Hancının Kızı

8,71

( 4 kişi yorum yaptı )

Hancının Kızı

Sinema Filmi

1963

‘El Cid’deki (1961) (Miklós Rózsa) ‘The Twins’.
Pırıl pırıl güneşli Kıbrıs. Aziz Hilaryon Kalesi yakınları. Ayşe’nin bakışları Akdeniz’e dalmış gitmiş.
Ahmet; “İyi rüyalar küçükhanım! Gördüklerini bana da anlatmaz mısın?”
Ayşe; “Anlatsam da anlamazsın ki. Senin, dilinden tek anladığın şey o köhne kamyonundur.”
Ahmet; “Yoo, iftira etme! Her zaman seni sabırla dinleyen tek insan benimdir.”
Ayşe; “Ama benim gibi düşünmüyorsun ki. Mesela denize bak. En uzak yerine. Ne görüyorsan söyle.”
Ahmet; “Hiçbir şey!”
Ayşe; “Ya, demedim mi? Hâlbuki ben neler görüyorum bilsen. Sular gene dalgalı. Dantel gibi uzayan Boğaz’ın iki tarafında yemyeşil sırtlar. Cıvıl cıvıl kaynaşan upuzun bir köprü (Galata). Denize gölgeleri düşen ince narin minareli camiler.”

“Merhum İvan Petroviç Byelkin’in Hikâyele ri”ndeki ‘Menzil Bekçisi’ (1831) (Aleksander Puşkin) ve ‘Der Postmeister’in (Yönetmen, Gustav Ucicky) bir uyarlaması. Kıbrıs ile ilgili üçüncü ama Ada’da çekilen ilk Yeşilçam filmi.
Jenerikte ‘El Cid’deki (1961) (Miklós Rózsa) ‘Prelude’.
Ahmet, ‘TN 3781’ plakalı kamyonda şoför. Lefkoşe’den köyüne dönerken Uğurlu Han’a uğramış. Sahibi Kadir Baba ile dertleşiyor. Asfaltta bir züppe çıkmış önüne. “Yol istedim vermez, geç diye işaret verdim geçmez. Sanki babasının çiftliği. Asabımı bozdu.” Adam sen de, bu da mı dert? Üstelik sabahtan beri ağzına bir lokma koymamış ama önce Ayşe’nin nerede olduğunu soruyor. Alışverişe gitmişti. Epey geciktiğine göre ‘o her zamanki tepeye çıkmış hayal kuruyordur’. Ee, büyüdü artık. Hayal kurmak, her genç kızın oldu gibi O’nun da hakkı. Yine de ‘böyle şeylerin zararı çoktur’. “Bir gün gelir o hayallere erişmek ister.”
Delikanlı henüz güzel Ayşe’ye sevgisini söyleyememiş. Genç kız için varsa yoksa İstanbul! ‘Her an, her yerde, gözü açıkken ve kapalıyken’. Ahmet’in “Ben gittim, bilirim. Orda insan akan coşkun sele kapılmış bir dal parçası gibi hisseder kendini. Hâlbuki buralarda hepimiz kökü sağlam birer çınar gibiyiz” diye yırtınması boşa.
Kadir Baba, karısının ölümünden sonra kendisini işe vermiş. Tüm dünyası o küçücük Han. Dışarda sudan çıkmış balık gibi. Kızını 5’e kadar okutmuş olmakla övünüyor. Saflığı ve iyi niyeti inanılmaz ölçüde. Dert ortakları da üç inek; Sarı Kız ve Nazlı. (Diğerinin adı filmde yok).
Ayşe de pek farklı değil. “Arada sırada şehre ineriz. Sinemaya bile gittim bir kere” demişti. Tek amacı İstanbul. Orayla ilgili anlatılanları ‘peri masalı’ gibi dinliyor. Tünel, Köprü. Görmeden her yeri ezberlemiş.
“Bülbüller düğün eyler//Bilmem ki ne gün eyler//Ben feleğe neyledim//Bana bildiğin eyler//**//Bülbülüm neva bilmem//Dertliyim deva bilmem//Bana bir dert ki gelmiş//Başımdan savabilmem//**//Bu dağın dudu benden//Geçmez aşk odu benden//Baktı yarem sağ olmaz//Tabip el yuğdu benden.”
Sesi de kendi gibi çok güzel. Sadri Bey’in odasını hazırlarken bu Urfa türküsünü Sevim Şengül’ün sesiyle söylüyordu.
Ahmet de yalnız sayılır. Kazım Baba ve Ayşe’den başka kimsesi yok. Tek arkadaşı, arada bir dertleştiği tamirci Hüseyin.
Lefkoşa yolunda dalaştığı Sadri Bey yaşamlarına bir kâbus gibi giriyor.
‘Gone With The Wind’deki (1939) (Max Steiner) ‘Mammy’. Arızalanan arabasını 4 adamla oraya çektirmiş. Han müşterileri şaşkın.
“Vay anam vay! Bu gelen kim acaba?”
“Şehirden gelen mühim biri olacak herhalde.”
“Doğru! Kadir Baba nasıl iltifat ediyor bak.”
“O’na etmeyecek de bana mı edecek.”
Beyimiz, bir afra tafra, Kadir Baba’yı azarlıyor; “Üç saattir yolda arabayla uğraşıyorum. Dünyadan haberiniz yok. Burada keyif çatıyorsunuz.” Şimdi çok kızgın ama Ayşe’nin güzelliğini görünce arabasının motorundan bir parça alıp saklayacaktır. Yeter ki tamir 1-2 gün uzasın.
Zavallı Hancı, böyle ‘önemli’ birini ilk kez gördüğü için ne yapacağını şaşırmış. “Affedin Beyim” diye yaltaklanıp duruyor.
Sadri kendini İstanbullu ve mimar mühendis olarak tanıtır. ‘Şeytana pabucunu ters giydiren bir gazinocu’ olduğunu ‘iş işten geçtikten sonra’ anlayacağız. Kıbrıs’a ‘sebebi ziyareti’ dedesinden kalan bir arsa meselesiymiş. Ayşe’deki ‘İstanbul zaafını’ anlaması ve genç kızı ‘büyülemesi’ çok sürmez; “Caddeler, sokaklar, meydanlar, yüksek binalar, neşeli temiz insanları birbirine ulaştıran beyaz güvercinler gibi vapurlar (Kani Kıpçak’ın söylemiyle ‘vaporlar’), masmavi deniz. Geceleri her yer gündüz gibi pırıl pırıldır. Gazinolar, sinemalar, tiyatrolar dolar boşalır.”
Sonrasında yavaş yavaş niyeti ortaya çıkıyor; “Anlatmakla olmaz ‘görmek’ lazım. Senin gibi güzellerin peri masalları yaşadığı cennet İstanbul.”
‘Çalılar arasında parlayan bir güle’ benzettiği genç kıza ‘burada’ sahip olamayacağını anlamış. İstanbul’a bir götürebilse, tamam!
Bu arada ‘kendisine rakip olan’ kahramanımızı inceden inceye kötülüyor; “Ahmet’i bırak. O sana İstanbul’un tek taşını bile veremez.” Oysa kendisi bütün İstanbul’u ayaklarının dibine serermiş.
Ayşe’yi evlenme vaadiyle kandırmak ve Kadir Baba’nın ikna edilmesi şaşırtıcı hızla; Bir gecede. İşin ilginç yanı nikâh İstanbul’da olacakmış!
‘El Cid’deki (1961) (Miklós Rózsa) ‘Battle Of Valencia’ ve ardından ‘Overture’. Ahmet’in durumu daha da şaşırtıcı. Lefkoşa’ya, Ayşe’nin bir gün önce istediği kumaş ve krem için gelmiş. (Burada filmin bir sürprizi var. Dükkânın önünde kendisine yardımcı olan kişi zamanın önemli işadamlarından ve Hürriyet Ticaretevi sahibi Hazım Remzi). O sırada Sadri’nin arabası caddeden hızla geçiyor. Ayşe ile uçağa yetişecekler. Bunu gören kahramanımız da peşlerinde. Ne yazık ki havaalanına vardığında uçak çoktan havalanmıştı.
Lefkoşa’dan kalkan, jet motorlu Cyprus Airways 6-AOCC, İstanbul’a vardığında Türk Hava Yolları’na ait pervaneli TC-SET olur.
‘Gone With The Wind’deki (1939) (Max Steiner) ‘Driving Home’. Burada Sadri’nin ablası (birkaç sahne sonra ‘teyze’ olarak geçiyor) Zerrin ve eniştesi Kemal ile tanışıyoruz. Ayşe, özlemiyle yandığı şehirde çok mutlu.
‘Gone With The Wind’deki (1939) (Max Steiner) “Tara’s Theme” ile alışveriş. Her şey tozpembe şimdilik. Ancak pek hoş olmayan bazı şeyler ortaya çıkıyor. Meğer Sadri evliymiş. Karısının adı Leyla. “Nasıl olsa ayrılacağız” diyor ama genç kadının öyle bir niyeti yok. ‘Ölür de ayrılmaz’mış. Üstelik ‘gönül işlerinde’ çok anlayışlı! “Vah sevgilim vah! Tıpkı acemi âşıklar gibisin. Bir köylü güzeline bu kadar mı tutuldun… Bunlar olağan şeylerdir, hepimizin başına gelebilir. Tabii tadını kaçırmazsak.” Bu yollarda epey tecrübeli olduğu belli!
Mimar-mühendis gazinocu’, önceleri, Ayşe’yi elde edemez. ‘Dağ çiçeğinin dikenleri çok sivri’. Evlilik de uzadıkça uzuyor. “Nikâh işi öyle karışık bir iştir ki. Bir alay kâğıtlar (‘kâğıt’) falan. Hem benim nüfus kâğıdım uzakta. Onu bekliyoruz.” Nasıl olsa nişanlı sayılırlarmış. ‘O işi’ önceden yapmalarında ne mahzur varmış!
Arzusu sonunda gerçekleşir.
‘Yıldızların Altında’yı (1931) (Kaptanzade Ali Rıza Bey / Ömer Bedrettin Uşaklı) dinlediğimiz gazinoda genç kızı ‘limonata gibi bir şey’ içirerek sarhoş ediyorlar.
‘El Cid’deki (1961) (Miklós Rózsa) ‘Death of El Cid’ ile uyandığında olan olmuştu. Ağlamak sızlanmak faydasız.
Bir gün Ayşe, Cahit Sıtkı Tarancı’nın ‘Gece Şarkısı’ adlı şiirinden yapılan besteyi (azcık değiştirerek) söylüyor; “Âlemde gündüz gönlüme işkencedir//Bence bayram ufukta gün bitincedir//Âlem ister gülsün ister ağlasın//Bence bayram ufukta gün bitincedir.”
Kemal ‘para kokusu’ almış; “Ben böyle ses duymadım. Kız bir hazine. Kullanmazsak yazık olur. Bir an evvel çaresini bulup bu kızı sahneye çıkarmalıyız.”
‘Tanınmış bir hocadan alınan usul dersleri’nden sonra “Beyoğlu’nun en kibar salonu olan Gül Pavyon’da” Nevâ Bûselik şarkıyı (1961) (Sadettin Kaynak / Mustafa Nafiz Irmak) söylüyordu; “Elbet gönüllerde sabah olacak//Bir gün ağlayanlar ferah bulacak//Unutma ki benimsin, biricik sevgilimsin//**//Sensiz bil ki tadı yok baharın da kışın da//Ümidim şimdi pek çok o tatlı bakışında.”
Han’dakinin durumu iyi değil. Söylentinin haddi hesabı yok. ‘Evlenme işi fazla uzamış’; ‘İstanbul böyle bin bir vaatle kandırılmış kızlarla doluymuş’; ‘Elin herifi bunca zaman gönlünü hoş ettikten sonra nikâh kıyar mıymış hiç’. En acısı da şu; “Çoktan bıkmıştır kızdan. Yakında başından savar. Dua et de peşine bir de torun takmasın.” Kazım Baba, müşterilere koca bir odunla giriştikten sonra ahırda Sarı Kız ve Nazlı ile dertleşiyor!
Ahmet “Ben gönlümdeki Ayşe’yi çoktan Han’ın bahçesine gömdüm” demişti ama aklı sevdiğinde. Sonunda dayanamaz, ver elini İstanbul.
Hüseyin’in yardımı ile Ayşe’nin çalıştığı gazinoyu bulur. Fakat Sadri’nin adamları tarafından dövülüyor. [Dayak sahnesinde filmin bir sürprizi var; Gazinonun önündeki araba, Eşref Kolçak’a ait ‘İstanbul H. 33171’ plakalı (birkaç ay sonra maviye boyanacak olan), 1956 model, siyah Citroen].
Hüseyin’in annesi Talia Saltı’nın bakımıyla üç günde kendine gelip iyileşince tekrar gazinoya gider (‘kırmızı kadife direksiyonlu’ Citroen hâlâ orada). Bu kez adamları döverek Ayşe’yi alır. Beyoğlu’nun batakhanelerinde ‘şöyle ufak bir gezinti’; “Bak, bak da gör. Bir gün düşeceğin yerleri şimdiden tanı!”
Genç kız oradan kaçarken Beyoğlu sokaklarında Zoi Laskari’nin afişi ve (filmlerini getiren) Aktunç Film (sahibi Şevket Aktunç) yazısı dikkatimizi çekiyor.
Sonrasında işler daha karışır. Kadir Baba olan biteni anlamak için gelmiş. [Harbi Umumi (herhalde birinci) sonrası ilk ziyaret].
Ahmet’in zorlamasıyla yalancıktan bir düğün tertiplenir. Yaşlı adam çok mutlu. Kızının duvağını Han’a asıp herkese haddini bildirecekmiş!
O, hiçbir şeyden habersiz, trenle giderken Haydarpaşa’da Ahmet’in hesaplaşması vardı.
‘El Cid’deki (1961) (Miklós Rózsa) ‘Battle Of Valencia’. 17 yumruk, bir tekme, bir diz atarak dövdüğü Sadri, vagonlar arasında sıkışıp ölüyor.
Sonunda Ayşe’sine kavuşur. Umarız ‘geçmişin gölgesi’ mutlulukları için bir engel oluşturmamıştır.

1960’larda Kıbrıs ile ilgili ve mutlu biten birçok Yeşilçam filmi çevrildi. Bakalım gerçek hayattaki senaryo nasıl bitecek.

Gazino’da Ahmet ile karşılaştığında söylediği Uşşak şarkı; ‘Maziyi Unutma’ (1963) (Coşkun Erdem).
“Ne zaman duysam bülbülün sesini//Hatırlarım hemen aşk bestesini//Maziyi unutma, eski günleri//Yâd edelim artık eski (geçen) günleri//Maziyi unutma, eski günleri.”
(Yazan: Murat Çelenligil)


18.5.1964 pazartesi Şan sinemasında gösterime girmiş. Zafer ALGAN

Künye

Yönetmen O. Nuri Ergün
Senaryo
Yapımcı Fahriye Tamkan
Görüntü Yönetmeni Orhan Çağman
Süre 110 dk
Tür Dram, Duygusal
Özellikler 35 mm, Siyah Beyaz
Ülke Türkiye
Etiketler Evlenme Vadi İle Kandırma, Hancı, İstanbul Aşığı, İstanbulâ Getirmek, Kıbrıs, Daha Fazlası

Oynayanlar

Eşref Kolçak Eşref Kolçak Ahmet
Evrim Fer Evrim Fer Ayşe
Kadir Savun Kadir Savun Kadir Baba
Reha Yurdakul Reha Yurdakul Sadri
Handan Adalı Handan Adalı Zerrin
Diclehan Baban Diclehan Baban Leyla
Orhan Aykanat Orhan Aykanat Sadri'nin Arkadaşı
Kazım Kartal Kazım Kartal Hüseyin
Mehmet Güler Mehmet Güler Sokak Satıcısı
Nevin Akkaya Nevin Akkaya Evrim Fer Seslendirmesi
Toron Karacaoğlu Toron Karacaoğlu Eşref Kolçak Seslendirmesi
Kemal Ergüvenç Kemal Ergüvenç Kadir Savun Seslendirmesi
Kani Kıpçak Kani Kıpçak Reha Yurdakul Seslendirmesi
Agah Hün Agah Hün Kartal Kartal Seslendirmesi

Ekip

Müzik ekibi Sevim Şengül (Şarkılar)
Tasarım Kemal Borteçin (Afiş)

Firmalar

Fer Film (Yapım)
Kıral Matbaası (Afiş Baskı)
Lale Film (Film Hazırlık)
Dar Film (İşletme)
Oray Reklam (Reklam)

Son Yorumlar (4)

kamil zafer 26 Kasım 2008 15:07:11

  Kıbrıs'ta çekilen ilk Türk filmi.Seyredin.26.11.08  Zafer ALGAN

nedim yıldız avatar nedim yıldız 06 Ekim 2007 11:11:10

10

gözü yükseklerde olan bir kızın bütün sevdiklerini arkasına atarak büyük şehirde bitişinin hikayesi...özellikle kadir savun hancı rölüyle gerçekten görülmeye değer..çok güzel bir film,mutlaka izleyin...

yavuzocal avatar yavuzocal 23 Temmuz 2006 13:43:07

5

büyük oyuncu kazım kartal ın ilk filmi olması bakımından önemli

gerilla 447 24 Mayıs 2006 12:12:05

10

iyi bir klasik

Yandex.Metrica