apaçık belli. Fikret Hakan, Gülgün Ok, Atıf Kaptan, Necdet Tosun, Merih Meral, Salih Tozan, Oktay Menteş orada başlayan aşkın gerçek şahitleri. Bu şahitleri de iki kişi görüntülemiş… Orhan Çağman ve Fethi Mürenler.

Yandex.Metrica