Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Ayşecik'le Ömercik

Ayşecik'le Ömercik

8,50

(31 kişi yorum yaptı)

2012-07-31 16:31:59 1 Ocak 1970 1 Saat 41 Dk Aksiyon Dram Duygusal Aile Arabesk Aksiyon, Dram, Duygusal, Aile, Arabesk

Yönetmen: Orhan Aksoy Orhan Aksoy

Ülke: türkiye

Oyuncular: Rıza Tüzün, Birsen Kaplangı, Nursan Alçam, Erdoğan Esenboğa, Jeyan Mahfi Tözüm, Hayri Esen, Haydar Karaer, Hamiyet Dönmez, Mehmet Büyükgüngör, Nezihe Güler Devamını Gör...

Konusu : ‘The Rite of Spring: X. Glorification of the Chosen Victim’ (1913) (Igor Stravinsky) ve ‘Re Minör Toccata ve Füg, BWV 565’ (1703/07) (Johann Sebastian Bach). Suat Sadıkoğlu’nun Ortaköy’deki yalısı. Bir mektubun neden olduğu ‘ihanet şüphesi’. Nevin; “Ekrem, Allahın üzerine yemin ederim ki çocuk senin. Yalvarırım bu korkunç ithamlarına o masumu karıştırma.” Ekrem; “O ‘masum’un kimin piçi olduğu meydanda... Senden öyle büyük bir intikam alacağım ki ömrün boyunca ıstırap çekeceksin. Ömrün boyunca köpekler gibi sürüneceksin.” Nevin; “Ekrem, her şeyi anlatacağım sana. Senden, saadetimden, yavrumuzdan başka hiçbir şey mecbur edemez beni buna. Bana verilmiş bir sırrı açıklamak çok kötü, büyük bir ahlaksızlık ama mecburum işte. Çünkü hiç, hiçbir şey sana olan aşkımdan şüphe etmen kadar acı gelemez bana. Bu mektup Handan’a ait Ekrem. Birini seviyor. O’ndan bir de kızı var.” Jenerikte ‘Orda Bir Köy Var Uzakta’yı (Münir Ceylan / Ahmet Kudsi Tecer) Hamdi Değirmencioğlu’nun sözleriyle dinliyoruz; “Ana derdi bir yaradır//Istırabı dinmiyor hiç//İki yetim, iki öksüz//Bir an bile gülmüyor hiç.” İstanbul’dan Eskişehir’e giden elektrikli trendeki ‘Restoran’. Beyaz elbiseli güzel bir kadın ‘kıymetli romancımız’ Suat Taner’in mektubunu okuyor. “...Meraktan ve ıstıraptan deli gibiyim. Aramızdaki her şeyi unutup kocanla beraber Paris’e gideceğini yazıyorsun bana. Ben senin için bir sevgiliden çok daha ilerdeyim Handan. Lale’nin, kızımızın babasıyım. Talihimizin en kötü tarafı kocanın benden evvel önüne çıkması. Ve bugün sevmediğin halde kocanla gideceğini, beni terk edeceğini yazıyorsun. Buna asla razı olmayacağım Handan. Eğer iki gün zarfında buraya gelmezsen ben İstanbul’a geleceğim. Kocanla konuşup her şeyi anlatacağım.” Genç kadını Handan zannettik. Değilmiş. Suat’a “Ben Nevin Giray. Handan’ın yengesiyim” diyor. “Who’s Afraid of Virginia Woolf”daki (1966) (Alex North) ‘Bergin’. Yazar’ın çiftlik evinde iki dakika süren konuşma baş döndürücü. Nevin, Handan’ın abisi Ekrem’le evli. Ekrem, Avrupa’da ‘doktorluk ihtisası yapıyor’. Handan’ın kocası Murat, Paris’e sefir tayin edilmiş, gitmek üzereler. Genç kadın, Suat’ı ‘bütün kalbiyle, bütün ruhuyla seviyor’ ama boşanması ‘korkunç hadiselere sebep olabilir’, özellikle kalp hastası annesi Nezihe Güler etkilenirmiş. ‘Bütün bu acı durumlar içinde’ tek çözüm, Lale’nin Suat’ın yanında olmasıymış. Yazarımız “Annesi hayatta olan bir yavruyu ana şefkatinden mahrum etmek en büyük günah değil mi” diyerek karşı çıkmaya çalışıyor ama çaresiz durumu kabullenir. ‘Bir veda mektubu’ gönderecekmiş. Handan’ın yıllar boyu yazdıklarını ise ‘boşa giden aşkının, vefasız bir kadının hatırası olarak ölünceye kadar saklayacakmış’. Sonrasında fikrini değiştirir. Hatıra olarak kızı yeterliymiş. Artık oralarda kalamaz. Yeni romanını yazmak için Avrupa’ya gitmeyi düşünüyordu. Kâhya Osman Efendi’ye “Hemen cipe atla. Tren kalkmadan bu mektupları biraz evvel giden Nevin Hanım’a yetiştir” diyor. ‘Arabesque’deki (1966) (Henry Mancini) ‘The Zoo Chase’ ve ‘Dead Ringer’daki (1964) (André Previn)‘The Dog Attacks’ (01.00-01.30 arası). Kâhya’nın emektar ‘Willys Jeep’ ile kaza yapması ve orada bulunan Sansar Nuri’nin mektuplarını (ne işine yarayacaksa) ‘aşırması’ bu melodilerle. Sevimli yankesici ile tekrar karşılaşmamız yıllar sonra olacaktır. Nevin, İstanbul’a ‘bir şey başarmanın rahatlığı ile döner’. Ancak sonrasında işler içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Gelin hanımın ‘gözden uzak olması’ Murat’ı rahatsız etmiş. “Ekrem burada olmadığına göre O’ndan ve hareketlerinden ben mesulüm” diye homurdanıyor. Handan da “Bursa’ya gitmesiiçin ben ısrar ettim. Ayşe’yi çok özlemişti. Ben de annemin durumunu merak ediyordum. ‘Bir gece kalır dönersin’ dedim” diyerek durumu (şimdilik) kurtarıyor. Yalandan kim ölmüş! Senaryonun akışı öylesine ‘nefes nefese’ ki Nevin’in kayınvalidesi Nezihe Güler’in Bursa’da yaşadığını; Kızı Ayşe’nin de (nedense) orda kaldığını öğrenmemiz bu kısa konuşma ile. Ekrem, o gün, Avrupa’dan dönmüş. Yıllar süren doktorası sırasında ailesini neden yanına almadığı belli değil. Nevin bu sahnelerde hep ‘mütereddit’. Murat, ‘Bursa yolculuğunun(!) nasıl geçtiğini, Nezihe Hanım’ın nasıl olduğunu, kendisine vekâletname bıraktığını bildiren telgrafı alıp almadığını’ sorduğunda diken üstündeydi. ‘Dead Ringer’daki (1964) (André Previn) ‘The Morgue’ (01.05-01.32 arası). Aynı gün Murat’a bir mektup gelir (Zarftaki ‘Bay Murat Giray’ yazısı filmin büyük hatalarından. Bu, Nevin’in soyadı çünkü). Eski hizmetçileri, Handan’ın kendisini ‘aldattığını, başka bir erkekle seviştiğini’ yazıyor. ‘Nerede buluştuklarını bir türlü öğrenememiş. Ama ‘aşığın mektupları Osmanbey’deki postaneye geliyormuş’. Ertesi gün karısını takip ederek ‘suçüstü’ yakalar. Ancak zarfta Nevin’in adı vardı. Handan bunu ‘sadece bir tedbir olarak düşünmüş’. ‘Yalanın artık bu kadarı’ dedirten sahnede ‘Nevin’in kimsesiz bir kadına yardım ettiğini. Mektubun da o kadından geldiğini’ söyleyerek kocasını ikna ediyor. ‘Vivre Pour Vivre’deki (1967) (Francis Lai) ‘Theme de Candice’. Uçakla Paris’e gitmeden mektubu Nevin’e verirler. Handan kötü günlerin bittiğini söylüyordu. Oysa asıl şimdi başlamakta. Onları yolcu eden kahramanlarımızı evde bir sürpriz bekliyor. Nezihe Güler ve Ayşe gelmiş. Konuşurlarken Nevin’in Bursa’ya gitmediği ortaya çıkar. Daha kötüsü, mektubu yok etmek isterken yakalanır. ‘Zarftan farklı olarak mektupta Handan’ın adı vardır, Ekrem gerçeği anlar’ diye düşündük. Senarist buna engel olmak için Suat’a, mektubu isim vermeden yazdırmış. Satırlarda neler yok ki. ‘Beraber geçirdikleri o eşsiz saatler; Birbirlerine verdikleri sonsuz mutluluk; Aşklarının en güzel çiçeği, en büyük hatırası olan kızları’. Daha neler neler. ‘Aldatıldığını düşünen’ Ekrem söz dinleyecek halde değil. Etmediği hakaret kalmadığı gibi bir de tokat atar. Gerçeği anlatmaya çalışan karısını “Şimdi de kendini koruyamayacak kadar uzakta olan kardeşime iftira ediyorsun” diyerek yerlerde sürüklüyor. İntikam fırsatı hemen o gece ayağına gelecektir. ‘You Only Live Twice’daki (1967) (John Barry) ‘Fight at Kobe Dock’ [arada ‘Dead Ringer’daki (1964) (André Previn) ‘The Dog Attacks’ın ilk 5 saniyesi var]. Tilki Cemil evi soymaya gelmiş. Ekrem, eline geçen fırsatı kaçırmıyor. Dediklerini yaparsa polise haber vermeyecekmiş. ‘The Bible: In the Beginning...’deki (1966) (Toshiro Mayuzumi) ‘Creation of Adam’. ‘Başkasından’ zannettiği kızı Ayşe’yi hırsıza verir. İsteği de ‘bu çocuğu, çamurdan beter, utanılacak, korkunç bir insan olarak yetiştirmesi’. Karısına, durumu anlatan ve evden gitmesini isteyen bir mektup bırakarak (nedense filmdeki iletişim hep yazışma ile) ortadan kaybolur. ‘Şerefine sürülen lekenin acısına böyle bir intikamla katlanabilirmiş ancak’. Bunalım geçiren genç kadını Doktor Avni Dilligil himayesine alır. Cemil, ayrıca (nasıl oluyorsa) Anadolu Saz çadır tiyatrosunun sahibi. Karısı Çalı Nazife de yardımcısı. Kaçırdıkları çocuklara ‘yankesicilik, cepçilik ve sahnede göbek atma’ eğitimi veriyorlar! Tilki, ilerde, “Oya gibi işledim Onları. Bütün polimleri limonlu çay gibi içirdim Onlara” diye böbürlenecektir! Aradan 10-12 yıl geçmiş. Ayşe genç kızlığa adım atmak üzere. Lakabı ‘Tavşan’. Sahnede ‘Dünya Güzeli’ (1967) (Suat Sayın) ile dans ediyor. Darbukacı ‘öksürüklü’ Boncuk Ömer’e kol kanat germiş. Öksürük şurubu alabilmek için ‘cüzdan yürütmek’ zorundalar. ‘Birinci sınıf işçilik çıkardıkları’ bu sahneler çok neşeli. Paul Mauriat’nın ‘L.O.V.E.’ albümündeki (1969) ‘Get Back’ (1969) (Lennon/McCartney). ‘Gençlerin Şakası Yok’ (1968) (Speedway) filminin oynadığı 4. Levent Sineması önünde ‘kafeslenecek muşmula’ arıyorlar. Kısmetlerine Cevat Kurtuluş düşer. ‘Paul Mauriat’nın ‘Une Larme Aux Nuages’ uzunçalarındaki (1968) ‘Eleanor Rigby’ (1966) (Lennon/McCartney). Öksürük şurubu aldıktan sonra hâlâ paraları kalmış. Felekten bir gün çalıyorlar. Atlı Karınca, bisiklet, Tarabya’da yemek. “Zayıfsın ama çivi gibisin. Öksürükten adam mortlamaz” diyerek Ömer’i cesaretlendiriyor! ‘Cüzdan kurbanlarından biri’ de ‘mektup hırsızı’ Sansar Nuri. Tilki Cemil’in eski bir arkadaşıymış. Çocukları böyle ‘kabiliyetli’ yetiştirdiği için ‘meslek adına tebrik ediyor’ kendisini. “30 senedir meslekteyim böyle şeytanlarını görmedim.” Jerry Murad’s Harmonicats Orkestrası’nın ‘South American Night’ albümündeki (1956) ‘Maria Elena’ (1932) (Lorenzo Barcelata). Nevin, saçları bembeyaz, Doktor Avni’nin Kimsesiz Çocuklar Yurdu’nda çalışıyor. Artık baba kız gibi olmuşlar. Hep bir gün yavrusuna kavuşabilmek ümidi içinde. ‘Şehnaz Longa’ (Santuri Ethem Efendi). Sansar, çilingir sofrasında büyük planını açıklıyor. Bir ev soyacaklar. ‘Tonla para, sandıkla mücevher’. Büyük bir rastlantı ile burası Dr. Avni’nin köşkü. Arkadaki küçük pencereden Ayşe girecek. Soygun için keşif sırasında filmin bir sürprizi var. Evin önünde Zeynep Değirmencioğlu’na ait 1958 model, ‘34 AL 990’ plakalı Bel Air tipi Chevrolet ile karşılaşıyoruz. Paul Mauriat’nın ‘rain and tears’ (1968) 33’lüğündeki ‘Una Canzone’ (1968) (Franco Bracardi / André Pascal). Başarısız hırsızlık sırasında, uykudaki Nevin ile karşılaşması bu melodi ile. Uşak Hakkı Efendi’nin kurşunu ile omzundan hafifçe yaralanıyor. Nevin, çocuğu ‘aynasızlara’ teslim etmez. Ayşe’yi görünce yüreğindeki acı hafiflemiş. Ancak Avni Bey’in içi çok rahat değildi. ‘Kıymetli bir saat’ ile dürüstlüğünü sınamak ister. Sonrası çok hızlı. Genç kız, Tilki ve Sansar tarafından kaçırılıyor. O sırada saati tamire götürüyordu. Ama şimdi daha önemli bir durum var. Ömer’in hastalığı artmış. Gittikleri hastanenin başhekimi, tahmin edileceği gibi, Ekrem. Bu arada Murat’ın bir trafik kazasında öldüğünü öğreniyoruz. ‘Vivre Pour Vivre’deki (1967) (Francis Lai) ‘Theme de Catherine’. Son Saat gazetesinde Suat Taner ile ilgili bir haber var. ‘Acı Aşk’ romanı ödül kazanan ve Avrupa’dan dönen yazarımız Eskişehir’deki çiftliğinde yeni eserinin çalışmalarına başlamış. Bunu okuyan Sansar, mektupları anımsar. Karşılığında yazardan yüklüce bir para isteyecekmiş. ‘The Good, The Bad and The Ugly’deki (1966) ‘The Trio/The Ectasy of Gold’ (Ennio Morricone). Bu sahnede ‘senelerdir vicdan azabı ile kıvranan’ Ekrem sırrını Handan’a açıklar. Daha önce karısı ve Ayşe’nin öldüğünü söylemiş. Sonrasında Nevin’in masumiyetini açıklama sırası Handan’daydı. ‘Yalvarıyor, Allahın üzerine, ölmüş annesi üzerine yemin ediyor’. Ama abisini inandırmak bir mesele. O’nu ta Eskişehir’e kadar götürür. Suat’ın açıklamaları da yeterli olmaz. Beraberce İstanbul’a, Sansar’daki mektupları görmeye gidiyorlar. “Bütün anlattıklarınıza rağmen hâlâ şüphe içindeyim. İnanamıyorum bir türlü. İnanamıyorum.” (Oysa karısının ihanetine birkaç saniyede inanabilmişti!) Ayşe’nin ikna edilmesi biraz zaman alsa da sevgi her sorunu çözümlüyor. Lale, annesine; Suat, aşkına kavuşur. Ömer, Tilki Cemil, Çalı Nazife ve Sansar Nuri de artık aileden. “Uzat Kollarını bize//Kucağında ısıt anne//O kadar çok sev ki bizi//Hasretimiz dinsin anne.” ‘Valurile Dunárii (Waves of Danube)’ (1880) (Ian Ivanovici). Cemil ve Nazife saati geri götürmesine izin vermiyorlar. Ayşe; “Sen yardım et bana Sansar. Bir gün öderim borcumu. Saati geri götürmezsem hırsız sanacaklar beni.” Sansar Nuri; “Ya nesin be Ayşe? Anladımsa kelepçe çarpsın. Hırsız olarak girmedin mi o eve?” Ayşe; “Bir evlat gibi çıktım ama. Anamdı sanki o kadın. Başucumda bekledi hastayken. Pamuk gibiydi elleri saçlarımı okşarken. Yapılır mı be Sansar, o kadın kahredilir mi bir saat için?” (Yazan: Murat Çelenligil)



performer

10 Ocak 2020 23:10

orhan aksoy muhteşem yönetmiş ama senaryoyu beğenmedim.

Cevap Yaz

Muhafazakar

11 Temmuz 2019 15:02

Ayşecikle Ömercik denildiği vakit ilk akla gelecek filmdir. Filmin adından dolayı söylemiyorum. Filmin adı başka bişey de olabilir. Karakterler açısından söylüyorum. Filmde insanı bağlayan sıcak bir his var.

Cevap Yaz

Financier

7 Eylül 2018 04:04

Ekremin karısının ihanet ettiğini düşünmesi sıradan bir olay olabilir ama buradaki ilgi çeken olay bir hırsıza bilmeden öfkeyle kızını veriyor.İleride kader ağlarını örüyor,mutlu sonla sonuçlanıyor;Ama Ekremin yaptığı affedilebilir bir durum değil 1969 yapımı bu filmi mutlaka izleyin.Bilmeyenler için belirteyim ayşecik ve ömercik karakterlerini canlandıran kişiler gerçek hayatta kuzendirler

Cevap Yaz

YesilcamFanatizm

19 Mayıs 2018 16:29

gerçektende kaderin ağlarını ördüğü bir Film ama buna rağmen çok güzel bir Film. Bu Filmde Zeynep Değirmencioğlu'na bayıldım

Cevap Yaz

Financier

14 Mayıs 2016 09:09

Handan, kocası Muratı aldatmaktadır.Suat Tanerle birlikte olmanın dışında mektuplaşmaktadırlar.Mektuplar Nevinin adına gelmektedir,Handan bir tedbir olarak bunu düşünmüştür.Fakat mektubu Ekrem görür ve o günün gecesinde eve gelen hırsıza Tilki Cemile kendinden olmadığına inandığı kendi kızını verir.Tilki Cemil de kızı yetiştirir.İlerde yaşanan olaylar sayesinde mutlu sonla sonuçlanacaktır

Cevap Yaz

bysiirtli56

24 Mart 2016 17:20

Zeynep Değirmencioğlunun en kaliteli filmlerinden biri.ali şen ve münir özkullu sahneler mükemmel

Cevap Yaz

muslumfurkanaydogdu

13 Temmuz 2015 08:41

çok içten bir film hem komedi yönü hem dram yönü kesin izleyin

Cevap Yaz

performer

1 Kasım 2014 00:07

her ne kadar hikayesi hoşuma gitmesede teknik olarak çok kaliteli çekilmiş. avni dilligil, ali şen ve münir özkul gibi isimlerin varlığı yeter.

Cevap Yaz

vatansever10

30 Temmuz 2014 17:18

semra sar ın oldugu fılm asla kötü olmaz....

Cevap Yaz

benimsinema

7 Temmuz 2014 22:03

son zamanlarda restore edilmis hali cikiyor karsimiza, öyle kalitletiliki simdikiler bile bölye canli degil bu teknolojinin icinde... filme gelince film gercekten cok güzel

Cevap Yaz
Yandex.Metrica