Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Bir Bulut Olsam 2. Sezon

Bir Bulut Olsam 2. Sezon

9,25

(2 kişi yorum yaptı)

2012-07-31 16:31:59 1 Ocak 1970 Dram Dram

Yönetmen: Ulaş İnaç Hatice Memiş Ulaş İnaç, Hatice Memiş

Ülke: türkiye

Oyuncular: Haluk Cömert, Cahit Gök, Aslıhan Gürbüz, Ceren Olcayto, Hülya Duyar, Selim Bayraktar, Şinasi Yurtsever, Sema Keçik, Berfu Öngören, Engin Akyürek Devamını Gör...



indigo

25 Aralık 2009 16:12

 (Sn. Moderatör, aynı  yorumu, küçük bir düzeltme ile ve kısa bir ara ile tekrar gönderiyorum. Bu ikincisinin basılması dileği ve teşekkürlerim ile...)

 

“Bir Bulut Olsam” bitti. Dün akşam final bölümünü izledik. Doğrusu finalin birden gelmesi beni şaşırttı. Başından beri severek izlediğim birkaç diziden biriydi ve “Final” diye üzüldüm. Ve final daha da şaşırtıcıydı ve belki de hiç beklenmedik bir biçimde bitti. Seyirciyi de üzerinde düşünmeye sevk etti. Burada öykü ve Senaryo yazarı Sn. Meral Okay’ı canı yürekten kutluyorum. Ve tabii Sn. Yönetmeni de. Kurgu, usta işiydi. Başından beri tempo düşmedi. Bir sonraki bölümü hep heyecanla bekledik. Eskilerin deyimiyle Pehlivan Tefrikası gibi uzayıp sıkmadığı ve insanlara bazı dersler vererek ve düşünmeye sevk ederek bitirdiği için de bence muhteşemdi.

 

Oyuncular, bilaistisna, en küçük role kadar hepsi müthiş bir performans sergilediler. Son derece inandırıcı oynadılar. Müzik harikaydı. Daha önce de yazmıştım, dizi müziği hazırlayan sanatçılar, beni çok şaşırtıyorlar, işlerini çok iyi biliyorlar ve filmle uyumlu müthiş müzikler hazırlıyorlar. “Ben sende tutuklu kaldım...” ve ”Mecnunum Leylamı gördüm...” diziyle birleşince izleyiciyi müthiş etkiledi. Evet orada tutkulu bir aşk vardı, Mustafa Narin’e tutukluydu ve Narin’i gördüğünde Mustafa’nın yüz ifadesinden, tıpkı bu güzel Sivas türküsündeki gibi şavkının Mustafa’yı yakıp geçtiğini anlıyorduk. Narin’e aşkını tutkulu bir biçimde sürdürürken egoistçe sahiplenmesine ve işkence noktasına getirmesine rağmen Mustafa’yı orada sevmemek ve aşkına saygı duymamak da bence mümkün değildi.

 

Batıdan, yurt dışında eğitim görmüş Dr. Serdar ve eğitimli annesi ise, Mardin’in kendine özgü kültürü, yaşam tarzı ve Bulut ailesinin fırtınalı yaşamının üzerine; dingin, sakin, sessiz bir esinti gibi geldi, yumuşakça dokundu ve gitti...Tıpkı sihirli bir değnek gibi...Ve orada kara bulutları dağıttı, bir şeyleri değiştirdi, Mustafa’yı bile... Dr. Serdar’ın aşkı ise, Mustafa’nın tersine, Narin’in fırtınalardan sığınacağı dingin bir liman gibiydi. Ama finalde gördük ki, hayatın getirdiği şeyler insanın iradesinin çok üzerinde gelişiyor. Geçirdiği onca sıkıntıya ve Mustafa’ya rağmen, Narin Serdar ile evlenebildi, çünkü karşısında sevgi dolu yüreğiyle  kendisini her haliyle kabul eden müthiş bir adam vardı. Narin Allah’a şükretti böyle bir aşkı kendilerine lutfettiği için. Ama mutluluk nedir ki, nerededir ki, nereye kadardır ki... İşte insanın uzun yaşamı içinde yakalayabildiği ve yakaladığında da tadını çıkartabildiği, kendini iyi hissettiği küçücük yaşam parçalarında belki de. Aslında hayatın tamamı da  amacı da başka türlü... Belki olgunlaşma, bunun da en etkili ilacı galiba acı çekmek ve öyle kodlanmışız, insan her türlü acıya dayanıyor... Ve hayat acısıyla, tatlısı ile bir bütün...Narin bütün bunların hepsini kısacık hayatı içinde geldiği ana kadar yoğun bir şekilde yaşadı. Ve hayata karşı donandı, kendisine, annesine, ailesine, çocuğuna olduğu kadar çevresindeki fakir kadınlara da sahip çıkarak destek verecek gücün kendisinde olduğunu anladı. İşte Dr. Serdar Batur ve annesi, sihirli bir değnekle dokunur gibi Narin’e, o yöreye, o yörenin insanlarına dokundu, bir ışık bıraktı ve çekilip gitti.

 

Acaba diye düşündüm, bazı insanları Allah belli bir misyon için mi gönderir, onlar görevlerini yaptıktan sonra çekip alır. Örneğin ben Vali Yazıcıoğlu’nun ölümünde de buna benzer bir his duymuştum. Ama her şeye rağmen, mutlu sona kodlanmışız. Doktor’un ani ölümü  tıpkı o muhteşem doğası, taş evleri ve konakları ile  toprak rengi Mardin’in, toprağının acı buruk tadını bıraktı, damağımızda ve dimağımızda. Kızım yurt dışında internetten izliyor, daha sonra konuştuğumuzda, anne sinirlerim bozuldu diye ağlıyordu. Altın yürekli doktorun ölümü ve Narin’in bu kadar acıdan sonra kavuştuğu en doğru adamı kısa bir süre sonra kaybedişinin acısı izleyiciyi üzdü... Ve hayat insanı olgunlaştırıyor ve  bunun için acı çekmek lazım ama...

 

Hikayenin bende bıraktığı bir diğer izlenim, insanın kendi yerine ait olduğu ve başka topraklarda yabancı kalacağına dair.... Bu, doğanın kanunu bence, sosyal olma insanı doğada ayıran şey ama, evet bence yine de öyle... Hani bitki alışık olmadığı toprakta, güneşte suda ölür ya, işte öyle...Narin diretmişti, eşi Harun’la gitmedi, topraklarını ailesini terk etmedi. Dr. Serdar ve annesi ise kendilerine yabancı olan bu topraklarda uzun süreli kalamadı...

 

Bir şeye daha değineceğim, dizinin öykü yazarı ve senaristi kadın. Yani kadın eliyle kotarılmış bir dizi. Sonunda Mustafa da idrak eder ve anlar ki, sabrınla beni de eğit der Narin’e. Narin, ismi gibi narindir ama çelik gibi dayanıklı olduğunu, kendini ezdirmeyeceğini zamanla anlamıştır . Doğasında olan bu yeteneği ise Dr. Serdar ve annesi ortaya çıkartmıştır. Ve aslında kadın olmak, anne olmak doğanın bir lütfudur ve insanı çok sabırlı ve hayata karşı dirençli kılar. Dizide bunu vurgulayan sn. senaristi bir kadın olarak, kutlamadan geçemeyeceğim doğrusu...

 

Dizide biz de Mustafa, Dr. Serdar, Narin gibi ve onlarla birlikte, masmavi Mardin göğü ve sımsıcak Mardin güneşi altında, toprak rengi eski taş evlerin taş işlemeli konakların gölgeli avlularında, teraslarında, gizemli gölgeli dar sokaklarında geçmişe uzanarak dolaştık... Geçmişte bu evlerde yaşayan, bu avlularda ve sokaklarda dolaşan insanların, sokaklarda oynayan eski çocukların evrende bıraktıkları fısıltıları, çığlıkları, bu sokaklarda ve eski taş avlularda dolaşan rüzgarın getirdiği sesle kulağımızda hissederek...” Bence Mardin öyle bir yer. Zamanda ve mekanda bir soyutlama var, zaman durmuş sanki, tüm zamanları o mekanlarda aynı anda yaşıyorsunuz.

 

Ben şahsen, günün yorgunluğu karşısında bizi biraz dertlerimizden uzaklaştırıp kendi dertlerinin içine sokan bu dizideki kahramanlara yani oyuculara, senaristinden, yönetmeninden kostüm tasarımcısına, mekan seçici ve müzik hazırlayıcısından ışıkçısı, kameramanı, montajcısına, bu güzel diziyi kotaran tüm ekibe, daha böyle nice güzel projelerle izleyiciyi buluşturma dileği ile, bir izleyici olarak teşekkür etmek istedim. Sevgi ve ışıkla kalın diyorum arkadaşlar...

Cevap Yaz

indigo

25 Aralık 2009 15:48

“Bir Bulut Olsam” bitti. Dün akşam final bölümünü izledik. Doğrusu finalin birden gelmesi beni şaşırttı. Başından beri severek izlediğim birkaç diziden biriydi ve “Final” diye üzüldüm. Ve final daha da şaşırtıcıydı ve belki de hiç beklenmedik bir biçimde bitti. Seyirciyi de üzerinde düşünmeye sevk etti. Burada öykü ve Senaryo yazarı Sn. Meral Okay’ı canı yürekten kutluyorum. Ve tabii Sn. Yönetmeni de. Kurgu, usta işiydi. Başından beri tempo düşmedi. Bir sonraki bölümü hep heyecanla bekledik. Eskilerin deyimiyle Pehlivan Tefrikası gibi uzayıp sıkmadığı ve insanlara bazı dersler vererek ve düşünmeye sevk ederek bitirdiği için de bence muhteşemdi.

 

Oyuncular, bilaistisna, en küçük role kadar hepsi müthiş bir performans sergilediler. Son derece inandırıcı oynadılar. Müzik harikaydı. Daha önce de yazmıştım, dizi müziği hazırlayan sanatçılar, beni çok şaşırtıyorlar, işlerini çok iyi biliyorlar ve filmle uyumlu müthiş müzikler hazırlıyorlar. “Ben sende tutuklu kaldım...” ve ”Mecnunum Leylamı gördüm...” diziyle birleşince izleyiciyi müthiş etkiledi. Evet orada tutkulu bir aşk vardı, Mustafa Narin’e tutukluydu ve Narin’i gördüğünde Mustafa’nın yüz ifadesinden, tıpkı bu güzel Sivas türküsündeki gibi şavkının Mustafa’yı yakıp geçtiğini anlıyorduk. Narin’e aşkını tutkulu bir biçimde sürdürürken egoistçe sahiplenmesine ve işkence noktasına getirmesine rağmen Mustafa’yı orada sevmemek ve aşkına saygı duymamak da bence mümkün değildi.

 

Batıdan, yurt dışında eğitim görmüş Dr. Serdar ve eğitimli annesi ise, Mardin’in kendine özgü kültürü, yaşam tarzı ve Bulut ailesinin fırtınalı yaşamının üzerine; dingin, sakin, sessiz bir esinti gibi geldi, yumuşakça dokundu ve gitti...Tıpkı sihirli bir değnek gibi...Ve orada kara bulutları dağıttı, bir şeyleri değiştirdi, Mustafa’yı bile... Dr. Serdar’ın aşkı ise, Mustafa’nın tersine, Narin’in fırtınalardan sığınacağı dingin bir liman gibiydi. Ama finalde gördük ki, hayatın getirdiği şeyler insanın iradesinin çok üzerinde gelişiyor. Geçirdiği onca sıkıntıya ve Mustafa’ya rağmen, Narin Serdar ile evlenebildi, çünkü karşısında sevgi dolu yüreğiyle  kendisini her haliyle kabul eden müthiş bir adam vardı. Narin Allah’a şükretti böyle bir aşkı kendilerine lutfettiği için. Ama mutluluk nedir ki, nerededir ki, nereye kadardır ki... İşte insanın uzun yaşamı içinde yakalayabildiği ve yakaladığında da tadını çıkartabildiği, kendini iyi hissettiği küçücük yaşam parçalarında belki de. Aslında hayatın tamamı da  amacı da başka türlü... Belki olgunlaşma, bunun da en etkili ilacı galiba acı çekmek ve öyle kodlanmışız, insan her türlü acıya dayanıyor... Ve hayat acısıyla, tatlısı ile bir bütün...Narin bütün bunların hepsini kısacık hayatı içinde geldiği ana kadar yoğun bir şekilde yaşadı. Ve hayata karşı donandı, kendisine, annesine ailesine çocuğuna olduğu kadar çevresindeki fakir kadınlara da sahip çıkarak destek verecek gücün kendisinde olduğunu anladı. İşte Dr. Serdar Batur ve annesi, sihirli bir değnekle dokunur gibi Narin'e, o yöreye, o yörenin insanlarına dokundu, bir ışık bıraktı ve çekilip gitti.

 

Acaba diye düşündüm, bazı insanları Allah belli bir misyon için mi gönderir, onlar görevlerini yaptıktan sonra çekip alır. Örneğin ben Vali Yazıcıoğlu’nun ölümünde de buna benzer bir his duymuştum. Ama her şeye rağmen, mutlu sona kodlanmışız. Doktor’un ani ölümü  tıpkı o muhteşem doğası, taş evleri ve konakları ile  toprak rengi Mardin’in, toprağının acı buruk tadını bıraktı, damağımızda ve dimağımızda. Kızım yurt dışında internetten izliyor, daha sonra konuştuğumuzda, anne sinirlerim bozuldu diye ağlıyordu. Altın yürekli doktorun ölümü ve Narin’in bu kadar acıdan sonra kavuştuğu en doğru adamı kısa bir süre sonra kaybedişinin acısı izleyiciyi üzdü... Ve hayat insanı olgunlaştırıyor ve  bunun için acı çekmek lazım ama...

 

Hikayenin bende bıraktığı bir diğer izlenim, insanın kendi yerine ait olduğu ve başka topraklarda yabancı kalacağına dair.... Bu, doğanın kanunu bence, sosyal olma insanı doğada ayıran şey ama, evet bence yine de öyle... Hani bitki alışık olmadığı toprakta, güneşte, suda ölür ya, işte öyle...Narin diretmişti, eşi Harun’la gitmedi, topraklarını ailesini terk etmedi. Dr. Serdar ve annesi ise kendilerine yabancı olan bu topraklarda uzun süreli kalamadı...

 

Bir şeye daha değineceğim, dizinin öykü yazarı ve senaristi ile yönetmeni kadın. Yani kadın eliyle kotarılmış bir dizi. Sonunda Mustafa da idrak eder ve anlar ki, sabrınla beni de eğit der Narin’e. Narin, ismi gibi narindir ama çelik gibi dayanıklı olduğunu, kendini ezdirmeyeceğini zamanla anlamıştır. Doğasında olan bu yeteneği ise Dr. Serdar ve annesi ortaya çıkartmıştır. Ve aslında kadın olmak, anne olmak doğanın bir lütfudur ve insanı çok sabırlı ve hayata karşı dirençli kılar. Dizide bunu vurgulayan sn. senarist ve yönetmen hanımları, bir kadın olarak, kutlamadan geçemeyeceğim doğrusu...

 

Dizide biz de Mustafa, Dr. Serdar, Narin gibi ve onlarla birlikte, masmavi Mardin göğü ve sımsıcak Mardin güneşi altında, toprak rengi eski taş evlerin taş işlemeli konakların gölgeli avlularında, teraslarında, gizemli gölgeli dar sokaklarında geçmişe uzanarak dolaştık... Geçmişte bu evlerde yaşayan, bu avlularda ve sokaklarda dolaşan insanların, sokaklarda oynayan eski çocukların evrende bıraktıkları fısıltıları, çığlıkları, bu sokaklarda ve eski taş avlularda dolaşan rüzgarın getirdiği sesle kulağımızda hissederek... Bence Mardin öyle bir yer. Zamanda ve mekanda bir soyutlama var, zaman durmuş sanki, tüm zamanları o mekanlarda aynı anda yaşıyorsunuz.

 

Ben şahsen, günün yorgunluğu karşısında bizi biraz dertlerimizden uzaklaştırıp kendi dertlerinin içine sokan bu dizideki kahramanlara yani oyuculara, senaristinden, yönetmen ve yardımcılarından kostüm tasarımcısına, mekan seçici ve müzik hazırlayıcısından ışıkçısı, kameramanı, montajcısına, bu güzel diziyi kotaran tüm ekibe, daha böyle nice güzel projelerle izleyiciyi buluşturma dileği ile, bir izleyici olarak teşekkür etmek istedim. Sevgi ve ışıkla kalın diyorum arkadaşlar...

Cevap Yaz
Yandex.Metrica