Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Deli Murat

Deli Murat

8,67

(2 kişi yorum yaptı)

2012-07-31 16:31:59 1 Ocak 1970 1 Saat 35 Dk Dram Tarihi Dram, Tarihi

Yönetmen: Ertem Göreç Ertem Göreç

Ülke: türkiye

Oyuncular: Yaşar Şener, Sadettin Düzgün, Mustafa Dağhan, Kudret Karadağ, İsmet Erten, Arap Celal, Süheyl Eğriboz, Mustafa Yavuz, Zeki Alpan, Mehmet Ali Akpınar Devamını Gör...

Konusu : ‘Şedaraban Peşrevi’ (Refik Fersan). Deli Murat ve Mehmet Usta’nın karısı Ayşe. Köy mezarlığının arkasında, kiraz ağacının dibindeki konuşma. Murat; “Buyur Yenge, beni istemişsin.” Ayşe; “Sorma Murat Abi, başımda çok büyük bir dert var.” Murat; “Hayrola Yenge, bir şey mi oldu?” Ayşe; “Şu Osman Çavuş var ya… Domuzun biri. Peşimi bırakmıyor. Haber üstüne haber, mektup üstüne mektup gönderiyor bana.” Murat; “Ne istiyormuş senden?” Ayşe; “Muaşaka kurmak… Bugün koruluğa çağırttı beni. Tehdit ediyor. Gitmezsem başımıza büyük dertler açılırmış.” Murat; “Utanmaz sıkılmaz mı bu adam be?” Ayşe; “Utansa, evli bir kadına böyle mi yapar?” Murat; “Mehmet Usta’nın haberi var mı?” Ayşe; “Hiç söyler miyim O’na. Duysa kıyamet kopar.” Murat; “Gene de bir şey söyleme O’na” Ayşe; “Korkuyorum Murat Abi. Ne yapacağımı şaşırdım.” Murat; “Sen bugün git koruluğa.” Ayşe; “Ya bir kötülük ederse bana.” Murat; “Merak etme, ben orada olacağım.” Haksızlık sonucu dağa çıkıp eşkıya çetesine katılan gencin öyküsü. Jenerikte ‘Suzidil Saz Semaisi’ (Fahri Kopuz). Anadolu’da bir kasaba. (Dış çekimler Bolu’da yapılmış). 1800’lerin sonları. Osmanlı çökmekte. Osman Çavuş gibiler de yetkilerini kendi çıkarları için kullanıyor. ‘Şedaraban Saz Semaisi’ (Tamburi Cemil Bey). Neyse ki ‘memlekette her kötülüğün karşısına dikilen’ Deli Muratlar var. İki katlı ahşap evinden çıkışı bile bir gösteri gibi. 17’lik tespih, köstekli saat, kendisine çok yakışan fes, bileklik, beyaz kuşağında çok sevdiği altıpatlar (sonradan karakoldaki kolağasından aldığı ‘kolt’u kullanacaktır), omuza atılı ceket ve arkasına basılı pabuçlar. Kahveye gidişi görülmeye değer. Pencere, kafes arkası ve mahalle çeşmesindeki genç kızların hepsi hayran kendisine. Erkekler de korkuyla karışık bir sevgi duyuyorlar. Yaşlı ama dinç demirci Mehmet Usta’yı her bilek güreşinde yenecek kadar güçlü. Çok iyi bir dostlukları var ama bu bozulmak üzere. ‘Duel at Diablo’daki (1966) ‘Fight at Diablo Pass’ (Neal Hefti). Osman Çavuş, güzel Ayşe’yi ‘koynuna almak’ umuduyla gittiği korulukta Murat’ın bir güzel dayağını yer. Olayı genç kadının kocasına bambaşka biçimde anlatıyor; “Bak Mehmet Usta, ben seni çok severim. Kulağıma bir dedikodu çalındı da. Senin hesabına çok üzüldüm. Şu Deli Murat var ya…” diye başlayan konuşması “Uyan Mehmet Usta, uyan. Deli Murat’ın gözü senin kadınında” diye devam eder. Sözlerinin doğruluğunu kanıtlamak için ‘musaffa el basarmış’; “(Tabancasını vererek) Al bunu, yolunu bekler evine giderken vurursun O’nu. Namus meselesi bu. Fazla bir ceza da yemezsin. Ben de senin lehine mahkemede ispatçılık yaparım.” Ama işler farklı gelişiyor. Bu sahnelerde Murat çok güçlü. “Sen önce yanlış bildiğini iyi öğren” ve “Ne duruyorsun ateş etsene. Hadi bas tetiğe. Belki yüzüme karşı ateş etmek istemezsin, döneyim de sırtımdan vur bari” diyor. Bir türlü yapamaz yaşlı adam. “Gençliğine acıdım. Kıyamadım.” Osman Çavuş’ta başka numara mı yok. Bu kez de Mehmet Usta’yı öldürüp suçu Murat’ın üstüne atar. Korulukta sopa yediğinde “Bunu senin yanına bırakmayacağım” demişti bir kez. ‘İbreti âlem’ için bir atın ardında sürüklenerek götürüldüğü karakoldan kaçar kahramanımız. Ama omzundan vurulmuş. Kocapınar Köyü’nde Koca Halil’in ve âşık olacağı güzel kızı Zeynep’in ilgisi ile iyileşir. ‘Yapısı sağlammış, bu yarayı kaldırırmış’. Günler sonra ayağa kalktığında ‘dağa çıkmak’tan başka çaresi yoktu. Kara Mustafa’nın çetesine katılmasını önerir Koca Halil. “Hatırımı sayar. Çok iyiliğimi görmüştür… Yaman bir eşkıyadır. Ama benim gözümde beş para etmez. Soyguncu, hırsız, rezilin biri. Mecburen O’nun yanına girersin. İlerde Allah kerim.” ‘Yadigâr olarak’ Martini tüfeğini ve bir nasihat verir delikanlıya; “Sakın haksız yere ve para için adam öldürme oğul.” Bir de tespih. “Bunu da karşılaştığında Kara Mustafa’ya verir ve selamlarımı söylersin.” Kara Mustafa’nın mekânı Narlı Dağ. 7 adamı var. Çifte Yürek Abdullah, Arap Celal, Deveci Mestan, Çakal Ahmet, Ömer, Tilki Enver, Bekir. Her gün Azrail ile karakucak oluyorlarmış. “Azrail de bizi kovalamaktan bıktı, usandı” diyor Mustafa. “Adamlarımın her biri başlı başına bir çeteye bedeldir. Kiminin bileği kiminin yüreği. Ama Onlarda tek tek olan, bende hepsi birden toplanmıştır. Bu yüzden ben eşkıyalar eşkıyası Kara Mustafa’yım.” O yıllarda her tarafta Rum çeteleri varmış. “Azıttılar kefereler. Müslüman köylerinin başına bela kesildiler. Etrafı kasıp kavuruyorlar” demişti Koca Halil. Bunlara karşı koyacak da bir tek Kara Mustafa var. Ama O da, gemi azıya almış, önüne geleni soyuyor, öldürüyor. Bizimki de öyle iyi niyetli ve saf ki “Ulan Deli Murat, sen eşkıya değil cami imamı olacak adammışsın” diye takılmadan edemez. Tanık olduğumuz ilk ‘icraatı’ Anton’un değirmenine baskın. Suçu, Marko’ya güvenerek haraç vermemekmiş. Hem “Kıyma bana” diyen değirmenciyi hem de “Karım var, çocuklarım var” diye yalvaran yardımcısı Yani’yi acımadan öldürür; “Bana ne be, bana ne.” Çeteye yeni katılan kahramanımıza küçük bir ders vermeyi de ihmal etmez; “Eşkıyanın yüreği taştan olur, anladın mı Deli Murat.” Anlamayıp ne yapsın. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak gibi bir şey bu yaşadıkları. Marko, Vasilaki’nin çiftliğindeymiş. (İç çekimler Orhan Günşiray’ın kayınvalidesi Hafize Hanım’ın Yeniköy’deki köşkünde yapılmış). Dansöz Semira Semir’i oynatıp keyif çatıyordu zavallı. ‘Goldfinger’daki (1964) ‘Golden Girl’ (John Barry). O’na da yaşama şansı tanımaz Mustafa; “Ulan gavat! Ulan mirasyedi gibi yaşıyorsun be. Bu dağlar senin babanın malı mı lan. Sen hangi yürekle benim gezdiğim yerlerde eşkıyalık yaparsın?” Bir iyilik yapıp(!) kendisi değil çetedekilere öldürtür Marko ve iki adamını. Bu sırada Murat tetiğe asılmıyor. Koca Halil’e verdiği söz nedeniyle belki. Sonrasında yol kesme var. Uzakça Köyü’nden iki garibi soyup soğana çevirirler. “Anam babam aç kalır” diye yalvarmalarına, birkaç sahne öncesindekine benzer şekilde “Bana ne, gebersinler” yanıtını veriyor. “De gidinin godoşları, de gidinin ödlekleri” diyecek kadar da nazikti(!). Bu arada “Ama bu çetede en fazla iş gören benim” diyerek aldığı parayı az bulan Bekir’i 3 kurşunla tahtalıköye postalıyor. Diğerlerine “Çok yorulmuş! Biraz dinlenmek hakkı tabii. İçinizde başka yorulan var mı? Var mı lan?” diye sorduğunda aldığı yanıt çok hoş; “Yok Ağam! Çakı gibiyiz, çakı.” ‘The Bible: In the Beginning…’deki (1966) ‘Cain and Abel’ (Toshiro Mayuzumi). Tam da o günlerde Murat ‘sıkıntılı bir rüya’ görmüştü. Koşuşan 7 kurt. Bir silah sesi ile içlerinden biri yere düşer. Diğerleri yerde yatan yaralı kurdu parçalayıp yiyor. Mustafa yorum olarak “İçimizden biri yolcu ama kim” demişti. Bu ‘yolcunun’ kendisi olacağını nereden bilsin. Sırada Reşit Ağa’yı 5 bin lira için kaçırmak var. Miktarı çok bulan Ağa ile neşelenmişti; “Ayıp yahu, koskoca çiftlik sahibisin be. Senin hayatın 5 bin lira etmez mi? Biz sana kıymet veriyoruz(!) sen kendini düşürüyorsun.” Her zaptiye baskınlarından tereyağından kıl çeker gibi kurtuluyorlar. Bu sırada bile alaycı; “Kıçını kolla, basurun patlayacak Kolağası! Boynuzlu godoş. Bir yerlerine kar yağdı mı şimdi.” Rahmi Paşa işin şakaya gelir yanı kalmadığını anlamış. ‘Hunhar ve gaddar Kara Mustafa’nın yakalanması için ‘Martin tüfeklerle teçhiz edilen müstakil bir müfreze’ oluşturur. Mülazım Selim Bey’i müfrezeye kumandan tayin etmiş. Delikanlı, kızının nişanlısıydı. Leyla bu tayini durdurmasını istiyor babasından. “Paşa babacığım, düğünümüz yaklaşırken nerden çıktı bu vazife?” Oysa ‘üzülecek yerde sevinmeliymiş’ buna. ‘Nişanlının, liyakatini ispat vaziyeti zuhur etmiş’. ‘Şedaraban Saz Semaisi’ (Tamburi Cemil Bey). Selim de aynı görüşte. Yalnız kaldıklarında “Eğer Paşa Hazretleri, müstakbel damadı olduğum için beni bu vazifeden affetmiş olsalardı kendilerine cidden kırılırdım Leyla” diyor. Çatışmada çeteye esir düşer ne yazık ki. Nişanlısı da bir aldatmaca ile oraya kaçırılır. Kara Mustafa, Selim’in gözleri önünde genç kıza saldırmaya kalkınca, daha fazla dayanamayan Murat tarafından öldürülür. Mülazım ve Leyla serbest bırakılır. Çetenin artık yeni bir reisi var. Kahramanımız sıkı bir nutuk çeker adamlarına. “Irz, namus düşmanlarının akıbeti işte budur. Haksızlık ve zulüm bundan sonra karşısında beni bulacak. Keyif için kan dökenin bedenini kalbura çeviririm. Yüreğini karartmış olanın yeri Kara Mustafa’nın yanıdır.” İlk işi, Deli Murat adını kullanarak köylüye kan kusturan, dahası gelinlik kızlarını kaçıran Ayı Mehmet ve adamlarını dayaktan geçirmek oluyor. “Namı kısa zamanda yayıldı. Kahramanlığını duymayan kalmadı. Deli Murat kanla yazdığı dağ kanunlarını sert fakat her zamankinden daha dürüst bir şekilde uyguluyordu. Bununla beraber Murat’ın içi merhamet doluydu. Zenginlerden aldığını yoksullara dağıtıyor, gelinlik kızların çeyizlerine yardım ediyordu. Malı, canı, ırzı ve namusları tehlikeye düşenlerin imdadına yetişiyor, her yerde haksızlığın karşısına çıkıyordu. Mertliği, yiğitliği ve adaleti ile halk arasında efsaneleşti. Şimdi bu dağlara tek başına hükmediyor fakat mutlu değildi. Zeynep’in hasreti içini bir ateş gibi yakıyordu.” Kendisi de çete de dağdaki bu kaçak yaşamdan yorulmuş artık. Yapılan iyiliği unutmayan Selim, bir af çıkarılması için Rahmi Paşa’yı ikna etmeye çalışıyor. “Düze inmeyi kabul ederse ben de affı hususunda müracaat ve tavassutta bulunurum” yanıtını alır. Murat’ın tek hatası verilen sözlere güvenip silah bırakmak. Dereyi görmeden paçayı sıvadığını tez zamanda, Zeynep’le nikâhlandıktan hemen sonra anlar. Osman Çavuş, Rahmi Paşa’nın aklını çelip, tutuklatıyor kahramanımızı. Zaten çok önceleri “Osmanlı’ya güven olmaz” demişti Ömer. Tam ipe gidecekken kurtulur. Osman Çavuş’u öldürüp yine dağlara çıkarken yanında kendisini idamdan kurtaran ve artık sivil giyinmiş olan Selim vardı. “Suzidil Saz Semaisi’nin 1. hane girişi” (Fahri Kopuz). Murat; “Benim güzel meleğim, kurtarıcı meleğim. Hayatımı borçluyum sana. Bak sayende iyileştim. Yaram kapandı.” Zeynep; “Senin yaran kapandı ama ben yaralandım. İçim yanıyor.” Murat; “Meleğim benim. İçin sızlamasın. Sevgin karşılıksız değil. Ben de seni seviyorum.” (Yazan: Murat Çelenligil)



KartalTibetTutkunu

9 Ekim 2018 01:50

Kartal TİBET'ten: Uğradığı bir haksızlık sonucu dağa çıkıp eşkiyaya katılan Deli Murat Adlı yiğit bir gencin hayatının konu edildiği tavsiye nitelikte; herşeyi ile müthiş bir film.

Cevap Yaz

TubaArtan

7 Mart 2017 14:00

Her Kartal Tibet filmi gibi bu da harikaydı...

Cevap Yaz
Yandex.Metrica