Bahriyeli Ahmet

8,75

( 13 kişi yorum yaptı )

Bahriyeli Ahmet

Sinema Filmi

1963

‘Nihavent Makamında Yaylı Tambur Taksimi’.
Küçük kızı, hapisteki Bahriyeli Ahmet’i ziyarete gelmiş. Gül’ün getirdiği pakette ‘biraz pufböreği, köfte, azıcık da patates’; Hamza’nınkinde ise, haftaya afilli çıksın diye, ‘çorap, mendil, bir de gömlek’ var.
Ayla; “Gül Abla sana neler getirdi neler.”
Gül; “Dediğine bakma hiçbir şey getirdiğim yok.”
Ahmet; “Yapacağın ne kaldı Gül? Şurda rahat bir uyku uyuyorsam senin sayende bu.”
Gül; “Bunları tekrarlama. İçimden ne geliyorsa onu yapıyorum.”
Ahmet; “Ayla ortada kalacak, ziyan olacaktı. Sonra ben nasıl yaşar, hayatın neresinden başlardım.”
Hamza; “Gül gibisini bulan öpüp başına koysun.”
Ayla; “Rengin azıcık soluk bugün. Hiçbir şey düşünme babacığım.”
Ahmet; “Sen de aynı şeyi yapıyor musun?”
Ayla; “Tabii! Senin için her gece dua ediyorum . ‘Allahım’ diyorum ‘bizi koru. Babamı bana bağışla. Haftada bir defacık görmek yetmiyor. O’nu rüyalarıma yolla’. Sonra gözlerimi kapatıyorum, hemen geliyorsun. Şekerler, çikolatalar getiriyorsun. Yanaklarımdan öpüyorsun. Birden gideceksin, beni bırakacaksın diye korkumdan gözlerimi açamıyorum.”
Gardiyan; “Vakit tamam.”
Ahmet; “Bir haftacık daha bekle, benim canım kızım.”


60’lı yıllardayız. İstanbul’un deniz kenarındaki banliyölerinden biri. Uzak ve ufacık bir semt. Herkesin hayatı iç içe. Ahşap evlerde laf, dedikodu eksik değil. Sadettin Erbil’in sesinden dinlediğimiz açıklama; “Bahriyelinin kızı, anasının ölümünden sonra buralarda büyüdü. Denizden dönen balıkçıları seyrederken babasını hatırladı, ağladı. Bahriyeli Ahmet bir gün denizde yer meselesi, pey meselesi yüzünden yabancı bir balıkçıyla kapıştı. Adamın bir gözünü söndürdü. 3 yıl verdiler. Semtte Bahriyeli Ahmet’in başına gelenlere üzülmeyen kalmadı. Bahriyeli namusluydu, mertti. Yürekli, bilekli adamdı. O hapse girince ortada kalan kızını kapı komşuları Gül’le annesi Lebibe bakıp büyüttüler. Kayıkhane bekçisi Osman Reis’le Hamza’nın da Ayla’ya emekleri geçti. İkisi de Ahmet’in en kral arkadaşlarıydı. Ayla, balıkçıların dönüş zamanı deniz kenarına iner babasının arkadaşlarını seyrederken kendisini tutamaz ağlar ama yakında hepsi bitecek. Bahriyelinin tahliyesine bir hafta kaldı.”
29 Temmuz, Pazartesi günü ‘bütün çektikleri bitecek, hasret sona erecek’.
Kahramanımız yiğit, güzel bir delikanlı. Mert ve karakterli. ‘Kadınların rahat bırakmayacağı tipten’. Her bakanın içini titretiyor. Racon gereği sol kolunda bileklik mevcut. Lakabı ise ‘askerliğini bahriyede yaptığı için’. Babası da balıkçıymış. Denizde ölmüş. “Günlerce sonra bulduk. Bir yerine bir şeycik olmamıştı. Meğersem balıklarla kuşlar babanı tanımışlar, dokunmamışlar. Şuracıkta cesedine kapanıp denize küfretmiştin” diyecektir Osman Reis.
Bu semtin çocuğu. Burada yetişmiş. Görgüsü, bilgisi buraya göre. Ancak içkili gazinolara, o pırıltılı yerlere de düşkün. Bir zamanlar oralarda adı söylenirmiş. Sonra bakmış ki bu hayatta iş yok, ayağını kesmiş. Yine de hâlâ seviyor gibi. “Sevmek ne demek, bayılırım. Küple içsem vız gelir” demişti ama birkaç kadehte ‘kolu kanadı kırılıyor’.
Karısı, yıllar önce, öğrenemeyeceğimiz bir nedenle rahmetli olmuş. ‘Çok bilmiş, çıtı pıtı’ kızı Ayla 6 yaşında. ‘Kara, üzüm gibi gözler’. İri, yuvarlak, parlak ve tatlı. Kavisli kaşlar. Geniş ve çıkık bir alın. Süt dişleri değişmeye başlamış. Aziz Nesin’e “Şimdiki Çocuklar Harika” kitabını yazdıran ‘büyümüş de küçülmüş bir hali var’.
Gül, bizimkilerin kapı komşusu. Annesinden başka kimsesi yok. ‘Uzun boylu, açık kahverengi gözlü, koyu kestane saçlı, incecik belli, narin bir genç kız’. Ahmet hapse düşünce Ayla’ya kol kanat germiş. Haftalık hapishane ziyaretlerini de aksatmıyor. ‘Saat ayarı gibi, bir gün bile şaşmamış’. Bunca çırpınmasının gerekçesi ise hazır. ‘Öksüze bakmak sevapmış, Ahmet Abi de yardıma, şefkate muhtaçmış’. Bu hali hep yardım için, şefkat için. Başka bir sebebi(!) yokmuş. Lebibe Hanım’ın “Hepsi iyi hoş ama konu komşuya ne diyeceğiz. Elin genç erkeği, sen de genç bir kızsın. Etmedik laf bırakmazlar” demesine aldırmıyor bile.
Hamza, Ahmet’in en yakın dostu. ‘Ne ana, ne kardeş ne akraba’. Kimsesi yok. ‘Leylek yuvadan atmış da dünyaya öyle gelmiş sanki’. Sol ayağı hafifçe aksıyor. “Şu deniz beni yedi bitirdi. Sakat bıraktı. Gene de ayrılamadım. Görüyor, kokluyorum yetiyor” diyecektir. Denizsiz yaşayamazmış. İçine işlemiş bir defa. Şimdi yardımcısı Rüstem’le ‘kız gibi tekneler, motorlar, kotralar yapmakla meşgul’. Mavna tamiri de var. Hiç sevgilisi olmamış. Ne zaman birini beğenip takip etmeye kalksa ‘pergelleri açıp’ yetişemiyormuş. “Hadi ordan! Bacağı eksik meyhane maşası” diye laf işitmek de cabası. İşi masal kızlarına kalmış artık.
Tren yoluna bakan alanda bir çayevi var. (Çekimler, Erol Taş’ın Cankurtaran’daki kahvesinde yapılmış). Mahallenin nabzı burada atıyor. Selahi İçsel, Ahmet’in şerefine ‘dükkânı yenilemiş, yağlı boya yaptırmış’.
Masaların birinde ‘filmin kötü adamı’ Hasan ile karşılaşıyoruz. Gülmeyen bir yüz, aşağı sarkık bıyık, bakışları da ters mi ters. Hafif ‘kelaj’ kafası kasketli, beli beyaz kuşaklı. Yeleği ve arkasına basılı pabuçları da durum vaziyetine uygun. Tespih elinden çok kolunda. Bir şeye bozulduğu zaman tükürüyor. Gerçi kızgın olmadığı zaman yok ya neyse. Mahallenin ‘Ali kıran baş keseni’. Aksi gibi O da Gül’e tutkun; “Neyim eksik be kızım, söylesene. Gençlikse gençlik. Paraysa istediğinden fazlası var. Ee, yakışıklı da sayılırım. Daha ne istersin?” Genç kızın ‘zırt pırt’ hapishane ziyaretine gitmesine gıcık kapıyor. “Şu Bahriyeli amma kısmetli herif be. Kafama koydum, ben de içeri gireceğim. O zaman bana da böyle gelme de göreyim seni” deyince “İnşallah!” ve “Sen hapse gir hele biz her gün geliriz!” yanıtlarını almıştı. Arkadaşı Erol da evlere şenlik. Kötülükte mahallenin 2 numarası. ‘34 AH 456’ plakalı taksiyi bir şoföre vermiş. Bütün gün direksiyon sallatıyor. Bizimki de tavla oynayıp nargile fokurdatmakla meşgul.
Tahliyesi gelen Ahmet “Şükür kavuşturana, Allah bir daha göstermesin” dualarıyla karşılanır mahallede. Yıllar sonra ilk ev yemeğini Güllerde yiyor. Bir tek Hasan’la Erol mutsuz. “Elin sabıkalısı kahraman olmuş da haberimiz yok” diye kamış atıyorlar. Hamza da Onlara inat ‘çok şekerli bir kahve’ ister Selahi İçsel’den. “Şöyle hasret kavuşturan cinsinden olsun. Malum ya Ahmet hapisten çıktı. Ağzımızın tadı artık yerine gelecek.”
Osman Reis, kayığını dünden hazırlatmış, temizletmiş. Kahramanımız “Deniz bize küstü. Babama da bana da ihanet etti. Rızkımı başka yerlerde arayacağım” havalarındaydı. Ama burada büyümüş. Deniz olmazsa kuruyacağının farkında. Hamza’nın yanında çalışmaya başlar. Böylelikle denizden de ayrılmamış olacak.
Gül’ün durumunda değişen bir şey yok. Osman Reis “Senin de genç yaşta çilen! Babası hapse girdi Ayla’ya sen baktın. Hapisten çıktı gene sana yük” diyordu. Ancak hiç yakınıcı değil genç kız. ‘Öksüzlüğünü bölüştüğü için mutluydu’. Aslında ‘kör kör parmağım gözüne’. Her halinden Ahmet’i sevdiği, kara sevdalı olduğu belli. Sonunda ‘bir ömür boyu beklemeye razı olduğu sözleri’ Ahmet’ten duyar. ‘Haftayı bulmaz, iki gün sonra Lebibe Hanım’ın elini öpmeye gelecekmiş’.
Siyasette 24 saatin bazen çok uzun bir zaman olduğuna dair sözler vardır. Aşk için de geçerli galiba. O gün yaşayacakları bir olay her şeyi allak bullak edecektir. Necla Gençay adlı bir sarışın afet, bozulan deniz motoru için Hamzaların dükkânına gelmiş. Geliş o geliş. Ahmet’i ‘çok beğenmiş. Bayılmış. Birdenbire kurşun yemiş gibi olmuş’.
The Dave Brubeck Quartet’in ‘Time Out’ albümündeki (1959) ‘Three to Get Ready’ (Dave Brubeck). Ertesi gün bir bahaneyle tekrar gelir. Mavi Gül’de dans edip şarkı söyleyen bir yıldız. Sinema ve romanlardaki gibi âşık olmuş. “Sana her bakışımda içim titriyor. Bana ‘hayır’ diyemezsin. Aşktan kaçacak kadar budala değilsin sen.” Kahramanımız “Her yaraya bir merhem bulunur. Markası başka olsa da aynı işi görür” diyerek başka kapıya gitmesini söylüyor ama nafile. Genç kadın pes edecek, istediğini almadan gidecek biri değil. Allem edip kalem edip Ahmet’i gazinoya davet eder. Masa ayırtacakmış. ‘Gelemem’ diye nazlanmasına aldırmadan dediğini yaptırır.
“Gemilerde talim var Bahriyeli yârim var//O da gitti askere ne talihsiz başım var//Hani benim Ahmet’im, sarı lira vereceğim//Almazsa karakola gideceğim.” Gece kulübünde bu Hicaz türküyü söylüyordu. Ahmet’i locasına götürür. Şef garson Necdet de koca göbeği ile kırıtarak viski-şampanya servisi yapmakla meşgul.
‘Theme from Come September’ (1961) (Bobby Darin). Bizimki “Beni defterine yazma. Yazdınsa sil. İşte o kadar” diye diklendikten kısa bir süre sonra genç kadının istediği kıvama gelir. “İçelim. Necdet! Gel buraya. Doldur” diye bağırıyor. Eve döndüğünde gömleğinde ruj izi vardı.
‘Pınarın Başında Su Verdin İçtim-Ayşem’ (Burhânettin Deran) ve ‘Bahriyelim Güzelsin Niçin Beni Üzersin’. Bu Hicaz şarkı ve Uşşak türküyü söylediği bir başka gece yatakta beraberdiler. “Seni seviyorum. Saklamak değil söylemek hoşuma gidiyor… Ölüyorum senin için” falan diyor Necla. [Aysel Tanju bu sahnedeki geceliği ‘Hop Dedik’te (1963) de kullanmıştı].
Artık neredeyse her gün mahallede. [‘Yankesici Kız’ (1964), ‘Şoför Nebahat ve Kızı’ (1964), ‘Beyoğlu Piliçleri’ (1964), ‘Meyhaneci’ (1964) filmlerinden anımsadığımız] ‘34 AK 588’ plakalı 61 model Ford Fairlane Sedan ile alıp götürüyor delikanlıyı. Gül, Onları arabada beraberken görür. Ahmet, bunun için tam da ‘Lebibe Hanım’ın elini öpeceği’ günü bulmuş.
Hasan da olanları bire bin katarak yetiştirmekte genç kıza.
Sonrasında yumrukların konuştuğu iki sahne var. Mekân mahalle kahvesi.
The Dave Brubeck Quartet’in ‘Time Out’ 33’lüğündeki (1959) ‘Take Five’ (Paul Desmond). Hamza “Bir kıza erkeği gammazladın mı adama yuh çekerler” deyince Hasan’dan 5 tokat 1 tekmeli iyi bir dayak yer.
‘The Man with the Golden Arm’ (1955) (Elmer Bernstein). Karşılığı 5 yumrukla gelir Hasan’a. Ahmet ‘tozunu almaya gelmiş’. Bu arada Erol’un payına da 12 yumruk düşer. Kafasını 4 kez de ağaca vuruyor.
Ayla, duruma el koymak gerektiğini anlamış. Necla’ya annesinden kalan mücevherleri vererek babasını bırakmasını ister. Sonraki sahne senaryonun en zayıf kısmı. Genç kadın bunları Ahmet’e geri verirken dürüst davranır gibi görünerek kendisine bağlamak ister. Oysa kahramanımız ayrılma kararını vermişti bile. Nedense daha önce değil de kadınları elde ettikten sonra bırakmak daha kolaydır erkekler için. “Burda başlamıştı, burda bitmeli. Uğurlar olsun” diyor.
Gül biraz üzgün. Bunlar hiç olmamalıydı. Osman Reis, bu saçı sakalı değirmende ağartmamış. “Daha sonra olmadı ya, şükredin” diyor. ‘Aşkın olduğu yerde affetmek de vardır’. Nişanlanırlar. Ahmet “Bahriyeli öldü!” diyerek yeni bir lakap bulmaya kalkışır kendine. Ama Bahriyeli namı ölür mü hiç. ‘Erkekler bazen pusulayı şaşırıyor, rüzgâra kapılıp istemedikleri bir karaya savruluyor’ o kadar. Kadınların böyle bir ‘pusula şaşırması’ ise ‘mezarlığa savrulmakla’ biter genelde.
‘Hani Bir Gün Gelecektin’ (Teoman Alpay). Necla’nın Nihavent şarkıyı söylediği gece Hasan da gazinodaydı. Zalim bir plan önerir. “Kız bana Bahriyeli sana, tamam mı?”
Gül ve Ayla’yı ayrı ayrı kaçırırlar. Hasan, tam muradına erecekken çıkan kavgada yanlışlıkla Necla’yı; Bahriyeli de Hasan’ı öldürür. Sonrası ‘Kanun Namına’ (1952) gibi.
‘Gayane Suite No. 1; V. Lullaby’ (1941/42) (Aram Khachaturian). Kahramanımız polisten kaçarak Osman Reis’in kulübesine sığınır. [‘Zehirli Hayat’ın (1967) simitçisi Ahmet Yıldırım da olayı seyredenler arasındaydı]. Canına kıymaya karar vermişken kızının sesini duyup teslim olur. Artık vuslat uzun hapishane yılları sonrasına kalmış.
‘Hicaz Makamında Yaylı Tambur Taksimi’ ve ardından ‘Gemilerde Talim Var’.
Ayla; “Büyüdüğümü göreceksin. Öyle kocaman olacağım ki tel örgüyü aşıp seni böyle öpeceğim.”
Gül; “Kaç yıl olursa olsun bekleyeceğim. Şimdi bir de kızım var. Allahtan başka ne isterim.”
Hamza; “Sigara, iç çamaşırı. Başka bir şey istiyor musun?”
Ahmet; “Atölyeyi fabrika yapacaktın, unutma.”
Osman Reis; “Buraları senin namını, adını, şanını unutmayacaktır Bahriyeli Ahmet.”


‘Hüzzam Makamında Yaylı Tambur Taksimi’.
Evde içki masasına kurulmuş. Kızından saatlerdir haber yok. Nihayet minik bir ayak sesi.
Ahmet; “Nerdesin bu saate kadar? Hamza seni aradı. Gül bütün komşuları dolaştı, bulamadı. Sana sordum nerdeydin?” (Ayla kayıp! Gül ve Hamza her yerde arıyorlar O’nu. Bizimki ise Yeni Rakı’sını açmış efkâr dağıtıyor).
Ayla; “Bar’dan geliyorum.”
Ahmet; “Nerden, nerden?”
Ayla; “Necla ile konuştum.”
Ahmet; “…Senin ne işin var oralarda? Utanmadın mı?”
Ayla; “İftihar et! Senin yüzünden gittim. Ne hale düştüğümüzü görüyor musun? Kötü bir kadın yüzünden hepimizi...”
Ahmet; “Sus! Kes sesini. Hem suçlu hem güçlü. Üstüne vazife olmayan şeylere bir daha burnunu sokarsan...”
Ayla; “Oraya gitmem vazifemdi. O kadına kapılmıştın. Ne söyleseler dinlemiyordun. Başka çarem yoktu... Kimseye kızma. Suçlu sensin. Daha kimbilir neler olacaktı ama anneciğim hepimizi kurtardı. Mücevherlerini Necla’ya verdim.”
Ahmet; “Mücevherler Necla’da kaldı demek.”
Ayla; “Neyimiz varsa alsın da seni bize bıraksın. Başka bir şey istemiyorum ben.”
Ahmet; “İstediğin olacak. Oldu bile. Bitti o hikâye. Şimdi bitti.”
Böyle diyor ama ‘o hikâye’ adam öldürmelere varacak şekilde bitecektir.
(Yazan: Murat Çelenligil)

Künye

Yönetmen Türker İnanoğlu
Senaryo ,
Yapımcı Berker İnanoğlu , Türker İnanoğlu
Müzik Metin Bükey
Görüntü Yönetmeni Yılmaz Gürbüz
Süre 112 dk
Tür Dram, Duygusal, Macera
Özellikler Siyah Beyaz
Ülke Türkiye
Etiketler Başlıkta Karakter İsmi, hapis, tahliye, pavyon Daha Fazlası

Oynayanlar

Ayhan Işık Ayhan Işık Ahmet
Semra Sar Semra Sar Gül
Parla Şenol Parla Şenol Ayla
Aysel Tanju Aysel Tanju Necla
Öztürk Serengil Öztürk Serengil Hasan
Sadettin Erbil Sadettin Erbil
Necdet Tosun Necdet Tosun
Faik Coşkun Faik Coşkun
Özcan Bilge Özcan Bilge
Bedri Çavuşoğlu Bedri Çavuşoğlu
Toros Karabulut Toros Karabulut
Osman Baş(2) Osman Baş(2) Polis
Erdoğan Esenboğa Erdoğan Esenboğa SELAHATTİN İÇSEL SESLENDİRMESİ
Lütfü Engin Lütfü Engin
Mümtaz Ener Mümtaz Ener FAİK COŞKUN SESLENDİRMESİ
Zafer Önen Zafer Önen SUPHİ KANER SESLENDİRMESİ
Hayri Esen Hayri Esen AYHAN IŞIK SESLENDİRMESİ
Mücap Ofluoğlu Mücap Ofluoğlu ÖZTÜRK SERENGİL SESLENDİRMESİ
Nursan Alçam Nursan Alçam PARLA ŞENOL SESLENDİRMESİ
Jeyan Mahfi Tözüm Jeyan Mahfi Tözüm SEMRA SAR SESLENDİRMESİ
Asım Nipton Asım Nipton
Suphi Kaner Suphi Kaner HAMZA

Ekip

Yapımcı Sadri Karan (Yapım Koordinatörü)
Kurgu Metin Miroğlu (Kurgu)
Sanat Yönetmeni İsmail Gonca (Sanat Yönetmeni)
Yapım Ekibi Mehmet Güler (Set Ekibi)
Yönetmen Ekibi Metin Miroğlu (Yönetmen Yardımcısı)
Kamera Ekibi Hasan Uçar (Kamera Asistanı)
Işık Ekibi Atacan Boran (Işık Şefi)
Ses Ekibi Tuncer Aydınoğlu (Ses Kayıt)
Müzik ekibi Sevim Şengül (Şarkılar)
Seslendirme Sadettin Erbil (Seslendirme Yönetmeni)

Firmalar

Erler Film (Yapım)
Acar Film (Seslendirme)
Acar Film (Film Hazırlık)

Son Yorumlar (13)

performer avatar performer 05 Haziran 2017 22:44:58

7

safa önal'ın senaryosu hep olduğu gibi yine başarılı. evet diğer arkadaşlar gibi bende ayhan ışık ve semra sar uyumuna katılıyorum.

Kaptan34 avatar Kaptan34 17 Ekim 2016 00:16:32

10

Oyunculara hikayesi çok başarılı Ayhan Işık ve Semra Sar uyumu muhteşem

jones.seker avatar jones.seker 24 Ağustos 2014 16:56:01

filma bayıldım her sahnesi ayrı güzel küçük yıldız parla şenol muhteşem bir oyunculuk çıkarmış ayhan ışık ve semra sar uyumu etkili olmuş

Avcı24 avatar Avcı24 23 Mayıs 2014 19:58:25

9

çok başarılı bir film aşkın katılması ayrı güzel olmuş ayhan ışık semra sar çok başarılı ikili olmuş ve yakışmışlar...

Papatyam34 avatar Papatyam34 22 Nisan 2014 12:22:30

8

Ayhan Işık en sevdiğim filmlerinden birtanesi rolünün hakkını vermiş filmin konusu ilgi çekici Semre Sar ile iyi ikili olmuşlar filme çok yakışıyorlar.......

Lalegül34 avatar Lalegül34 10 Şubat 2014 17:03:48

9

ayhan ışık başarılı filmlerinden semra sar ile beraber çok beğendim

Yandex.Metrica