Gölgedeki Adam

7,90

( 8 kişi yorum yaptı )

Gölgedeki Adam

(Gölgedeki Adam)

Sinema Filmi

1970

‘Arabesque’deki (1966) ‘Aquariuım Scene’ (Henry Mancini) ve ardından Franck Pourcel’in ‘100% Pourcel’ albümündeki (1968) ‘Je Reviens Te Chercher’ (1968) (Gilbert Becaud / Pierre Delanoé). Anımsayamadığı geçmiş nedeniyle bunalmış. Önüne baygın bir şekilde atıldığı köşkü bulmak istiyor.
Ekrem; “Son ümidim bu evde Meral, gitmeliyim. Beni anlamaya çalış. Kimim, neyim bilmiyorum. İçinde bulunduğum tehlike nerden geliyor? Dört yanım görmediğim duvarlarla çevrili. Sırtımı ne yana döneceğimi şaşırdım. Belanın, şiddetin, cenderenin içindeyim. Hareket ettikçe daralan, sıkan, boğan bir cendere. Kendimi bulmalıyım. Cani mi, hırsız mı, katil mi neyim ben, ne?”
Meral; “Hiçbiri değilsin Ekrem.”

Filmde hafızasını kaybeden ve bu arada aşk yaşayan gencin uluslararası bir çete ile mücadelesi anlatılıyor . Çeşitli kaynaklarda ‘polis’ olduğu belirtilmiş. Filmde bunu doğrulayacak bir şey göremedik. 70 dakikalık bir kısmı korunabildiği için ne olup bittiğini anlamak çok zor. Olaylar ve konuşmalar kopuk kopuk.
‘The Longest Second’ın (1957) (Bill Ballinger) ikinci ve renkli Yeşilçam uyarlaması (ilki 1966’daki siyah beyaz ‘Kanun Benim’). Eser ülkemizde ‘Gölgedeki Adam’ adıyla (Altın Kitaplar-1963) (Çeviren A. Semih Yazıcıoğlu) yayınlanmıştı.
Jenerikte ‘Z’deki (1969) ‘La Course de Manuel (Chase)’ (Mikis Theodorakis) var.
‘Dead Ringer’daki (1964) “Maggie’s Murder” (1.37-1.41 arası) (André Previn). Kan revan içindeki kahramanımız bir arabadan Meydan Caddesi, 13 numaralı evin önüne atılıyor. Boynundaki kılıç kesiği nedeniyle baygın halde.
‘For a Few Dollars More’daki (1966) ‘Osservatori Osservati’ (Ennio Morricone). Doktor Muammer Gözalan tarafından ameliyata alınmış. Bu sırada kitaptaki ilk paragrafın (sf. 7) benzeri duyuluyor. “Gezegenlerin boşlukta durakladıkları ve bütün ‘kâinatın nefesinin kesildiği anlar vardır’ (kitapta ‘kâinatın heyecandan nefesinin kesildiği anlar olur’). Saniyeler bir ömür kadar uzun sürer ve o bir saniye insana dünyanın en uzun saniyesi imiş gibi gelir.”
Sonraki bir ay boyunca kendini bilmez şekilde yatacaktır.
‘In the Heat of the Night’taki (1967) ‘Peep-Freak Patrol Car’ (Quincy Jones). Henüz konuşabilecek durumda değil ama biraz toparlandığında sorguya çekilir. ‘Emniyetten’ Komiser Rıza, hastaneye kadar gelmiş. ‘Ahbap’ diye hitap ediyor bizimkine. “Sorularıma ‘evet’ yerine ‘1’, ‘hayır’ yerine ‘2’ parmağını kaldırarak cevap ver. Sana bu azizliği yapanları tanıyor musun? Adını soyadını yazabilir misin?” Hiçbir şey anımsamayan kahramanımız da kendi kendisini sorgulamaktaydı. “Sahi, adım ne? Kimim ben?” İlginç bir şekilde ‘1’ parmağını kaldırarak yanıtlar komiseri. Rıza’nın söylediğine göre Kore Savaşı sonrasında ‘burnunu sokmadığı iş kalmamış’. “Paralı askerliğe bile ‘eyvallah’ demişsin. Diplomatik pasaportlu paralı asker.” Son beş yılda ‘ne iş yaptığı, nerede oturduğu’ belli değil.
[Kitaptaki Vic/Victor Pasific de aynı durumda. Doktor Stone’un sorularını yanıtlaması parmaklarıyla. İlk Yeşilçam çevrimindeki Tarık ise gayet güzel konuşabiliyordu. 36 yaşındalar. Vic, New Yorklu ve İkinci Dünya Savaşı’na; Diğeri İstanbullu ve Kuzey Afrika’da Lejyon’a katılmış. Önüne atıldıkları evlerin adresleri; Newton Mews Sokağı, 36 numara ve Şehit Mehmet Gönenç Sokağı, 17 numaraydı].
‘Bullitt’deki (1968) ‘Shifting Gears’ (Lalo Schifrin). Sonraki sahnede (adı söylenmeyen) bir sultanlığın konsolosluk binasındayız. ‘Kötü adam’ Ammar, manken üzerinde kılıç talimi yapıyor. Külrengi saçlar, acımasız gözler. ‘Ekselans’ oranın resmi sözcüsüymüş. Emniyet Müfettişi Haydar Karaer’le görüşürken “Kaybımız büyük” diyor. En değerli hazineleri, Zümrüt Küre kaybolmuş. “Mukaddes emanetimizin Türk topraklarında çalınması bize elem verdi. Ülkemiz karışacak bu yüzden.” Böylesine önemli bir şeyin buralara getirilme nedeni ise belli değil. Müfettişimiz kendinden emindi; “Ekselans üzülmesinler. Yakında hırsızı adalete, değerli hazinenizi de zatıâlinize teslim edeceğiz. Çünkü en kıymetli elemanımızı bu işe memur ettik.” (Bu ‘en değerli eleman’ın Ekrem mi yoksa Rıza mı olduğu belirsiz).
Ekrem ‘boynunu vuranların tekrar deneyecekleri’ korkusu içindeydi. Bir gece hastaneden kaçar. Rıza’nın orada unuttuğu pardösüyü giymiş. Nöbetçi olarak bırakılan Hüseyin Güler’i bayıltıp tabancasını alır.
[Romandaki Vic’in üzerinde, hastanenin kendisine verdiği ‘kullanılmış bir takım elbise ve çamaşır (sf. 28)’; İlk çevrimdeki Ekrem’in ise aynı odada kalan Refik Ertürk’den izinsiz aldığı pantolon ve pardösü vardı].
Yorgun argın oradaki eve girer. [Çekimler ‘Ağlayan Bir Ömür’ (1968), ‘Sevgili Babam’ (1968), ‘Gümüş Gerdanlık’tan (1972) anımsadığımız, Arif Hanoğlu’na ait Villa Hanzade/Hanoğlu’nda yapılmış].
‘Santana’nın ‘Santana‘ albümündeki (1969) ‘Jingo-La-Ba’ (1960) (Babatunde Olatunji). Ev sahibi Meral’le karşılaştığında bu melodi duyuluyor. Kahramanımızın şansına(!) çok güzel bir kadın. Modacı Nezihe Güler’in yanında mankenmiş. Ev de babasından kalmış. (Hollywood yapımındaki Bianca Hill’e annesinden). Pilot kocası yıllar önce öldüğü için oğluna hem analık hem babalık yapıyor. Çocuk yatılı öğrenci. Haftada ancak iki gün beraberler.
Filmin sonrası biraz Orhan Kemal’den uyarlanan ‘Üç Tekerlekli Bisiklet’ (1962) gibi. Üçünün arasında bir yakınlık oluşur. Ömer “Siz de babam gibi pilot musunuz amca” diyor. Belli ki bir şehit oğlu.
O gün doğum günüymüş. 6 mumlu pastayı keserken Meral ve Ekrem’in elleri birbirine değiyor. Aşklarının başlangıcı böyle. Bu romantik bir ortamda Ekrem şaşırtıcı bir şey yapıyor. Kütüphanedeki oyuncak bebeğe ve duvardaki takvime bıçak atar. Tam isabet! (Sonraki bir gün bıçakçılar çarşısından 30 liraya bir tane alacaktır). Farkında olmadan yapmış. “Doktor söylemişti. İnsiyaklarım! Demek yavaş yavaş kendimi bulacağım. Mazimi hatırlayacağım.” Ancak öyle olmuyor. Son yazısının ardından anımsamıştır belki.
Franck Pourcel’in ‘Paraphonic’ uzunçalarındaki (1969) “L’homme de la Manche (La Guete) (The Impossible Dream)” (1965). Meral, o gün için patronundan izin alır. Beraberce dolaşıyorlar.
‘Franck Pourcel Plays Midnight Cowboy’ 33’lüğündeki (1970) ‘Love Me Tonight (Alla Fine della Strada) (1969) (Lorenzo Pilat / Mario Panzeri ve İtalyanca sözler-Daniele Pace / İngilizce sözler-Barry Mason)’. Çocuk bahçesinde Ömer’in sevincine tanık oluyoruz. Biraz ilerde rastladıkları Falcı Talia Salta, kahramanımızın falına bakıyor. “Güçlüsün, kuvvetlisin. Ama yıldızlarla bağlanmış ellerin. Kısmet, yolunun üzerine çelik kapılar örmüş. Büyük, kâinat kadar büyük bir boşluk sarmış dört yanını. Bulutlar, sisler, dumanlar arasında yokmuş gibi yaşarsın sen.”
‘Arabesque’deki (1966) ‘Arabesque/The Zoo Chase’ (Henry Mancini). O gece kapının altından bir mektup atılır. “Orhan, beni ne çabuk unuttun. Korkuyorum. Ammar peşimde. Seni muhakkak bekliyorum. Berrin.” Roman ve ilk çevrimdeki kahramanlar, beraber olacakları kadınların evlerinin önüne atılmıştı. ‘Gölgedeki Adam’ farklı. Yaralı olarak, Meral’in değil başka bir evin yakınına bırakılmış. Orayı bulmaya karar verir. Kafası soru dolu. “Adım Ekrem mi, Orhan mı? Neden bir arsaya, bir tarlaya değil de o evin önüne attılar beni?”
Jimmy Smith‘in ‘Jimmy Smith at the Organ, Vol 1’ albümündeki (1957) ‘All Day Long’ (Kenny Burrell). Ev terk edilmiş gibiydi. [Çekimler ‘Kader Böyle İstedi’de (1968) Nilüferlerin olan evde yapılmış]. Filmin en uzun sahnesi bu. Dördü konuşmasız sekiz dakika sürüyor. Çalışma masasında “Prensesin şerefine verilecek baloda dans etmek istiyorum. Bana telefon et, buluşalım” yazılı bir not bulur. Kontrol ettiğinde kendi yazısı olduğunu anlıyor. “Demek bunu ben yazmışım.” [Şimdi sağ elini kullanırken ilk çevrimde sol elini kullanmıştı]. O sırada esmer afet Berrin gelir. Eskiden sevişiyorlarmış. Genç kız bir makbuzdan söz ediyor. Ammar’ın adamları bulmasın diye sigara kutusuna saklamış. Ekrem’le tekrar beraber olacaklarını düşünüyordu. Ama banyodayken Ammar’ın adamı Tarık Şimşek tarafından öldürülür.
[Romandaki Rosemary Taylor ve ilk çevrimdeki Ayten de benzer şekilde otel (Acton –Plaza, 944 ve Tarabya, 330 numaralı) odalarındaki banyoda boğazları kesilmişti].
Polisin eline geçmek istemeyen Tarık, balkondan ölümüne atıyor. (Tıpkı Danyal Topatan’ın ilk çevrimde yaptığı gibi).
Orhan/Ekrem’in evde olmadığı bir gün Komiser Rıza, bir kadınla, Meral’i ziyarete gelir. Arap güzeli Cevhere, kahramanımızın ‘karısıymış’! Adresini bırakıp gider genç kadın.
Meral, bunu aktarırken çok kırgındı. “Dünyalarımız ayrı, yollarımız da ayrı Ekrem. Hayatımıza girişin kadar çıkışın da ani oldu.” Ancak delikanlı ‘her şeyi böyle bir anda silip atmak niyetinde değil’.
Yine de önce çözümlemesi gereken şeyler var.
Ron Goodwin’in ‘Music for an Arabian Night’ uzunçalarındaki (1959) ‘The Cedars of Lebanon (Ribu’U Baladi)’ (Rahbani kardeşler). Hemen Cevhere’nin bıraktığı adrese gider. “Gerçekten karım mısınız?” Öğrenmek istediği bu. Aldığı yanıt biraz karışık; “Ben sizin karınız sayılırım. Ama siz benim kocam değilsiniz. Ülkemize yaptığınız hizmetlerden dolayı Sultan hazretlerinin beni size verdiğini hatırlamıyorsunuz tabii. Hatırlamamanız normal. Çünkü bana daima bir yabancı gibi davrandınız.” Sonrasında söyledikleri daha da çarpıcı. “Hafızanızı kaybettiğinize çok üzüldük. Ama umarım ki ‘emanetimiz’ emniyettedir.” Bu ‘emanet’ Kocaman bir zümrüt küreymiş. Binlerce insana, istikbalini kazandıracak servet. “Boynunuz vurulduğu gün çalınmıştı. Ülkemizin biricik prensesi ile bu kürenin emniyetinden siz sorumluydunuz.” Türkiye’de teşhiri esnasında çalınmış. Ammar bunu elde edip halkı, Sultan ve Prenses aleyhine kışkırtmaya çalışıyormuş. ‘Bir diktatör olacak, binlerce insanı ve zümrüt madenleriyle bezenmiş bir ülkeyi uçuruma götürecek’. Halkın tümü şeytanın köleleri olacakmış.
[‘Makbuz’ yerine kitapta (KCLSK) ve ilk çevrimde (CSO 2301 yazılı) anahtar var. Tacirler ve Kimyagerler Bankası, 1895 numaralı kasaya ve İş Bankası, Sirkeci Şubesi, 2301 numaralı kasaya aitmişler. İlkinden 100 bin dolarlık nakit ve 900 binlik senet; İkincisinden çok miktarda mücevher çıkar].
‘Dead Ringer’daki (1964) ‘Forgery’ (André Previn). ‘Rahmetli’ Berrin’in çantasında bulduğu makbuzla Osmanbey’deki PTT bürosuna gider. Yurtiçi paket servisinde bir paket varmış kendisi için. İçinde de portakal büyüklüğünde bir zümrüt. Dışarda rastladığı ve “Ne var o çantanın içinde” diye soran Rıza’yı “Kirli çamaşırlarım! Görmek ister misin” deyip atlatıyor.
Cevhere’ye götürür zümrüdü. Prensesin ikramiyesini de kabul etmez. “Kendisine selamlarımı iletin. Bana mutluluğu Prenses ödeyemez. Ben buldum onu.”
‘Hatari!’deki (1962) ‘The Sounds of Hatari!’ (Henri Mancini). Eve geldiğinde Meral ve Ömer kaçırılmıştı. Ammar, küreye karşılık serbest bırakacağını söylüyor. O gece prenses şerefine balo veriliyormuş. “Tam dokuzda başlıyor balo. Dokuzu bir geçe elimde görmek isterim, anladın mı?” diyor Ammar. (Biraz sonra ise adamlarına “Saat dokuzu vurduğu zaman ben gelmezsem ikisini de öldürürsünüz” diyecektir. Hayati önemi olan’ bir dakika’).
Ekrem, yakut için geldiğinde Cevhere yaralı ve son nefesini vermek üzereydi. Elmas, filmin diğer kötü adamı El Seyit’teymiş ve havaalanından kaçmak üzereymiş. Oraya da yetişir bizimki. Kavga dövüş sırasında El Seyit’i bıçak atarak öldürür.
Hep olduğu gibi Rıza da peşinde. Mücevhere el koyar. Sevdiği kadın ve oğlunun tehlikede olduğunu anlatan kahramanımız yalvar yakar mücevheri alıp ‘Willys Jeep’ ile son sürat yola koyulur. Sonrasını nefes nefese izliyoruz.
‘Dead Ringer’deki (1964) “You’re not Margaret” (André Previn). Saat tam dokuzu bir geçe yetişmiş. Çeteden iki kişiyi bıçak ve pala ile öldürür! Üstelik bunu sevdiği kadın ve özellikle Ömer’in gözleri önünde yapması çok eğitici(!).
Ron Goodwin’in ‘Music for an Arabian Night’ 33’lüğündeki (1959) ‘Moon and I’ (Rahbani kardeşler). O sırada konsolosluktaki eğlence devam ediyordu. Ammar “Son balonuzda eğleniyor musunuz, Prenses” diye laf dokunduruyor. ‘Son’ balo! Gelişen olaylarla asıl kendisinin son balosu olacaktır.
‘Z’deki (1969) ‘La Course de Manuel (Chase)’ (Mikis Theodorakis) ve ‘The Magnificent Seven’deki (1960) ‘Bandidos’ (Elmer Bernstein). Ekrem’i karşısında görünce yakut için çocuğu esir alıyor. Kaçınılmaz bir şekilde kahramanımızın bıçağı ile can verir.
‘A Fistful of Dollars’daki (1967) ‘The Result (La Reazione)’ (Ennio Morricone). Ama bu zümrüt küre sahteymiş. Havaalanında değiştirmiş Rıza. Sonunda prenses ‘mukaddes emanet’e kavuşur. “Milletim adına size ve Türk Polisi’ne şükranlarımı sunarım” diyor.
Ekrem, Meral ve Ömer’e sarılmış. Ammar’ın cesedi götürülürken yepyeni bir hayata başlamışlardı.
[Vic, Yeşilçam’dakiler kadar şanslı değil. Bir yıl sonra yine bir pala darbesi ile bu kez hastaneye değil morga kaldırılır (sf. 216)].

Paul Mauriat’nın aynı isimli albümündeki (1970) ‘Le Passager de la Pluie’ (1970) (Francis Lai).
Ekrem; “Karım falan yok benim. Bütün gerçeği öğrendim. Benim yerim sizin yanınız. Meral, şimdi küçük bir işim var. Biraz sonra tekrar döneceğim. İster misin?”
Meral; “Biliyorsun, seni nasıl sevdiğimi biliyorsun.”
Ekrem; “Ya Ömer? Sevinecek mi buna?”
Meral; “Biraz kal. Kendisine sorarsın. Seni çok, ama çok seveceğine eminim.”
Ekrem; “Önce işimi bitirmeliyim. Her şey aydınlığa kavuştu artık. Hemen döneceğim. Bekle beni. Bekleyin beraber.”
Meral; “Bekleyeceğiz.”
(Yazan: Murat Çelenligil)

Künye

Yönetmen Tunç Başaran
Senaryo
Yapımcı Işık Toraman
Görüntü Yönetmeni Rafet Şiriner
Tür Dram, Duygusal, Macera
Özellikler Renkli
Ülke Türkiye
Etiketler 1950 Daha Fazlası

Oynayanlar

Ayhan Işık Ayhan Işık Ekrem/Orhan
Selma Güneri Selma Güneri Meral
Seher Şeniz Seher Şeniz Ekrem'in Sevgilisi
Melek Görgün Melek Görgün Prenses
Birtane Güngör Birtane Güngör
Süleyman Turan Süleyman Turan Komiser Rıza
Altan Günbay Altan Günbay Kaçakçı
Behçet Nacar Behçet Nacar Amar
Tarık Şimşek Tarık Şimşek Amar'ın Adamı
Haydar Karaer Haydar Karaer Polis
Tunç Aydınoğlu Tunç Aydınoğlu Ömer (Küçük Oyuncu)
Ekrem Gökkaya Ekrem Gökkaya
 Talia Saltı Talia Saltı Falcı
Muammer Gözalan Muammer Gözalan Doktor
Nezihe Güler Nezihe Güler Modacı
Taci Saraç Taci Saraç
Alev Gürzap Alev Gürzap Seher Şeniz Seslendirmesi
Handan Kadıoğlu Handan Kadıoğlu Selma Güneri Seslendirmesi
Fuat İşhan Fuat İşhan Süleyman Turan Seslendirmesi
Zafer Önen Zafer Önen Haydar Kara er Seslendirmesi
Ayla Algan Ayla Algan Cevhere
Hasan Ceylan Hasan Ceylan Amar'ın Adamı
Erdoğan Esenboğa Erdoğan Esenboğa Süleyman Turan Seslendirmesi
Sadettin Erbil Sadettin Erbil Behçet Nacar Seslendirmesi
Nilgün Kasapbaşoğlu Nilgün Kasapbaşoğlu Tunç Aydoğdu Seslendirmesi
Sacide Keskin Sacide Keskin Talia Saltı Seslendirmesi
Jeyan Mahfi Tözüm Jeyan Mahfi Tözüm Selma Güneri Seslendirmesi
Hayri Esen Hayri Esen Ayhan Işık Seslendirmesi
Ayşegül Devrim Ayşegül Devrim Melek Görgün Seslendirmesi

Ekip

Yönetmen Ekibi Ertan Küçükoktay (Teknik Yönetmen)
Ses Ekibi Tuncer Aydınoğlu (Ses Kayıt)

Firmalar

Metin Film (Yapım)
Türk-Kan Film (Film Hazırlık)
Acar Film (Film Hazırlık)
Acar Film (Seslendirme)

Son Yorumlar (8)

TubaArtan avatar TubaArtan 20 Ağustos 2017 21:36:42

6

Kralın vasat filmlerinden. belki de ses ve görüntü kalitesizliği ve aşırı kesintiler buna sebeptir

yasak75 avatar yasak75 26 Ekim 2016 20:19:22

10

Ayhan Işık Selma Güneri uyumu başarılı

Göztepe avatar Göztepe 03 Nisan 2016 21:57:03

7

Ne çok iyi nede çok kötü ortalama bir film Ayhan Işık'ın bıçak atarak adamları yaraladığı sahneler oldukça güzeldi.Lakin seks furyasından film oldukça etkilenmiş bazı sahneler kesilmiş filmden fazla zevk alamadım yinede fena sayılmaz diyeceğim bir fi lm.

Kaptan34 avatar Kaptan34 31 Ocak 2016 12:05:58

Heyecan dolu merakla izledim

Kleberson avatar Kleberson 02 Kasım 2014 17:38:42

9

iyi bir film ayhan isikin bu filmindeki calan müzikler cok iyi

Papatyam34 avatar Papatyam34 22 Nisan 2014 13:13:05

ayhan ışık ve selma güner için izledim başarılı bir film

Yandex.Metrica