Aşk Bahçesi

7,44

( 3 kişi yorum yaptı )

Aşk Bahçesi

(Splendor in the Grass)

Sinema Filmi

1961

Ödüller

En İyi Özgün Senaryo (34.Oscar Ödülleri-1962)

Son Yorumlar (3)

serdardemirkiran avatar serdardemirkiran 26 Şubat 2017 19:55:45

“Ağaçların görkemli güzel,
Çiçeklerin mağrur olduğu günler geride kaldı.
Üzülmek, yas tutmak yok
Çünkü biz anılarımızla güçlüyüz artık.”
Film, orijinal adını İngiliz şair William Wordsworth (7.4.1770 / 23.4.1850) un şiirindeki bir dizeden alıyor. “Of splendour in the grass, of glory in the flower” (İhtişamlı otların içinde, zafer çiçeğin olacak)… “Gençlik Biterken” adıyla da bilinen film 1920 lerin sonunda geçiyordu ve aşkın acısı üzerineydi.
Pulitzer ödüllü yazar William Inge, senaryoyu gençliğinde duyduğu yaşanmış bir öyküden yola çıkarak kaleme almıştı. Film “En İyi Senaryo” Oscarı kazanmıştı. Natalie Wood’un da En iyi kadın oyuncu Oscar adaylığı var. Bu hüzünlü öyküde Natalie Wood ve Warren Beatt’yi gencecik halleriyle izlemekte sinemaseverler için kaçırılmayacak bir fırsat.
1928 senesinin Kansas’ında orta halli bir ailenin kızı olan Wilma lisede okumaktadır, ailesi bilhassa annesi hayli muhafazakar ve baskıcıdır. Wilma, arazisinde petrol bulunduktan sonradan zengin olan Ace Stamper (P.Hingle) ın oğlu Bud’a (W. Beatty) deliler gibi aşıktır. Bud’da Wilma’ya aşıktır ama Bud el ele tutuşmaktan ve sadece öpüşmekten fazlasını istemektedir. Wilma bilhassa annesinin “Erkekler kendileriyle her yere gelen kızlara saygı duymazlar, erkekler iyi kızları kendilerine eş olarak seçerler” sözü ile “evlenmeden olmaz” görüşündedir. Bir gün Bud, bu sebeple Wilma’yı terk eder. Wilma bunalıma girer. Burada çevre baskısı da yönetmen Kazan tarafından çok iyi yansıtılır. Bud, ziraat okumak istemektedir, ama babası baskıyla onu Yale’e gitmeye ve mühendis olmaya zorlamaktadır. Bud Wilma ile hemen evlenmek isterken, babası “başka kızlarla da takıl” diyerek kızdan uzaklaştırmaya çalışır. Bud babasının gölgesinde kalmış, onun sözüne karşı çıkamamış, kendi kararlarını kendisi alamamış birisidir. Kız kardeşi Ginny (B. Loden) babasına isyan eden tek kişidir evde ama onun da hayatı allak bullaktır, anne çaresiz ve sessizdir. Wilma’nın aileside son derece sorunludur. Gelirleri sınırlıdır, Ace Stamper’in şirketinin hisselerine paralarını yatırmış ve her gün ne kadar kar ettiklerinin hesabını yapmaktadırlar. Bud’ın Wilma’yı terk ettikten sonraki durumunu gören ailesi kızlarının durumuna olumlu yaklaşmak yerine “o çocukla şey yapmadın değil mi? Bozuk değilsin değil mi?” lafları Wilma’yı delilik raddesine getirir, çaresiz kalan aile Wilma’yı uzun bir süreç alacak akıl hastanesine yatırmak zorunda kalırlar. Bud’da babasının baskısıyla Yale’e gider. Aşıklar tamamen ayrılmıştır artık. Film bir gençlik aşkını anlatmaktadır. Dönemin, ortam, şartlar ve koşulların belirlediği bir aşk hikayesinin son derece hüzünlü hikayesini. “Külkedisi” masalı değildir anlatılan, mutluluk yoktur öyküde, bir şeyi öğrenirler; “acı”nın büyümenin bir parçası olduğu… Filmin sonu hüzün yumağı gibidir. Bud ve Wilma’nın karşılaşması. Wilma doğruyu yapar, Bud’a gider gözlerine bakar “geçti mi?” diye. Buna ihtiyacı vardır, yeni bir adım atabilmek için.. Ve Wilma’nın okuduğu şiir dökülür sonunda..”Hiçbir şey bir saat öncesine dönmez, görkemli çimenlerde. Çiçeklerin zaferi. Kederlenmeyiz, geride bıraktıklarımıza karşı, güçleniriz”
Filmde “Tanrıyla pazarlık yapamazsın” ve “Korktuğumuz duygular bazen bir hiçe dönüşür” replikleride dikkat çekiyor. Son derece kaliteli bu yapımı kaçırmayın mutlaka izleyin diyorum…
Bu filmin hüzünlü hikayesine, kaçan sevgiye, sevgiliye, yalnızlığa, acılara… çok yakıştığını düşündüğüm, değerli yazar Murathan Mungan’ın “Aşkın Cep Defteri” nden bir alıntıyla bitirmek istiyorum…
“Ya biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz?
Akşamüstünün gölgeli bir saatinde, yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşacağımız, omuzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayacağımız bir omuzun, belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı ayakların sahibi karşımıza çıktığında, tanıyabiliyor muyuz onu? Değerini biliyor; biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz? Yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp, kendimizi hep ileride bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına, bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan akıp geçiyor mu?.. Karşımıza erken çıkmış insanları yolumuzun dışına sürerken, bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz?
Hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir. Her zaman aynı fırsatları sunmaz. Toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların, savurganca harcadığımız aşkların, hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün. Bir akşam üstü yanımızda kimsecikler olmaz. Ya da olanlar, olması gerekenler değildir.
Kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir kendi hayatımızdaki olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri yakalamak. Bazılarının gelecekte sandıkları “bir gün…” geçmişte kalmıştır oysa…

coolgirl avatar coolgirl 30 Ağustos 2013 13:28:58

10

Cok dokunaklı bir film william worthsword un dizeleri filmin sonuda warren beatty in coluk cocuga karısmıs hali unutulmayacak bir bas yapıt...

şarlo avatar şarlo 02 Ekim 2009 21:36:10

8

"Aşk artık geride kaldı, anılarımızla güçlüyüz artık.."

Yandex.Metrica