Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Hıçkırık

Hıçkırık

9,08

(41 kişi yorum yaptı)

2012-07-31 16:31:59 1 Ocak 1970 1 Saat 35 Dk Duygusal Dram Duygusal, Dram

Yönetmen: Orhan Aksoy Orhan Aksoy

Ülke: türkiye

Oyuncular: Kemal Ergüvenç, Birsen Kaplangı, Toron Karacaoğlu, Nursan Alçam, Fadıl Garan, Pekcan Koşar, Reyhan Tuğsavul, Nazif Kündem, Hayri Esen, Haydar Karaer Devamını Gör...

Konusu : ‘Saba Makamında Ney Taksimi’. Filmin uzun sahnelerinden biri (3 dakika 15 saniye). Kudsi Dede odanın bir köşesinde ney üflüyor. Nalân ölüm döşeğinde. Kızına, 18 yaşına geldiğinde verilmek üzere yazdıkları. “Yavrum, bu mektup eline geçtiği zaman annenin kemikleri çoktan çürümüş olacaktır. Seni çok seven, senin üstüne titreyen bir hasta kadın sana hasret ölürken (bu) satırları ağlaya ağlaya yazıyor... Ben çok talihsiz bir kadınım yavrum. Gönlümün arzularından ziyade bağlı olduğum hüküm ve nizamların çerçevesinde yaşadım. Saadet ve refah içinde kan ağladım, kan tükürdüm. Fakat sen bana benzeme Handan. Ellere değil gönlüne tabi ol. İyi düşün, sevdiğin istediğin adama var... Bu adam uzun boylu, güzel bir deniz subayı olursa ruhum sükûna erecektir.” Aynı adlı romanın (1936) (Kerime Nadir) (20. basım-1971) (İnkılâp ve AKA Kitabevleri) ikinci ve renkli çevrimi. ‘Menekşelendi Sular’ (Sadettin Kaynak); “Ne bülbül gülü sevdi seni sevdiğim kadar//Ne böyle seven gönül ne de senden güzel var.” Yıllar öncesi Yalova (kitapta Sivas, 1953’teki ilk çevrimde Adapazarı). Nihavent giriş sazı eşliğinde Kenan’ı dinliyoruz; “Çocukluğumuz! Ömrümüzün en güzel çağı. Nasıl da bir su gibi akar gider anlayamayız. Ve sonra yıllar yılı özlemini çekeriz o günlerin. Benim çocukluğum da pırıl pırıldı. Bu saltanatın (Hayri Esen üçüncü ‘a’yı biraz fazla vurgulamış) ömür boyu sürüp gideceğini sanıyordum. Bir gün, güneşli ümit dolu bir bahar sabahı, yüreğime ilk acı darbe indi. Elveda çocukluğum, elveda.” Komşularından bir hanımın Yasin-i Şerif okuduğu gece annesi ölmüş. Kenan yedi yaşında ve ‘yalnızlık hissediyor’. Tüccar babası Susam(i)zade Safi Bey ‘her geçen gün bir parça daha uzaklaşmakta’. Durum, ilk ‘Hıçkırık’ta çok çarpıcı bir şekilde anlatılmış; “Babam eski babam değildi artık… Aramızda, ikimizin de anahtarına sahip olmadığımız kalın bir kapı vardı sanki.” Günler sonra ‘yepyeni bir felaketin habercisi ile karşılaşır’. Babası ‘düşünmüş taşınmış evlenmeye karar vermiş’; “Senin şefkate, bakıma ihtiyacın var. Benim de.” ‘Şefkat ve bakım’ şöyle dursun “Çok geçmeden azarlamalar, hatta dayaklar baş gösterdi (sf. 18)”. Üvey anne (romanda ‘Leyla’) çocuğu hiç sevmemiş. “Bakımsız, asi, oldukça da çelimsiz. Adam etmek için bir hayli uğraşmak lazım” diyor. Çok geçmeden tavan arasındaki odaya attırır. Asıl önemlisi baba bunlara ses çıkarmıyor. Nedeni ‘kısa zaman sonra bir resim sayesinde’ anlaşılır. Meğer Safi Bey de üveymiş. Dövülüp evden kovulduğu yağmurlu gecede karşılaştığı öğretmeni Hüseyin Kutman, Müfettiş Muhip Azmi Bey’e anlatıyor; “Babası Ziya Bey subaydı (Yüzbaşı). Bir av kazasında (romanda ‘Yemen’de) öldü. Kenan o zaman 4 aylıktı. Kadının kimsesi yoktu. Safi Bey talip olunca evlenmek mecburiyetinde kaldı… Aslında pek fena insan sayılmaz. Öyle sanıyorum ki yeni evlendiği kadın O’nu avcunun içine almış. Bütün mesele bu.” Çocuğun perişan halini gören Azmi Bey kararını verir; “Benim oğlum olmak, İstanbul’a gitmek ister misin Kenan?” Aile de razı olunca sorun kalmaz. Sonrasında vapurla (ilk çevrimde ‘tren’) ver elini İstanbul. Azmi Bey’in bir kızı var; Nalân. O da annesiz büyümüş. Her zaman bir kardeşi olsun istermiş. Kenan’dan 4-5 yaş büyük ama bu konu filmde yok. ‘Nihavent Longa’ (Kemani Kevser Hanım). Çamlıca’daki köşke (çekimler Beylerbeyi, Kalkavanlar villasında) gelişleri bu neşeli eserle. Nalân ‘kardeşini’ hemen benimsiyor. “Seni çok seveceğim. Kimsesizliğini unutacaksın yanımda.” Kenan da O’nu ‘sevmiş bile’. “Dil seni sevmeyeni sevmekte lezzet mi olur//Olsa da öyle muhabbette hakikat mı olur.” (Civan Ağa / Mehmet Sadi Bey). El ele ve bu güzel notalarla Kudsi Dede’ye gidiyorlar. ‘Nihavent Makamında Ney Taksimi’. Yaşlı adam ney çalıyor Onlara. Kenan; “Eskiden beri hep bir kemanım olmasını isterdim.” Nalân; “Bende var. Sana veririm onu. O evde olan her şeyde benim olduğu kadar senin de hakkın var. Bunu asla unutmamalısın Kenan.” (İlk çevrim ve romandan farklı olarak Onları herhangi bir müzik aleti ile göremeyeceğiz). Kırda, salıncakta, her yerde beraber. ‘Bülbül Yuvası’ (Metin Bükey). Yıllar geçmiş iki güzel genç olmuşlar. Yine salıncaktalar. [Hülya Koçyiğit bu sahnedeki elbiseyi ‘Kadın İsterse’de (1965) Piyer’le yemek yerken giyiyordu]. Kenan (romanda ‘Kuleli’, ilk çevrimde ‘Hariciye’) Denizcilik okulunda. Genç kızı ne denli sevdiği belli. Bir türlü itiraf edemiyor bunu. Söyleyebildiği sadece “Evleneceksin ve bizi terk edeceksin. O zaman kendimi annemin öldüğü gün kadar yalnız hissedeceğim” gibi şeyler. Ayrılık ‘er geç mukadder’. “Günün birinde evlenmeye karar verirsem bu kararı ilk öğrenecek insan sen olacaksın” demişti Nalân. Can sıkıcı bir diğer konu da bitip tükenmeyen öksürükleri. ‘Goldfinger’ (1964) için yapılan ‘Teasing the Korean’ (John Barry). Yatağa düştüğü gün gelen Dr. İlhami “Belki de fazla hassasiyet” demişti ancak ertesi gün rahatsızlığın ‘zatülcenp’ olduğu anlaşılır. ‘Durumun vahameti’ kan tükürmeler başlayınca ortaya çıkıyor. Doktor her gün köşkte. 30 yaşlarında, uzun boylu, kumral bir erkek. “Nalân’a bir hastadan daha fazla itina ediyor ve alaka gösteriyordu.” Bu durum Kenan’ı ‘korkutmaya başlamış’. Yanılmadığını kısa sürede anlıyor. ‘Hüseyni Makamında Ut Taksimi’. Güneşli bir gün evlenme teklif eder Doktor. Hastası henüz tamamen iyileşmiş değil. Bu nedenle ‘hem manasız hem de zamansız’. Yine de ısrarcı. Genç kız isteksiz gibiydi ama ‘İlhami’nin anne ve babası resmen istemeye geldiklerinde evlenmeye karar verir’. ‘Zorba’daki (1964) ‘Life Goes On’ (Mikis Theodorakis). “Nihayet korktuğum başıma geldi” diyor Kenan. Düğünde, kahramanımız hariç herkes mutlu. “Hayatımda bundan daha acı bir gecenin geçeceğini sanmıyorum.” ‘Goldfinger’daki (1964) ‘Gassing the Gangsters’ (John Barry). Yeni evlilerin gidişi bu melodi ve Ediz Hun’a ait ‘06 DH 238’ plakalı ‘Chevrolet-Corvair 700’ ile. (66 model arabanın plakası sonradan, sanatçının ad ve soyadına uygun olarak ‘34 EH 029’ olacaktır). Bir kızları olur; Handan. Kenan ile Nalân arasındaki uçurum iyice derinleşmiş. “İçimde gizli gizli yaşayan ümitlerin hepsi ölmüştü artık. Evliydi, mesuttu ve bir çocuğu vardı.” Delikanlı ‘aşkını bir karasevda gibi ölünceye kadar çekmeye ve herkesten gizlemeye mecbur’. Bütün gücünü derslere vermiş gece gündüz durmadan çalışıyor. Çok defa hafta tatillerinde bile okulda. “Issız bahçede düşüncelerimle baş başa dolaşıyordum.” Nalân’ın kocası ve çocuğuyla kurduğu ‘yeni ve mesut dünyasına gölge düşürmek istemiyormuş’. O günlerdeki bir olay sönmeye yüz tutmuş alevi tekrar canlandırır. İlhami ihtisas için Amerika’ya (roman ve ilk çevrimde sıhhiye müfettişi olarak Anadolu’ya) gitmiş. Bu nedenle Nalân ve Handan köşkte kalacaklarmış. Yakınlaşmamaları öyle zor ki. ‘Bir arkadaşının nişanı (kitapta ‘piyano hocası Madam Janet’in kızının nişanı’; İlk çevrimde ‘Fransızca hocasının kızının düğünü’) varmış. Delikanlının ‘kavalye olmasını istiyor’. ‘Melancolie’ (1964/65) (Conny Fuchsberger / Mario Cenci) ile [1953’te ‘Emperor Waltz Op. 437’ (‘Kaizer-Walzer’) (1889) (Johann Strauss II)] dans ediyorlar. Yorulmuş ancak ‘hiç olmazsa bu akşam hastalığını unutabilse’. Sevdiğinin kollarında bayılır. Ağzından ilk kan gelişi o gece. Sonrasında günlerce kan tükürür. Nalân öleceğini anlamış. ‘Giderken arkasında hiçbir üzüntü bırakmak istemiyor’. Hayata yeni atılacak delikanlı ile ölümün kapısında duran hasta bir kadın arasındaki uçurumu görmüş. “Beni unut. Seni mesut edecek insanı ara yalvarırım. Bu ümitsiz aşkı kalbinden silip atmanı istiyorum” deyip duruyor. Fausto Papetti’nin ‘5a Raccolta’ albümündeki (1964) ‘Notturno’ (Fallabrino). Kenan, bu ısrar karşısında alınganlık gösterip pavyona gider. (İlk çevrimde yanında arkadaşı Fazıl ile Macide ve Sacide adlı iki dul kardeş vardı). Eve sarhoş dönünce en olmayacak şeyi yapıyor. Nalân’a sahip olmaya kalkar; “Çocukluğumdan beri seni sevdim. Taptım sana. Mükâfatı ne oldu? Gözyaşı ve ıstırap... Bu gece benim olacaksın.” Elde ettiği tek şey yüzünde patlayan tokat olur. ‘From Russia With Love’daki (1963) ‘James Bond With Bongos’ (1.50-2.20 dakikalar arası) (John Barry). “O gece bir mücrim gibi eşyalarımı toplayıp evden kaçtım... Okula nasıl geldiğimi bilmiyorum. Tam 3 hafta eve gitmedim. Cesaretim yoktu. Hâlbuki O’nun ayaklarına kapanarak beni affetmesi için yalvarmak arzusuyla kıvranıyordum.” Nalân’ın mektubu bu fırsatı verir. “Evimize gelebilirsin. Çünkü o senin de evin. Orada 15 günden beri mütemadiyen kan tüküren ve senin yolunu bekleyen bir kadın var.” ‘Temmuz ayının ilk haftasında’ imtihanlar biter. Kenan artık deniz subayı olarak donanmaya katılacak. (İlk çevrimde Roma Elçiliği’ne, kitapta D.R. kasabasına 8. Bölük Komutanı olarak tayin edilir). ‘From Russia With Love’daki (1963) ‘Gypsy Camp’ (John Barry). Delikanlının odasındaki son gece. ‘Vedalaşmak ölüm kadar acı’. Yüz yüze yapamadığını satırlarına dökerken Nalân gelir. Beraber olacakları ‘sadece birkaç saatleri var’. ‘Dil Seni Sevmeyeni Sevmede Lezzet mi Olur’ (Civan Ağa / Mehmet Sâdi Bey). Nihavent giriş sazı. Salacak kıyılarında dolaşıyorlar. İlhami de yakında dönecekmiş. “Sakın mektuplarında bana karşı olan hislerinden bahsedeyim deme. Belki ele geçer” diyor Nalân. Herkesin okuyabileceği kardeş mektupları olmalıymış. ‘Rast Methal’ (Refik Fersan). Köşkten gidiş iç parçalayan ezgi ile. “Beni büyütüp bu yaşa getiren insanlardan ayrılmak çok acıydı. Ama en acısı Nalân’dan ayrılmaktı.” İskenderun. Gündüz görevle, gece Nalân’a yazmakla geçen zaman. “Hislerimin bir nebzesini bile anlatmayan, hasretimin susuzluğunu maskeleyen kardeşçe yazılmış sahte mektuplardı bunlar.” Bir kez, yalnızca bir kez ‘kaideleri çiğneyip içindeki aşkı, hasreti, O’nsuz yaşamanın ıstırabını bütün açıklığı ile kâğıda döker’. Neler yok ki; Ayrılık, bir rüzgâr gibi, küçük alevleri söndürür büyükleri daha çok alevlendirirmiş; Çılgınlar gibi seviyormuş; Tüm güzellikleri beraber görmüş, beraber hissetmişler; Her şeyde Nalân’ı arıyor, anımsıyormuş; En büyük arzusu bir gün buralarda beraber olmakmış; Eskiden nefret ettiği içkiyi şimdi ara sıra içiyormuş ve bunun nedenini ancak O anlayabilirmiş. Ama yazdıklarını masanın üzerinde unutunca emir eri Mehmet (kitapta ‘Rıdvan’) postaya veriyor. Mektubun ulaştığı gün, sakınılan göz misali, İlhami’nin de yardımseverliği tutar. Karısına, yorulmasın diye, kendisi okuyacakmış. İlginç bir şekilde o ana dek Kenan’ın gerçek kardeş olmadığı söylenmemiş kendisine. Sonrası çok zor. “Birbirinize anormal derecedeki düşkünlüğünüzün sebebini şimdi çok daha iyi anladım” diyor. Beklenen soru gelir ardından; “Şimdi bana cevap ver, Handan’ın babası kim?” Çocuğu alıp girmesine kimse engel olamaz. Kudsi Dede’nin (roman ve ilk filmde Dr. Arif’in) delikanlıya çektiği telgraf; “Ölüyorum… Çabuk gel! Nalân.” İki çevrimdeki Kenan ölümden birkaç dakika önce (ama romandaki, yolculuk 16 gün sürdüğü için ‘bir gün sonra’) yetişebiliyor. Son saniyeler seyirci için daha da zor. Birbirinin kollarında (biri ölü) iki sevgili. Emel Sayın’ın sesinden ‘Makber’ (Mehmet Baha Pars / Abdülhak Hamit Tarhan). Bu kadarı yetmemiş gibi fonda bir başka ses; “Ömür boyu birbirlerini sevdiler//Ölümsüz aşklarını kalplerine gömdüler//Ayrıldılar, ağladılar, azap çekip hıçkırdılar//Onlar bir an bile sevgilerini söyleyemediler//Nihayet acı son geldi//Bir ömür böyle sona erdi//Ölüm, bu seven kalbe son emrini verdi//Ağladılar, hıçkırdılar//Ölümden önce de olsa aşklarını haykırdılar.” “Hıçkırık… Hayatımın bir tek kelimelik ifadesi (sf.13).” Kitaptaki Kenan sevdiğinin ardından Cihan Harbi’ne katılır. Ayrıca “İstiklal Zaferi’nden sonra, 6 Ekim 1923’te İstanbul’a giren Türk Ordusu’nun içinde”ymiş (sf. 161). Handan ile evlenir. İlhami, Çanakkale’de şehit düşmüş. ‘Goldfinger’daki (1964) “Alpine Drive-Auric’s Factory” ve ardından ‘Death of Goldfinger’ (John Barry). Delikanlı, sevdiğinin kanlı ağzını öpüyor. Nalân; “Kenan, çılgınlık bu!” Kenan; “Senin hasta kanın benim güneşimdir. Bana o kan hayat verecek.” Nalân; “Hayır, hayır! Bunu yapmamalıydın. Bu fenalığı yapmamalıydın Kenan. Hiç kendine acımıyor musun? Niçin temiz ağzını hasta kanımla bulaştırdın, niçin?” Kanal 7’deki gösterimde, dans ve pek çok sahne gibi bu da kesilmiş. (Yazan: Murat Çelenligil)



performer

29 Aralık 2019 21:46

siyah beyaz dönemde çekilmiş renkli bir film... erman film epey para harcamış bu filme belli... orhan aksoy bu türün en iyi filmini çekmiş.

Cevap Yaz

KartalTibetTutkunu

3 Ağustos 2019 03:53

Ünlü yazar Kerime NADİR'in Roman Edebiyatı'da eser Türk sinemasna uyarlama güzelde bir melodram film klasiği olduğu açık. Ve de usturuplu oyun farkındalığı ile yeşilçam'ın kraliçesi Hülya KOÇYİĞİT bu filmde de dominat. Kartal TİBET'in henüz 2. sinema film olması Ediz HUN'un stadart oyunu Hülya KOÇYİĞİT'e, karşın jöndam olarak onları, bir adım geri plan da kalmışlık izlenimini vermekte olduğu yadsınmaz bir gerçek de.

Cevap Yaz

burcusara

20 Mart 2019 01:17

Herhalde bir filmde esas kız Kartal Tibeti değil de Ediz Hunu seçmis olsa keşke diyeceğim tek filmdir :) Beğenerek izledim, oyuncuların hepsini sevdiğim için de olabilir bu. Keşke Nalan duygularını önceden ifade edebilseydi. Hem ona, hem Kenan'a hemde Îlhami ye yazık oldu bence. (Bu filmde Îlhamiyi düşünen tek bem mi varım acaba? Ama napayım, ben bir Kartal Tibet hayranıyım :D )

Cevap Yaz

TubaArtan

20 Ağustos 2017 02:31

Rivayet o dur ki; Hülya ablamız ve Ediz abimiz her ne kadar etkileşim "Tehlikeli Adımlar" da başladıysa da bu filmde birbirlerine aşık olduklarına emin olup nişanlanmaya karar vermişler.

Cevap Yaz

Kleberson

22 Ocak 2016 15:40

gecen oynuyordu yine bu film karsima cikti kanallari degistirirken bir baktim bu film ediz hun ve kartal tibet yan yana ikiside baya genc bu filmde dedigim gibi pek tarzim degil bu filmler hareketli filmler Daha ilgimi cekiyor benim ama yinede izlenir bu film bence

Cevap Yaz

Kleberson

18 Haziran 2015 00:11

pek tarzim degil bu film ama izlenir

Cevap Yaz

mrs.hsn

8 Ağustos 2014 14:34

Kerime Nadir'in romanından uyarlanan enfes bir film. Hülya Koçyiğit henüz 18 yaşında bu film çekildiğinde. Ediz Hun ve Kartal Tibet'in oyunculukda ki toyluk dönemleri. Ama her şeyi ile güzel bir film.

Cevap Yaz

erhaab

16 Mayıs 2014 15:52

künyede siyah-beyaz yazıyor ama dün gece show tv de renkli oynadı bu film. sanırım halıcı kız'dan sonra ara verilen renkli film çekme süresini ilk dolduran filmlerden. hatta ediz hun'un ve kartal tibet'in tiplerini görünce özellikle baktım hangi yıl diye. bu arada ediz ve kartal üstadlar için vasat bir performans olmuş. oyunculuklarının ilk yılları sayılır, normal görüyorum.

Cevap Yaz

arslanik

20 Ocak 2014 17:31

Ediz Hun'un belki de en vasat performansını yansıtmış olduğu film.Buna rağmen harika bir film.

Cevap Yaz

beyzacetin

13 Mart 2013 16:37

her ne kadar Ediz Hun un abartılı oyunculugu (bu filmde) beni rahatsız etse de cocuklugumdan beri defalarca izledigim ve cok sevdigim bir filmdir. Çünkü böyle acı hikayelere bayılıyorum :)

Cevap Yaz
Yandex.Metrica