Bar Kızı

8,08

( 2 kişi yorum yaptı )

Bar Kızı

Sinema Filmi

1966

“Yoksa bu bir yıldırım aşk mı? Uçakta başlayan aşk da süratli oluyor galiba.”

Muhayyer kürdî ‘Veda Busesi’ (Yusuf Nalkesen / Orhan Seyfi Orhon) ile başlayıp “Sultani yegâh Sirto’nun Giriş Kısmı” (derleyen; Sadi Işılay) ile devam eden konuşma.
Deniz; “Sevgilin hatta karın bile olsam değişmem. Ben neysem oyum. Bar Kızı.”
Engin; “Artık oraya dönmeyeceksin. Unut Bar’ı.”
Deniz; “Biz unutmak istesek bile hatırlatırlar bize.”
Engin; “Kimin haddine düşmüş. Sana yan gözle bakan adamı yaşatmam bu dünyada.”
Deniz; “Her gittiğimiz yerde Bar’dan bir sürü müşterimle (‘kişiyle’ dese daha mı doğru olurdu) karşılaşacağız. Bana yan gözle bakacakları tepelemek için makineli tüfekle mi dolaşacaksın? Ben bu hayata bulaşmışım bir kere. Bundan sonra bulaştığım bu çamurla hayatımı yoğurmaya mecburum.”

Jenerikte ‘Musical Themes Hollywood USA’ albümündeki (1958) ‘Jolly Journey (Jack Shaindlin)’ var.
‘Quiéreme Mucho’ (1931) (Gonzalo Roig / Augustin Rodriguez) (İlk 50 saniye). Ankara’dan gelen pervaneli uçakta Deniz ve Engin. Aralarında bir ‘yıldırım aşkı’ başlamış. ‘Fırtına; İrtifa nedeniyle bulantı; Limon kolonyası’. Konuşup yakınlaşmaları filmin en güzel kısmı. Keşke daha uzun sürseydi. Sonunda (Lale Belkıs’ın seslendirdiği) hostes Figen Han, Yeşilköy Hava Alanı’na indiklerini bildirir. “Yolculuk bitti ama aşk başladı” diyor delikanlı. O kısa süre iki gencin birbirini sevmesine yeter de artar bile.
Engin, fabrikatör Galip Kurt’un oğlu. Deniz’le tanışması, yedek subaylığını bitirip İstanbul’a dönerken. Babası yalnızca ‘iş’ düşünen biri. Yaşlanmış ve oğlu şirketin başına geçmeliymiş. (Sonraki sahnede göreceğimiz gibi ‘iş’ için yaşlı ama ‘gece kulüpleri’ için değil). “Şunu da belirtmeliyim ki bir işadamı her şeyden önce sosyal hayatını düzene koymuş olmalıdır. Yani evli olmalıdır. Artık sana eş ve ailemize gelin olmaya layık kızı aramaya başlayalım” diyor Engin’e. Oysa kahramanımız, kendi deyimiyle “6 bin ‘feet’ yükseklikte” bulmuştu bu mutluluğu.
Tertemiz, aydınlık yüzlü Deniz. ‘Bu yaşta, tam gülüp eğlenecek çağında ailenin yükü onun sırtında’. Yatalak annesinden (yine Lale Belkıs seslendirmiş) başka kimsesi yok. Ameliyatı için Gazinocu Kaya’dan aldığı borcu her gece şarkı söyleyerek ödüyor. ‘Alnının teriyle’. Hasta kadına, üzülmesin diye, çalıştığı yer için ‘bir sigorta şirketi’ demiş. ‘Gece yarılarına kadar da mesaiye kalıyor’.
“Söyle naz mı bu kaş çatış//Benden uzaklara kaçış” (Yusuf Nalkesen). Kulüp 77. Bir köşede, sonradan Serdar Gökhan adını alacak Nusret Ersöz’ü görüyoruz. Deniz, kürdili hicazkâr şarkıyı söylerken Galip Bey ve (gösterişli papyonuyla) Nedim de oradaydı.
Pierre Sellin’in trompetinden ‘Manuel Benitez-El Cordobes’ (1966) (Gérard Bourgeois / Jean Max Riviere). Genç kızı çok beğenmişler iltifatın bini bir para. ‘Süt kuzusu’ ve ‘süt kraliçem’den başka laf yok. İlerde Engin’le evliliği söz konusu olunca o ‘süt kuzusu’nun ne ‘kahpe’liği kalacaktır ne ‘fahişe’liği.
Werner Müller ve Orkestrası’nın ‘Your Musical Holiday in Rio’ (1955) uzunçalarındaki ‘Tango of Desire’. Bu sırada delikanlı, evde, annesine ‘gökyüzünde bir melek bulduğunu, evlenmek istediğini’ söylüyordu. Çok iyi bir kızmış. “Bir melek kötü olabilir mi?”
İki gencin mutluluğunu Emirgan’daki Hayat Bahçesi’nde (delikanlı burada sevdiğine çay getirtmeyi unutur); Rumeli Hisarı’nı gören tepede; Hicaz ‘Nazende Sevgilim’i (Azeri Bekirof) dinlediğimiz lokantada ve hep İstanbul eşliğinde izliyoruz. Engin ‘gökyüzündeki melek’le ‘hemen’ evlenmek arzusunda.
Deniz ise bir türlü Bar’da çalıştığını söyleyemez. Daima ‘aralarındaki kocaman uçurumdan ve fakirlik-zenginlikten’ söz ediyor. Kaya için de ‘abim’ demişti. Epeyce direndikten sonra Onları [‘Kardeş Kavgası’ (1967); ‘Son Mektup’ (1969); ‘Lekeli Melek’ (1969) filmlerindeki] Zümrüt Kuyumcu’da nişan yüzüklerini alırken görüyoruz.
Babası ‘evlilik kararı için makul sebepleri ve bulduğu kızın matluba muvafık’ olup olmadığını soradursun delikanlı ‘tahkikat falan yapmalarına meydan bırakmadan, ani olarak’ nikâh hazırlığına başlar.
Werner Müller (as Ricardo Santos) Orkestrası’ndan ‘Caminito’ (Juan de Dios Filiberto / Gabino Coria Penaloza). Filmin en önemli sahnesi; Düğün. Ama Engin ve annesi ‘nişan’ diyorlardı. Kurt ailesinin Deniz’i (üstelik gelinlikler içinde) ilk kez o gece görmesi de ilginç.
‘Si minör Manfred Senfonisi, Op. 58; IV. Allegro con fuoco’ (1885) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky). Galip Bey oğluna söylemediğini bırakmaz. “Allah kahretsin seni. Bu nikâh olamaz. Getirdiğin kızın kim olduğunun farkında mısın? Budala! Bar kızı o. Bar Kızı Deniz.”
Sonrasında Engin’in, bir zamanlar yere göğe koyamadığı sevgilisine söyledikleri yenir yutulur şeyler değil; ‘Seni gebertmeliyim’; ‘Zaten bir çamura batmışsın’; ‘Alçak’; ‘Rezil karı’; ‘Aşağılık’; ‘Bayağı kadın’; ‘Kahpe’; ‘Fahişe’; ‘Senin bu yaptığını dişi köpek yapmaz’. Ayrıca itip kakıp yerlerde sürüklemek. Öldürmeye bile değmez, ellerini pis kanınla kirletemezmiş. “Senin yüzünden herkese kepaze oldum.” Delikanlının sözleri ‘çevremizdekiler ne der’ korkusunun en güzel örneği. Genç kız ne dese faydasız. Tek hatası ‘O’nu kaybetmek korkusuyla barda çalıştığını söyleyememek’.
“Aşka gönül vermem aşka inanmam//Yıllarca boş yere ağlayıp yanmam.” (Ahmet Baki Çallıoğlu). ‘Fırtınadan’ günler sonra tekrar Kulüp 77. Nihavent şarkı ve Deniz. (Serdar Gökhan yine masalardan birinde). Makyaj odasında bir arkadaşı “Ne oldu, ayrıldınız mı” diyor. İçlerinden biri bu hayattan kurtulacak diye sevinmişler. Ama ‘kurtulmak’ öyle kolay mı?
Galip Bey hırsını alamamış. Avuç dolusu para verdiği Kaya ile bir dolap çeviriyorlar. Deniz’in başına daha neler gelecek kimbilir.
“Çatılmış kaşlarınla kime (Sevim Şengül ‘sanki’ diyor) düşman gibisin//Gözünde yaşlarınla belli pişman gibisin.” (1966) (Yusuf Nalkesen). Bu Hicaz şarkı sırasında Engin oraya gelmiş. İntikam hissiyle dolu. Aksilikler nedeniyle düğün gecesi yaşayamadığı mutluluğu bu kez, çok çirkin bir şekilde, parayla elde edecek! Kaya’dan (elbette karşılığını vererek) Deniz’i ister. Öbürünün zaten Galip’e verilmiş sözü vardı. İkisini bir dümenle Ada Palas’ta Ahlak Zabıtası’na bastırır. Nedense Engin’e “Siz gidebilirsiniz” diyorlar. Deniz’i ise Zührevi Hastalıklar Hastanesi bekliyor.
‘Goldfinger’ (1964) için yapılan ‘Teasing the Korean’ (John Barry) (80. ve 90. saniyeler arası). Bu melodinin olduğu sahnede tam parmak izleri alınıp ‘vesika’ verilecekken gerçeği anlayan Engin genç kızı kurtarır.
Delikanlı yaşananları unutmuş, yine, başlardaki havasında. ‘Hemen nişanlanmak, ardından yıldırım nikâhı ve balayında bütün dünyayı gezmek’ten söz ediyor. Oysa, İlhan Selçuk’un dediği gibi ‘dostlukları bazen dinlendirmek gerek’. “Ölsek bile bizim ikimizi bir araya koymazlar Engin. Vazgeç bu sevdadan. Yoksa bu aşk seni de yakacak beni de. Müsaade et gideyim” diyor genç kız. Siyah beyaz filmlerde kadınlar daha gerçekçidir hep.
“İçimde nice uzun yılların özlemi var//Bu gece efkârlıyım ağla gitar çal gitar” (1966) (Avni Anıl / Ümit Yaşar Oğuzcan). Sonraki aylarda Deniz sanatında yükselirken Engin ‘meyhane köşeleri’ne düşüyor. İnanılır gibi değil ama genç kızın ‘menajeri’ Kaya. Şeytan tüyü mü var nedir, allem edip kalem edip razı etmiş.
“Sevmek ne güzel şeydir//Sonu hicran olmasa//Hayatta her şey olsa, her şey olsa//Şu ayrılık olmasa.” Oğlunun durumunu gören Galip Bey, Deniz’den özür diliyor.
‘Senede Bir Gün’ (1966) (Şekip Ayhan Özışık). Filmin sonunda Necdet Tosun’un meyhanesi. Baba oğul, Kaya’yı bir güzel dövüyorlar. Sevgililer birbirlerine sarılmışken dinlediğimiz ‘Şebnem’ (1966) (İbrahim Özoral / Zeki Yağmurdereli) ve borulu gramofonun ucunda sallanan bir çift patik çok güzeldi.

Türk Hava Yolları (ama çok hoş bir şekilde İstanbul’a inince Societa Aereo Mediterranea olan) uçağı.
Engin; “Neniz var, rahatsız mısınız?”
Deniz; “Bulantım var. Kendimi pekiyi hissetmiyorum.”
Engin; “Merak etmeyin irtifadandır. Fırtınayı aşağıda bıraktık. Durun, limon kolonyası vereyim iyi gelir… Çok güzel olduğunuzu söyleyebilir miyim size?”
Deniz; “İltifatınıza teşekkür ederim. İstanbullu musunuz?”
Engin; “Evet, İstanbulluyum. Yedek subaydım. Askerliğim bitti, evime dönüyorum artık.”
Deniz; “Ne mutlu size.”
Engin; “Mutluluk mu dediniz? İnsan yalnız başına mutlu olamaz ki. Son zamanlarda yalnızlık canıma yetti. Tezkereyi alır almaz ilk rastladığım kıza âşık olmaya karar verdim.”
Deniz; “Oldunuz mu bari?”
Engin; “Şimdi olmak üzereyim.”
Deniz; “Şimdi mi? Burada mı? Kime? Yoksa hostese mi gönül verdiniz?”
Engin; “Hostese değil size.”
Deniz; “Bana mı? Merak etmeyin irtifadandır! Malum ya, fırtınadan kurtulmak için yükseldik. Kolonya vereyim size, iyi gelir.”
(Yazan: Murat Çelenligil)













Künye

Yönetmen Türker İnanoğlu
Senaryo
Yapımcı Türker İnanoğlu
Müzik Rauf Tözüm , Metin Bükey
Görüntü Yönetmeni Çetin Gürtop
Süre 87 dk
Tür Dram, Duygusal
Özellikler Siyah Beyaz
Ülke Türkiye
Etiketler Ayrılık, Gazino, Meyhane, Otel Daha Fazlası

Ekip

Yapımcı Sadri Karan (Yapım Koordinatörü)
Yönetmen Ekibi Mehmet Bozkuş (Teknik Yönetmen)
Hüseyin Karaoğlu (Yönetmen Yardımcısı)
Kamera Ekibi Hüseyin Karındoyuran (Kamera Asistanı)
Post-Prodüksiyon Oral Özütürk (Negatif Kurgu)
Mahmut Eskici (Negatif Kurgu)
Cemil Orhon (Laboratuar)
Bayram Güzel (Laboratuar)
Işık Ekibi Şevket Yılmaz (Işık Şefi)
Mehmet Çakar (Işık Şefi)
Ses Ekibi Marko Buduris (Ses Kayıt)
Müzik ekibi Sevim Şengül (Şarkılar)

Firmalar

Erler Film (Yapım)

Son Yorumlar (2)

benimsinema avatar benimsinema 08 Şubat 2014 15:13:50

8

filmin adindan anlasildigi gibi filiz barda namusuyla calisan bir kizdir... ediz le ask yasar, fakat edizin babasi bar kizi oldugunu ögrenince bu izdivaca karsi cikar... yollari ayilir, turgut yine kötülük yapmistir onlara.... neyseki mutlu son var.. . filmin bazi sahnleri yine filizin oynadigi hüzünlü ask filmine cok andiriyor hatta birebir... ama yanlis hatirlmiyorsan sonunda ölüyorlar burda birlesiyorlar...

nedim yıldız avatar nedim yıldız 02 Kasım 2007 11:23:11

8

izlenebilir bir dram aşk filmi.turgut özatay gazino patronu rölüyle filmin kötü adamı..

Yandex.Metrica