Bir Dağ Masalı

8,32

( 5 kişi yorum yaptı )

Bir Dağ Masalı

Sinema Filmi

1947

‘Sultanî-Yegâh Medhal’ (Kemal Emin Bara).
Maarif Müfettişi Nuri Bey biraz önce küçük bir kaza geçirmişti. Okula taşımışlar. Müderrisin yardımıyla yavaş yavaş kendine geliyor.
Müfettiş; “Neredeyim ben?”
Öğretmen; “Gümüşdere Köyü’nde. Ben de öğretmen Ahmet.”
Müfettiş; “Eksik olmayın. Sizinle bu durumda karşılaşmak istemezdim. Hele bana emeğinizin geçmesini hiç istemezdim. Çünkü ben size uğur getirmeyeceğim. Hakkınızda tahkikata geldim. Ben müfettişim.”
Öğretmen; “Bilakis uğur getirdiniz. Bakın şu telgrafa.”
Müfettiş; “Nedir o?”
Öğretmen; “Mademki tahkikata geldiniz bunu şimdi size göstermem doğru olmaz. Bu akşam siz burda istirahat edin. Size çorba da hazırlattım. Yarın istediğiniz gibi sorguya çekersiniz beni.”
Müfettiş; “Pekâlâ, sağ olun.”
Telgrafta ne olduğunu filmin sonuna doğru öğreneceğiz.


‘Bir Köy Hocası’nın (İki Perdelik Mekteb Temsili) (İstanbul, 1927-Akşam Matbaası) (Reşad Nuri) (Osmanlıca yazıdan aktaran Barbaros Gürsu) ilk çevrimi.
Jeneriği ‘Şehnaz Longa’ (Santuri Ethem Efendi) ile izliyoruz. Filmdeki diğer melodiler gibi bu da çok sonradan ilave edilmiş.
Anadolu’nun küçük, fakir köylerinden biri. Her şey sakin, dingin. Günler, yaprak kımıldamaksızın geçip gidiyor. Doktor, Hafız Şükrü Efendi, muhtar, Ayşe ve kardeşi Hüseyin.
Müfettiş Bey’in gelişi ortalığı biraz hareketlendirecektir. Çantası, Ahmet Hikmet hakkındaki şikâyetlerle dolu. Öğretmenin yemediği herze kalmamış! ‘Kız kapatmaktan kırlarda keyif çatmaya kadar neler neler’. “Bir de öğretmen olacak! Şikâyetleri okuyunca benim bile yüzüm kızardı” diyor.
Köy öğretmeni, efendi, temiz yüzlü bir delikanlı. Anne ve babasını küçük yaşta kaybedince dayısı kol kanat germiş. “Bir iş adamıydı dayım. Üstelik çok da iyi bir insandı. Bir dediğimi iki etmezdi.”
Geldiğinin ertesi günü tahkikat başlar. Kahramanımız çocuklara iğne yapıyordu. ‘Bünyeleri ve kemikleri zayıf talebelere kalsiyum elzemmiş’. Yoksa ömürleri boyunca cılız ve hastalıklı kalırlarmış. Bunların parası biraz öğretmenden biraz da devletten! Yani ‘müteferrik masraflardan’. Okulun badana parasının bir kısmını bu işe ayırmış. Bir açık yakaladığını düşünen Müfettiş Bey hop oturup hop kalkıyor. “Kanun harici bu. Sahtekârlık, sahte evrak, sahte senet, fazla sarfiyat. Buna kesinlikle razı olamam. Mümkün değil” itirazları delikanlının şefkati karşısında yumuşar; “Allah rızası için gösterme bana bunları.”
İkinci şikâyet “Öğretmen, benim gül gibi kızım okula kapattı” şeklinde. Öfkeli baba “Eğer 5 dakikaya kadar kızım eve gelmezse, alimallah, mektebin camını çerçevesini indiririm anladınız mı” diyecek kadar da sabırsız.
İşin aslı kısa sürede anlaşılır. Meğer kızın üvey babasıymış. Deli bir adam. “Bir kazada sakatlanınca ‘çalışamıyor’ diye sokağa atmış.” Tekme tokat ve bir seferinde de balta ile kovalayarak. “Öğretmen de acıyıp buraya getirmiş.” Ağzı burnu dağılmış vaziyetteydi. “Ne olur Efendim, beni babalığıma vermeyin” diye yalvarıp duruyor.
18 yaşını bitirmediği için halen babalığının velayeti altında. Adamın ‘arzusu hilafına’ alıkoymak suç. Ama bıraksalar başına neler geleceğini düşünmek bile insanı ürpertiyor. Müfettiş Bey karar verememiş. “Vicdanen söylemek lazımsa sen haklısın. Evet, büyük bir iyilik yaptın” diyor. Ama kanunlar böyle bir davranışa karşı! Sonunda “Verecek cevap bulamıyorum” diyerek işi oluruna bırakır.
Diğer bir konu da okulun kapatılıp kırlarda ders yapılması. İlk ve sonbaharın güzel günlerinde öğrenciler gelmiyor, ‘sınıflar büsbütün boşalıyormuş’. Ne tehdit, ne ceza yararlı. Köyün ileri gelenlerinden biri “Çocuklarımızın okumasını biz de istemez değiliz. Ancak buraların ahalisi kaz ve davar yetiştirerek geçinir. Davarları gütmek için çocukları okula gönderemiyoruz. Halimizi anlamak lazım” demiş. Öğretmen de ‘kaz, koyun ve kuzularıyla derse gelmelerini’ söyler ‘talebelerine’. Gerçekten güzel bir metot! Hem iş hem eğitim!
Nuri Bey işinin ustası! Delikanlının İstanbul’daki yaşamını, ilişkilerini bile soruyor. Bu sırada kahramanımızı yakından tanıyoruz. “Tıbbiyenin dördüncü sınıfındaydım. Mektepte Lale adında bir kız arkadaşım vardı. Hemen her gün beraberdik. Zengin bir ailenin kızı olan Lale sosyete gecelerinin aranan kızıydı. Kısa zamanda ben de O’na ayak uydurdum.” Partilerde beraber boy gösteriyorlar. Bu sayede(!) önce kumar sonra içkiye alışır. Genç kızın dediğine göre ‘insan bunlarla yüceltirmiş’.
Glenn Miller Orkestrası’ndan ‘Moonlight Serenade’ (1939) (Glenn Miller / Mitchell Parish). “Kumar illetine öyle müptela olmuştum ki önce dostlarımı sonra da ailemden kalan servetimi kaybettim.” (Oysa bunun tersi olur hep). Nesi varsa Kumarbaz Selim kazanmış. Lale’yi bile!
Bert Kaempfert Orkestrası’ndan ‘Moon Over Naples (Spanish Eyes)’ (1965) (Bert Kaempfert). Onları sarmaş dolaş gördüğü gün nişanı bozup İstanbul’dan ayrılmaya karar verir.
‘Saba Makamında Keman Taksimi’ (Ali Yüceturanlı’nın yorumuyla). “Evimin dışında her şeyimi kaybetmiştim. İstanbul’da kalamazdım artık. Evimi satıp buraya geldim. Tek gayem körpe dimağlara doğruyu gösterip, benim yaptığım hatalara düşmemelerini sağlamaktı.”
Gümüşdere Köyü’ndeki okul harabe gibiydi. Kolları sıvayarak işe girişir. “Her şeyi devletten beklememeliyiz.” Biraz duraksayan köylü sonradan yardımını esirgemez. “Birlikten kuvvet doğar.”
Bu sırada Ayşe ve kardeşi Hüseyin ile tanışırız. Genç kız, kahramanımızı çok sevmiş. Odasını, yatağını topluyor. Yardımcı olmaya çalışıyor.
Tam da o günlerde, Lale “Vefasız bir dostu özledim” diyerek köye gelir. Selim’le yaptığı ‘bir anlık gafletmiş’! Zaten O’nla evlenmeyi hiç düşünmemiş!
Glenn Miller Orkestrası’ndan ‘Moonlight Serenade’ (1939) (Glenn Miller / Mitchell Parish). Sandal gezisi sırasında “Hayatının bu yeni döneminde bana da yer yok mu” diyor. Bundan sonra iyi bir insan olacakmış!
‘Hüseyni Makamında Keman Taksimi’. Onları beraber gören Ayşe şaşkınlıktan elindeki testiyi düşürüp kırmıştı. Gözyaşları içinde oradan uzaklaşır. “Bu kız âşık. Her halinden belli” diyor Şükrü Efendi.
Bu sahnelerde, gelen telgrafın içeriğini öğreniyoruz. Büyük bir miras kalmış Ahmet’e. Lale ile İstanbul’a dönmeye karar vermişken öğrendikleri fikrini değiştiriyor. Meğer genç kadın bu miras konusunu öğrenmiş, o nedenle kahramanımızla beraber olmak istiyormuş. Sevdiği erkek ise Selim. Hâlâ beraberler. Bunu jandarmanın vurduğu Selim’in itirafından öğreniyoruz.
Hüseyin’in “Burada kalıyor musun” sorusunu “Evet” diye yanıtlıyor Ahmet. Kollarında Ayşe.
Son sahnede Müfettiş Bey’in taktığı yüzüklerle nişanlanırlar; “Aslında benim buraya gelişimin sebebi Muallim Bey’i cezalandırmaktı. E, bir bakıma bunu yaptım da sayılır!”

‘Bir Dağ Masalı’ kız okulları için yazılmış. Şahısların tümü bayan. Üçüncü sayfada ‘kız isimlerinin tahvili suretiyle erkek mekteplerinde de temsil edilebileceği’ belirtiliyor.
Nihal, bir Anadolu kasabasında ‘başmuallime’. Yardımcısı Zehra ile sadece köy çocuklarını değil annelerini de eğitiyorlar. Tayyare Piyangosu’ndan 15 bin lira kazanmış. Mesleğine ‘çok büyük bir ateşle bağlı olmasına rağmen oralardan gitmek istiyordu’. Ancak zaman 20’li yıllar. Cumhuriyet’in öğretmenlere ihtiyacı var. Yerine gelecek Kerime Hanım da ‘inkılâbı kabul etmiş görünüp de kurnazca onun aleyhine çalışanlardan’. Bunu anlayan genç kız istifadan vazgeçip köyde kalır.

“Sultanî-Yegâh Peşrev’in Birinci Hanesi’nden kısa bir bölüm” (Hacı Arif Bey).
Müfettiş; “Sen bir işi hayırlı bir maksat için yaparsın. Ama öteki 100 kişi kendi menfaatine kullanır. Devlet o kapıyı boşuna kapamamıştır. Ne güzeldi o söz; ‘Suistimal kapısı aralanmamalı yoksa sonuna kadar açılır’.”
(Yazan: Murat Çelenligil)


Melek sinemasında gösterime girmiş. Zafer Algan

Künye

Yönetmen Turgut Demirağ
Senaryo
Yapımcı Turgut Demirağ
Müzik Muhlis Sabahattin Ezgi
Görüntü Yönetmeni Cezmi Ar
Eser
Vizyona Giriş Tarihi 02 Temmuz 1947
Süre 89 dk
Tür Dram, Duygusal
Ülke Türkiye
Etiketler Fikriye Şakrakses Daha Fazlası

Ödüller

En İyi Kadın Oyuncu (Yerli Film Yapanlar Cemiyeti Ödülleri-1948)

En Başarılı Öykü (Yerli Film Yapanlar Cemiyeti Ödülleri-1948)

En Başarılı Senaryo (Yerli Film Yapanlar Cemiyeti Ödülleri-1948)

En Başarılı 2. Film (Yerli Film Yapanlar Cemiyeti Ödülleri-1948)

Ekip

Kurgu Özen Sermet (Kurgu)
Dekor Tasarım Kadri Eroğan (Dekor Tasarım)
Yönetmen Ekibi Çetin Karamanbey (Yönetmen Yardımcısı)
Kamera Ekibi Remzi Ar (1. Kameraman)
Makyaj Ekibi Özen Sermet (Makyaj)
Müzik ekibi Muhlis Sabahattin Ezgi (Şarkılar)

Firmalar

And Film (Yapım)
İpek Film (Film Hazırlık)

Son Yorumlar (5)

MGUNAY avatar MGUNAY 09 Aralık 2015 09:51:37

7

Evet Halit babayı çocuk yaşında izlemek güzeldi. Eleştirim üyelerle aynı malesef.

Ciggarette44 avatar Ciggarette44 04 Ağustos 2015 22:25:21

Planet türk çekimi mevcut elimde 2.defa kopya basılıp seslendirme yapılınca ses kayması var.kurgucu iyi ayarlayamamış stüdyo'da senkron bozukluğu mevcut

sinemaseverim avatar sinemaseverim 26 Ocak 2015 19:01:10

Sezai Solelli, dergideki sinema üzerine yazılarının birinde bazı saptamalarda bulunup dört madde halinde yapıcı bir takım eleştiriler yapıyordu. Bunlardan ilk madde ile sonuncu maddede şu ifadeler yer almaktadır: "tenkit etmeli…

Gazeteci bir filmi beğenmediği zaman baştan sona kadar her şeyi kötülememeli. Senaristin hatasını rejisöre, rejisörün hatasını operatöre yüklememeli. Herkesin hatalarını ayrı ayrı göstermeli, iyi yerlerini tebarüz ettirmeli. Top yekün kötülememeli, anlayarak Halk da yardım etmeli. Nasıl mı? Sadece her yerli filme gitmeği bir vazife bilerek. Bugün bir sinema parasını nerelere vermiyoruz ki.” (Sezai Solelli, Yıldız, 15 Ekim 1945) yalçın özgül

aliok1 12 Eylül 2012 01:02:43

Evet seslendirme kötü. Senkron bozukluğu var.Ama tarihi güzel bir film...Halit AKÇATEPE çocukluk hali ile karşımızda...

FOSTERKANE avatar FOSTERKANE 22 Haziran 2011 17:21:06

filmin seslendirmesi cok kalitesiz, bu da ilk seslendirmesi olmadigindan kaynaklaniyor. bu yeni seslendirme galiba bir tv kanali tarafindan yapilmiski o kadar kötü ve filme isinmasi bu sebebden cok zor. ama yinede kayip film olmamasi daha iyi, en azi ndan sessiz film gibi yine bakila bilinir. filmde genc bir nevin aypar, muharrem gürses, vahi öz ve cocuk yasta hallit akcatepe yi görmek mümkün.filmin belirli sahnelerinde daha sinemanin tam bir pazar haline gelmediginden sansürün sonrdaki yillardaki gibi kati olmadigi görülmekte.filmin orjinal/ilk seslendirmesi olmadigindan sarkilarda filme hic uymamis, 90 yillarin basinda cikan bir türk sanat müzigi serisi kasetlerden yararlanmis oysa jenerikte nevin aypar in kendi sesiyle söyledigi yaziyor ama biz sarkidan mahrum kaliyoruz.orjinal kayitinda olan müzik : muhlis sabahattin, sadi hoses, nevin aypar ve fikriye sakrakses diye jenerikte yaziyor.

Yandex.Metrica