Kanun Benim

8,62

( 9 kişi yorum yaptı )

Kanun Benim

Sinema Filmi

1966

‘Charade’ (1963) için yapılan ‘Bye Bye Charlie’ (Henry Mancini).
Tarık; “Senin kapına atılışım bir tesadüf değil.”
Hülya; “Ya ne?”
Tarık; “Ayten’le müşterek bir iş yapmışız. Sonra da ayrı ayrı kaybolmuşuz. Peşimizdekiler beni vurup öldürdüklerini sanarak bu kapının önüne attılar (‘vurup’ olmasa cümle daha güzel olacaktı). Ayten’e gözdağı vermek, bildiklerini söyletmek için. Nihayet bu gece kıstırdılar. Zorladılar, söylemedi ve öldürdüler… Karanlık bir boşluğun içindeyim. Her adımda bir ölümün, bir belanın üstüne düşüyorum. Dört tarafım duvar. Yumrukladıkça o duvarlar daha da daralıyor. Bilmeliyim, öğrenmeliyim kendimi. Ancak o zaman yeniden yaşamaya başlayabilirim.”

“Gezegenlerin boşlukta durakladıkları ve bütün kâinatın heyecandan nefesinin kesildiği anlar olur. Saniyeler bir ömür k adar uzun sürer. Ve o saniye insana dünyanın en uzun saniyesi imiş gibi gelir (sf. 7).”
‘Hafızasını kaybeden’ bir gencin öyküsü bu sözlerle başlıyor.
‘The Longest Second’ın (1957) (Bill S. Ballinger) ilk Yeşilçam uyarlaması. [İkincisi, yine Ayhan Işık’lı, ‘Gölgedeki Adam’ (1970)]. Eser bizde ‘Gölgedeki Adam’ (Altın Kitaplar-1963) (Çeviri A. Semih Yazıcıoğlu) adı ile yayınlanmıştı.
‘The Alamo’daki (1960) ‘The Mexicans Arrive’ (Dimitri Tiomkin). Jenerikte bu heyecan uyandıran melodi var. Keçi-koyun seslerinin yerini sirenler almış.
‘Dr. No’daki (1962) ‘Audio Bongo’ (Monty Norman) ve ardından ‘Lawrence of Arabia’daki (1962) ‘Overture’ (Maurice Jarre). Haydarpaşa Göğüs Cerrahisi. Ameliyat masasındaki yaralının ‘vaziyeti son derece tehlikeliymiş’. Üstelik ‘çok kan kaybetmiş. Nefes borusunun parçalanmasına da ramak kalmış’.
Ameliyat sırasında (nasıl oluyorsa) kâbus görüyor. Araplarla çarpışma, arkadaşının ölümü. Sırtındaki, o günlerden kalma bir süngü (romanda-sf. 35-‘şarapnel’) yarası. Bir hafta sonra kendisine geldiğinde aynı odada kalan Refik Ertürk bir şeyler söylüyor; “Akbank’ın Hasırcılar Şubesi müdürüyüm. İlerde bir şeye ihtiyacın olursa ara beni. Ne de olsa sana kan verdim. Yardıma mecburum.” Ama delikanlı adını bile anımsayamaz durumdaydı.
Kahramanımız 36 yaşında bir İstanbullu. Parmak izi incelemesinde adı Tarık Mutver çıkmış. Ancak bu isim bir çağrışım yapmaz. Bir ara Afrika’daki Fransız Lejyonu’na katılmış. (Belki orada Turan Seyfioğlu ile karşılaşmıştır!) Doktor ile Polis Müdürü Seyfettin’in konuşmalarından ‘bıçak, kılıç veya benzeri bir şeyle boynuna vurulduğunu ve Mehmet Gönenç Sokağı, 17 numaralı evin önüne atıldığını’ anlıyoruz. Burada oturan Hülya Gözmen tarafından bulunmuş. Hayatı kurtulmuş ama ‘yediği darbe, geçirdiği şok nedeniyle’ hafızasını kaybetmiş. ‘Mesleğini, ailesini, semtini, arkadaşlarını’ hatırlamıyor. Doktora göre ‘aslında yaşaması bile bir mucize’. ‘Takıntılı’ Komiser ise delikanlının ‘numara yaptığını, bir şeyler sakladığını’ düşünüyor; “Bir insanın gece vakti sokakta gırtlağı kesilmiş olarak bulunması her zaman olacak işlerden değildir.”
[‘The Longest Second’daki Vic Pasific, Tarık kadar şanslı değil. Bianca Hill’e ait Newton Mews Sokağı, 36 numaralı evin önüne atıldığında üzerinde pabuçlarından başka bir şey yokmuş (sf. 18). Nefes borusu tamamen kesilmiş (sf. 25). Bir kelime dahi konuşamıyor (sf. 37). Bu nedenle söyleyeceklerini bir kâğıda yazmak zorunda. İkinci Dünya Savaşı’nda Afrika’da tankçı olarak görev yapmış].
[İkinci çevrimdeki (1970) Ekrem de aynı durumda. Komiser Rıza’nın sorularına, kitaptaki gibi, ‘evet’ yerine bir, ‘hayır’ yerine iki parmağını kaldırarak yanıt veriyor. Önüne atıldığı evin adresi; Meydan Caddesi, 14 Numara].
‘Tarık’ o gece, Refik’in pardösü, pantolon ve şapkasını giyerek kaçar.
‘From Russia With Love’daki (1963) ‘Girl Trouble’ (John Barry). ‘Bütün mazisini bıraktığı’ sokağa gelmiş. Amacı ‘kendisini maziye bağlayan zincirin son halkası’ genç kız ile konuşmak. Ama Hülya ‘sinema dönüşü kapısının önünde kan revan içinde bulduğu delikanlı hakkında’ bir şey bilmiyordu. ‘İyileşene, kim olduğunu öğrenene kadar orada kalmasını’ önerir. Belli ki hoşlanmış. Haftalar sonra “Kapımı ilk çaldığın andan beri, seni ilk gördüğüm günden beri seviyorum” diyecektir.
Ev arkadaşı Ayten, ‘Tarık’ı görünce çok şaşırır. ‘Sanki önceden tanıyor gibiydi’. Ruj-E-Nuar’da striptiz yapıyormuş sarışın afet.
[Romanda Bianca Hill, gümüş, bakır, mücevher çalışmaları yapan bir kuyumcu. Evin alt katında bir fırını bile var. Arkadaşı Rosemary Taylor ise Gaynor Modaevi’nde manken].
[İkinci çevrimdeki (1970) Meral, mankenlik yaparak geçimini sağlıyor. Kocası yıllar önce ölmüş. Bir oğlu var; Ömer. İlişkileri, Orhan Kemal’in ‘Kaçak’ (1970) romanındakine benzer şekilde gelişecektir. Ev, Bianca’ya annesinden miras kalmıştı (sf. 59). Meral’e ise babasından].
Sonraki günlerde Hülya ile şehri dolaşıyorlar. Kendisine ‘maziyi hatırlatacak bir bina, bir anıt, bir ses arıyor’. Güvercin dolu Yeni Cami, Unkapanı Köprüsü. Belki bir yararı olur diye gazinoda dans bile ederler. Geçmişi hatırlamasına değil ama yakınlaşmalarına faydası olur.
‘Hatari!’deki (1962) ‘The Sounds of Hatari’ (Henry Mancini) ve sonra ‘Goldfinger’daki (1964) ‘The Arrival of the Bomb and Count Down’ (John Barry). O sırada yüzünü göremediğimiz kocaman yüzüklü biri Ayten’i izliyordu. Korku içindeki genç kız yazdığı mektubu bir anahtarla ‘Tarık’ın odasına bırakır; “Adını değiştirmekle, hafıza kaybı numarasıyla ölümden kurtulamazsın. Ammar’ı gördüm. Peşimden geldi. Tarabya Oteli’nde 330 numaralı odada (kitapta Acton-Plaza’daki 944 numaralı daire) saklanıyorum. Hissemi getir. Kaçacağım buralardan.”
‘Hatari!’deki (1962) ‘Theme from Hatari!’ (Henry Mancini). Vakit kaybetmeden otele gider. Ne yazık ki striptizci çoktan öldürülmüştü. Hem de aynı yöntemle, boğazı kesilerek. İşler iyice karışıyor.
Kahramanımız Refik’i ziyaret ettiği bir gün üzerinde çıkan KSO 2301 (romanda KCLSK-sf. 69-) yazılı bu anahtarın neye yaradığını öğrenecektir. İş Bankası, Sirkeci Şubesi’nde Ayten’e ait 2301 numaralı kasayı açıyormuş.
‘Tarık’, Hülya’nın durumunu zorlaştırmamak için evden ayrılır. Gündüzleri (Mavi) Kont Otel’de geceleri ise Haliç’te kiraladığı bir yerde kalıyor. Böylece ‘kıstırılmak, baskına uğramak tehlikesi yokmuş’.
Bu arada bıçak konusundaki becerisine tanık oluruz. Bıçakçılar Çarşısı’nda bilgisiyle dükkân sahibini bile hayran bırakır. Romanda İsveç, filmde halis Bursa çeliğinden bir bıçak seçiyor.
Polis, Ayten’in geçmişini incelerken bir isme daha ulaşmış; ‘Orhan’. Adresi, Nişantaşı, Ihlamur Sokak, 13 numaralı apartman.
‘Goldfinger’daki (1964) ‘Death of Tilley’ (John Barry). Kahramanımız burada çok önemli bir şey bulur. Arkasında kendi el yazısıyla “Salı günü saat 10’da” (romanda ‘Salı sabahı saat 10’) yazılı bir işhanı resmi. İkinci çevrimde resim değil bir not var; “Prensesin şerefine verilecek baloda dans etmek istiyorum. Bana telefon et, buluşalım.” (İlk çevrimde yazının kendisine ait olup olmadığını kontrol ederken sol; İkincide sağ elini kullanıyor). El Seyit’in çetesinden Danyal Topatan da evdeydi. Polis gelince kendisini balkondan atıp intihar ediyor.
İşhanında isminin ‘Tarık’ değil ‘Orhan’ olduğu anlaşılır. ‘Yün, yapağı, kenevir ve maden işi’ ile uğraşan dünyaca ünlü Tacir (romanda, Şam, Mekke ve Kahire’de şubeleri olan ‘Tajir’) Nakliyat’ın İstanbul Şubesi müdürüymüş. Sekreteri Cevhere de korku içindeydi.
Kahramanımız, sonradan öğreneceğimiz bir nedenle, paraları alıp ortadan kaybolunca ortağı Ammar, zavallı kadını işkence ile konuşturmak istemiş. Tırnaklarını sökmüşler. (Oysa telefonla konuşurken görüntüye gelen parmakları gayet güzel manikür-pedikürlüydü).
[Vic’in adı şimdi Howard Wainwright. Fakat sonradan bu da değişiyor. Rommel’in Kuzey Afrika ordularında görevli Albay Hans Horstman olduğunu anlayacağız].
Olayların gelişmesi çok hızlı. Refik ve Cevhere öldürülmüş. Seyfettin, şaka yollu “Sana selam verenler dahi ölüyor artık. Kendimden de korkmaya başladım” diyor. (“Merak etme, acı patlıcanı kırağı çalmaz” yanıtını alır. O yıllarda, hiç olmazsa filmlerde, böyle şeyler söylenebiliyormuş polise).
‘Lawrence of Arabia’daki (1962) ‘The Rescue of Gasim / Bringing Gasim into Camp’ (Maurice Jarre). Ardından ‘Goldfinger’daki (1964) ‘The Laser Beam’ ve ‘Gassing the Gangsters’ (John Barry). ‘Orhan’, Haliç Antrepo’da yaptığı araştırmada El Seyit çetesinin ne iş yaptığını bulur; Silah kaçakçılığı.
‘Hatari!’deki (1962) ‘Theme from Hatari!’ (Maurice Jarre). Kendisini gören nöbetçiyi bıçak atarak öldürüyor.
‘Lawrence of Arabia’daki (1962) ‘The Miracle’ (Maurice Jarre) ve ‘Goldfinger’daki (1964) “Pussy Galore’s Flying Circus” (John Barry). Banka ve kiralık kasa için yardımına yine Hülya yetişir. Ayten’in imzasını kusursuz bir şekilde atması ve mücevher dolu kasanın açılması bu melodilerle. Kasadan çıkan ‘iğrenç servet’, silah kaçakçılığından elde edilmiş. Aracıların kazancı böyleyse, üreticilerinki nasıldır acaba?
Orhan geçmişini hâlâ anımsamıyor. Kendisini kötü bir insan zannediyor; “Kimbilir ne karanlık işler yaparak burdan Lejyon’a kaçmış sonra da orda ölen bir arkadaşımın ismini almışım. Araplara esir düşmüş daha sonra da Onlarla bir olmuşum. İnsan satan (romandaki ‘köle ticareti’ filmde bu iki sözcükle geçiştirilmiş), dünyanın her yerine silah kaçıran bir şebekenin İstanbul’daki adamı olmuşum. Bu servet işte o işlerin bedeli. Masum kanıyla, masum canıyla kazanılmış. Tacir Nakliyat Şirketi asıl işi örten bir paravana. Ama sonra o şirkete de kazık atmışım. Paraları mücevhere çevirmişim Ayten’le. Bulmuşlar beni, vurmuşlar palayı.”
Film biterken ‘Orhan’ın aslında çok dürüst bir insan olduğunu öğreneceğiz. Şirketteki kaçakçılığı fark edince karşı çıkmış. Başına bunlar gelmiş.
Bu sırada El Seyit bir çılgınlık yapıp Hülya’yı kaçırır. Serbest bırakmak için mücevherleri istiyor.
‘Lawrence of Arabia’daki (1962) “Sun’s Anvil” ve ‘Overture’ (Maurice Jarre). Şafak sökerken, ‘Orhan’ sevdiğini kurtarıp çetenin icabına bakmıştı. El Seyit’i makineli tüfekle (kitapta bıçak atarak) öldürür.
Ancak ‘Vic’ pek şanslı değil. İlk yaralanmasından bir yıl sonra yine pala darbesiyle yaşamını yitiriyor.
[İkinci çevrimde, böylesi bir debelenmeye sebep olan ‘zümrüt küre’, sahibine, adı söylenmeyen Arap ülkesinin prensesine geri verilecektir. Diktatör Ammar’ın eline geçse, ülke uçuruma gidermiş].

‘From Russia With Love’daki (1963) ‘Girl Trouble’ (John Barry) ve ‘Goldfinger’daki (1964) ‘Bond Back in Action Again’ (2.55-3.00 arası) (John Barry).
Köprü, silah deposu ve mücevherlerin peş peşe üç saatli bomba ile uçtuğu sahne.
Orhan; “Şu kâğıtlar, şu taş parçaları için binlerce masum cana kıydın. Sattığın silahlarla ölen çocukların, anaların, babaların çığlıklarını duymuyor musun? Duyamazsın! Çünkü kulakların da kalbin de sağır senin. Gözlerin kör El Seyit. Hadi avuçla ama unutma ki bu kanlı servetle gebereceksin.”
Tanrı buyruklarına, peygamberlere, kanunlara, okul, kitap ve filmlerdeki iyi niyetli öğütlere rağmen her türlü kötülüğün çığ gibi büyümesi nedendir?
Yazar, 126. sayfada “Bildiğim bir şey varsa, o da her insanın, bütün insanlığın bir mahsulü olduğuydu. İnsan on bin dededen intikal ede ede bugüne kadar gelmiş bir tohumdu ve hali, faziletleri ve kötülükleri de geçmişin bir eseriydi” diyor.
Acaba en başta mı bir aksama oldu?
(Yazan: Murat Çelenligil)

Künye

Yönetmen Ertem Göreç
Senaryo
Yapımcı Işık Toraman
Görüntü Yönetmeni Ali Yaver
Süre 90 dk
Tür Macera, Polisiye
Özellikler Siyah Beyaz
Ülke Türkiye
Etiketler Ameliyat, Arap, Bellek Yitimi, Çöl, Doktor, Daha Fazlası

Oynayanlar

Ayhan Işık Ayhan Işık Orhan / Tarık
Sevda Ferdağ Sevda Ferdağ Hülya
Nurhan Nur Nurhan Nur Cevhere
Yılmaz Gruda Yılmaz Gruda Seyfettin
Güzin Özipek Güzin Özipek Tarık'ın Ablası
Zeki Tüney Zeki Tüney EL SEYİT'İN ADAMI
Hüseyin Zan Hüseyin Zan EL SEYİT'İN ADAMI
Özdemir Akın Özdemir Akın EL SEYİT'İN ADAMI
Alev Koral Alev Koral SEVDA FERDAĞ SESLENDİRMESİ
Ali Şen Ali Şen
Rıza Tüzün Rıza Tüzün ALİ ŞEN SESLENDİRMESİ
Muhip Arcıman Muhip Arcıman SESLENDİRME
Abdurrahman Palay Abdurrahman Palay AYHAN IŞIK SESLENDİRMESİ
Süha Doğan Süha Doğan
Hasan Ceylan Hasan Ceylan
Gloria Lee Gloria Lee Ayten
Reşit Gürzap Reşit Gürzap Süha Doğan Seslendirmesi
Mümtaz Ener Mümtaz Ener hasan ceylan seslendirmesi
Vala Önengüt Vala Önengüt SÜHA DOĞAN SESLENDİRMESİ
Giray Alpan Giray Alpan EL SEYİT'İN ADAMI

Ekip

Kurgu Ertem Göreç (Kurgu)
Yapım Ekibi Baran Kutluk (Yapım Sorumlusu)
Nuri Tuncel (Yapım Amiri)
Tevfik Şen (Set Ekibi)
Çetin Tanpınar (Set Ekibi)
Bahtiyar Değirmenci (Set Ekibi)
Yönetmen Ekibi Bernard Andrea (Reji Ekibi)
Kamera Ekibi Güngör Toydemir (Kamera Asistanı)
Post-Prodüksiyon Ender Teker (Negatif Kurgu)
Şeref Mehtap (Laboratuar)
İbrahim Üstüner (Laboratuar)
Hüseyin İnci (Laboratuar)
Fehmi Acar (Laboratuar)
Işık Ekibi Rıdvan Varol (Işık Şefi)
Yusuf Tümen (Işık Ekibi)
Mahmut Özbingül (Işık Ekibi)
Ses Ekibi Necip Sarıcıoğlu (Ses Mühendisi)
Mustafa Kent (Senkron)
Efektler Suudi Yılmaz (Efekt)
Seslendirme Sacide Keskin (Seslendirme Yönetmeni)

Firmalar

Metin Film (Yapım)
Lale Film (Film Hazırlık)

Son Yorumlar (9)

sinemaadamı avatar sinemaadamı 19 Aralık 2016 20:04:57

8

ayhan ışığın üstün oyun gücüyle güzel film olmuş. senaryo sağlam. hatta film biraz uğraşılsa daha da iyi olabilirdi. 60 lı yıllarda bu tarz filmlere en çok giden jönlerin başında yer alır taçsız kral. film boyunca hafızası kayıp , kendi suçlu sanıyo r herşey den şüpheleniyor. kim doğru kim yanlış bunu kestiremiyor. ismini bile bilmiyor. bıçak atmayı biliyor ama kendi kendine bunu nerden öğrendim diyor. hafıza kaybı geçiren bir insan psikolojisi ancak bu kadar iyi işlenebilir. fakat bence bıçak atma olayı olmasaydı çünkü neden derseniz hafıza kaybı geçiren bir insan bazı yeteneklerini de kaybediyor örneğin iyi ata biniyorsa artık sürmeyi unutuyor , iyi koşuyorsa bilinci yerinde olmadığı için öz güven eksikliği geliyor ama bu özelliğini bir müddet kullanamıyor tıpkı hasar gören herhangi bir cihaz gibi. bu ayrıntı işlenmemiş. bunun dışında bu filmin senaryosu çok kez değiştirilerek tekrar tekrar çekildi. mesela Ekrem bora Selma Güner i ikilisi bu filmi mazideki kadın olarak çekti orda da ekrem hafızasını kaybetmişti. 1972 de aynı filmi kartal tibet ölüm dönemeci olarak çekti ekremin filminin aynısıydı derken 74 de serdar gökhan karanlık yıllar ı çekti demek istediğim nasıl ki taçsız kral bi acı hayatı çekti tekrarlandı buda böyle . önce acı hayat sonra para sonra çilekeş sonra nikah masası sonra canısı hep aynı senaryo. bu filminde tekrarı yada az çok benzeri defalarca kez çekildi. taçsız kral ve çirkin kral filmleri 70 lerde çok kez tekrar çekildi.dediğim gibi izlemeyenlere şiddetle tavsiye edillir güzel film.

şahin_şahin90 avatar şahin_şahin90 23 Ocak 2015 00:08:51

Güzel bir polisiye macera filmi.Hafızasını yitiren bir gençle, onu bulup iyileştirmeye çalışan bir genç kadının kirli işler çeviren bir şebeke arasında geçen maceraların öyküsü.Final sahnesi Hasköy'ün Haliç kıyılarında çekilmiştir gemi sahneleri.Ayha n Işık yine iyi oynamış hafızası kaybolan adamı.Benim en çok dikkatimi çeken Yılmaz Gruda'nın oyunu Emniyet mensubu rolünü iyi oynamış.Böyle roller yakışıyo Yılmaz Gruda'ya ağzında piposu ve kafasında fötr şapkasıyla.Sevda Ferdağ her zamanki gibi güzeliği ve oyunuyla bir numara

Variable82 13 Aralık 2013 18:10:57

6

macera-gizem-polisiye türünden hoşlananları epeyce tatmin edebilecek bir film. Çekildiği zamana göre oldukça kaliteli. Ben bu tür filmlerden pek hoşlanmadığım için favori filmim diyemem açıkcası Ayhan ışık var diye izlemiştim ama filmin türünün iyis i olduğunu da inkar edemem.
bu film yine Ayhan ışıkla beraber 1970 yılında "Gölgedeki adam" adıyla tekrar çekilmiş ancak kanun benim filmindeki atmosferi ve kaliteyi göremedim.
Bir de bu filmi izleyen kaç kişinin dikkatini çekmiştir bilmem ama Ayhan ışığı bu filminde her zamanki alışık olduğumuz saç modeli ve tarama şeklinden daha farklı bir saç modeli kullanmış. Onu farklı bir saç modeliyle görebildiğim tek film olarak hafızama kazındı bu film ve keşke bu filmdeki saç modeliyle daha fazla görebildiğimiz filmleri olsaydı diye düşünmedim değil. Bildiğimiz saç modeli de ona çok yakışıyor ancak ben bu filmdeki saçını daha çok beğendim.

benimsinema avatar benimsinema 08 Haziran 2013 14:18:01

9

ertem görec emeklerine saglik, safa önal eline saglik... harika bir polisiye kacakcilik filmi... filmin yildizi tabiiki ayhan isiktir ama yilmaz gruda con önemli rolde... bikmadan usanmadan sonuna kadar izleyebileceginiz bir film.. mutlaka tavisye ed ilir...

Elvis07 avatar Elvis07 27 Ağustos 2012 04:05:17

9

Senaryo gercekten çok güzel daha filmin başında ki ilk sahnede film kendine sizi bağlıyor, Ayhan Işık ve Sevda Ferdağ cok güzel oynamış polisiye film sevenlerin mutlaka izlemesini tavsiye ediyorum ...

performer avatar performer 30 Haziran 2009 20:54:06

güzel bir film. ayhan ışık'ın mücevher dolu çantayı süha doğan'a teslim ettiği sırada bomba patlar ve süha doğan'ın takma sakalı düşer gibi olur, süha doğan el çabukluğu ile yüzünü kapatsada dikkatli sinema seyircisinin gözünden kaçmaz.

Yandex.Metrica