Hayat Acıları

8,85

( 2 kişi yorum yaptı )

Hayat Acıları

Sinema Filmi

1967

‘The Night of the Generals’daki (1967) ‘War and Madness’ (Maurice Jarre).
Mutemedin peşindeki soyguncular fısıldaşıyor.
Kafalı Kazım; “Hişt Cemil! Herif bankadan çıktı. Her cumartesi (o yıllarda yarım işgünüydü) gelir, 90 bin lira alarak şantiyeye, işçilere götürür.”
Cemil; “Desene şimdi o çantada 90 bin papel yatıyor.”
Kazım; “Tam üstüne bastın Şef.”
Cemil; “İyi iş becerdin Kafalı. Yürü bakalım.”


İstanbul’u kasıp kavuran dört kişilik soygun çetesi. Hepsi takım elbiseli ve kravatlı. Planlarını ‘Barınak’ dedikleri evde yapıyorlar.
Sansar: Yakasında daima bir karanfil. ‘Para için dünyayı yakabilen biri’. Gece hayatına düşkün. En büyük zevki pavyonda kadınlar için şampanya açtırmak. “Para nedir ki.”
Cakalı Selim; Puro içmediği sahne yok. BP soygununda bile ağzından eksik etmiyordu . Tek tutkusu ‘kumar’.
Kafalı Kazım; ‘Romantik’ soyguncu. Kan dökülmesinden hoşlanmıyor. Bir hayat kadınının dürüst davranışı yaşamını değiştirecektir.
Cemil; Sert, acımasız, dediği dedik. Herhalde ‘Reis’ olduğunu iyice anlayalım diye diğerlerinden farklı. ‘Bıyıksız’ ve ‘takım elbisesi çizgili’.
‘Mutemet’; [‘Bire On Vardı’ (1963) filminden anımsadığımız] ‘Ayazağa BP Benzin/Akaryakıt İstasyonu’; ‘Motor Ticaret’; ‘Otel’. Soymadıkları yer kalmadığı gibi geride iz de bırakmazlar.
‘The Night of the Generals’daki (1967) ‘Drive Around Paris’ (Maurice Jarre). Sonra da ‘çok daha büyük soygunların şerefine’ kadeh kaldırıyorlar.
Komiser Nubar Terziyan hop oturup hop kalkmakta; “Gene soygun! Bu işi yapanlar hep aynı. Tilki gibi kurnaz, engerek yılanı gibi azılı kişiler bunlar. Nerde, ne zaman, ne yapacakları belli olmuyor.” Aslında ‘ne yapacakları’ belli; Soygun. ‘Uçan kuş olsalar adaletin elinden kurtulamazlarmış’. Bir gün elleri kelepçeli olarak karşısına dizecekmiş hepsini.
Çete, o günlerde ‘son bir soygun’ planlıyordu. ‘Her birine düşecek olan hisse milyonun üzerindeymiş’.
‘The Night of the Generals’daki (1967) ‘On the Bridge’ (Maurice Jarre). Cemil; “Her ayın 25’inde İstanbul’un her bölgesinde şubeleri olan sanayinin işçi paraları Sirkeci’deki Kimya Bankası’na getirilir. Bilahare bu paralar ay sonunda işçilere dağıtılmak üzere İstanbul’un her bölgesine dağılır.” (Anlatımdaki bozukluk ‘soygun heyecanı’ndan olmalı).
Selim; “Ama paralar kasa içinde.”
Cemil; “Ben de paraların kasa içinde olduğunu biliyorum. Fakat kasa şifreli. Bir çare bulmamız lazım. Hem nöbetçi de var.”
Sansar; “Hafif bir ‘hacamat’?”
Selim; “Ama tehlikeli bir iş bu.”
Kazım; “Artık kan dökülmemesi birinci prensibimiz olmalı.”
Cemil; “Böyle büyük işler tehlikesiz olmaz… Orhan olsaydı bu işi kolayca başarırdık. Çünkü O’nun gibi şifreden anlayan birisi az bulunur.”
Selim; “Orhan doğru yolu seçmiş. Duyduğuma göre evlenmiş ve bir tamirhane açmış.”
Kafalı; “İstanbul’u karış karış arayarak O’nu buluruz ama bu işe ikna etmek çok zor.”
Sansar; “O’nu bir bulsak, ‘zayıf bir tarafından’ yakalarız elbet.”
Yerini ve ‘zayıf bir tarafını’ bulmaları zor olmayacaktır.
Sonrasında kahramanımız Orhan’ı tanıyoruz. Güzel karısı Filiz ve oğlu Ömer ile çok mutlu. Kadir Baba ve üç çırağın çalıştığı bir oto tamirhanesi var.
Karşılaştığımızda 13 Ekim 1967 tarihli Milliyet’teki soygun haberini okuyordu. Eşinin getirdiği çayı soğutacak kadar dalgın. Eski günleri düşünüyor. Shell Benzin İstasyonu soygunu; Kafalı’yı ölümden kurtarışı; Kötü günleri unutup namuslu bir insan olması; Alnının teriyle kazanacağı bir iş bulması; Saf ve masum Filiz’i en temiz hislerle sevmesi; Evlilik, çocuk. Tam rahat edecekken ‘mazi tekrar karşısına çıkmış’.
Üstelik bir sorun daha var. ‘Aşklarının meyvesi, her şeyleri, biricik yavruları’ Ömer’in rahatsızlığını o gün öğrenirler. Eve gelen Doktor Zeki Sezer “Maalesef beyne bir felç gelmek üzere. Tedavisi hemen yapılmazsa çocuğu kaybederiz” diyor. Ameliyat için 60 bin lira gerekliymiş; “10 gün içinde bu parayı bulmalısınız. Yoksa yazık olur çocuğa.”
Süklüm püklüm tamirhanenin yolunu tutar. [Bu sırada filmin bir sürprizi ile karşılaşıyoruz; İşyerinin önündeki sokakta İzzet Günay’a ait ve ‘Fakir ve Mağrur’ (1966) filminden anımsadığımız ‘34 FR 222’ plakalı 63 model (koyu gri-mavi) Mercedes duruyor.] Kadir Baba “Parayı bulabildin mi? Vah kahpe dünya vah! Olur mu be” diye yakınmakta. Filiz evde perişan. 10 gün içinde 60 bin. Dile kolay! Eski arkadaşları ‘bu zayıf tarafı’nı anlayınca ziyaretine gelirler.
‘Cast a Giant Shadow’daki (1966) ‘Victory on the Beach’ (Elmer Bernstein). “Sıkıntıda olduğunu öğrendik. Çocuğun hastaymış. 60 bin lira lazımmış. Bu parayı sana 2 gün içinde vereceğiz” diyorlar. İstedikleri de ‘kasa işinde yardımcı olması’. Hepsi bu kadarcık(!).
‘Cast a Giant Shadow’daki (1966) ‘The Gathering of Forces’ (Elmer Bernstein). Cemil “Bu bizim son işimiz olacak” falan diyor. “Günlerce dolaştın kimse bu parayı vermedi sana. Düşün bir kere. Oğlunu düşün, oğlunu düşün.”
‘The V.I.P.s’deki (1963) ‘Conflict’ (Miklós Rózsa). Çaresiz, kabul eder. Eli kolu çikolata dolu olarak gider evine. “Yarın bir arkadaş bu parayı verecek” diye anlatıyor karısına. Ömer de ‘gittikçe fenalaşmaktaydı’. Hemen ameliyata götüreceklermiş.
‘The Night of the Generals’daki (1967) ‘War and Madness’ ve ‘Drive Around Paris’ (Maurice Jarre). Fakat Cemil, aslında ‘plan içinde başka bir plan’ yapmış. Kasa açıldıktan sonra Orhan’a üç kurşun sıkıyor. Bekçi’yi de öldürünce suç artık kahramanımızın üzerinde kalır.
‘Cast a Giant Shadow’daki (1966) ‘The Garden at Abu Gosh’ (Elmer Bernstein). Neyse ki Orhan’ın yaraları ağır değil. Yaşıyor. Ama belleğini yitirdiği için ‘hiçbir şey, hatta karısını ve çocuğunu bile hatırlayamayacak durumda’. Doktor Zeki Sezer’in dediğine göre ‘istirahata ihtiyacı varmış’. İşin daha acısı bu süre içinde oğlu ölüyor.
Komiser Nubar Terziyan ‘amnezi’ durumu için ilginç bir çözüm bulur; “O’nu hücreden alıp koğuşa getirin. Belki mahkûmlarla temas ettikçe hafızası yerine gelir. Belki bir şok…”
Dört ranzada sekiz kişi. Köşede testi ile su. Duvarda iki saz. Beli kuşaklı, eli tespihli, başı kasketli ‘koğuş ağası’ Kasap Hamza-Necip Tekçe dolanıp duruyor. Ağızlıklı sigarasını tüttürmediği an yok. Nasıl olduysa pabuçlarının arkasına basılı değil.
Çete ise dışarıda kendi âlemine dalmış.
“When you are ready to go//Just leave me blue tango” (1951/52) (Leroy Anderson / Mitchell Parish). Cemil, sevgilisini kollarının arasına almış ‘Blue Tango’ ile dans ediyordu.
‘Thunderball’ (1965) (John Barry). Sansar, gece kulüplerinde içki ve kadınlarla beraber.
‘Fausto Papetti’nin ‘I Remember N.2’ albümündeki (1965) ‘Summertime’ (1935) (George Gershwin). Selim, her zamanki gibi poker masasında.
‘Kafalı’ ise büyük bir değişim yaşıyor. ‘Belkıs’ın evindeki kızlardan biri ile beraber olmuş’. Bir ince davranış, en önemli kararını vermesine neden olacaktır. Nuran Aksoy, Kazım’ın fark etmeden yere düşürdüğü cüzdanı geri verir.
Kafalı; “Neden yaptın bunu? Bu cüzdandaki parayı kazanabilmen için kaç müşteri ile yatman gerekir biliyor musun?”
Nuran; “Biliyorum, iyi yolla kazanmıyorum. Etimi satıyorum ama hiç değilse başkasının hakkına el uzatmıyorum.”
Kafalı; “Bana iyi bir ders verdin. Seni bırakmam artık. Etini satmayacaksın bundan sonra.”
Evlenip, Şişli’de bir daire tutarlar. Üstelik yakında bebekleri olacak.
‘The Night of the Generals’daki (1967) ‘Drive Around Paris’ (Maurice Jarre). 25 Ekim, Çarşamba günkü Milliyet Gazetesi’nde Orhan’ın ölmediğini okuyan Cemil, bir girişimde daha bulunur. Koğuş Ağası Hamza tanıdığı biriymiş. Biraz para koklatıp kahramanımızı ‘temizlemesini ister’. Ama bilmeden yararı dokunuyor. Çıkan kavgada ‘hafızası yerine gelir’ Orhan’ın. Nubar Terziyan’ın Talat Gözbak’a söylediği ‘şok’ bu olmalı. (Hamza’nın kafasını var gücüyle ranzaya 5 kez vurunca bu defa Koğuş Ağası bilincini yitirecek diye korktuk).
‘Cast a Giant Shadow’daki (1966) ‘The Garden at Abu Gosh’ (Elmer Bernstein). Her şeyi anımsayan delikanlının artık tek düşüncesi kaçmak.
‘The V.I.P.s’deki (1963) ‘The Bracelet’ (Miklós Rózsa). Bu arada ‘eski, kötü günlerinden nasıl kurtulduğunu’ anlatıyor bize. Filiz’i tanıdıktan sonra ‘iyi ve namuslu bir insan olmanın hasreti, şifa bulmaz bir hastalık gibi sarmış içini’. O’na layık olmaya yemin etmiş. Hayatını, alnının yeriyle kazanacağı bir iş kurmuş.
‘The V.I.P.s’deki (1963) ‘Adorable Invitation’ (Miklós Rózsa). İşine dört elle sarıldığı kısımda senaryonun bir hatası var. Yavrularının dünyaya gelme günü iyice yaklaşmış; “Ben ‘ismi Hasan olsun’ derken, annesi ‘hayır Mehmet olsun’ diyordu. Ve Ali olmasında anlaştık.” Oysa çocuğun adı ‘Ömer’.
‘The Bible: In the Beginning…’ (1966) ‘40 Days and 40 Nights’ (Toshiro Mayuzumi). Bir gün Gardiyan Kemal-Bilal İnci’yi bayıltıp hapishaneden firar eder. Yolu bir kasabadan geçiyor. (Peşindeki sivil polis rolündeki Hasan Taşdelenler filmin bir sürprizi.) İstanbul’a geldikten sonra artık ‘av’ değil ‘avcı’ olur.
Şef, ‘işçi paraları soygunu’ için ‘son’ demişti ama bir tane daha varmış.
‘Thunderball’daki (1965) ‘Death of Fiona’ (John Barry). Selim yine kumar masasındayken ‘Barınak’tan gelen telefon başka bir heyecanın habercisi. Bu kez Sadun Bey’in köşkü soyulacak. Kasada milyonlar değerinde mücevher varmış. Henüz bilmiyorlar ama bu, gerçekten ‘son işleri’.
Üstelik ‘eski ortakları’ peşlerinde. Orhan düşmanlarını gazinolarda arıyor.
‘Topkapi’daki (1964) ‘Master Thief’ (Manos Hadjidakis). Önce ‘Suat S Club’deki göbek dansı.
Sonra Thunderball’u (1965) Don Black’in sözleriyle ve Tom Jones’un sesinden dinlediğimiz bar/kumarhane.
Ve ‘Azize’ ile göbek atan dansözlü ‘Lokal’ (Hasan Taşdelenler de orada). Nihayet Kafalı’yı içki içerken bulur ve çetenin planladığı soyguna engel olur. Nubar Terziyan da Cemil’in bileklerine kelepçeyi takıyor. Çoktandır arzuladığı şeydi bu.
“It’s Gotta Be A World’s Record” (Jerry Goldsmith). Filiz’i kaçırmaya kalkan Cemil’i 16 yumrukla pataklanması ‘Our Man Flint’deki (1966) melodi ile.
Fakat bir kurşun Kazım’a isabet etmiş. Ağır yaralı. ‘Sevgiyi tattığı, babalığın ne olduğunu anlamaya başladığı sırada’ olacak şey mi bu. Tam da ‘namuslu olmaya karar vermişken’. Ölmeden önce karısıyla çocuğunu Orhan’a (ve Filiz’e) emanet eder.
Geride kalanların Baltalimanı Kemik Hastanesi’nden çıkışları filmin en etkili kısmı.


‘The Night of the Generals’daki (1967) ‘On the Bridge’ (Maurice Jarre). Hapisten kaçtıktan sonra bir kasabaya gelmiş. Onca sorunu varken burada yaşlı Hakkı Haktan’a, odun taşıması için yardım ediyor. Böyle bir şeyi ancak ‘The Fugitive/Kaçak’taki Dr. Richard Kimble yapabilirdi. Beraber oldukları dört dakikanın senaryoya katkısını anlayamadık.
Orhan; “Siz buranın eskilerindensiniz galiba.”
Hakkı; “Öyle evlat öyle. Burada herkes tarafından sevilen bir aileydik. Bir kızım ve karım vardı. Kızım bir gençle sevişiyormuş. Bunu oğlanın, kızı benden istemesinden sonra öğrendim. Vermedim kızımı.”
Orhan; “Neden vermedin?”
Hakkı; “Fakir bir marangozdu. İstedim ki daha iyi bir kısmeti çıkar.”
Orhan; “Sonra ne oldu?”
Hakkı; “Oğlana kızı vermem için her taraftan ricaya geldiler. Fakat inadım tutmuştu bir kere.”
Orhan; “Gene de vermedin mi?”
Hakkı; “Kız, O’ndan gebeymiş. İntihar etti (‘intihar girişiminde bulundu’ diyecekti) ikisi de. Oğlan öldü, kızım mucize kabilinden kurtuldu. Ama karnındaki yavrusu ölmüştü. Kaçtı kızım buralardan. İstanbul’da kötü yollarda olduğunu öğrendim. Dayanamadı anası, O da kahrından öldü. Ne bilirdim sonunun böyle olacağını. İşte kızımın resmi.”
Orhan; “Kızını bulacağım, Baba. Karış karış arayacağım İstanbul’u kızını bulmak için.”
Ama sonrasında sözünü hatırlamıyor bile. Bir ara bu talihsiz kız, Nuran mı acaba diye düşündük.
(Yazan: Murat Çelenligil)

Künye

Yönetmen Orhan Aykanat
Senaryo
Yapımcı Orhan Aykanat
Görüntü Yönetmeni Fevzi Eryılmaz
Tür Dram
Ülke Türkiye
Etiketler TAMİRCİ, AMELİYAT, PARA, SOYUGUN, SUÇ, Daha Fazlası

Firmalar

Aykanat Film (Yapım)

Son Yorumlar (2)

benimsinema avatar benimsinema 19 Aralık 2016 00:30:21

7

Ilk önce sunu söyleyim. Figen sayi baska bir sanatci seslendiriyor.
Ve gardiyan rolündeki de bilal incidir.
Izzet figen mutlu ve ogullari vardir. Fakat izzetin gecmisi biraz karisiktir. Oglu hastalninca para icin yine kasa soymaya karar verir. Ama ar kadalari soygun aninda izzeti vurur. Izzet intikam pesine düsmüstür artik. Kisa ve ikinci sinif olmasina rahmen kadrosu iyidir.

mkurtsen avatar mkurtsen 26 Kasım 2012 23:52:25

9

Yönetmenin biyografisine baktım.. Konsetvatuvar bitirmiş. Ama Flüt Bölümü. Filmografisine baktım. Hepsi sıradan, devrinin küçük bütçeli filmleri. Az parayla iyi film yapılamaz mı? Yapılır örnekleri çok. Demekki yönetmenlikte yeteneği sınırlı, yaratı cılığı yok. 1965-1973 arası sekiz yılda, sekiz film yapabilmiş Sonrası yok..İsabet olmuş.
.

Yandex.Metrica