Utanç

8,17

( 8 kişi yorum yaptı )

Utanç

(Buda as sharm foru rikht)

Sinema Filmi

2007

Buddha heykelinin yıkıntıları arasında yaşam kavgası veren ailelerin bulunduğu bölgede yaşayan 6 yaşındaki Afgan kızı Baktay’ın tek isteği, komşularının oğlu Abbas gibi okula gidebilmek ve okulda öğretilen güzel hikayeleri okuyabilmektir. Bunun için kitap defter satın alması gerektiğini öğrenen küçük kız, kendini şehir merkezindeki pazarda yumurta satarken bulur. Okula giden yolda bir çok engelle karşılaşan Baktay, yolunu kesen ve ayrımı, vahşeti, gücü temsil eden diğer çocuklar tarafından alıkoyulur. Baktay’ın bu “savaş oyunu”ndan kurtulup okuluna, defterine ve en önemlisi de can atarak dinlediği hikayelerine giden yolculuğu anlatan film, Afganistan’ın ve insanlığın gerçekliklerine dair bir yolculuk niteliğinde.

Künye

Yönetmen Hana Makhmalbaf
Senaryo
Müzik Tolibhon Shakhidi
Görüntü Yönetmeni Ostad Ali
Vizyona Giriş Tarihi 20 Haziran 2008
Süre 81 dk
Tür Dram
Özellikler Renkli
Ülke Iran
Etiketler Afganistan, Çocuklar, Okul, Şeriat Sistemi
Internet Sitesi http://www.lecahier-lefilm.com/

Firmalar

Bir Film (Dağıtımcı)
Hasılat 28.129,0 TL
Toplam İzleyici 4.889
Vizyonda Kaldığı Hafta 17 Hafta

Son Yorumlar (8)

Tuba.Artan avatar Tuba.Artan 06 Ekim 2017 17:17:33

10

Gözyaşlarına boğuldum..
Hiç bir profesyonel oyuncunun bulunmayıp bizzat o yörede yaşayan gerçek afgan halkı ile gerçekleştirilen ibretlik ve ödüllü yapım

YSHN avatar YSHN 08 Kasım 2012 16:40:50

7

başlıbaşına konusu mükemmel konusuna göre iyi anlatılmış

shutterbug avatar shutterbug 25 Ağustos 2012 12:48:36

Topraklarımıza bu kadar yakın olan bir coğrafyada, üzerinde pek düşünmesek de birçok ortak noktamızın olduğu İran’ın havasından, suyundan, kültüründen ve hatta dilinden bu kadar çok şey almamıza karşın İranlı sinemacıların adını neden İngilizce yazıp İngilizce okumaya çalışıyoruz anlamış değilim. Kendi adıma isimleri latinceleştirilmiş Arap ve Fars kökenli bütün herkesi Türkçe karakterlere uygun şekilde çağırmamız gerektiğini düşünüyorum. Ben öyle yapıyorum, dilini önemseyen herkesin de öyle yapmasını öneriyorum, o nedenle bu yazımda İranlı sinemacıların adını da Türkçe yazıyorum.

Hana Mahmelbaf, sinemacı bir ailenin çocuğu. Babalarından aldıkları ilham ve saygınlıkla ailede neredeyse herkes sinemacı gibi… Kendisi Samira Mahbelbaf’ın kardeşi ve Muhsin Mahbelbaf ile Marziye Meşkini'nin kızı. Mahmelbaf ailesinin, çektiği filmler hep belgesel havasında, son derece rahatsız edici ama gerçek konulara odaklanmış, kurguya pek de mahal bırakmayan ve olabildiğince ‘kendi yaşamını oynayan’ amatör oyunculardan sürüklediği filmler. Ailenin çektiği filmler alabildiğine politik olmasına karşın, Mahmelbaf ailesi anlatmak istediğini ‘kör göze parmak’ biçeminde seyirciyi didaktitizme boğmadan ve ‘fazla söze ne hacet’ kabilinden sahnelerle kotarabilen sanatçılar.

Hana Mahbelbaf ilk filmi “Lezate divanegi” yi çektiğinde 14 yaşındaydı. Bu filmi ablasının çektiği “Öğleden Sonra Saat Beşte” adlı filmle ilgili bir belgesel niteliğindeydi. Ablası Afgan kadınları filminde rol almaya ikna etmeye çalışırken Hana bunları kaydediyordu ve oradan elde ettiği kayıtlarla yaptığı film Venedik Film Festivali’ne katılacaktı. Henüz 14 yaşında olması ve İtalya’nın derecelendirilmemiş, sansürsüz filmlerle ilgili politikası nedeniyle kendi filminin prömiyerinde yer alması bile mesele olmuş bir sinemacı.

Uzun metrajlı ilk filmi ‘Utanç’ ı çektiğinde ise sadece 18 yaşındaydı. Babasının çektiği ‘Ayın Ardındaki Güneş- Kandahar (2001) ve kardeşinin çektiği ‘Öğleden Sonra Beşte (2003) gibi yine Afganistan da geçen bir film.
Film Kabil'in 230 km kuzey batısında, Bamyan vadisinde bulunan sarp kayalıklara oyularak yapılmış devasa iki adet Buda heykelinin Taliban tarafından put oldukları gerekçesiyle 2001’de dinamitlenerek yok edildiği görüntülerle başlıyor. Muhsin Mahmelbaf’ın “"Bir heykel bile bütün bu şiddetten, insafsızlıktan ve bunların getirdiği çöküşten utanırdı" sözlerinden ilham alan kızı Hana, halkın yarıdan fazlasının hala açlık sınırında yaşadığı, nüfusun %88’inin temiz içme suyu kaynaklarına ulaşamadığı bir ülkede, Taliban rejimi tarafından telakki edildiği biçimiyle Taliban İslamcılığının, kadın ve çocuklar üzerindeki kontrol mekanizmasını, Taliban’ın eğitim meselesine yaklaşımını ve buna bağlı olarak toplumda oluşan bilinç kırılmasını, bütün derdi okula gidebilmek olan 5 yaşındaki Baktay’ın gözünden anlatıyor…

Baktay’ın okuma mücadelesi verdiği bir günü anlatan filmde unutamayacağınız o kadar sahne var ki.
Komşu çocuğu Abbas’ın eline defterini alıp karanlık mağaralarından bir nebze uzak olup Baktayların
aydınlık mağaralarına gelmesi, neticesinde annesinin Abbas komşunun mağarasına gitmesin diye onu ayağından bağlaması…

Tek derdi defter almak alan Baktay’ın annesini bulamayınca elinde 4 yumurtayla kendi geçim derdinde olan insanları tek tek gezerken elinde dünyanın parasını sayan esnafa ‘Bu kadar parayı ne yapaksınız? 4 yumurta sadece 20 rupi’ eder deyişi.

Kendilerini ‘sineklerin tanrısı’ olarak atayan bir grup Taliban sempatizanı gencin sabahtan akşama kadar şiddet içeren oyunlar oynayıp yoldan geçen diğer çocuklar İslam adına esir almaları, Baktay’ın başına kese kâğıdından bir çuval geçirip onun mezarını elleriyle kazmaları ve Abbas’ı bir çamur çukuruna bandırmaları. Bütün bu eziyetlere karşın Baktay’ın sessiz ama içten ‘Savaş oyunu oynamak istemiyorum’ serzenişine karşın Abbas’ın ‘ Öl, ölürsen seni azat ederler Baktay’ diye çığlığı…

Yine de bu sahnelerin siz de kalması için son derece sabırlı bir izleyici olmanız gerekiyor. Belgesel tarız sahnelerden sıkılmayan, sorgulayan ve düşünen bir sinefil olmanız lazım, aksi takdirde 76 dakikalık bu film sizin için bir işkenceye dönüşebilir, zira Mahmelbaf sınıfta yüzü tahtaya dönük ve öğrencisiyle göz teması dâhil bütün iletişimini kaybetmiş öğretmeni vurgulamak için, kamerasını çocukların sıranın altından öylece sallanan ayaklarına odaklayan bir sinemacı. Baskı altında kalan kadını vurgulamak için önce ona tahakküm eden yüzlere sonra taşı kimin tuttuğuna değil taşı tutan ellere vurgu yapan bir sinemacı.
Okula gitmeye çalışan bir çocuğun yolunun nehirde ilerleyen kâğıttan bir gemi kadar belirsiz gibi görünse de o yolun o kadar da özgür olmadığını, şuursuzca yürüyen büyükbaş hayvanların gözlerinde bile ‘hadi gidin başka yerde oynayın’ diyecek kadar duyarsızlaşmış, kanıksamış insanların bakışlarından daha fazla ışık olabileceğini gösteren bir sinemacı.
Bütün bunları doğal olarak fazla söze, diyaloga yer vermeden minimalist bir üslupla yapması onu, diğer sanat sinemacıları gibi, muhtemelen –bence onların esas hedef kitlesi olması gereken- avam sinemaseverlerden uzak tutacaktır.

Dipnot: Ancak şunu da eklemek gerek filme çekilen coğrafya Bamyan Vadisi. Bamyan vadisi Taliban’ın öncesinde bile muhtelif etnik çatışmalara maruz kalmış Hazaraların kültürel merkezi.( Şii olan Hazaralara yapılan eziyetler ta 1880lere Emir Abdur Rahman dönemlerine dayanmaktadır. ) Sinema adına olsa bile bir grup Hazara çocuğunun Taliban sempatizanı olarak gösterilmesi tuhaf

ÇiğdemAsya avatar ÇiğdemAsya 05 Eylül 2010 00:51:09

8

Film sadece 3 sahnede kullandığı fon müziğiyle öyle bir etki yaratıyor ki, bu da müziğin az ve öz oluşundan kaynaklanıyor. Sembolizmi çok kuvvetli ve çocukların davranışlarından ve bakış açısından dünyadaki dengeleri ve değerleri yargılıyor harika bi r şekilde. Kamera çekimi ve tonun biraz amatörce olması ise tüm bu işleve büyük bir katkı sağlıyor. Çok başarılı ve düşündüren bir İran-Afganistan filmi! 

sezi avatar sezi 01 Aralık 2008 14:31:12

İşte bir İran filmi daha...Savaş ülkerinde yaşayan çocukların hayatlarının gerçeği bir kez daha gözler önüne sergilenmiş.Yaşadıkları hayatı bir oyun haline getiren savaşın çocuklarının aralarındaki oyunun adı ise "savaş oyunu!"... Okumak is teyen küçük bir kız çocuğunun verdiği mücadele,yaşıtları oğlan çocuklarının bile 2.sınıf insan muamelesi yaptığı kız çocukları ve dini yanlış yorumlama:günah günah günah! - sen çok küçüksün seni niye yakaladılar?                -çünkü güzelim dudağıma ruj sürmüşüm.                seni niye yakaladılar?                -okuldan dönerken sakız çiğniyordum.sakızın kağıdından futbolcu resmi çıktı.               -sakız çiğnemek günah değilki- Polis amca oğlanlar kızları yakaladı mağaradar,onları taşlıcaklarmış gidip yakala-Ben mağara polisi değilim,mağara polisi olsaydım gidip yakalardım. 

mertykoray avatar mertykoray 11 Eylül 2008 17:08:09

kesınlıkle ızlenmesı ve ogut alınması gereken bı fılm benım gorusum aılenızle sevgılınızle rahatlıkla ızlıebılırsınız ;)

Yandex.Metrica