Beyaz Bant

8,67

( 4 kişi yorum yaptı )

Beyaz Bant

(Das Weisse Band - The White Ribbon)

Sinema Filmi

2009

Birinci Dünya Savaşı arifesinde Protestan Kuzey Almanya’da bir köyde geçen hikaye, köyde gelişen tuhaf ve ürkütücü kazalardan yola çıkıyor. Eğitim, din, gelenek, masumiyet gibi kavramları köyün soysal dengeleri üzerinden yansıtan ve tartışan film, köy öğretmeninin geriye dönerek anlattığı bir hikaye olarak işlenmekte. Anlatımıyla izleyiciye eşlik eden öğretmeninin sözlerinde yer verdiği gibi, bu olaylar, 2. Dünya Savaşı Almanya’sının toplumsal temellerini gözler önüne seriyor.

Künye

Yönetmen Michael Haneke
Senaryo
Görüntü Yönetmeni Christian Berger
Eser
Vizyona Giriş Tarihi 30 Nisan 2010
Süre 144 dk
Tür Dram, Savaş
Özellikler Siyah Beyaz
Ülke Avusturya Almanya Fransa

Ödüller

En İyi Film (60.Alman Film Ödülleri-2010)

En İyi Yabancı Film (43.Siyad Türk Sineması Ödülleri-2011)

En İyi Yabancı Film (67.Altın Küre Ödülleri-2010)

En İyi Film (62.Cannes Film Festivali-2009)

Firmalar

Wega Film (Dağıtımcı)
Hasılat 41.549,0 TL
Toplam İzleyici 3.719
Vizyonda Kaldığı Hafta 8 Hafta

Son Yorumlar (4)

vitruvian avatar vitruvian 28 Şubat 2015 16:08:56

9

Uzun süredir merak ettiğim ve beni hayal kırıklığına uğratmayan bir Haneke filmi. Yönetmenin sıkı bir takipçisiyim, sinemasal karakteri açısından dikkatimi çekmiş ve beni ciddi anlamda sanatına bağlamıştır. Ama Das Weisse Band 'ı yönetmeninden ziyade konusu ve görüntü yönetmenliği nedeniyle merak etmiş olduğumu söylemeliyim. Michael Haneke taşradaki mütedeyyin, muhafazakar aile yapısını siyah beyaz karelerden bize sunuyor. Funny Games kadar gerilim yüklü olmasa da zaman zaman ruhumu hissettirmeden irkilten sahneler de yok değil. Karakterlerinin ilginç halet-i ruhiyesi ve bu küçük topluluğun sonraki neslinin yapısı insana iyi ki burada yaşamıyoruz dedirtiyor. Aile içi hiyerarşinin çok sert olduğu bunun ise dışarıya karşı aşırıcı tutuculukla perçinlendiği muhterem pederin evi sizi korkutabilir. Gene de ben pederin en ufak çocuğundan çok etkilendim bütün bu olup bitenler içerisinde kendi küçük dünyasında kurallara riayet ederek mutlu olmak peşinde. Filmdeki hikayecimiz öğretmenin seviyeli aşkı ise benim gibilerin gönlünü titretip aklına birlerini düşürebilir. Böyle tutucu bir çevrede yetişen çocukların haliyle normal olmalarını bekleyemeyiz ve dikkat buyurunuz süreç birinci cihan harbi arefesine tekabül ediyor. Taşradaki alman sosyal yapısını şu haliyle görünce ve savaşında etkilerini hesaba katarsak iki savaş arasındaki toplumsal dönüşümün ne neme bir hal alacağını görmüş oluyoruz ve piramidin tepesine çıkanlarda farklı olmuyor. Tahminimce finalde, yani filmin son saniyesinde izleyicilerin çoğunun zihninde klasik "bitti mi?", "nasıl yani?", "eee?" tarzı sorular oluşmuştur. Yönetmen sanki çok hevesli bir biçimde filmi çekmeye başlamış, fakat bir yerlerinde sıkılmış, usanmış ve hemen ufak bir toparlama yapıp pat diye bitirivermiş gibi bir his. Ne var ki aslında durum böyle değil, yani benim bakış açımdan en azından böyle değil. Bu anlatılanlar bir kesittir, gerçek olaylardan alınmış gibi gözüken kurmaca bir anlatım vardır film boyunca. Ve buna rağmen filmin tüm unsurları, yönetmeni, oyuncuları, mekanları, olayları vs. son derece inandırıcı, samimidir. Kısacası filmin klasik anlamda önce karakterleri tanıtayım, sonra çarpıcı ve filmin akışını değiştiren bir olay gerçekleşsin, son on dakikada da güzel ve tatmin edici bir finalle son noktayı koyayım gibi bir derdi yoktur. Zaten Michael Haneke'nin böyle bir derdi olmamıştır hiç bir zaman.. Filmin bu gerçekçi havasının beni etkilediğini söylemem gerek. Tabii bu havanın oluşmasında çok çok büyük pay sahibi olan siyah-beyazın çarpıcılığını da atlamamak lazım. Tam da bu film için yapılmış mükemmel bir tercih. Genci yaşlısı tüm oyuncular sanki o köyde o yıllarda yaşamış insanlar. Kendi adıma yönetmenin anlatmak istediğini, vurgulamaya çalıştığı şeyi anladığımı düşünüyorum ve sonuçta bu filmini de takdir ediyorum. Sanatsal, farklı ve güzel bir film. Ayrıca izleyiciye bazı konularda açık kapı bırakarak görece bir gizem havası da oluşturduğu bir gerçek. Haneke'nin usta ellerinden çıkan bu film karşısında saygı ile eğilirken seyretmeyenler için ısrarla öneririm.

Haqan avatar Haqan 27 Haziran 2013 16:42:01

10

1914 senesi I. Dünya Savaşı arefesinde Almanyanın bir köyünde geçiyor konu. Ama sanırsınız ki film de sanki en az 50 yıllık.
Bu kadar orjinaliteliği 2010'da sağlaması büyük iş Michael Haneke'nin. Havayı direk yansıtması için filmi siyah beyaz yapmak la kalmamış hafiften görüntü kalitesi ile de oynamış.

Konusuna gelirsek zorlayıcı yorucu bir yapısı var. İzlerken popcorn yenilebilecek bir film degil. 144 dakikada her kareye dikkat etmeniz gerekiyor.

''Alman disiplini'' sözünü herkes bilir , ancak bu kavram II Dünya Savaşından ülke yıkıldıktan sonra Almanyanın yararına işlemiştir
Haneke'nin film tarihini 1914 diye koyması o yüzdendir, Filmde izledigimiz çocuklar aslında 15 sene sonrasının Nazileridir.
Buna da eğitim ve disiplin adı altında, dinden de beslenen aşırı baskıcı ebeveyn eğitim şekilleri sebep olmuştur.
Ensestlikten tutun da, peder olan babasının kuşunu öldürüp,o kadar katı biri oldugu halde babasının olayı hiç yaşanmamış gibi davranması sahneleri buna örnektir.

Film 10/10

buraktekes avatar buraktekes 06 Temmuz 2010 19:12:07

9

Bu filmi izlemeyen kesinlikle dram izledim demesin... Drama budur dedirten mükemmel kareler sizi bekliyor... Biraz sıkılabiliyorsunuz konuyla alakanız yoksa eğer ama sürükleyici olmasa da güzel bir roman gibi...

nonself avatar nonself 28 Ekim 2009 17:36:10

Beyaz Kurdele (Das weisse Band), genel çerceve olarak; I.Dünya Savaşı öncesi Almanya’nın bir köyünde büyütülen çocukların, ebeveynleri ve dinsel otorite tarafından maruz bırakıldıkları psikolojik, fiziksel işkence ve baskıları köy öğretmenin gözünden aktarıyor. Aynı bağlamda itaat, katı hoşgörüsüzlük, eğitim disiplini gibi olguları etkili bir kasvet ve huzursuzluk atmosferiyle izleyiciye gösterirken; masumiyet olgusunu çocukların acıklı hikayelerine paralel olarak sorgulamamıza olanak tanıyor.Bana kalırsa Filmdeki olası masumları, sosyal konumlarına göre hiyerarşik bir dizgiyle ele alıyor yönetmen Michael Haneke. Ve bunu yaparken, simgesel olarak en masum sayılası Papazı çocuklar üzerinde kurulan tahakkümün ve onlara uygulanan acımasızlığın en azılı faili olarak öne çıkarıyor. Diğer yetişkinleri de; baron, doktor, ebe v.s. sosyal sıfatlara bürünmüş oldukları halde, mevcut rahatsızlığa ve ahlaki anlamdaki soysuzluğa katkıda bulunan hiyerarşinin alt katmanları görünümünde “rahatsız edici bir gerçeklik” olarak plana dahil ediyor. Merkezden (kilise) çevreye yayılan sözüm ona bir eğitimi ve bu eğitim sonrasında toplum nüvelerinin sahip olabilecekleri hastalıklı ruh ve zihin hallerine işaret ediyor. Ayrıca bireyin sahip olması gerektiği ruhsal asalete temel oluşturacak cevherin, kilise dogmalarıyla örtüşmediğini hatta bu ikisinin mutlak bir çatışmayı barındırmasa da çatışabileceklerini izleyiciye aktarıyor.Filmin konu edindiği bu ürkütücü, hastalıklı ve klostrofobik atmosferi Ülke geneline yayacak olursak; aile içi cinsel istismara, şiddet ve tahakküme mahkum edilerek katı bir taassup içinde sözde eğitilen bu çocukların, I. Dünya Savaşı esnasında askere alınacak yahut arka planda aile hayatı inşa edecek bireyler olacakları ve böylece özlenen beklenen öncü millet inşasının temelinde gizlenmiş çürükler bulunduğu gerçeği, filmin sosyal anlatısı olarak öne sürülebilir.Son olarak, Michael Haneke’nin önceki filmlerine oranla daha teknik bir iş çıkardığını ve Beyaz Kurdele filmini mikroskobik dişlilerle inşa ettiğini söylemem gerekir. Tarzına alışık olmayan izleyiciye fazlasıyla sıkıcı gelebilecek film Fibresci ve Altın Palmiye ödüllerine sahip.

Yandex.Metrica