Bir Bahar Akşamı

7,79

( 5 kişi yorum yaptı )

Bir Bahar Akşamı

Sinema Filmi

1961

‘Finlandia’ (1899) (Jean Sibelius).
Kızından ayrılmasını istiyor. ‘Ya iyilikle ya da zorla’.
Avni Bey; “Makul hareket edelim. İstanbul’dan bir müddet uzaklaşın. Şöyle 1-2 yıl. Eminim bu her şeyi halledecektir. (Cüzdanını çıkararak) Şu 10 bin. İlk adımda yeter size. Adresinizi gönderince size 20 bin daha postalayacağım. Söz veriyorum.”
Suat; “Demek 30 bine aşkımı satın alıyorsunuz… Maalesef teklifinizi kabul edemeyeceğim Avni Bey.”
Avni; “Ya arttırırsam? Mesela 40 bin dersem?”
Suat; “Hiç yormayın kendinizi. Satılacak bir şeyim yok benim.”
Avni; “Beni kötü yollara itiyorsunuz.”
Hemen o gece üç adamına dövdürür delikanlıyı. Üstelik “Gözünü korkutun kâfi. Başıma iş açmayın sonra” diye kendini garantiye alarak.

60’lı yıllar. Kahramanımız ‘basit, fakir bir işçi’. Oksijen kaynağı ustası Suat Esin. Görenin, dönüp tekrar baktığı bir genç. ‘Sabırsız, yalnız, hayalci’. Ankara’daki ‘oldukça varlıklı’ teyzesinden başka kimsesi yok. “Oldum olası sevmemişimdir O’nu” diyordu. Zaten pek görüşmüyorlar. Tek arkadaşı, sokak fotoğrafçısı ‘Şipşakçı’ Osman. Aynı odada kalıyorlar. Bir de sevdiğini zannettiği ama aslında acıdığı Aysel var.
Günler tatlı bir benzerlik içinde geçiyor. Sabah erkenden atölye. “En sevdiğim saat işimin sona erdiği saattir.” Ustabaşının melodi güzelliğindeki paydos düdüğünden sonra Salacak, Kız Kulesi. Biraz denizi seyrettikten sonra hemen yakındaki bir parkta kurulan hayaller. Akşamleyin Osman’ın pişirdiği balık ve bir kadeh eşliğinde sohbet. Ardından “yatağıma uzanır hayal kurarım. Patronu olacağım bir fabrika. Son model bir araba. İçi şahane eşyalarla dolu bir köşk. Beni, benim için sevecek bir kadın”. Ertesi sabah güneşle gelen yeni gün bundan farklı değil. Yine iş, paydos düdüğü, Salacak, park ve zenginlik düşleri.
‘Modern Plise 8’ işçisi Aysel, biricik arkadaşı Suna ile Remzi Bey’in dükkânında çalışıyor. Annesizlik ve fakirlik belini bükmüştü. “Bilemezsin Suat, bilemezsin acılarımı. Allahtan sen varsın da hiç olmazsa dertlerimi açıyorum sana. Ya sen de olmasan ne yapardım” diye yakınıyordu sevdiğine. Hep üzgün, hep gözü yaşlı. Babası bir şoför. Karısı ‘rahmetli’ olduktan sonra içkiyi iyice arttırmış. Kızının dertlerini anlamayıp “Sen de anan gibi nankörün birisin” diye azarlıyor hep. Devamı da var; “Hadi git de bakkaldan rakı al bana.” Genç kızın kurtuluş için tek şansı ‘gelin gitmek’. Ama bu da uzadıkça uzuyor. Bir gece Osman “Ne duruyorsun evlen de kurtar kızı” deyince “Evlenmek mi? Aklını mı kaçırdın sen” karşılığını vermişti Suat. O çok bilindik ‘bekârlık sultanlıktır’ havalarında. Aysel de ‘küçük bir ev, birlikte pazar gezileri’nin gerçekleşmeyeceğini çoktan hissetmiş; “Ne zaman, bunlar ne zaman olacak? Cevap vermiyorsun. Hoş, söylesen de yalan, bunu bilmiyor muyum.”
Genç kızın iş arkadaşı Suna da (senaryodaki herkes gibi) ‘romantik’. ‘Okuduğu kitaplar, seyrettiği filmler için aklını kaçıracak’ neredeyse. Ne zaman bir roman okusa, ya da güzel bir film seyretse tesiri altında kalıyor, günlerce kendine gelemiyor. Zor günlerinde hep Aysel’e destek olacaktır. Bir hafta sonu beraber gittikleri deniz sahnesi filmin eğlenceli kısmı. Suna, Osman’a kızarak orayı terk eder. Nedenini fotoğrafçımızın sözlerinden anlıyoruz. “Vallahi, iki gözüm önüme aksın fena bir şey demedim. Şey, ‘bir gün buluşalım da resmini çekeyim’ dedim.” Bunun nasıl bir resim’ olduğunu yine kendisinden öğreniyoruz. “Şey, ‘çıplak bir resmini’ canım. Bunda ayıp bir şey yok ki. Sanat resmi çekecektim.” İlerde aynı şeyi tekrarlayınca bir tokat yiyecektir.
‘Bir Bahar Akşamı Rastladım Size’ (1952) (Selahattin Pınar / Fuat Edip Baksı). Öncekilerin benzeri bir gün, parkta gözü yaşlı bir genç kızla karşılaşır kahramanımız. Milyoner Avni Bey’in kızı Oya Selen. ‘İstanbul H. 41 601’ plakalı ‘lux’ Opel ve (Muammer Karaca’ya ait) muhteşem villa.
‘You Mean Everything To Me’ (1960) (Neil Sedaka / Howard Greenfield). Odasında makaralı teyp dinliyor ve babası ile partilere katılıyor.
Ama kendisini, ‘görmeyen ninesiyle yaşayan bir öğretmen’ olarak tanıtır. “Ninem kör olduğu halde çorap örer. Ben de her gün mektepten dönünce O’na yüksek sesle kitap okurum.” Delikanlıdan hoşlanmış ve varsıllığı ile ezmek istemiyor. Bu durum biraz ‘gurur sorunu’ yaratsa da sonunda tatlıya bağlanacaktır.
Victor Young Orkestrası’ndan ‘Ruby Gentry’deki (1953) ‘Ruby’ (Heinz Roemheld / Mitchell Parish). Park ve Salacak sahnelerinde ‘bir kaptanla olan gönül hikâyesini’ öğreniyoruz. “Ercüment hayatıma giren ilk erkekti.” Sisli rutubetli bir sabah, bir Boğaz vapurunda karşılaşmışlar. “Birden içimde tuhaf bir his duydum.” Beraberliklerini paytonla gezerken ve ağaçların altında yürürken ta yüz küsur yıl öncesindeki ‘Tom Dooley’ ile izliyoruz.
‘My Little One’ (1955) (David Gussin / George Howe): “My little one, as the years go by//There may be times when your heart will cry//And if you’re in need of a word of cheer//You can always turn to me.” Gazinoda Oya’nın şarkısı ile dans ediyorlar. Bateride Salim Ağırbaş, piyanoda Şevket Uğurluer var. Gülten Ceylan da konuklar arasındaydı.
Sonrası acıklı. Delikanlı “Beni bekleyecek olursan döndüğümde seni ninenden isterim, evleniriz” diyerek sefere çıkmış. “Aradan bir yıl geçti. Hâlâ görünmedi” diyor genç kız. Daha doğrusu dört gün önce döndüğü halde aramamış.
Filmin burası biraz karışık. Ercüment’e iletilmek üzere bir mektup verir kahramanımıza. Bu konunun nasıl sonuçlandığı belirsiz bırakılmış senaryoda.
Haftalar geçtikçe birbirlerine yakınlaşır, evlenmeye karar verirler. “Babam anlayışlı bir adamdır” demişti Oya. Fakirlikten bugünkü durumuna gelmiş. Ama kızını istemeye gelen Suat’ı kovulmaktan beter edecektir. Önce maaşını sorar. 525 lirayı öğrenince demediğini bırakmıyor. ‘İki pabuç parasıymış’! “Ev ve yemek hariç tenisi, kuaförü, arabası için yalnız ayda bin 500 lira harcayan bir kızı siz nasıl geçindirirsiniz?”
Oralardan uzaklaşması için para teklif eder. Delikanlı kabul etmeyince de adamlarına dövdürüyor. Aslında bunlara gerek yokmuş. Çünkü hemen o günlerde Ercüment ortaya çıkar ve anlaşılmaz bir şekilde Oya kendisi ile nişanlanır. Hâlbuki Suat ile kaçmaya karar vermişlerdi.
Aysel de ihmal edilmenin üzüntüsü içindeyken Osman’dan gerçeği öğrenir. Deniz kenarındaki çayevinde filmin başka bir sürprizi var. Yönetmen yardımcısı Kemal İnci, Çaycı Bekir rolünde.
Belki iyi korunamadığı için TRT-İNT’deki gösterimde yok ama sevdiği ile beraber olamayacağını anlayan genç kız intihar girişiminde bulunur. Hastaneye götürülürken bir trafik kazasında yaşamını yitiriyor.
Aysel’i toprağa verdikleri gün Ankara’dan bir telgraf gelir. “Başınız sağ olsun. Teyzeniz dört gün önce vefat etti. Vasiyetnamesine göre bütün serveti size kalıyor. Görüşmek üzere sizi bekliyorum. Avukat Adil Kozluca. Ulus Meydanı, Yeni Han.”
Nakit 187 bin lira ve çeşitli gayrı menkullerden oluşan bir servet. Osman “Artık bu fakirliğe paydos” diye bağırmıştı. Suat’ın ilk yaptığı şey ‘İstanbul H. 38 541’ plakalı, 1957 model bir ‘Chevrolet’ almak olur.
“Scheherazate Symphonic Suite Opus 35; I. The Sea and Sinbad’s Ship” (1.30-2.00 arası) (1888) (Nikolai Rimsky Korsakov). Ankara, Zafer Anıtı görüntüleri bu melodi ile.
İstanbul’daki nişanlılık ise pek iyi gitmiyor. Ercüment, mutlu olmadığını gördüğü Oya’dan arkadaşça ayrılır.
Gelişen olaylarla Selen ailesi iflasın eşiğine geliyor. Armatör olmak isteyen Avni Bey’in İtalya’ya fındık götüren ‘Güzel İstanbul’ şilebi ‘bir mayına çarpıp batar’. Geminin süvarisi Ercüment Onur da ölenler arasında.
Oya geçimlerini sağlamak için bir iplik fabrikasında işçi olarak çalışmaya başlar. Her şeyleri haraç mezat satılmış.
‘2 Numaralı Do minör Piyano Konçertosu, Op. 18: III. Allegro scherzando’ (1900) (Sergei Rachmaninov). Babası, geçirdiği şok nedeniyle yataklara düşmüş. Doktor Faik Coşkun “Uzun ve ihtimamlı bir tedaviye ihtiyacı var” diyor.
Şimdi ‘varsıllık-yoksulluk’ durumu tam tersi. Delikanlı ‘milyoner’, Oya ‘fakir’. Birliktelikleri için çözümü Osman bulur; “Sen de eski Suat ol. Fabrika işçisi Suat.”
Her şeyini genç kıza bırakıp Haydarpaşa’dan Anadolu’ya gitmeye kalkar.
‘Love Story’deki (1944) ‘Cornish Rhapsody’ (Hubert Charles Bath). Filmin sonu ‘Love in the Afternoon’dan (1957) alınmış. Frank Flannagan-Gary Cooper gibi yapıp peronda koşan Oya’yı kucakladığı gibi trene alıyor. Suna da Osman’ı.

‘Kurtuluş’ ümitlerinin sona erdiği sahne.
Aysel; “Doğruymuş demek.”
Suat; “(Anlamazdan gelerek) Doğru olan ne?”
Aysel; “Gidiyorsun öyle mi? Ya ben, ben ne olacağım? Söylememiş miydim sana ‘senden başka kimsem yok, seni seviyorum’ diye. Şimdi ben kime dertlerimi anlatayım? Kiminle sevincimi paylaşayım?”
Suat; “Affet beni böyle olması lazım. Senle kalmak isterdim ama elimde değil bu.”
Aysel; “Sana muhtacım Suat! Bırakma beni. Sensiz yaşayamam.”
Suat; “(Ne faydası olacaksa) Sana yazarım. Sen de bana her gün yazar neler yaptığını anlatırsın. Üzülmeyeceksin değil mi? Allahaısmarladık.”
Aysel; “(Arkasından) Güle güle. Yolun açık olsun sevgilim. Artık beni bir daha görmeyeceksin.”
Bu son cümleyi Suat da Oya’ya (hem de iki defa) söylemişti. Delikanlının değil ama Aysel’in söyleyiş şekli ‘kötü bir şey’ olacağını hissettiriyor.
(Yazan: Murat Çelenligil)

Künye

Yönetmen Orhan Elmas
Senaryo
Yapımcı Hüseyin Sarıkaya , Nusret İkbal
Görüntü Yönetmeni Ali Uğur
Vizyona Giriş Tarihi 20 Aralık 1961
Süre 75 dk
Tür Dram, Duygusal
Özellikler Siyah Beyaz
Ülke Türkiye
Etiketler Deniz Kazası, Fotoğraf, İçki, Miras, Nişan Töreni, Daha Fazlası

Ekip

Kurgu Zafer Davutoğlu (Kurgu)
Mehmet Bozkuş (Kurgu)
Ali Berkan (Kurgu)
Sanat Yönetmeni Fethi Oğuz (Sanat Yönetmeni)
Yapım Ekibi Kahraman Kongur (Yapım Asistanı)
Burhan Yeşildağ (Yapım Asistanı)
Yönetmen Ekibi Nursen Yüceses (Reji Ekibi)
Kemal İnci (Reji Ekibi)
Kamera Ekibi Cemal Karataş (Kamera Asistanı)
Abdullah Köksalar (Kamera Asistanı)
Post-Prodüksiyon Recai Karataş (Laboratuar)
Mihail Skarpedis (Laboratuar)
Ses Ekibi Lami Kamil (Ses Kayıt)
Zafer Davutoğlu (Senkron)
Ali Berkan (Senkron)
Lami Kamil (Ses Ekibi)
Müzik ekibi Selahattin Pınar (Beste)

Firmalar

Acar Film (Seslendirme)
Acar Film (Film Hazırlık)
Be-Ya Film (Yapım)

Son Yorumlar (5)

yalnızlar_rıhtımı avatar yalnızlar_rıhtımı 03 Mart 2009 16:20:03

münir özkulun oyunculuğu başrol oyuncularına göre daha başarılı.

turgut1955 avatar turgut1955 17 Ağustos 2008 12:01:08

10

Bir bahar akşamı yönetmen orhan elmas senaryo orhan elmas ..oyuncular Göksel arsoy Gönül yazar çok güzel bir yapımdır bu film aşkı sevgiyi o kadar güzel anlatıyorku orhan elmasin yönetimi ve senaryo o kadar güzel yazmişki bu güzel yapım sinema ustas ı yönetmen ORHAN ELMAS....filmidir

bir_demet_menekse avatar bir_demet_menekse 13 Mayıs 2008 10:32:05

4

kamıl zafer arkadasıma katılıyorum basroldekı oyuncular dısındakıler harıkaydı Münir Özkul,Suna Pekuysal ve özellikle Serpil Gül !!!ama filmin en güzel yanı eski İstanbul diye tabir ettiğimiz zamanı görmemiz mümkün Kız Kulesi'ni,Ortaköy'ü vede birkaç yer daha ...ama ben fılmı begenmedım cunku bırseyler eksıktı...

kamil zafer 04 Ekim 2007 08:37:10

7

Fakir diye hor görülüp kovulan bir gencin,sonunda iflas eden bir babanın kızıyla ancak fabrikatör seviyesine gelince kavuşmalarını hikaye ediyor.
Özenli bir çalışma lakin anlatım kötü.Başroldekiler hariç oyuncular başarılı.İnsanlar yaşadıkları aşk ların arasında başka aşk yaşamalarına rağmen hala iyi insan rollerini devam ettirebiliyormuş.4.10.07
Zafer ALGAN

nedim yıldız avatar nedim yıldız 21 Mart 2007 11:06:03

9

Yandex.Metrica