Canım Sana Feda

8,33

( 5 kişi yorum yaptı )

Canım Sana Feda

Sinema Filmi

1965

‘More Mantovani Film Encores’ (1959) uzunçalarındaki ‘A Certain Smile’ (1958) (Sammy Fain / Paul Francis Webster).
Boğaz’ı gören tepede birbirlerinden koptukları sahne. Dansı bırakmasını ve hemen evlenmelerini istiyor. Üstelik daha dün Genel Nakliyat’taki işinden ayrılmışken.
Türkan; “Evlilik kolay değil bu zamanda. Bir başına bile güç durumdasın. Beni ve kardeşimi de sırtına yüklenemezsin.”
Ahmet; “Olsun! Bakarım evvel Allah.”
Türkan; “Nasıl bakarsın? Kızma, küsme hemen. Hayalin sırası değil. Kaç yıldır içindeyim hayatın. Kaç yıldır erken bir uykuya hasretim. Para nedir, hele parasızlık nedir iyi biliyorum.”
Ahmet; “(Çalışmayacaksın) dedim. (Kazanır bakarım) dedim. Tahammülüm yok. Elin adamlarına soyunup dökünmeyeceksin. Aç hayvan gibi bakmayacaklar, o lafları söylemeyecekler.”
Türk an; “Ben memnun muyum sanıyorsun bu hayattan?”
Ahmet; “Aklım ermez. Ya ‘evet’ dersin nikâhlanırız, ya da bu iş biter.”
Türkan; “Ne kolay söyledin. Ne kolay ‘biter’ dedin.”


Jenerikte 22 saniye süre ile ‘Be My Love’ (1950) (Nicholas Brodzsky / Sammy Cahn) ve ardından ‘Laura’ (1944/45) (David Raksin / Johnny Mercer) var.
Sosyal gelişmenin ekonomik gelişmeyi aşmakta olduğu 60’lı yıllar. İstanbul’da ahşap ev dolu bir sokaktayız.
‘El Manicero (Peanut Vendor)’ (1928) (Moises Simon). Sibel, yatılı okuduğu Kandilli Kız Lisesi’nden hafta sonu tatili için gelmiş. Ablası leğendeki bir yığın çamaşırın başındaydı; “Seni almaya gelemedim bugün. Temizliğe dalmışım.” Kardeş ise bu durumdan hiç yakınmacı değil. “Boş ver! Gelmene kızıyorum zaten. Çocuk değilim artık. Kaybolmam korkma.” Kirlilerini getirmiş bavulla. “Hazır çamaşır da yıkıyorsun.” Jimnastik dersi için siyah şort ve beyaz lastik pabuç lazımmış.
Türkan’ın başka kimsesi yok. (Ahmet, filmin ortalarına doğru “Bir kardeşi olmak az şey mi” diyecektir. Daha da kimsesiz çünkü). Sibel’in sevdiği tatlıyı yapmış. Okulun son taksitini de hazırlamış. Tek arzusu üniversiteye göndermek; “Düşün avukat olmuşsun, ne bileyim, doktor mühendis olmuşsun. Kapıda adın yazılı. Seviyor sayıyorlar seni.”
Aslında kendi adı da ‘Türkan Ateş’ olarak Cennet Pavyon’un kapısında yazılıydı. Geçimlerini dans ederek sağlıyor. Tek, kardeşi okusun.
Ancak Sibel ‘ömrünü okullarda geçirmeye niyetli değil’. ‘Liseyi bitirdi mi tamam, iş bulup çalışacakmış’. “Şık mı şık olacağım. Gezmek, eğlenmek istiyorum.” Odası Erol Büyükburç, Alain Delon, Richard Burton, Fatma Girik, Brigitte Bardot ve Tanju Gürsu’nun resimleriyle dolu. Kişiliği ve özlemleri, sene sonu temsilindeki rolüne uygun. “Çok zengin bir kızım. Şarkı söylüyorum. Dans ediyorum.” Piyeste giymek için iki elbise lazımmış. “Kumaşlarını alayım. Bir hafta sonu oturur dikeriz” diyor Ablası.
‘Runaway’ (1961) (Del Shannon / Max Crook). Bir başka sahnede sabahın üçü. Radyodaki melodi ile dans ediyordu. İşten gelen Türkan’a “Bu dansları biliyor musun? Gel öğreteyim” diyor. Tereciye tere satar gibi.
O günlerde kaderleri uzun yol şoförü Ahmet’inki ile kesişecektir. Yakışıklı, mert bir genç. Genel Nakliyat’a ait ‘34 DC 251’ plakalı (ve kırmızı olduğunu öğreneceğimiz) ‘Dodge’ kamyonda direksiyon sallıyor arkadaşı Feridun’la birlikte. Ayda 800 liradan fazla geçiyormuş eline. (Sibel “O para ile yaşanır mı? Ölmeye yetmez o para” diyecektir). “Gece gündüz hiç durmaz gideriz. Sırayla süreriz kamyonu. Bir O uyur bir ben.” Yorgun argın döndükleri her sefer sonrası alacakları “Kasada para yok” denerek kesintiye uğruyor veya hiç ödenmiyor. Bu işlere bakan Recep, şirketin sahibi Cevdet Tekin’den aldığı cesaretle, alikıran baş kesen olmuş. Hep aynı terane. “Kasada para yok” veya “Hesapta olmayan paralar ödedik bugün“. Kahramanımız “Bu kasa da bize gelince hep boş olur zaten” diye haksızlığa tepki gösterirken Feridun, annesi Talia Saltı’yı düşünerek alttan alıyor. Yaşlı kadın hasta, hem de pahalı hasta. İki ilacına 100 lira vermişler daha geçen gün. İşyerinde boynu bükük olmasının nedeni bu galiba.
“Kaşlar kara, gözler kara (ela)//Gerdandaki benler kara//Kim kara sevdaya düşmez//Görse didarı seni.” Yine böyle az ödeme yapılan yorucu bir sefer sonrasında gözlerinin pasını silmek isterler. Mevlana Oyun Havası’nı dinlediğimiz Cennet Pavyon’da Ahmet’in gönül pası da siliniyor. Sahnede tüm güzelliği ile Türkan var. Feridun “Bir acayip kızdır. Dansını bitirdi mi hiç durmaz gider. Bugüne kadar daha bir kimseyle çıktığı görülmemiştir” diyor. Böyle bir yerde bu işi yapacak da hiç konsomasyona çıkmayacak! Bizimki pek inanamaz ama daha o gece sevmeye başladığı belli. Masaya davetini tersleyen genç kızı üç kişinin saldırısından korur o gece. Böyle bir sataşma ilk kez oluyormuş ama ‘yalnız bir kadın için geceleri tekin değildir sokaklar’.
‘Mit Mantovani in Hollywood’ albümündeki ‘Be My Love’ (1950) (Nicholas Brodzsky / Sammy Cahn). ‘34 DH 326’ plakalı 55 model DeSoto taksi ile evine bırakır. İyi geceler derken eli hafifçe değiyor eline.
Birkaç hafta sonra, parasını alamadığı için diklendiği ve Recep’le üç adamından dayak yediği günün akşamı pavyonun kapısında bekliyordu yine. ‘Fena çürümüş, şişmiş’ yüzünün haline bakmadan genç kızı korumaya gelmiş; “Belki dedim birileri gene tatsızlık etmeye kalkarlar (‘kalkar’ demeliydi). Bensiz ne yapar diye düşündüm.”
Ertesi gün Cevdet Bey’in ofisi. Muhasebeci Mehmet Büyükgüngör ‘Doksan ve Yaka Birlik şirketlerinden gelen kucak dolusu para’ hakkında bilgi veriyor. Ahmet ile Feridun da 1000’er lira alacakları için gelmişler. Ama ‘biraz anlayışlı olmaları’ istenir. Genel Nakliyat’ın durumu pek iyi değilmiş(!). Ellerine 200 lira tutuşturulunca dayanamaz. (Bu sırada Feridun dut yemiş bülbül gibiydi). Sonrasında ancak ve ancak 60’larda olabilecek konuşma var.
Ahmet; “Sadaka istemiyorum. Dünyanın parasını kazanıyor, bir de utanmadan yalan söylüyorsun.”
Cevdet; “Çık dışarı! Saygısız Herif. Benimle nasıl böyle konuşursun?”
Ahmet; “İlerde başka türlü konuşacağız. Kuruşuna kadar ödeteceğim sana.”
Vurup kapıyı çıkar. Bunları Türkan’a anlatırken öylesine mutlu ki. Dolmabahçe-Beşiktaş arasındaki ağaçlı, yol sevgileri kadar güzel. Oralarda tekrar dolaşsak aynı şeyleri hisseder miyiz? Yoksa aşkları(mız) bu sahnedeki troleybüsler gibi yalnızca siyah beyaz karelerde mi kaldı.
“Babam ben küçükken ölmüş. Anam başkasıyla evlenmiş. Babaannem büyüttü beni. ‘Ana’ dedim O’na. Geçen yıl öldü” diyor Ahmet. “Feridun’un annesi bana hep O’nu hatırlatır.” Ya asıl annesi? O daha da önce rahmetli olmuş.
‘More Mantovani Encores’teki (1959) ‘A Certain Smile’ (1958) (Sammy Fain / Paul Francis Webster). Türkan gibisini beklemiş hep. Daha önce görse kimseye bırakmaz evlenirmiş zaten. Süslü püslü ve bahçesi çiçekli bir evden bahsediyor. “Uzun yola, gece işine gitmez erkenden koşar gelirdim. Ne üzer ne ağlatırdım. Öyle bir severdim ki.”
Genç kızın yaşamı da pek farklı değil. “Sibel 10 yaşındaydı, ben de 15-16. Kimsesiz kalıverdik. Okuyordum bıraktım.” Pavyondan önce fabrikada ve sinema büfesinde çalışmış.
Birbirlerini çok sevmelerine karşın gazino ve dans sorun olmaya başlar. Ahmet’i, hiç olmazsa kardeşinin okulu bitene kadar anlayış göstermesi için ikna edemeyince ayrılırlar. Üstelik ‘en bitik, yardıma en muhtaç zamanında’ olur bu. Oysa daha kısa bir süre önce ‘ne üzeceğini ne de ağlatacağını söylemişti delikanlı.
‘Mit Mantovani in Hollywood’ albümündeki ‘Friendly Persuasion (Thee I love)’ (1956) (Dimitri Tiomkin / Paul Francis Webster). Aylar sonra Sibel okulunu bitirmiş. Türkan da pavyondan ayrılıp Üstün Trikotaj’da tezgâhtar olarak çalışıyor. Bir gün orada Cevdet Bey’i görürüz. Çocukları Tülin ve Cengiz için ‘mevsime uygun bir şeyler almaya gelmiş’. O birkaç dakika içinde gözlerini genç kızdan alamıyordu.
Ağını kurmaya başladığı belli. Sonraki günlerde “Çocukların eksiği meğer zannettiğimden fazlaymış” diyerek yeni siparişlerle köşke çağırması; Yağmurlu bir akşamüstü 60 model, ‘34 AS 137’ plakalı Impala ile ‘tesadüfen’ dükkânın oralardan geçmesi hep amacına ulaşmak için. Evlilik önerisindeki içtenlik(!) cemaziyülevvelini bilen bizi bile şaşırttı. Karısının iki yıl önce öldüğünü söylüyordu. Doğru olmadığını anlayacağız birkaç sahne sonra.
Bir rastlantı eseri Onları bir arada gören Ahmet, Türkan’ı uyarıyor; “Kimdi o herif biliyor musun? Paramı vermeyen, beni işimden eden Cevdet Tekin. Sonra yazık olur sana. Acın da bana kalır.” [‘Mahşere Kadar’daki (1971) Murat da Fatma’ya “Acın bana kalır” demişti.] Şimdi ‘34 EH 400’ plakalı takside şoför. Durumu iyiymiş. “Olmuşu geçmişi unutalım” diyor. Gerçi ‘ne evveli kaldı ne sonrası’ ama Türkan’ı çok seviyormuş.
“Olmaz Ahmet. Koptuk, kırıldık bir defa. Bundan sonra ne yapsak eskisi gibi olamayız” demesine “Oluruz olmasına, bakışlarından belli. Ama arada artık ‘O’ var. ‘O’ var değil mi?” karşılığını veriyor.
Olayların gelişimi romantizme fırsat bırakmayacaktır. Bir gün Sibel, yüzüğünü ve şalını ister Ablasından. Biriyle buluşacakmış. Fakirliğini kastederek “Korkma Ahmet gibi değil” diyor. Çok zenginmiş. Genç kızdaki değişim parmak ısırtıcı. Üzerindeki elbise yepyeni. Ayakkabıları da. Küpeleri sahici ve ‘2000 lira’. Evlilikten, Avrupa’da balayından söz ediyor. Apartman, araba. Türkan şaşkınlık içindeydi; “Nerde tanıştın, ne zaman?” Ve ardından olmazsa olmaz soru; “Aranızda kötü bir şey olmadı değil mi?”
Mantovani’nin ‘Film Encores Vol.1’ (1957) albümündeki ‘Three Coins in the Fountain’ (1954) (Jule Styne / Sammy Cahn). İnanılır gibi değil ama bir gazinoda ‘Cevdet’le dans ediyor Sibel. İşadamının ‘performansı’ müthiş. Düğünden sonra Avrupa’yı, hem de bütün Avrupa’yı gezeceklermiş; “Sana bir saray yaptırmak istiyorum. Öyle büyük bir ev. İçini de gözlerinin renginde döşeteceğim. Avrupa’dan giyineceksin. Sosyete senden bahsedecek. Yabancı bir artist geldi mi bizde kalacak. Tenis oynayacaksın. Ata bineceksin. Su kayağı yapacaksın.” Garsoniyeri için “Yeni aldım. Senin için” diyor Sibel’e. “Bu inancımın ve namusumun anahtarıdır. Onu ancak sen açabilirsin.” Sözcüğü sözcüğüne aynı şeyi bir sonraki sevgilisi Gülgün Erdem’e de söyleyecektir.
Genç kız, ‘evleneceği kişi’ ile ablasını Boğaz’daki lokantada tanıştırmak ister. [Arka masalardan birinde ‘Zehirli Hayat’ın (1967) yoğurtçusu Ömer Sağlam var].
‘Dead Ringer’daki (1964) ‘The Police is Waiting’ (André Previn). Türkan ve Cevdet karşılaştıklarında [‘The Graduate’ (1967) ve ‘Mahcup Delikanlı’dakine (1974) benzer] bir şaşkınlık yaşıyorlar. Ama nedense ikisi de ‘renk vermez’.
Kardeşi ile eve döndüklerinde Cevdet’ten uzak durmasını ister. Evlenmemeliymiş. Neden olarak aradaki yaş farkını söylüyor.
“Breakfast at Tiffany’s” filmindeki (1961) ‘Something for Cat’ (Henry Mancini) ardından ‘Dead Ringer’daki (1964) ‘The Police is Waiting’ (André Previn). ‘Gerçeği’ bir rastlantı ile bindiği Ahmet’in taksisinde öğrenir Sibel. ‘Türkan, Cevdet ile evlenecekmiş’.
O öfke ile demediğini bırakmadan evi terk eder. “Fedakâr, müşfik Ablacığım. Araya aşk girince kötülerden kötü, yılandan beter Ablacığım.” En yapılmayacak şeyi yapıp Cevdet ile beraber oluyor. [Yüzüstü yatarken sırt fermuarının açılma sahnesi (sesine kadar) ‘The Silence of the Lambs’de (1991) tekrarlanacaktır]. Sonrasında kendisinden bir haber yok.
Bu üzüntü Türkan ile Ahmet’i birbirine yaklaştırıyor. Nişanlanırlar. Artık her şey çok hızlı.
Yolda Cevdet’i başka bir güzelle, Gülgün Erdem ile görürler. İşadamı, iyi bir dayakla (10 yumruk, bir tekme) Sibel’in yerini söylüyor. Bir randevuevinde ve alkolik olmuş. Doktor Saltuk Kaplangı’ya göre tedavisi uzun ve masraflı. Para için tekrar pavyon ve dansa başlamak söz konusu olunca (Patron Vahit Volkan gecede 100 lira verecekmiş) eski tartışma alevlenir. Türkan “Gene yanlış zamanda öfkeleniyorsun” diyor.
‘Mantovani Magic’ 33’lüğündeki (1966) ‘Stardust’ (1927/29) (Hoagy Carmichael / Mitchell Parish). Pencereden, sevdiğinin gidişini seyretmesi bu iç sızlatan melodi ile. Neyse ki birbirlerinden kopmazlar bu kez.
Cinayetli, intiharlı son 10 dakika başlıbaşına film gibi.
‘Goldfinger’daki (1964) (John Barry) ‘Gassing the Gangsters’ ve ‘Dawn Raid on Fort Knox’. Sibel’in Cevdet’i öldürmesi;
‘Goldfinger’daki (1964) (John Barry) ‘Teasing the Korean’. Polisler eve geldiğinde Türkan’ın suçu üstlenmesi;
‘Dead Ringer’daki (1964) ‘The Police is Waiting’ (André Previn) ve ‘Mit Mantovani in Hollywood’ albümündeki ‘Be My Love’ (1950) (Nicholas Brodzsky / Sammy Cahn). Kaçınılmaz olarak Sibel’in her şeyi açıklayan bir mektup bırakarak kendisini öldürmesi.
“Daima ben hata yaptım, cezasını sen çektin. Cevdet’i öldürdüğümden beri çektiğim azabı bilemezsin. Gayesiz, ümitsiz, sebepsiz yaşamak yerine bütün suçlarımı bir defada ödemek istiyorum. İlk defa korkmuyorum ve doğru bir iş yaptığıma inanıyorum. Beni affet Ablacığım. Gene de sev, unutma.”
Ayak sesleri, jenerikteki ‘Laura’ gibi, Türkan ve Ahmet’in ‘mutlu’ yuvalarında yankılanıyor mudur; “Laura is the face in the misty lights//Foodsteps that you hear down the hall.”


Mantovani Orkastrası’nın ‘More Mantovani Film Encores’ albümündeki (1959) ‘The High and the Mighty’ (1954) (Dimitri Tiomkin / Ned Washington).
Cennet Pavyon’dan çıkmış. Beraber yürürken konuşuyorlar. O gün Cevdet Bey’in adamlarıyla kapıştığı için yüzü gözü çürük içindeydi.
Türkan; “Eve gidince soğuk suyla kompres yapın. Merhem sürün. Yoksa, hamur da aynı işi görür. Hem çürükleri geçirir, hem şişi indirir.”
Ahmet; “Olur.”
Türkan; “Yapacak kimseniz var mı?”
Ahmet; “Yok! O dediklerinizi SİZ yapar mısınız?”
Türkan; “... (‘Evet’ anlamında başını sallıyor).”
Ahmet; “Yarın?”
Türkan; “... (Güzel bir tebessüm ile gelen onay).”
(Yazan: Murat Çelenligil)

Oynayanlar

Cüneyt Arkın Cüneyt Arkın Ahmet
Nilüfer Aydan Nilüfer Aydan Türkan Ateş
Muzaffer Tema Muzaffer Tema Cevdet Tekin
Esen Püsküllü Esen Püsküllü Sibel
Tuncer Necmioğlu Tuncer Necmioğlu Feridun
Nusret Özkaya Nusret Özkaya Recep
Hüseyin Demir Hüseyin Demir
Cevdet Balıkçı Cevdet Balıkçı Cevdet'in Adamı
Behçet Nacar Behçet Nacar Serseri
İsmet Erten İsmet Erten Serseri
Muammer Gözalan Muammer Gözalan Doktor
Gülgün Erdem Gülgün Erdem Cevdet'in Sevgilisi
Çetin Başaran Çetin Başaran Cevdet´in Adamı
 Talia Saltı Talia Saltı Feridun'un Annesi
Nuri Genç Nuri Genç Uşak Mustafa
Nizam Ergüden Nizam Ergüden Garson
Mehmet Büyükgüngör Mehmet Büyükgüngör Muhasebeci
Vahit Volkan Vahit Volkan Pavyoncu
Muzaffer Yenen Muzaffer Yenen Savcı
Hikmet Gül Hikmet Gül Gardiyan
Saltuk Kaplangı Saltuk Kaplangı Dr.
Abdurrahman Palay Abdurrahman Palay Cüneyt Arkın Seslendirmesi
Jeyan Mahfi Tözüm Jeyan Mahfi Tözüm Esen Püsküllü Seslendirmesi
Adalet Cimcoz Adalet Cimcoz Nilüfer Aydan Seslendirmesi
Vala Önengüt Vala Önengüt Muammer Gözalan Seslendirmesi
Süha Doğan Süha Doğan Muzaffer Tema Seslendirmesi
Hüseyin Kaşif Hüseyin Kaşif Doktor
Rıza Tüzün Rıza Tüzün seslendirme
Nusret Camgöz Nusret Camgöz Recep
Zafer Önen Zafer Önen Mehmet Büyükgüngör Seslendirmesi
Giray Alpan Giray Alpan Serseri
Agah Hün Agah Hün Nusret Özkaya Seslendirmesi
Sacide Keskin Sacide Keskin Talia Saltı Seslendirmesi

Ekip

Kurgu Özdemir Arıtan (Kurgu)
Sanat Yönetmeni Stavro Yuanidis (Sanat Yönetmeni)
Yapım Ekibi Melih Altınışık (Yapım Amiri)
Erdoğan Avcı (Yapım Amiri)
Yönetmen Ekibi Savaş Eşici (Reji Ekibi)
Melih Gülgen (Reji Ekibi)
Kamera Ekibi Yılmaz Gürbüz (Kamera Asistanı)
Ahmet Erkan (Kamera Asistanı)
Mustafa Turanlı (Kameraman)
Post-Prodüksiyon Ali Berkan (Negatif Kurgu)
Mihail Skarpedis (Laboratuar)
Işık Ekibi Erol Batıbeki (Işık Şefi)
Ses Ekibi Tuncer Aydınoğlu (Ses Kayıt)
Özdemir Arıtan (Senkron)

Firmalar

Uğur Film (Yapım)
Nilay Film (Yapım)
Acar Film (Film Hazırlık)

Son Yorumlar (5)

Göztepe avatar Göztepe 25 Mayıs 2015 17:06:33

10

İzleyiciyi sıkmayan eli yüzü düzgün bir film genelde zaten yönetmen Halit Refiğ'in filmleri düzgün ve güzel olur izlenecek şekildedir. Hayatını kardeşine adayan pavyonlarda çalışan bir kız rolünde Nilüfer Aydan harikaydı üstelik başroldeydi. Nilüfer Aydan ile Esen Püsküllü araları biraz sorunlu iki kız kardeş rolünde harikaydı.Hele filmde Esen Püsküllü ile Muzaffer Tema sorunlu kişiler rolünde harikalar yaratmış. Filmde geçimsizlik,parasızlık kavga gibi toplumumuzun önemli sorunlarınıda Cüneyt Arkın oynadığı sahnelerdede iyi dile getirmiş hiçbir şekilde seyirciyi sıkmayan iyi bir film.

performer avatar performer 23 Temmuz 2013 23:37:37

8

filmde nilüfer aydan'ı seslendiren adalet cimcoz filmin sonlarına doğru dublaj'dan ayrılmış, nilüfer aydan'ı sonlara doğru başka biri seslendiriyor.

benimsinema avatar benimsinema 14 Kasım 2012 00:57:21

7

klasik bir yesilcam konusu...kardesine bakmak icin dansözlük yapan ve kardesinin isledigi cinayeti kendi üzerine alan bir genc kizin hikayesi...esen püsküllünün ilk yillari ve ikinci rolde...izlenebilir

Alın yazısı avatar Alın yazısı 24 Nisan 2009 21:16:04

10

Pavyonda dansözlük yaparak kardeşine yardımcı olan bir kız ile fakir bir şöförün aşk hikayesiCüneyt Arkın'ın bu filmdeki performansını görmeye değer..gerçekten müthiş sinemadaki ilk yıllarıdır.ve usta yönetmen halit refiğ'den çok güzel bir film..Muza ffer Tema Kötü adam rolünde...genç oyuncu esen püsküllüNilüfer Ay'danın kardeşi Rolünde.filmin bir sahnesinde Behçet nacar'da oynamıştır.c.arkın'ın siyah beyaz nostaljik..ve duygusal filmlerinden

nedim yıldız avatar nedim yıldız 10 Ekim 2007 07:58:10

8

kızkardeşini okutmak için pavyonlarda dansözlük yapan bir genç kızla,ona aşık olup mutlu bir evlilik yapmak isteyen bir şöförün öyküsü..muzaffer temanın yakışıklı,sinsi kötü adamı oynamaya başladığı filmlerden birisi...hem nilüfere,hemde kızkardeşi e sene yapmadığı kötülük kalmıyor...güzel izlenebilir aşk ve macera filmi...

Yandex.Metrica