Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Kaderim Ağlamak Mı

Kaderim Ağlamak Mı

7,57

(2 kişi yorum yaptı)

2012-07-31 16:31:59 1 Ocak 1970 1 Saat 23 Dk Dram Dram
IMDb puanı: 0

Yönetmen: Semih Evin Semih Evin

Ülke: türkiye

Oyuncular: Mualla Sürer, Reha Yurdakul, Özdemir Han, Suzan Avcı, Selda Alkor, Ediz Hun, Handan Kadıoğlu, Sadettin Erbil, Sabahat Işık, Haluk Orçun Devamını Gör...

Konusu : ‘Autumn Leaves’ (1945) (Joseph Kosma / Jacques Prévert-Johnny Mercer) ve ‘The Bible: In the Beginning...’deki (1966) ‘Creation of Adam’ (Toshiro Mayuzumi) ardından ‘Arabesque’deki (1966) ‘The Zoo Chase’ (Henry Mancini) ve ‘Our Man Flint’teki (1966) ‘End Titles’ (Jerry Goldsmith). Pırıl pırıl güneş ve 4 melodili sahne. Selma ile saat ikide buluşmak üzere işaretleşmiş, mahalle kahvesinde vakit geçiriyor. Bedri’nin gelişi bu güzelliği yok eder. Bedri; “Ne arıyorsun sen buralarda?” Ekrem; “...” Bedri; “Sana sordum züppe, ne arıyorsun buralarda?” Ekrem; “Bir şey aradığım yok. Görüyorsun çay içtim.” Bedri; “Geçsene bir kalem! Yer miyim bu numaraları ben?” Ekrem; “Rica ederim bu şekilde konuşmayın.” Bedri; “Vay züppem vay! Şeklini beğenmedinse terzi değiştir. O gece doktor numarasını yedim mi ben? Sana ihtar etmiştim. Görüyorum sallamadın beni. Ama Çağanoz Bedri’nin kim olduğunu öğreteceğim sana.” Jenerikte ‘Les Feuilles Mortes’ (1945) (Joseph Kosma). 60’lardaki İstanbul ve aşk dolu ilkbahar. ‘Bitmesini istemedikleri bir mucizeyi yaşayan gençler’. Her şey o kadar güzel. Rüyada zannediyor kendini Selma. Biraz da korkuyor. Bitecek, hakikat korkunç bir kâbus gibi çöküverecek sanki. “Ne olur bitmesin, sonu gelmesin bu mucizenin. Beni sevmeni, daima sevmeni istiyorum.” Delikanlı da söylemeye doyamıyor zaten.”Seni seviyorum, daima seveceğim.” Öpmek isteyince genç kız kaçacak gibi olur. Darıltacak bir şey yaptı diye tedirgindi Ekrem. Selma; “Yo hayır, dargınlık değil.” Ekrem; “Ne oldu öyleyse?” Selma; “Şey, utanç! İlk busenin utancı (‘mahcubiyeti’ dese daha mı uygun olurdu).” Delikanlı bir avukat. Ama kendisini hep müzik kitapları ile göreceğiz. Anadolu’nun, ismini öğrenemeyeceğimiz bir yerinden gelmiş. Hali vakti yerinde. Hayriye adlı hizmetçisi bile var. ‘Senelerdir Beyoğlu âlemlerinin yıldızı ol. Gömlek değiştirir gibi kadın değiştir. Sonra şıp diye evlenmeye kalk’. Arkadaşı Doktor Tarık şaşırmış; “Olmaz böyle şey. Alıştığın tatlı hayatı terk edemezsin. Sen terk etmek istesen bile o hayat seni terk etmez.” Oysa Ekrem kendisini ‘bu düzensiz hayattan kurtaracak hatun kişiyi bulmuş bile’. Yalnız (Tarık’ın deyişi ile) ‘daha önce halli icap eden bir mesail-i mühim-i amîka var’; İki yıllık sevgilisi Gönül. Bu ilişkiyi bitirmesi lazım. Kahramanımız sorunu küçümsüyor. ‘Basit’ bir plan hazırlamış. Babasının hasta olduğunu söyleyip İstanbul’dan uzaklaşacak. Ekrem; “Bir müddet Gönül beni görmeyince yeni birini bulur. Mesele de kendiliğinden kapanır gider.” Tarık; “Oldu da bitti maşallah! Bu ne zekâ yahu. Benim bildiğim Gönül, ada sakızından daha yapışkandır. Kolay kolay kurtaramazsın paçayı.” ‘The Bible: In the Beginning…’deki (1966) ‘Cain and Abel’ (Toshiro Mayuzumi). Öyle de olur. Ekrem’in evinde ‘rakibinin’ resmini gören Gönül’ün bakışları, olacak kötü şeylerin habercisi. Bu sancılı sürecin tüm sıkıntısını Selma çekecektir. Genç kız, ‘Ölüm Saati’nden (1967) anımsadığımız yoksul mahallede yaşıyor. Parke taşlı bir sokak. Kurtuluş’taki 24 numaralı ahşap evin dili olsa da anlatsa. ‘Neler yaşadı, neler gördü’. Kalp hastası anne Sabahat Işık “Dedelerimden kalmadır bu ev. Burda doğduk burda yetiştik. Biraderle beraber otururduk. Bizim efendi de birader de göçtüler gittiler. Biraderin bir oğlu, benim bir kızım var” demişti. ‘Biraderin oğlu’ Bedri için söylediklerinin doğru olduğunu kısa sürede anlayacağız; “Allah O’nun boyunu devirsin. İçkiden başka hiçbir şey bilmez. Sözüm meclisten dışarı itin biridir.” Üstelik Selma’yı elde etmekten başka bir şey düşündüğü yok. Her yerde nişanlı olduklarını söylüyormuş. Genç kız “Dünyada erkek kalmasa gene sana varmam” deyince iyice azar; “Seni alacağım, hem de kafana vura vura.” Nezaketi her halinden belli. Marcello Minerbi’nin gitarı ile ‘Manuel Benitez El Cordobes’ (1965/66) (Gérard Bourgeois / Jean Max Riviére). Tarık, ‘yorucu bir vaka’ sonrası, ‘pınara koşar gibi’ kendisini Gülgün Erdem’in kollarına atmışken Ekrem gelir. Daha doğrusu ‘destursuz bağa girer’. Selma’nın annesi kriz geçiriyormuş, oraya gitmeleri gerekmiş. Yaşlı kadının tedavisi sırasında Bedri ‘arzı endam eder’. Meyhanede ‘zıkkımlanmış’, tam formunda. Selma’nın ‘kriz, doktor’ açıklamasını dinleyecek hali yok; “Bırak gırgırı! Bu ağızları yer miyim ben? Bu züppeleri eve alın, sonra da ‘doktor’ deyin! Kıyak numara be.” ‘Arabesque’deki (1966) ‘The Zoo Chase’ (Henry Mancini). ‘Züppeleri’ yolcu edişi “Hadi yürüyün de boyunuzu göreyim… Yolu bilmiyorsanız ben göstereyim” inceliği ile. Ekrem’in genç kıza olan ilgisini anlamış ‘bir daha oralarda görürse iki bıçakta bağırsaklarını dökermiş’. Tarık hastasına “Size tavsiye edebileceğim en iyi ilaç sükûnettir. Sinirlenmemeye çalışın. Şiddetli bir hareket hayatınıza mal olabilir” demişti. Haklı olduğunu ‘hayırsız yeğenin’ Selma’yı 12 tokatla dövdüğü gece anlayacağız. Yaşlı kadın üzüntüden yaşamını yitirir. Ertesi gün Ekrem odasında ‘Küçük Batı Müziği Ansiklopedisi’ni (1966-Okyanus Yayınları) (Faruk Yener) inceliyor. ‘Eve hapsedilen’ Selma bir arkadaşını göndermiş. Bedri’nin meyhaneye gittiği saatlerde bahçeye gelirse buluşup konuşabilirlermiş. Delikanlı hemen oradan ayrılmasını istiyordu. Ama Selma ancak öbür gün gelebilirmiş; “Yarın akşam annem için hatim duası okunacak. Onu beklemeden seninle gelirsem mahalleli ne demez arkamdan. Karın için kötü konuşmalarını ister misin?” Keşke bunu Ekrem’in evinde yapsalardı. Başına öyle şeyler gelecek ki, asıl kendisi için dua okunacaktı neredeyse. ‘Öbür günkü’ buluşmaları aylar sonra olacaktır. ‘Our Man Flint’deki (1966) “Never Mind, You’d Love It” (Jerry Goldsmith). Aksilik bu ya Bedri, Onları görmüş. Ekrem gittikten sonraki kavgada ‘sarhoş dayıoğlu’ ölür. Selma da, elinde bavul, oradan ayrılıyor. O yoldayken, Gönül, sevdiği erkeğin evine gelmiş. Delikanlının elinde, her zaman olduğu gibi, Faruk Yener’in kitabı var. Zaten ne zamandır yapmak istiyordu ama ilişkiyi bitirme yöntemi çok kırıcı. Hayatına giren ilk erkek olmadığını; Madam Katina’nın randevu evinde tanıştıklarını; Sevebileceği kadını yeni bulduğunu söylüyor; “İki sene beraber yaşadıksa, bütün bir ömür boyu beraber mi olacaktık.” Daha da ileri gidip üç tokat atıyor. ‘Our Man Flint’teki (1966) “It’s Gotta Be A World’s Record” (Jerry Goldsmith). Gönül, evden ayrılırken intikam fırsatı ayağına gelir. Selma, perişan bir şekilde Ekrem’in evini arıyordu. “Yanına gidiyorum, buyrun sizi götüreyim” diyerek genç kızı Madam Rozali’nin umumhanesine götürür. “Seni her gece bir erkeğin koynuna atacağım. Elden ele, kucaktan kucağa dolaşacaksın. Bir gün posa haline geleceksin. O gün seni Ekrem’in önüne atıp ‘al sevgilini’ diyeceğim.” Genç kız daha o gece ‘namusunu korumak’ zorunda kalıyor. Haluk Orçun’u öldürünce ‘akli dengesi’ bozulur. Tımarhanede söylendiğine göre ‘ümitsiz bir senkop içindeymiş’. ‘Arabesque’deki (1966) ‘Bagdad on Thames’ (Henry Mancini). Mahallesinde, Ekrem’e “Selma’yı arıyorsan boşuna! Gazeteleri oku öğrenirsin” diyorlar. ‘In the Beginning…’deki (1966) ‘40 Days and 40 Nights’ (Toshiro Mayuzumi). Gönül de huzursuz. Beyninde fırtınalar kopuyor; “Bu işin sonu yaş. Doktor, iyileşip tımarhaneden çıkabileceğini söyledi. Kız kurtulup da konuşursa seni şeytan bile kurtaramaz. Üçayaklıda sallanıp kalırsın. Onun için Selma ölmeli.” Hemşire kıyafeti ile hastaneye girip genç kızı kaçırır. Levye ile beş kez vurduktan sonra ıssız bir yere atar. Öldü zannediyor. Neyse ki oralarda yaşayan Mualla Sürer ‘iyi’ rolde. Selma’yı kulübesine götürüp yaralarını iyileştirir. ‘Daha içecek suyu varmış’ kahramanımızın. Hafızası ‘biraz’ geri gelir. ‘Tımarhaneyi değil ama iki kişiyi öldürdüğünü hatırlıyor’. Yaşlı kadının geçimi Beyoğlu’ndaki eğlence yerlerinde çiçek satmakla. Selma da yardımcı oluyor. Bir gece Bedri’nin arkadaşlarından Kalburbastı Remzi kendisini tanır. Amacı kızla ‘gönlünü eğlendirmek’. Çıkan kavgaya Polis Kadri Ögelman gelince ‘çark eder’. “Mostraya aldanma Abicim. Niyettim başkaydı. Adalete hizmet. Şu kız bir katildir.” Tutuklanır kahramanımız. Mahkemede Savcı Mehmet Büyükgüngör’ün suçlamaları insafsızca. Ağır Ceza Üyesi Muzaffer Yenen’in isteği üzerine Baro’dan gelen avukat tanıdık biri; Ekrem. İşler artık yoluna giriyor. Sırada Selma’nın suçsuzluğunu kanıtlamak var. Ekrem, Tarık ve Gönül gazinoya gelmişler. Savcı da orada. Yüzü gölgede kalmış bir sanatçı Gönül Akkor’un sesiyle dönemin meşhur şarkısını (1966) (Suat Sayın) söylüyor; “Söyle neden gelmiyorsun//Halimi hiç bilmiyorsun//Gözyaşımı silmiyorsun//Sen aşk nedir bilmez misin//Sen aşk nedir sevgilim bilmez misin//**//Seni her an özlüyorum//Yollarını gözlüyorum//Dönmesen de bekliyorum (Sevmesen de seviyorum).” Işıklar yanınca şarkıcının Selma olduğu görülür. ‘Autumn Leaves’ (1945) (Joseph Kosma). Şaşkınlıkla her şeyi itiraf eden Gönül götürülürken kahramanlarımız dans ediyor. İki cinayet, randevuevi, hapishane, tımarhane hepsi geride kalmış. Bu sıkıntıları ‘annesinin hatim duası’ nedeniyle yaşamıştı. ‘Dua yapılmadan Ekrem’le giderse mahallede dedikodu olur’muş. Sonrasında başına gelenler için, kimbilir, neler söylenmiştir. Üstelik ‘hatim duası’ ne oldu belli değil. ‘Spanish Dance No. 5 (Andaluza)’ (1890) (Enrique Granados). Bir gece önce anne Sabahat Işık’ın ölümüne neden olmuştu. Sıra konuşmadaki inceliğinde. Bedri; “Bana bak hanımefendi! Nerden geliyorum biliyor musun?” Selma; “…” Bedri; “Sana sual sorduk cevap versene be. Ağzına kira mı istiyorsun? Nerden geliyorum biliyor musun?” Selma; “Biliyorum, eczaneden.” Bedri; “Telefon ettiler, Beyler hastanın durumunu öğrenmek istiyorlarmış. Yer miyim ben be? Bize söker mi bu numaralar? Kocakarının cartayı çektiğini söyleyince amma şapşallaştı enayiler. Diskuru çektim. Günah benden gitti. O herifleri bir daha buralarda görürsem halleri dumandır. Sana gelince, bundan sonra benim haberim olmadan kapı dışarı adım atmak yok. Mahalle arkadaşlarımın hepsi gözcülük yapacaklar (‘yapacak’ daha doğru olurdu). Ufak bir falso yaptın mı seni de ananın yanına yolcu ederim. Hele yarın şu cenazeyi yerine koyalım ondan sonra yapılacakları anlatırım sana. Her şeyden önce o züppeyi unut. Zırlamayı da kes artık.” (Yazan: Murat Çelenligil)



manco0144

7 Mart 2019 01:27

Güzel bir film fakat fazla bilinmiyor selda alkorun oyunculuğu gerçekten iyiydi.

Cevap Yaz

MuratHan2

14 Aralık 2010 21:56

Arkadaşlar ne bir konu var ne bir yorum hiçkimse izlemedimi bu filmi?

Cevap Yaz
Yandex.Metrica