Kadın Asla Unutmaz

8,54

( 21 kişi yorum yaptı )

Kadın Asla Unutmaz

Sinema Filmi

1968

‘Hicaz Makamında Keman Taksimi’.
[Hülya Koçyiğit’in bu sahnedeki güzel geceliğini (Kemal-Tamer Yiğit’in duvardaki resmine bakarken) ‘Gülağacı’ (1967); (Vedat-Kartal Tibet’e “Dünyanın en mesut kadınıyım ben. Niçin anlamıyorsun bunu” derken) ‘Funda’ (1968); (Sevda-Çolpan İlhan ile konuşurken) ‘Hicran Gecesi’ (1968) filmlerinden anımsıyoruz].
“Aramız bir türlü düzelmiyor. Her gün biraz daha uzaklaşıyor benden. Allahım, bir annenin öz yavrusunun sevgisinden yoksun kalması kadar büyük acı olabilir mi? Odasından bile çıkmıyor artık. Nefret ediyor benden, nefret.”
Şimdi yakınıyor ama ‘kabahatin çoğu’ kendisinin. Doğumdan sonraki karmaşık planları bu sorunu hazırlamış.


‘Muhabbet Kuşu’nda (1969) Necmi-Süleyman Turan’ın olan köşk. Nevin Hanım okuduğu telgrafın heyecanı içinde; “Murat yarın dokuz ekspresi ile geliyor. Karşılamanızı ve bu müddet zarfında evinizde misafir etmenizi rica ederim. Selamlar, Handan.”
Bu satırlarla ‘yeniden dünyaya gelmek kabil olsa tekrar yaşamak istediği yıllara’ dönüyor. ‘Bütün yaşama gücünü veren o kısa ve eşsiz saadet anlarına’. Mutlu, güzel günlere.
“Zonguldak’ta oturuyorduk. Bu güzel şehirde doğmuştum. Tertemiz çocukluğumun mesut hatıralarıyla doluydu her köşesi.” Üç yıl önce ölen babasından [‘Şoför Deyip Geçmeyin’de (1966) Jale-Uğur Kıvılcım ve Leyla Teyze-Talya Salta’nın olan] bir evle ‘birkaç kuruş maaş’ kalmış.
“Annem uzun zamandır kalbinden rahatsızdı. Buna rağmen gece gündüz durmadan dikiş dikiyordu. Böylece hiç kimseye muhtaç olmadan geçinip gidiyorduk.”
Genç kız o sene Çelikel Lisesi’ni bitirmiş. Öğrenciler ‘mezuniyet şerefine (filmde olmayan) öğretmenleriyle beraber bir seyahate çıkacak, İstanbul’u göreceklermiş’.
Ayhan da genç kızı ‘çocukluğundan beri seven bir genç’. Yakışıklı, ‘üstelik zengin’. Daha uygun bir ortam bulamamış gibi evlenme teklifini ‘otobüsün kalmasına birkaç dakika kala’ yapıyor. Zaten “Belki zamanı değil ama” diye başlamıştı konuşmasına. Nevin’in yanıtı, birçok Yeşilçam filmindeki gibi; “Benim için daima bir abisin. Her zaman da bir abim, bir dostum olarak kalmanı isterim.” Bütün kalbiyle ve ömür boyu sevebileceği bir erkekle evlenmek istermiş. Henüz tanımıyormuş ama aşk çok derin, çok mukaddes bir hismiş. Bu hissi duyabileceği erkekle karşılaşıncaya kadar beklemeye kararlıymış.
Okul arkadaşı Handan’a göre ise Ayhan ‘kaçırılacak fırsat değil’. ‘Zengin kısmet’in ilgisizliği nedeniyle kıskançlık içindeydi.
Kahramanımız otobüste İnci Çayırlı’nın sesi ile ‘Liseli Kız’ şarkısını söylüyor; “Son gün batar saçlarında//O güzel gözlerinde//Belki bin bir gül açar//O tatlı sözlerinde//**//Baharla sen dört mevsim//Gel bana liseli kız//Kalbimde inan yerin//Dön bana liseli kız//**//Sen çiçeklerle güneşin//Birleştiği yerdesin//Nerdesin liseli kız//Sen bende, ah, her şeysin.”
‘Dünyanın incisi. Hayaller şehri İstanbul’. Sultanahmet, Ayasofya, Taksim Alanı, Dolmabahçe Saat Kulesi. Gördükleri bu güzellik karşısında ‘daldan dala konan kuşlar gibi şen ve hayat doluydular’. Nevin’e göre “İnsan, hiçbir zaman kendisini seyahatte olduğu kadar hür hissedemez”. Belgrat Ormanı’nda ‘bütün tabiatı kucakladığına’ tanık oluyoruz. Ağaçlar, kuşlar, güneş. Bu coşkuyla ‘bir şeyin sonuna varmak, uzaklaşan bir şeyi yakalamak ister gibi koşmaya başlar’. Arkadaşlarından ne kadar uzaklaştığının farkında bile değil. Yorgunluktan uykuya dalar. Uyandığında bir delikanlı resimlerini çekiyordu. ‘Hayatını değiştiren hadisenin başlangıcı’. Güler yüzlü, latifeli, tığ gibi bir genç.
‘Ender güzellikleri tespit etmek isteyen heveskâr bir fotoğrafçı’ olarak tanıtıyor kendisini. 27072 plakalı bir ‘cip’i bile var.
‘Kokkina Fenaria’daki (1963) (Stavros Xarhakos) ‘To Gragoudi Tis Perasmenis Meras’. Nevin’i arkadaşlarının yanına bununla götürüyor.
Birkaç gün sonra Alman Çeşmesi’nin orada, elinde fotoğraf makinesi tekrar karşısına çıkar genç kızın. Bu kez kasketliydi. “Peri padişahının oğluyum ben (‘ben’deki ‘e’ vurgusu harika). Umulmadık anda karşısına çıkarım insanın” diyor.
Artık seyahat bitmek üzere. Ertesi gün Zonguldak’a dönüyorlarmış. “Kaldığımız otelin kuruluşunun ilk sene-i devriyesi için verilen parti sanki bizlerin veda gecesi oluyordu.” Herkes alabildiğine eğlenirken sebebini anlayamadığı tuhaf bir hüzün varmış içinde. Yine karşılaşırlar. ‘Bir sokak fotoğrafçısı’ zannettiğimiz delikanlı bu kez üniformalı; “Müsaadenizle kendimi tanıtayım. Türk Hava Kuvvetleri’ne mensup üsteğmen Erol.” Karşısındakinin şaşkınlığı geçmeden “Adınız Nevin. Zonguldaklısınız. Liseyi yeni bitirdiniz ve bunun şerefine 15 günlük bir seyahate çıktınız. İstanbul’da bu son geceniz” diyor. Bunların ‘bir kısmını otel idaresinden bir kısmını da genç kızın arkadaşlarından’ öğrenmiş. ‘İstihbaratçı’ olmalıymış aslında!
Berkant’ın söylediği ‘Nisan Yağmuru’ ile ilk dans, ilk aşk, ilk öpüş. Seyahate çıkarken duyduğu çocukça sevincin yerinde şimdi ömür boyu kalbinde taşıyacağı bir his var.
Ertesi gün otelden ayrılma vakti. Merdivenleri inerken Erol da salonda bekliyordu. [Hülya Koçyiğit, bu sahnedeki önü fırfırlı ipek bluzu ‘Sarmaşık Gülleri’nde (1968) Piraye Uzun’a ödünç vermiş.] Çektiği resimleri verir; “Zonguldak’a mutlaka gelip sizi bulacağım.”
Sonrası Erol’u düşünmekle geçiyor. Gittikçe artan bir sızı gibi ta Şehir Balosu’na kadar.
“Arkadaşlarla o geceyi güzelleştirmek için elimizden gelen her şeyi yapıyorduk.” [Konuklara beyaz karanfil veren genç kız ‘Kader Böyle İstedi’de (1968) Edebiyat Fakültesi öğrencisiydi].
Parti sırasında Ayhan’ın önemli bir kararını öğreniyoruz. Yakında evleniyormuş. “Beni bu evliliğe iten sana olan sevgimdir” diyor Nevin’e. İstanbul seyahati öncesi sevgisine karşılık alamayınca çok acı çekmiş. Bunu biraz olsun dindirmek için Handan’la evlenmeye karar vermiş. Nevin olmayınca sınıf arkadaşı. ‘Annesi’ aklına gelmedi herhalde!
Kahramanımız “İnan bana çok sevindim” diyor ama nedense biraz durgunlaşmış. Tam bu sırada Erol ortaya çıkar.
‘La Cumparsita’ (1916) (Gerardo Matos Rodriguez) ile dans sırasında “Önümüzde beraber olacağımız çok uzun bir üç gün var sevgilim” diye anlatıyor. ‘Bu üç gün zarfında kumrular gibi sevişip’ anne Nedret Güvenç’in izniyle ‘nişan hazırlıklarına başlamış olurlarmış’. O ‘üç gün’ genç kızın yaşamını şekillendirecektir.
İki kişilik bisiklet; Ağaçlık bölgede (çekimler Belgrat Ormanı’nda yapılmış) yenen kiraz [Hülya Koçyiğit, bu sahnedeki giysiyi ‘Kezban’da (1968) Faruk-Süleyman Turan’a poz verirken (iki kez) giymişti]; Sahilde el ele koşu; Güneşin batışı.
Mistic Moods Orchestra’dan ‘Strangers in the Night’ (1966) (Bert Kaempfert). Nihayet beklenen şey gerçekleşir. Yağmurdan kaçarak sığındıkları mağarada birbirlerinin olurlar.
Dolu dolu geçen o ‘çok uzun üç gün’ gerçekten de ‘kumrular gibi sevişiyorlar’. Delikanlı bir tek ‘annenin müsaadesiyle nişan hazırlıklarına başlamaya’ vakit bulamaz!
‘Dihasmos’daki (1966) (Giannis Markopoulos) ‘Antrikos Xoros’. Sonraki sahnede göreve dönüş vakti gelmiş. Genç kızın kollarındayken “Kıtama gider gitmez ilk işim izin almak olacak. En kısa zamanda nişan, hemen arkasından da nikâhımızı yaparız” demişti. Ama trene binmeden önce mektup yazmasını istemesi ve “Sana hasretimi ancak mektuplarını okuyarak giderebilirim” demesi bu işin uzayacağını düşündürdü.
Pilotlar için ‘aşk ve hayat hikâyeleri çok defa yarım kalmıştır’ denir. Bu söylem Erol için gerçek olur.
‘The 25th Hour’daki (1967) (Georges Delerue) ‘Arrival of the Germans’. Çabuk geçiştirilen birkaç parlak görüntüden sonra Cumhuriyet Gazetesi’ndeki başlık; “Bir vazife uçuşuna çıkan üsteğmen Erol uçağı ile beraber yanarak öldü.”
Nevin bütün ümitlerini, yaşama gücünü, her şeyini kaybetmiş. “Ölmek istiyordum… Fakat bir mucize beni hayata bağladı. İçimde O’ndan bir parça, bir hatıra taşıdığımı anladım. Anne olacaktım. Bütün cemiyet kaidelerini hiçe sayarak çocuğumu dünyaya getirmeye, çocuğum için yaşamaya karar verdim.”
Önceleri ‘elâlem ne der’ havasında olan anne Nedret Güvenç sonunda yumuşar. İstanbul’a gidip ‘rahmetli kocasının samimi arkadaşı Doktor Adnan Bey ve karısı Gül ile konuşacaklar’. Bu gizli doğumu ancak Onlar yapabilirmiş. [Doktorun evi ‘Aşkım Günahımdır’da (1968) Nuri Sağman-Necabettin Yal’ındı].
“Gioconda’s Smile” albümündeki (1965) (Manos Hadjidakis) ‘Returning in the Evening’, ardından ‘Mr. Noll’. Yavrusunu “Oğlum!” diyerek öpüşü [geceliğini ‘Funda’ (1968) filminde görmüştük] ve babaannenin torununa altın takışı bu melodilerle.
Ardından bir planı daha var. Çocuk, Zonguldak’taki Gümüşoğullarının bahçesine bırakılacak. Ertesi gün gidip bebeği evlat edinmek istediğini söyleyecekmiş. ‘İcap ederse ayaklarına bile kapanırmış’.
Fakat bir olay işleri karıştırıyor. Handan aynı günlerde ‘ölü bir doğum’ yapmış. Baygın olduğu için farkında değil. Ahmet Gümüşoğlu da kapısına bırakılan çocuğu “Bir çaresine bakılması’ için hastaneye getirmiş. ‘Bir çaresine’ bakılarak ‘kendi çocuğuymuş gibi’ Handan’ın kucağına verilir. (Nedret Güvenç’in taktığı altın hâlâ kundakta iğneli). Doktor Cemal-Sadettin Erbil, Ayhan’ı “Biliyorsun karın erken doğum yaptı. Çocuğun hayatı pahasına kurtardık O’nu. Pek emin değilim ama belki bir daha çocuğu olmayabilir” diyerek ikna etmişti. (Ancak sonradan bir kızları olacaktır).
Nevin, annesinin ‘makul ol, kısmet böyleymiş’ ısrarı ile ‘kadere boyun eğer’. Eğer çocuğu geri isterse herkes hakikati öğrenecek ve o masum yavruya ‘piç’ ismini takacakmış.
‘Tûti-i Mûcize-Gûyem’ (Itri / Nefî Ömer Efendi). “Talihsizliğim birbirini takip etti. Kısa bir müddet sonra hayatta en büyük desteğim olan zavallı anneciğimi de kaybettim.” Mezarlık sahnesi bu Segâh eser ile.
Günlerce kendisiyle mücadele ettikten sonra oğlunu görmek için Handanların [Armatör Suat Sadıkoğlu’nun Ortaköy’deki] villasına gider. [Pardösüsü ‘Kezban’da (1968) ‘babası’ Ali Bey’in köşküne geldiğinde üzerindeydi]. Çocuk yukarda uyuyormuş. Adını Murat koymuşlar. O ünlü merdivenleri çıkışına Müzeyyen Senar’ın sesinden dinlediğimiz ‘Ninni’ (Kadri Şençalar / Vecdi Bingöl) eşlik ediyor.
Ayhan’ın önerisiyle kendi çocuğuna dadılık etmeye kalkması Handan’la büyük bir gerginlik yaşamasına neden olur.
‘Goldfinger’daki (1964) ‘Teasing the Korean’ (1.22 sonrası) (John Barry). Sonunda dayanamaz; “Çünkü O senin değil benim çocuğum.” Allahın üzerine yemin etmek yetmeyince “İşte vesikalar” diyerek inandırıyor arkadaşını.
‘Thunderball’daki (1965) ‘Bond Below Disco Volante’ (John Barry). Handan’ın yanıtı çok kesin; “Artık O kanunen benim çocuğum.”
Zor durumda kalan kahramanımız İstanbul’a yerleşir. ‘Pek çok şeyi parayla alacak kadar zengin ve şöhretli olmaya’ karar vermiş. Bunun için de ‘yegâne silahı sesiymiş’. Doktor Adnan ve Gül’ün yardımı ile Piyanist Selim’den ders alır.
Birdenbire şöhret kapıları açılıveriyor. Üst üste gelen teklifler, satış rekorları kıran plaklar. 8 yıl sonra artık her şeye sahipti. Her dilediğini yapacak kadar parası var. Avukatı Kayhan Yıldızoğlu nicedir beklediği haberi getirir. ‘Uzun zamandan beri yapmakta olduğu takip ve tahkikatın neticesine göre maalesef Ayhan Bey’in durumu çok kötüymüş’. Kısa zamanda fabrikasını kapatmak zorunda kalacakmış. Ayrıca Handan’ın, çocuğunu ölü doğurduğuna dair belgeler de elindeymiş’. Nevin “Buna lüzum yok. Maksadın şantaj yapmak değil” demişti. Ama arkadaşını ta Zonguldak’tan çağırıp oğluna karşılık para teklif eder.
Handan da “Çocuk satılık değil” diye bir müddet direndikten sonra “Bu manasız inadınla mutlu yuvanı mahvedeceksin. Sefil olacaksın... Belki de Ayhan’ın bu duruma tahammül edemeyip intiharına sebep olacaksın” tehdidi karşısında Murat’ı göndermeyi kabul eder.
Ancak işler Nevin’in planladığı gibi gitmiyor. Yemeden içmeden kesilen çocuğu geri getirmesi çok sürmez. ‘Sadece doğuran değil bakan, büyüten, mama veren kişinin de hakiki anne olduğunu anlamış’. İyi olan tek şey Handan’la arasının düzelmesiydi.
‘Gülmeyi ve saadetin manasını unuttuğu’ on küsur sene sonra. İşte elindeki telgraftan Murat’ın geleceğini öğrenmiş. Alt kattaki salonda duvara asılı resme müjdeyi veriyor; “Erol sevgilim! Oğlumuz yarın geliyor.”
“Gioconda’s Smile”daki (1965) (Manos Hadjidakis) ‘Dance With My Own Shadow’. Trenden inen Havacı üniformalı delikanlı üç fark dışında sanki Erol’un ikizi. Bıyığı ve kamerası(!) yok. Rütbesi ise teğmen. Nevin heyecandan neredeyse bayılacaktı. (Handan, onca zaman hiç resim göndermemiş demek).
İstanbul’da bir hafta kalıp nişanlısı Sevda ve ailesi ile görüşecekmiş Murat. Nikâhı Nevin’in evinde yapmaya karar verirler.
“Gioconda’s Smile”daki (1965) (Manos Hadjidakis) ‘Virgin in my Neighborhood’. Nikâh memuru Mehmet Büyükgüngör, ‘evet’ yanıtlarını aldıktan sonra şahit olarak defteri imzalatıyor Nevin’e. Bu gece için seçtiği güzel giysi ‘Gülağacı’nda (1967) Solist-Tamer Arasıl’ı dinlerken de üzerindeydi.
Franck Pourcel Orkestrası’nın “Je L’Aime” 33’lüğündeki (1967) ‘En Bandouliere’ (1966) (Salvatore Adamo). Gençler danslarını yaparken sessizce Erol’un ‘odasına’ iner.
‘Saba Makamında Keman Taksimi’ ile biten sahne; “Artık huzur içinde uyuyabilirsin sevgilim. Oğlumuz şu anda dünyanın en mutlu insanı. Bizim gibi ömür boyu hasret taşımayacak içinde. Sevdiğine kavuştu oğlumuz.”
Arkasını döndüğünde Murat’ı görür. Delikanlı her şeyi öğrenmiş. “Anne, anneciğim” diyerek sarılıyor kendisine.
Sevda rolündeki Gökben, yıllar sonraki şarkısında Nevin’in duygularını anlatıyor. ‘Rüzgâr Gibi Geçtin’ (1975) (Orijinali ‘Casa Del Sol’) (Enrico Macias / Ali Kocatepe); “Başka bir arzum yok dün geceyi yaşadım ya//Kaybetsem bile seni unutulmaz o hatıra.”


‘Kokkina Fenaria’ uzunçalarındaki (1963) (Stavros Xarhakos) ‘Orghi’ (0.40-2.34 arası).
Aylar önce evlilik önerisini reddettiği kişiden iş istemeye gelmiş. [Bu sahnedeki pardösüyü de ‘Son Hatıra’da (1968) Nilüfer Koçyiğit ödünç almıştı].
Nevin; “Çalışmak mecburiyetindeyim Ayhan. Eğer imkân varsa fabrikanda bana bir iş vermeni istiyorum. Beni anlamaya çalış. Hem maddi ihtiyacımı karşılamak hem de acılarımı unutmak için çalışmak zorundayım. Yalvarırım Ayhan.”
Ayhan; “Rica ederim sus Nevin. Bunu yapamam. Gözlerimin önünde ezildiğini görmeye tahammül edemem. Hem fabrikada sana göre bir iş yok. Ama eğer istersen hayatına yeni bir düzen verinceye kadar bizde kalabilirsin(!)... Eğer aramızda yaşaman seni bir sığıntı durumuna düşürecekse(!) onun da çaresi bulunur. Murat’a bakmak için bir insana ihtiyacımız var (oysa Meral Kurtuluş dadı olarak çoktan çalışmaya başlamıştı bile). O’na senin bakmanı, senin büyütmeni çok isterim.”
Öz çocuğuna, eski talibinin evinde bakıcılık yapmak! Üstelik Ayhan’ın ‘karısı ile öpüşürken ve yataktayken ismini sayıkladığı bilerek’!
Belgrat Ormanı’nın ‘bir köşesinde’ uykuya dalmışken bile daha güvendeydi galiba!
(Yazan: Murat Çelenligil)


Film Hazırlık : Arthur Rank. Zafer ALGAN

Oynayanlar

Hülya Koçyiğit Hülya Koçyiğit Nevin Doruk
Ediz Hun Ediz Hun Erol/Murat
Ahmet Mekin Ahmet Mekin Ayhan
Selma Güneri Selma Güneri Handan
Nedret Güvenç Nedret Güvenç Nedret
Hulusi Kentmen Hulusi Kentmen Adnan
Gülistan Güzey Gülistan Güzey Gül
Sadettin Erbil Sadettin Erbil Doktor Cemal
Yeşim Tan Yeşim Tan Sevda
Meral Kurtuluş Meral Kurtuluş Dadı
Muammer Gözalan Muammer Gözalan Osman
Mehmet Büyükgüngör Mehmet Büyükgüngör Nikâh Memuru
Oktay Yavuz Oktay Yavuz
Kayhan Yıldızoğlu Kayhan Yıldızoğlu Avukat
Ümit Seyran Ümit Seyran
Melih Ateş Melih Ateş Küçük Oyuncu
Jeyan Mahfi Tözüm Jeyan Mahfi Tözüm Hülya Koçyiğit Seslendirmesi
Erdoğan Esenboğa Erdoğan Esenboğa Kayhan Yıldızoğlu Seslendirmesi
Toron Karacaoğlu Toron Karacaoğlu Ahmet Mekin Seslendirmesi
Hayri Esen Hayri Esen Ediz Hun Seslendirmesi
Kemal Ergüvenç Kemal Ergüvenç Hulusi Kentmen Seslendirmesi
Gülen Kıpçak Gülen Kıpçak Seslendirme
Suna Pekuysal Suna Pekuysal Seslendirme
Erdoğan Akduman Erdoğan Akduman Seslendirme
Gökben Gökben

Ekip

Kurgu Diamandi Filmeridis (Kurgu)
Sanat Yönetmeni Fethi Oğuz (Sanat Yönetmeni)
Yapım Ekibi Semih Sezerli (Yapım Amiri)
Yönetmen Ekibi Erdoğan Avcı (Yardımcı Yönetmen)
Erdoğan Avcı (Reji Ekibi)
Kamera Ekibi Mustafa Kırkağaçlı (Kamera Asistanı)
Işık Ekibi Halit Aysun (Işık Şefi)
Ses Ekibi Diamandi Filmeridis (Senkron)
Müzik ekibi İnci Çayırlı (Şarkılar)
Berkant (Şarkılar)

Firmalar

Erman Film (Yapım)

Son Yorumlar (21)

KartalTibetTutkunu avatar KartalTibetTutkunu 14 Ekim 2017 22:22:45

Türk sineması yeşilçamın klasik bir filmi gibi görülebilir
belki.. oyunculuğunu en çok beğendiğim 'kraliçe Hülya
KOÇYİĞİT'in en iyi performans olan filmlerinden birisi.
Hülya KOÇYİĞİT'in en sevdiği eserleri arasında bulunan
bu filmin jönü keşke Ediz HUN yerine Kartal TİBET yada
ne bileyim? İzzet GÜNAY benim tercihim olurdu... O da
yapımcının tasarrufu. Harika ve güzel izlenecek bir film

Kaptan34 avatar Kaptan34 14 Kasım 2016 20:06:05

İnsanın içine dokunan bir film

performer avatar performer 15 Şubat 2014 22:15:40

7

sadece görüntü kalitesi, kamera kullanımı ve müziklerini başarılı buldum. hikaye bana göre değil.

benimsinema avatar benimsinema 14 Temmuz 2013 02:45:29

9

isin icinde degirmencioglu varsa mutlaka hüzün vardir filmde, nitekim hülya nerdeyse bastan sonuna kadar agliyor....ediz hun filmin cogu sahnesinde olmamasina ragmen, hülya tek basina alip götürmüs filmi... neyse ki seviyorum bu film... gerek sarkila ri gerekse görüntü olarak güzel bir film... tabii filmin kadrosuda saglam olunca doyulmaz bir keyif

t_rex 17 Kasım 2012 20:58:33

10

İster misin!! bütün ıstırabına rağmen bu hayatı tekrar yaşamak ister misin!! Yeniden dünya ya gelmek kabil olsa aynı hayatı yaşamak ister miydin!! Hiç mi mesut olmadın! hiç mi !! Olmaz olur muyum!! Bütün yaşama gücümü veren o kısa ve eşsiz saadet anl arı değil miydi !! Allahım..! Ne mutlu ! ne güzel! günlerdi onlar. Liseyi yeni bitirmiştim; hayat doluydum o sene.., Zonguldak ta oturuyordum.Bu güzel şehirde doğmuştum. Tertemiz çocukluğumun mesut hatıraları ile doluydu her köşesi

t_rex 26 Eylül 2012 20:45:51

10

Nevin;“İnsan hiçbir zaman kendisini seyahatte olduğu kadar hür hissedemez” demişti. ‘Kendisini hür hissettiği bu seyahatte’ aşka ‘esir’ olacağını nerden bilsin.,

Yandex.Metrica