Büyük Öç

8,56

( 0 kişi yorum yaptı )

Büyük Öç

Sinema Filmi

1969

‘Torna a Surriento’ (1902) (Ernesto De Curtis).
Fon müziği olarak kullanılan Napoliten şarkının 40’lardaki Türkçe sözlü şekli; “Deniz ne kadar güzel, hoş//Haydi koş dalgalara koş//O sarsın bağrına bizi//Sevelim güzel denizi//**//Kalbimi sana verdim ben//Kucağında uçuşurken//Hep ufuklar tutuşurken//Seni gördüm ben seni//**//Ey mavi sular//Sana bütün duygular//Deniz ne kadar güzel, hoş//Haydi dalgalara koş.”

Suadiye. Güneş Kundura Fabrikası sahibi Arif Çamlızade’nin [‘Aşka Tövbe’den (1968) anımsadığımız] köşkü. Kahvaltı masasındaki bir dakika kendisini tanımamıza yetip artar bile. ‘Peçetelerim kolası’nı beğenmemiş, evlatlık hizmetçi Gülten’e söyleniyor. Hafif olmalıymış. ‘Kazık gibi beze ağzını silemezmiş’ ya. ‘Kolacı’ya (o zaman böyle bir meslek varmış) ‘tembih etmesini’ istiyor. Sonra Kâhya Mustafa ile didişmeye başlar.
Arif; “Bu ne biçim yumurta be? Kaç dakika pişti bu?”
Mustafa; “Üç, Efendim.”
Arif; “Yalan! Dörttür muhakkak.”
Sabah ‘muhabbeti’, ağrıyan topuklarını Mustafa’ya ovdurması ile son bulur.
Fabrikatörün bir oğlu ve bir kızı var. Adnan, kaçakçılarla mücadele eden bir Teğmen ama üniformalı halini yalnızca gazetedeki resminde görüyoruz. O dönem, zengin aile çocukları babalarınkinden farklı meslek seçebiliyorlarmış demek. Kendini beğenmiş biri değil. “Ben serseriyim! Çamlızadelerin o meşhur kanı damarlarımda dolaşırken asaletini kaybediyor” demişti hafif bir alayla. Urfa’dan izinli gelmiş. ‘Hayatı, canı, sevgilisi, dünyanın en tatlı kızı’ Gülten için yanıp tutuşuyor, ölüyor. Ama büyük aşkını babasına söylemeye cesareti yok.
Yasemen ise bir süredir yaşamakta olduğu Avrupa’dan (İst. H. 4525 plakalı ‘Chevrolet’ ile) o gün döner. Nerede bulunduğunu filmden öğrenemeyeceğiz. Ne yaptığını da. Anlaşıldığı kadarıyla epey uzak kalmış buralardan. Gülten’e “Ne kadar güzelleşmişsin” diyor. Ömer’in de aile şoförü olduğundan habersiz.
Ömer ‘yakışıklı, sırım gibi’ bir delikanlı. Üstelik ‘bıçkın’. Yasemen’in biraz abarttığı gibi ‘eli yüzü bıçak kesiği içinde’. Ancak sol yanağındaki yara ‘bir kavgada Adnan’ı kurtarırken ’ olmuş. Biraz gergin başlayan ilişkileri kısa zamanda sevgiye dönüşür. “Geldiğimden beri bütün günlerimi senin yanında geçirdim. Beraber olabilmek için ne bahaneler icat ettim” diyecektir genç kız. Ömer ise ilgisiz davranmaya ‘çalışıyor’. Alışverişe gitmedikleri gün yok. Yeter ki yakın olsun. Plajda ‘sırtına, bacaklarına güneş yağı sürmesini ve nihayet öpmesini bile ister’.
Ömer; “Ne! Bu tür kaprisleriniz için başka birisini arasanız daha iyi edersiniz Küçükhanım… Niyetin ne? Gönül eğlencesi mi? Ben kendimi sana oyuncak ettirir miyim be? Senin o züppe dünyana girer miyim zannediyorsun? Ben şoförüm kızım, şoför! Senin gönül eğlencen değil.”
Yasemen; “Ömer, seni seviyorum! Anlamıyor musun sersem? Seviyorum seni… Yoksa beğenmiyor musun beni?”
Ömer; “İlahi! Tilkiye sormuşlar ‘piliç sever misin’ diye. ‘Güldürmeyin beni’ demiş.”
O çok bilindik şeyleri söylüyor; “Ben senin yaşadığın âlemden çok uzağım, çok. Aramızda öylesine derin bir boşluk var ki. Onu hiç ama hiçbir şey dolduramaz.”
Bir çözümü varmış genç kızı. “Evleniriz” diyor. Babasını nasıl razı edeceğini de biliyor. Deniz kıyısında, ‘ufuklar tutuşurken’ birbirlerinin olurlar.
Paul Mauriat’nın ‘Une Larme Aux Nuages’ (1969) albümündeki ‘Mrs. Robinson’ (1967/68) (Paul Simon). İzni bitmek üzere olan Adnan, Gülten’le ‘esaslı bir meyhaneye’ gidecekmiş. Yasemen’e “Bu gece bizimle beraber olmak ister misin” dedikten sonra “Acaba sevgili kardeşimin, Ömer’in bizimle gelmesine bir itirazı olur mu” diye takılıyor.
Eğlence yerinde kavga çıkar. 26 Ağustos 1969, Salı günkü Milliyet’in birinci sayfasındaki haber; “Milyoner Arif Çamlızade’nin oğulları (‘çocukları’ olmalıydı) meyhanede çıngar çıkardılar ve Çamlızadeler büyük çamlar devirdiler.” Doğal olarak Gülten ve Ömer hemen kovulur.
Sonrası çok hızlı. Adnan, görevine dönmeden sevdiği kızla gizlice evlenir. Şahitler Ömer ve Kâhya Mustafa. Evlenme dairesini yeterli bulmamış olacak ki 4. Noter’de de imzalar atılmış.
‘Vivre Pour Vivre’deki (1967) ‘Theme de Robert’ (0.30’dan itibaren) (Francis Lai). Babası ile tartışıp evden kaçmaya çalışan Yasemen, İstanbul, T. 525 plakalı arabanın çarpmasıyla felç olur. Eve gelen doktor ‘acele hastaneye kaldırılmasını’ söylemişti. Fakat Arif Bey, dedikodulardan çekinip bunu yapmaz. Dışarısı ile temasını keser. Telefon ve mektup yasak. Dahası tüm mirasını Adnan’a bırakır. Genç kız tüm bunları ve koltuk değneği ile yaşamayı kabulleniyor. Evden dışarı çıkışı 19 yıl sonra. The Number Stations’da (2013) telefondaki ses “Because now you know, every choise has a consequence” demişti. Arif Bey ve Yasemen de bu kararlarının sonucuna katlanmak zorunda kalacaklardır.
‘Vivre Pour Vivre’deki (1967) ‘Theme de Catherine’ (Francis Lai). Aylar sonra kızının hamile olduğunu, ‘bir aya kadar doğum yapacağını’ öğrenince “Alsınlar çocuğu” diye doktorun yakasına yapışmış. Bu sahnede hoş bir yanlış anlama var. Doktor İlhan Hemşeri “Sakatlığı, doğuma mani teşkil etmez” diye tıbbi açıklamalara girişir. Diğeri hâlâ yırtınıyor. 10 bin, 20 bin hatta 50 bin vermeye hazırmış. Durumu ‘nihayet’ kavrayan hekimimiz “Hiçbir doktor vicdanını, 8 aylık çocuğu almak için kiralamaz. Siz bana ‘cinayet işleyin’ diyorsunuz. Ben doktorum Arif Bey, katil değil” diyor.
Turgut’un doğumundan sonra, işadamı daha da inanılmaz bir şey yapar. Çocuğu nüfusuna geçirtip ‘babası’ olur. Yasemen’e ‘abla’ dedirtiyor.
Sevdiğinden haber alamayan Ömer çok üzgündü. Gül’e yakınıyor; “Oynadı benle. Teneke bir oyuncakla oynar gibi. Hevesini aldı. Sonra kırdı attı.”
Üstü balıkçı ağlarıyla örtülü küçük sahil meyhanesi. Masada bir şişe Bozcaada Şarabı. Ta uzaklarda Zeki Müren’in sesi ile o nihavent şarkı; “Bir demet yasemen aşkımın tek hatırası//Bitmiyor ayrılık dinmiyor gönlümün hicran yarası.”
O günlerde Adnan, bir kez daha ‘gazete haberi’ olur. Kaçakçılarla girişilen çatışmada şehit düşmüş. Gülten de kızı Lale’yi doğurmuştu. Bebeğini, Çamlızadelerin kapısına bırakmaya kalkar çaresizlikle. Zor zamanında Ömer kendisine kol kanat geriyor. “Lüks içinde, rahatlık içinde ana olmak kolay. Bundan sonra her şeyle, herkesle mücadele edeceksin, anlıyor musun?” Mahallede ise dedikodu eksik değil. Konu komşu (kendileri görünmeseler de adları Ayşe ve Fadime’ymiş) “Babaya bak babaya. Zahmetsiz baba”; “Bu devirde tango olacaksın, tango” diye alay ettikçe genç kadın zorlanıyor. ‘İğrenç iftiraları dinlemeye tahammülü yok’. Ömer’le kişilikleri öylesine farklı ki. Biri dünyayı tozpembe, öteki ise simsiyah ‘görme azmindeydi’. Söylentilere daha fazla dayanamayıp canına kıyıyor.
Artık oralarda duramayan kahramanımız, Lale’yi de alarak İzmir’e gider. Kamyon şoförlüğü (ama taşıt ‘34’ plakalı) yapıyor. Tek amacı ‘yeğenine her şeyin en iyisini alabilmek’. Uzun yıllardan sonra genç kızın üniversite tahsili için tekrar İstanbul’a dönüyorlar. Bundan sonra ‘34 ER 432’ plakalı dolmuşta çalışacakmış. Ahşap, eski bir eve yerleşirler.
Lale, sesi dışında, annesinin ‘ayırt edilemeyecek’ kopyası gibi. Yalnız gözü biraz ‘yükseklerde’. Çocukluğundan beri öyleymiş. Birkaç sahne sonra “Deden gibi herkesi küçük gören muhteris bir ruhun var” diyecektir Ömer. Okulda, kaderin cilvesi, Turgut’la karşılaşıp birbirlerini severler. Soyadlarının aynı olması ikisini de ‘bir hayli şaşırtmış’.
Delikanlının da, aileden gelen özellik olsa gerek, biraz ‘’züppe’ bir havası var. ‘34 HA 024’ plakalı muhteşem arabasıyla ortalığı tozutup duruyor. Böyle ‘çiçek gibi, nefis ve kendisiyle aynı seviyede bir zengin kızıyla’ tanıştığı için sevinçliydi. Zaten ‘lalettayin biriyle gezemezmiş’. ‘Abla’sı “Sana tevazu nedir öğretemedim” diye hayıflanıyordu. Bunu anlayan Lale de kendisini bambaşka tanıtır. Dayısının ‘büyük bir tüccar ve dört aydır Avrupa’da olduğunuzu’ söylemiş. Hatta yandaki apartmanda oturduklarını.
Deniz kıyısında, ağaçlık yerlerde el ele geçen romantik günlerden sonra Turgut gerçeği öğrenir. Söylemediğini bırakmaz; “Kendine zengin süsü veren sahtekâr, virane piliç”. Bu kadarla kalsa gene iyi. “Sen zengin avına çıkmış yosmalara benziyorsun” deyip sonradan pişman olacağı bir tokat atar. Ömer nedense ‘tokat’ için değil ‘yosma’ ve ‘virane pilici’ lafları için köpürüyor. “Fakir kızların adı zenginlerin ağzında ‘yosma’ oluyor ha! Virane piliciymiş! Bu evi sen de mi ‘virane’ buluyorsun? Öyle debdebesi yok ama her köşesi burcu burcu namus kokar ve ben yaşadıkça da kokacaktır.”
Turgut, Yasemen’in tavsiyesine uyup özür dilemeye geldiğinde Ömer ile karşılaşır. ‘Âdeti olduğu üzere’ kahramanımızı küçümseyici şeyler söylüyor. Sonuç belli.
‘Hatari!’deki (1962) ‘The Sounds of Hatari’ (2.50’den itibaren) (Henry Mancini). İki dakika süren dövüş sırasında iyi bir dayak yer. 14 yumruk 4 kafa. Ömer, şoför arkadaşı Osman’a “Herhalde cebinde adresi vardır. Arabamla evine götürüp bırakın” diyor.
Oğlunun baygın bir şekilde getirildiğini gören Yasemen, arabanın plaka numarasından ev adreslerine ulaşır; Maçka, Vişnezade, No. 10. Onca yılın ardından sokağa ilk çıkışı.
Gerisi çorap söküğü gibi. Yıllar sonra Ömer’ine kavuşuyor. Lale de Güneş Kundura ve tüm servetin Adnan’a ve dolayısı ile kendisine kaldığını öğrenir. Her şeyi kaybeden Arif Bey aklını yitiriyor.
Artık roller değişmiş. Yasemen, Ömer’in ahşap evine yerleşir. Turgut, babasının dolmuşunda şoför. Benzerini ‘Züğürt Ağa’da (1985) göreceğimiz gibi önce acemice sonra ustalaşarak ‘Aksaray-Beyazıt’ diye bağırıyor. Bir zamanlar fakirliği nedeniyle suçlayıp tokatladığı genç kız ise şimdi köşklerin, fabrikaların sahibi. Uşakların getirdiği akşam yemeğini mum ışığında yiyor.
‘Vivre Pour Vivre (Main Title)’ (1967) (Francis Lai). Ama yalnız ve mutsuz olduğu villayı bırakıp Vişnezade’deki ‘her tarafı burcu burcu namus kokan’ eve gelir. Dayısına “Hâlâ sofranızda bana yer var mı” diye soruyor çekinerek. ‘Mütevazı sofralarına tenezzül ederse her zaman, daima yer varmış’. (Ömer’in ‘her zaman’ dedikten sonra ‘daima’ demesine gerek var mıydı?)
O günlerde Turgut’un emektar dolmuşuna güzel bir kız biner; ‘Lale’. Beyoğlu’na gidecekmiş. Harika bir yolculuktan sonra “Durun burada” dediği yer Evlendirme Dairesi. Merdivenlerde ise Yasemen ve Ömer bekliyordu.
‘Vivre Pour Vivre’deki (1967) ‘Theme de Catherine’ (Francis Lai). Elinden tutarak delikanlıyı yanlarına götürür.
Turgut; “Anne, bu kız benimle evlenmek istiyor. O’nu gelinliğe kabul eder misiniz?”
Yasemen; “Hem de bütün kalbimle, yavrum.”
Film biterken kumsala yazılmış ‘SON’ yazısı ve Zeki Müren’in ‘Torna a Surriento’ yorumu. Sanatçı bu şarkıyı ilk kez ‘Gurbet’ (1959) filminde söylemişti; “Yasemenler solmadan gel//Ömrüm heder olmadan gel//Gülleri menekşeleri//Rüzgârlar sarartmadan gel//**//Bu rengârenk ilkbaharda//Yeşillikler ölmeden gel//Ararım seni kırlarda//Güzel günler geçmeden gel//**//Altın saçlar ağarmadan//Güler yüzün sararmadan//Bu gençlik sona varmadan//Bekliyorum, bekledim gel//**//Nice yıllar özledim gel//Öksüz gibi bekledim gel//Bahçemizi, yuvamızı//Çiçeklerle süsledim gel//**//Her şey bitecek//Hayaller silinecek//Ömrümüz geçecek//Geçmeden gel.”


Paul Mauriat’nın ‘Une Larme Aux Nuages’ albümündeki (1969) ‘Tous Les Arbres Sont En Fleurs (Honey)’ (1968) (Bobby Russell). Deniz gören tepede ve ‘o ağacın altında’lar.
Turgut; “Seninle aramda çok kuvvetli bir bağ kuruldu. Tarifi zor. Eğer aşksa, sevdaysa adı inan bence kara sevda.”
Lale; “Beni beğeniyor musun bu kadar?”
Turgut; “Her ölçüden güzelsin. Uysal, dürüst. Sonra iyi bir aile kızısın.”
Lale; “Turgut! Şayet ben fakir bir ailenin kızı olsaydım gene beni sever miydin?”
Turgut; “Fakir olmadığına göre böyle bir sual yersiz sevgilim. Ben her şeyin, bilhassa sevginin her bakımdan birbirine layık ve denk olmasını isterim.”
Bu ‘her bakımdan birbirine layık ve denk’ olma konusu kısa bir ayrılığa neden olsa da sevgileri azalmayacaktır.
(Yazan: Murat Çelenligil)

Künye

Yönetmen Yılmaz Duru
Senaryo
Yapımcı Sabahat Duru
Görüntü Yönetmeni Ali Yaver
Süre 83 dk
Tür Dram
Özellikler Siyah Beyaz
Ülke Türkiye
Etiketler Sahil, Şoför, Trafik Kazası Daha Fazlası

Ödüller

En İyi 3. Film (7. Antalya Film Şenliği-1970)

Oynayanlar

Yılmaz Duru Yılmaz Duru Ömer
Zeynep Aksu Zeynep Aksu Yasemen
Sezer Güvenirgil Sezer Güvenirgil Gülten/Lale
Tufan Giray Tufan Giray Turgut
Kadri Ögelman Kadri Ögelman Arif Çamlızede
Tunç Oral Tunç Oral Adnan
Muzaffer Yenen Muzaffer Yenen Avukat
İlhan Hemşeri İlhan Hemşeri Doktor
Tijen Par Tijen Par Sezer Güvenirgil Seslendirmesi
Sadettin Erbil Sadettin Erbil Yılmaz Duru Seslendirmesi
Erdoğan Esenboğa Erdoğan Esenboğa Tunç Oral Seslendirmesi
Cüneyt Türel Cüneyt Türel Tufan Giray Seslendirmesi
Mümtaz Ener Mümtaz Ener Kadri Ögelman Seslendirmesi
Suna Pekuysal Suna Pekuysal Sezer Güvenirgil (Gülten) Seslendirmesi
Nevin Akkaya Nevin Akkaya Zeynep Aksu Seslendirmesi

Ekip

Kurgu Mahmut Eskici (Kurgu)
Post-Prodüksiyon Oral Özütürk (Negatif Kurgu)
Cemil Orhon (Laboratuar Şefi)
Erol Yıldırım (Laboratuar)
Süleyman Koyuncu (Laboratuar)
İsmet Karslı (Laboratuar)
Işık Ekibi Atacan Boran (Işık Şefi)
Mehmet Çakar (Işık Şefi)
Ses Ekibi Marko Buduris (Ses Mühendisi)
Cevat Sezer (Senkron)
Müzik ekibi Zeki Müren (Şarkılar)

Firmalar

Tura Film (Yapım)
Yıldız Film (Film Hazırlık)
Ender Işık Servisi (Işık)

Son Yorumlar

Yandex.Metrica