Ayna

8,74

( 4 kişi yorum yaptı )

Ayna

(Zerkalo)

Sinema Filmi

1975

Tarkovsky’nin de gösterimine katıldığı ”Ayna – Zerkalo” filminin Moskova’daki galasındayız.. Film sonrası Tarkovsky’ye filmle ilgili birçok soru sorulur. Eleştirmenlerin filmi tartışması o kadar uzar ki bir ara temizlik görevlisi kadın salona girer ve salondakilere, salonu temizleyeceğini, işlerinin ne zaman biteceğini sorar. İçerdeki eleştirmenlerden bazıları kadına “burada çok karmaşık ve anlaşılması zor bir filmi tartışıyoruz, ne zaman biteceği belli olmaz” gibilerinden bazı şeyler söylerler. Bunun üzerine temizlikçi kadın “bunda bu kadar anlaşılmayacak ne var ki?” diye sorar. Bunun üzerine oradakiler şaşkın bir şekilde kadına filmden ne anladığını sorarlar. Kadın: “Sevdiklerinin ve onu sevenlerin hakkını asla ödeyemeyeceğini düşünen ve onları yeterince sevemediğini düşündüğü için vicd an azabı ve acı çeken bir adamı anlatıyor film” der. Bunun üzerine orada bulunan ve Rusya’nın yönetmen ve eleştirmen olarak önemli sinema adamları Tarkovsky’ye bakarlar. Tarkovsky “bu sözlere ekleyecek başka hiçbir şeyim yok” der ve konuşmayı bitirir.

Son Yorumlar (4)

vitruvian avatar vitruvian 28 Şubat 2015 10:39:56

10

NOT : Yorum eleştiri ve övgü içerir.. Beğenmek veya beğenmemenin ötesinde, izleyen herkesin kabul edeceği bir özelliği var; ağır bir film. Yalnızca filmin ilerleyişinden de bahsetmiyorum, konusu, kopukluğu, seyirciden çok şey istemesi, Tarkovskiy 'ni n kişiselliği, özellikle günümüz sinema seyircisinin büyük bir bölümüne ağır gelecektir. Şiirler ve görüntülerin birleşimi yer yer hayran bırakıyor. Belli bir olay örgüsü yok. Tam bir "sanat filmi" diyebiliriz klişe tabiriyle. Özellikle beğendiğim ve bana dokunan kısımlar mevcut. Filmin ismindeki "ayna" ile yüzleşilen ve arkadan yanılmıyorsam Bach'ın verildiği sahne örneğin. Herkesin benimseyemeyeceği, sahiplenemeyeceği, ama kendine özgü bir hayran kitlesini oluşturmuş bir film "Zerkalo". İzlenmesi zor bir eser. İlk tepki çok karışık, hiçbir şey anlamadım olur genelde bu yapıt izlendikten sonra, doğaldır da. Yönetmen sineması denen olgunun yüksek safhaya ulaştığı bir filmdir Zerkalo. Zaten genel olarak filmde her şeyi imgeler ve simgelerle anlatmayı seven, yani izleyiciye hiçbir zaman direkt yanıtlar vermeyen Tarkovsky’nin kendi çocukluk anılarından ve hatta bilinç altından geçen olayları, derin sanatsal birikimleriyle harmanlamasının beyaz perdeye yansımasını görmekteyiz. Yani bu film Tarkovsky’nin filmogrofisinde çok özel bir yerde. Bir çok yönden diğer filmlerinden ayrı tutulması gerekir. Beğenilir ya da beğenilmez ama ilk izleyişimde pek bir sonuca varamasam da bildiğim bir şey varsa o da bu filmin asla kötü bir film olarak değerlendirilemeyeceğidir. Film Tarkovsky’nin diğer filmleri de izlendikten sonra tekrar tekrar izlenilmeli. Ben filmi daha sonra ki izleyişlerimde daha değişik anlamlar çıkartarak bir nevi bazı parçaları da birleştirmeyi başardım belki ama asla kesin bir sonuca ulaşılamayacak yapıtlardan gibi Zerkalo. Kısa bir tanımlama yaparsak çok göreceli bir film. Tarkovsky bu filminde de görüntü namına müthiş işler çıkartıyor. Bir çok filmine göre biraz kısır kalınmış gibi gözükse de mistik bazı sahnelerde kimi zaman yavaşlatılmış çekimlerle, kimi zamansa karanlığın arkasından çıkan enstantelerle seyirciyi gene doyuma ulaştırıyor. Aralara serpiştirilen ve sanıyorum ki arşivlerden alınmış gerçek görüntüler -savaş gibi- yönetmenin küçüklük korkularını simgeliyor. Ayrıca Tarkovsky’nin babasına ait olan şiirlerde filmin anlatımına enfes bir tat katıyor. Defalarca izlenilmesi gereken çok önemli bir film olduğunu düşünüyorum. Zerkalo filmi Tarkovsky'nin en kişisel filmidir. Kendi hayatından ve ailesinden kesitler içerir. Bu yüzden de çok açık değildir. Tarkovsky Ayna'da anlatmak istediğini imgelerle örtmüş gibidir fakat O'nun dilini biliyorsanız bakışınızla alakalı olarak bu örtü kendiliğinden kalkar. Bir kere ölüm, çocukluk yaşlanma ve zaman temaları işlenmiştir. Geçişlerde kullanılan şiirler Tarkovsky'nin şair babasına aittir ve "doğa" nın muhteşem güzellikte resmedilmesi bu sekansları ölümsüz kılar. Özellikle filmin başındaki şiirde uyuyan çocuklar, evin rengi, kadının inanılmaz derecede masum ve hüzünlü duruşu ve ardından pencereden dışarı sarkan kamera, ateş ve yağmur. Burda sanatın duygusal tarafı ağır basmış. Beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz ama iyi ya da kötüdür diye yorum yapamazsınız. Bu bakış yönetmenin o filmi çekebilmek için çektiği acılara ve sıkıntılara saygısızlık olmaz mı? Sizin filmi izlerken uykunuzun gelmesi o filmi çekebilmek için verilmiş olan emekleri gözardı etme hakkını size verir mi? Filme puanım; 10/10

kemerlee avatar kemerlee 17 Kasım 2014 13:44:02

4

Ustadan Solaris yada Stalker gibi özel bir bilimkurgu şahaseri beklerken. Başıda aslında telkinle insanın hayatını değiştirecek bir manipüleyle açılmışken şimdiye kadar gördüğümüz hiçbir filmine benzemeyen sürrelist bir eserle karşılaştım. Temel olar ak 40 yıllık bir zaman diliminde bir ailenin ve Rusyanın nesiller boyu yaşamını siyah beyaz arjiv görüntüleriyle tamamlayıp anlatıyor. Neyin ne zaman nasıl geliştiğini, gerçekleştiğini hiçbir sıra yada belli bir mantığa oturtmadan devamlı değişen yer zamanla anlatması bir yerden sonra filmden kopmanızı sağlıyor. Eğer sürrelist sinemaya aşina değilseniz yada sürrelizme meraklı değilseniz beğenmeniz veya etkilenmeniz çok zor.

menegroth avatar menegroth 02 Ağustos 2013 17:08:15

8

Andrei Tarkovsky’nin en kişisel filmi.
Zaman kavramının tamamen yitirildiği şiirsel bir dille ölmekte olan bir adamın ikinci dünya savaşı sırasında çocukluğu, ergenlik dönemi ve annesiyle babasının boşanması sırasında yaşadığı travmanın Rusya’nın tar ihi ve toplumunun evrimi fonunda verildiği bir başyapıt…
Filmin Analizi:
Zaman içinde zaman, mekan içinde mekan!! Geçmiş ve şimdi, ya gelecek! Nedir gelecek? Savaş-Yıkık yürekler, zafer-hakimiyet zannı, zaman-göreceli esneklik, mekan-zahiri değişken. Yansıma; ayna (algısal görüş), tetikse sözde konjonktür…
Sebep;
külliyetin nekaisi dahilinde tahayyül edilen, filvaki homojen olan, lakin zerre kıymetsizliğindeki nüansların algılarca heterojenlikle yaftalanması…
Sonuç;
kısıtlanan, çürüyen, toprak olan, yok olan canlar-cananlar-hisler-fikirler-umutlar-dilekler. Sahneye ramptan kesik ve keskin, kimi zaman da flu bakışlar eşliğinde düşsel ve de gerçek olan olaylara yüklenen anlam, ateşin sıcağa / felakete, suyun soğuğa / hastalığa sebebiyetini korku ile körükleme / kendine yontma, hükmetme güdüsü…Esasında nisabında olması halinde kötü zannedilenin iyi de olabileceğinin / olduğunun derk edilmesi. Ateş-enerji-sağlık, su-bereket-yaşam! Totaliter hakimiyetin baskınlığı karşısında şahsi nazardan yaşanan badirelerin etkisine maruz kalan bir neslin, birkaç neslin, topyekün buhrana sürüklenmesi…Etki alanındaki empati sağanağının perde üzerindeki yakamozvari devingenliği…Gülmek için bir başkasının ağlaması mı gerekiyor? Öyle ya da böyle hepimiz ağlıyoruz, bazen dışa vurup farkına varabiliyoruz, bazense akıntıya kapılmış bir çöp payesinde kirlenmeye katkıda bulunarak heba ediyoruz bu cenneti ve içerisinde yaşanması gereken güzellikleri. Düşlerimiz dahi yönlendirilmiş / yönünü kaybetmiş. Döktü(rdü)ğümüz göz yaşlarının bataklığa çevirdiği verimli ve cömert fikirlerden müteşekkil saf duyguların bulanması ile saplanıyor / gark oluyoruz fani faniliğe, zorunlu veya gönüllü kes(tir)ilen biletle, beraberce ve de en ön sıradan izliyoruz biçare mütecavizliğimizi. İnşa etmek bir ömür, parçalamak dakikalar….Yıkımların nedeni haslet mi, yoksa yetkinlikten geldiğini düşündüğümüz meziyet zannı mı? O zaman bu yokoluş ne için? Koca bir hiç için, koskoca bir hiç olma çabasından başka…

nonself avatar nonself 16 Eylül 2008 13:00:09

Rüyalar, özleyişler, içimizdeki prangalar… Politik gerçekliğe heba edilmiş bir medeniyete iç geçirmeler, yüksek sanatın, kutsal şiirin, payandalar üstündeki bir çocukluğun, sigara içen mutsuz annelerin, kendisini erkeksi gayelere adamış comrade babaların yüzleri, yansımaları, siluetleri…Tarkovsky'nin beni sıkan yanı, kendi şiirini (şiir=hayat), film şeridine boylu boyunca gömmek yerine, sıklıkla onu deşifre ediyor olması. Salt kutsal ahlak ve öğretiyi kuşanmış birey olgusunu didakte etmesi ve de. Diyaloglardaki, monologlardaki bahsettiğim bu dayatma sıkıyor beni (yine de babasının ara ara kendi sesinden okuduğu şiirler çok güzeldi). Sen dur abi ben senin bana beyan ettiğini, “bana aşılamaya gayret ettiğini” karelerden, resimlerden, duruşlardan kendim çıkarayım…Sinematografik kaygı ya da bir düşünce sadece. Bu arada rus yazın mirasını, şatafatlı, cesim rus yaşayış ve sanatını inceleyelim, atlamayalım bunu derim. Tam burada Pasternak’ın “Doctor Zhivago”su aklıma geldi...Özelde Ayna filminin ve Tarkovsky sinemasının bendeki olumsuz tek yanı budur. Öte yandan, düzensiz ani geçişleri, dingin anlatımını kaptırmış giderken kameranın birden yüzümüze fışkırtılmasını, karakterlerin kendine güvenmişliklerini, “içi dopdolu çocuk”, “sebat sahibi, kırılgan kadın” ve “gizil, üst-duruş sahibi baba” anlatımlarını hep beğendim Tarkovsky filminde.

Yandex.Metrica