Bana Sevdiğini Söyle

8,00

( 1 kişi yorum yaptı )

Bana Sevdiğini Söyle

(The April Fools)

Sinema Filmi

1969

Künye

Yönetmen Stuart Rosenberg
Senaryo
Müzik Marvin Hamlisch
Süre 95 dk
Tür Duygusal
Özellikler Renkli
Ülke ABD

Son Yorumlar (1)

serdardemirkiran avatar serdardemirkiran 26 Nisan 2017 16:48:45

“Haftada kaç boşanma davasına bakıyorum, biliyor musun? Her defasında, Tanrım bu benimki olsun diyorum”.
İki evli ve iki mutsuz insanın, bir adam ve bir kadının mutluluğu yakalama çabalarının trajikomik hikayesi. Howard Brubaker (J. Lemmon) Wall Stre et’te yönetici olarak başlayacağı işi için yakın arkadaşı avukat Potter Shrader (J. Weston) iş görüşmesi için gelmiştir. Patronu Ted Gunther (P. Lawford) görüşmesi sonucu terfisini alır ve akşamki partiye katılmak zorunda kalır. Kimseyi tanımadığı ortamda yalnızlığı ve bu tür ortamlardaki acemiliği ortaya çıkar. Bu anlar Peter Sellers’in “Parti” filmini anımsatır. Partide Catherine (C. Denevue) ile tanışır, o da yalnız ve mutsuz görünmektedir. Birlikte partiyi terk ederler. Bu tanışma sonucu Catherine’e iyice bağlanan Howard tüm gemileri yakıp eşini, işini her şeyi geride bırakıp Catherine ile birlikte Paris’e gitmeye karar verir. Catherine’de kendisini yanında bir süs köpeği gibi gezdiren ve göstermelik bir evlilik yaşadığı , her türlü çapkınlığına göz yumduğu eşini terk etmek istemektedir. Ama Howard’ın Catherine’in eşinin patronu Ted Gunther olduğunu öğrenmesiyle işler daha da karışır.
Evli olup, yalnız olmak. Howard’ın son derece zor bir durumu var, hele unuttuğu duyguları bir başkası kendisine hatırlattığında evliliğini sorguluyor ve içinden çıkamıyor. Senaryo biraz daha ciddi ele alınsa çok daha iyi bir işin ortaya çıkacağı kesin. Ama Jack Lemmon üzerine dayalı senaryo, o da elinden geleni yapsa da filmi vasat olmaktan kurtaramıyor. Howard’ın ev dekorasyonu dışında başka bir şey düşünmeyen, değil eşi olduğunu evli olduğunu dahi unutan, onu umursamayan eş tiplemesi biraz fazla karikatüre edilmiş. Sinemada soğuk görünümlü ama içinde fırtınalar kopan kadınları oynayan Catherine Denevue’nin de en durgun filmlerinden, suç onda değil senaryo hiçbir şans bırakmıyor ona. Birde Fransızca dışında bir dille İngilizce konuşması eğreti kalmış ve Deneuve’ye benim görüşüm bunun yakışmadığı. Kocası Ted Gunther’de aynı Howard’ın eşi gibi inandırıcı bir tipleme olamıyor. Ünlü masal “Kurbağa Prens” üzerine gidiş te biraz fazla kaçıyor filmde. Bu iki evli olan ama bekar insandan bile daha yalnız olan iki kişinin diyaloglarında Catherine, çekingen kalan Howard’ı öpünce Howard, “Yıllardır ilk defa bir kadını hoşça kal, iyi geceler veya mutlu yıllar demeden öpüyorum” der. Catherine ise “Bende ilk defa önce beni öpmeyen bir erkeği öpüyorum” demesi karakterleri en iyi anlatan bölüm oluyor. Ayrıca asansörde konuşmak isteyip de konuşamadıklarında Catherine’in “Ne çok hoşça kal diyoruz” sözü, bize “İnsan en çok konuşmak istediğinin yanında susarmış” sözünü hatırlatıyor. Filmde ayrıca “Duyarlılık sadece ihtiyacı olan insanlar için değildir”, “Bence zamanı gelince değişikliğe izin verilmeli” sözleri dikkat çekerken, Howard’a arkadaşı avukat Potter’ın “Dün takacak kravatın yoktu ve şimdi patronun karısıyla mı kaçıyorsun?” sözü filmi özetliyor adeta.
“Cool Hand Luke”, “Brubaker” gibi iyi filmleriyle hatırlanan yönetmen Stuart Rosenberg bu romantik komedi de ünlü isimlerden oluşan kadroya rağmen senaryo kaynaklı olarak ne romantizmi ne komediyi tam sağlayamıyor. Oyuncuların bilhassa Jack Lemmon’ın keyifli oyununa rağmen filmi kurtarma çırpınışları yetersiz kalıyor. Ama zengin kadroda eskilerden iki sürpriz isim Charles Boyer ve Myrna Loy’u görmek ve izlemekte sinemaseverler için ayrı bir keyif. Vasat bir film olsa da oyuncuların varlığı bu filme bakılabilir dedirtiyor. İzlenebilir…

Yandex.Metrica