Bir Vampir Hikayesi

(Byzantium)

Sinema Filmi

2012

Neil Jordan sinema klasikleri arasına giren kült filmi Vampirle Görüşme´den on yedi yıl sonra yeniden tanıdık konulara geri dönüyor ve bu kez anne-kız vampirlerin hikâyesini anlatıyor. Gizemli Clara ve Eleanor vahşice işlenmiş bir cinayetin ardından kaçarak harap bir kıyı kasabasına sığınır. Beş parasızdırlar. Clara çaresizlikten fahişelik yapmaya başlar. Bu sırada ebediyen okul çağında kalakalmış kızı Eleanor, ona hakkındaki gerçekleri soran, nazik Frank´le tanışır. Vakit geçmeden küçük, huzurlu balıkçı köyü ölümlerle sarsılmaya başlar. İki yüz yıllık bir süreyi kapsayan Bir Vampir Hikâyesi, bol kanlı, melankolik atmosferiyle izleyiciyi etkileyen gotik bir dönem filmi ve aynı zamanda şık ve çağdaş bir gerilim.

Künye

Yönetmen Neil Jordan
Senaryo
Müzik Javier Navarrete
Görüntü Yönetmeni Sean Bobbitt
Eser
Vizyona Giriş Tarihi 29 Kasım 2013
Süre 118 dk
Tür Dram, Fantastik, Gerilim
Ülke Ingiltere Irlanda ABD

Firmalar

M3 Film (Dağıtımcı)
Hasılat 23.259,79 TL
Toplam İzleyici 1.977
Vizyonda Kaldığı Hafta 5 Hafta

Son Yorumlar (2)

mkurtsen avatar mkurtsen 08 Aralık 2013 06:16:31

9

Vampir ve Drakula filmleri hep ilgimi çekmiş, çocukluğumdan beri izlemişimdir.
Bu türü sevenlerin, hatta bağımlısı olanlarında azınsanmayacak sayıda olduğunuda biliyorum.
Türün duayen oyuncularından Peter Cushing (1913-1994) toprağı bol olsun öldü g itti, yarım asra yakın müthiş bir kariyer,
, sonra Christopher Lee(1922) halen hayatta, zaman zaman filmlerde
karşımıza çıkıyor. Night Train To Lisbon'da Father Bartolomeu rolu ile muhteşemdi.
Bizdende Atıf Kaptan'ı anmamak ayıp olur. Drakula Filminin DVD'sini film markette görünce
nasıl sevindiğimi anlatamam. 1953 de çekilmiş, O günün şartlarında çokta güzeldi.
Atıf Kaptan'ın diğer Merak ettiğim filmi. "Görünmeyen Adam İstanbul'da". Ne yazık ki film yok. Kayıp veya yanmış.
Lütfi Akad Ustamız çekmiş, nur içinde yatsın, film hilelerini bir ropörtajında anlatmıştı..


Şimdi gelelim bizim filme orjinal ismi Byzantium, Türkçeye çevrilince, Bizans, bildiğimiz Bizans
İstanbul'un Kostantinapolis olmadan önceki adı. Sağolsunlar ithalatçılar " Bir Vampir Hikayesi"
olarak çevirmişler, bizde şu an vizyonda, ben 1,5- 2 ay önce izlemiştim.
Vizyona girince hatırlamak adına bir kez daha izledim. İyikide izlemişim bir 118 dakika daha helal olsun.
Yönetmen Neil Jordan günümüzde bir vampir hikayesi nasıl anlatılır nasıl film yapılır, herkese
göstermiş. 1804 lerde başlayıp günümüze uzanan İnsanı rahatsız etmeyen bol kanlı, melankolik
atmosferi ile gotik bir dönem filmi. İspanyol Javier Navarrete'nin etkileyici müzikleride filme çok şey katıyor. Tabi hikayeyi yazan Moira Buffini'yi (1965) unutmuyoruz. Hep söylerim film yönetmenindir
diye ama bu durum filmin hikayesine göre değişebiliyor, başarı yüz ise otuzu onun.
Şimdi filmi biraz anlatayım.
Öykü 1800 lerden günümüze uzanan bir vampir bir ana/ kız hikayesi.
Eleanor (Soarise Ronan) 'un yazdığı hikayesini yırtıp yaprakları rüzgara savurmasi ile günümüzde
başlıyor. İnanmayacaksınız Elenor tam 1804 Doğumlu, Annesi ile birlikte yaşıyor, İkiside
ölümsüzlüğü ve ebedi gençliği yakalamış birer vampir, tabiki kan ile besleniyorlar.
Annesi Clara (Gemma Arterton), çevre abla/kardeş biliyor fahişelik yaparak geçimlerini
sağlıyor. Clara'nın daha filmin başında çalıştığı kulupte işlediği bir cinayet nedeniyle kaçıp bir kıyı
kasabasına sığınmışlar, yine aynı işleri yapıyor, ama kızını bu işlere bulaştırmıyor.
Sonra Clara annesi ölen müşterisi Noel'in (Daniel May) evine yerleşiyor. Büyük tarihi bir bina
Asansörü, bzideki eski Gümüşsuyu Apartmanlarının asansörü gibi telli parmalıklı,
Eleanor'a da bir oda veriyorlar. Amaçları Clara'nın ifadesi ile biraz takılıp, para kazanmak.
Noel'de iyi davranıyor, Hatta birkaç ta kız bulmuş, orayı malum evlee çevirmiş, keyifler iyi.
Bu durum Eleanor lösemi hastası romantik Frank'a (Caleb Landrey Jones) aşık olana
kadar devam ediyor, Eleanor'un annesi ile karakterleri çok farklı, annesi ile yaptıkları için
zaman zaman kavgaları oluyor, halim selim bir kız, saldırganlığı yok, beslenme işini kurbanın
arzusu ile yapıyor. filmin başında gördük, yaşlı komşu Robert Foowlds (Barry Cassin) yazdıklarını
okuyunca yaşadığını kafi görüp arzusu ile teslim oldu.
Hikayelerini Frank'a anlatınca duygusallık başlıyor, Frank kendini ikram etsede Eleanor kıyamıyor.
Sonra Frank hikayeyi polise anlatınca ipler kopuyor.
Bir taraftanda dünyada yalnız değiller, kendileri gibi vampir insanlar var. Vampirler Dünyasındaki
bir anlaşmazlık ile peşlerindeler, hem polis hem onlar......
Anlatmak buraya kadar, tadını kaçırmayalım.
Bir kere diğer vampir filmleri arasında bu filmi ayrı bir yere koyuyorum.
Şimdiye kadar gördüklerimin en güzeli. Bitmeyen gerilim, Muhteşem sürprizli bir final
Herşey mükemmel, flaş backlarla verien 1800 lerin melankolik atmosferi, müzik, bir tek
vampirler dünyasındaki hesaplaşma muğlak, çözmek çok fazla dikkat gerektiriiyor.
Oyunculuklar anne/kız Gemma ile Soarise şahane performaslar,müthiş
oynayana değil oynatana bak diyeceğim ama Sorise Hanna'dada öyleydi. bu genç kız süper
yetenek,bir numara. Fizik olarak bana Hazal Kaya'yı anımsatıyor, ama sadece fizik.
Sobra diğer oyuncular emektar Barry Cassin, Sam Riley, Daniel May Caleb Landrey Jones
illede Uri Gavriel, müthiş performanslar.
Neil Jordan durmuş durmuş ama türün klasik olmuş filmi "Vampirle Görüşme" den 17yıl
sonra bütün vampir filmlerinin en güzeli ile geri dönmüş. Helal olsun, izlemek için verdiğimiz
2 saat. Muhteşem. Vampir filmlerinin içine sanatı yerleştirmek böyle olur.
Türü sevende, sevmeyende izlesin. Mutlaka beğenecekler Ama filme konsantre olmak şartıyla.
10/10

mkurtsen avatar mkurtsen 08 Aralık 2013 05:35:28

9

Vampir ve Drakula filmleri hep ilgimi çekmiş, çocukluğumdan beri izlemişimdir.
Bu türü sevenlerin, hatta bağımlısı olanlarında azınsanmayacak sayıda olduğunuda biliyorum.
Türün duayen oyuncularından Peter Cushing (1913-1994) toprağı bol olsun öldü g itti, yarım asra yakın müthiş bir kariyer,
, sonra Christopher Lee(1922) halen hayatta, zaman zaman filmlerde
karşımıza çıkıyor. Night Train To Lisbon'da Father Bartolomeu rolu ile muhteşemdi.
Bizdende Atıf Kaptan'ı anmamak ayıp olur. Drakula Filminin DVD'sini film markette görünce
nasıl sevindiğimi anlatamam. 1953 de çekilmiş, O günün şartlarında çokta güzeldi.
Atıf Kaptan'ın diğer Merak ettiğim filmi. "Görünmeyen Adam İstanbul'da". Ne yazık ki film yok. Kayıp veya yanmış.
Lütfi Akad Ustamız çekmiş, nur içinde yatsın, film hilelerini bir ropörtajında anlatmıştı..


Şimdi gelelim bizim filme orjinal ismi Byzantium, Türkçeye çevrilince, Bizans, bildiğimiz Bizans
İstanbul'un Kostantinapolis olmadan önceki adı. Sağolsunlar ithalatçılar " Bir Vampir Hikayesi"
olarak çevirmişler, bizde şu an vizyonda, ben 1,5- 2 ay önce izlemiştim.
Vizyona girince hatırlamak adına bir kez daha izledim. İyikide izlemişim bir 118 dakika daha helal olsun.
Yönetmen Neil Jordan günümüzde bir vampir hikayesi nasıl anlatılır nasıl film yapılır, herkese
göstermiş. 1804 lerde başlayıp günümüze uzanan İnsanı rahatsız etmeyen bol kanlı, melankolik
atmosferi ile gotik bir dönem filmi. İspanyol Javier Navarrete'nin etkileyici müzikleride filme çok şey katıyor. Tabi hikayeyi yazan Moira Buffini'yi (1965) unutmuyoruz. Hep söylerim film yönetmenindir
diye ama bu durum filmin hikayesine göre değişebiliyor, başarı yüz ise otuzu onun.
Şimdi filmi biraz anlatayım.
Öykü 1800 lerden günümüze uzanan bir vampir bir ana/ kız hikayesi.
Eleanor (Soarise Ronan) 'un yazdığı hikayesini yırtıp yaprakları rüzgara savurmasi ile günümüzde
başlıyor. İnanmayacaksınız Elenor tam 1804 Doğumlu, Annesi ile birlikte yaşıyor, İkiside
ölümsüzlüğü ve ebedi gençliği yakalamış birer vampir, tabiki kan ile besleniyorlar.
Annesi Clara (Gemma Arterton), çevre abla/kardeş biliyor fahişelik yaparak geçimlerini
sağlıyor. Clara'nın daha filmin başında çalıştığı kulupte işlediği bir cinayet nedeniyle kaçıp bir kıyı
kasabasına sığınmışlar, yine aynı işleri yapıyor, ama kızını bu işlere bulaştırmıyor.
Sonra Clara annesi ölen müşterisi Noel'in (Daniel May) evine yerleşiyor. Büyük tarihi bir bina
Asansörü, bzideki eski Gümüşsuyu Apartmanlarının asansörü gibi telli parmalıklı,
Eleanor'a da bir oda veriyorlar. Amaçları Clara'nın ifadesi ile biraz takılıp, para kazanmak.
Noel'de iyi davranıyor, Hatta birkaç ta kız bulmuş, orayı malum evlee çevirmiş, keyifler iyi.
Bu durum Eleanor lösemi hastası romantik Frank'a (Caleb Landrey Jones) aşık olana
kadar devam ediyor, Eleanor'un annesi ile karakterleri çok farklı, annesi ile yaptıkları için
zaman zaman kavgaları oluyor, halim selim bir kız, saldırganlığı yok, beslenme işini kurbanın
arzusu ile yapıyor. filmin başında gördük, yaşlı komşu Robert Foowlds (Barry Cassin) yazdıklarını
okuyunca yaşadığını kafi görüp arzusu ile teslim oldu.
Hikayelerini Frank'a anlatınca duygusallık başlıyor, Frank kendini ikram etsede Eleanor kıyamıyor.
Sonra Frank hikayeyi polise anlatınca ipler kopuyor.
Bir taraftanda dünyada yalnız değiller, kendileri gibi vampir insanlar var. Vampirler Dünyasındaki
bir anlaşmazlık ile peşlerindeler, hem polis hem onlar......
Anlatmak buraya kadar, tadını kaçırmayalım.
Bir kere diğer vampir filmleri arasında bu filmi ayrı bir yere koyuyorum.
Şimdiye kadar gördüklerimin en güzeli. Bitmeyen gerilim, Muhteşem sürprizli bir final
Herşey mükemmel, flaş backlarla verien 1800 lerin melankolik atmosferi, müzik, bir tek
vampirler dünyasındaki hesaplaşma muğlak, çözmek çok fazla dikkat gerektiriiyor.
Oyunculuklar anne/kız Gemma ile Soarise şahane performaslar,müthiş
oynayana değil oynatana bak diyeceğim ama Sorise Hanna'dada öyleydi. bu genç kız süper
yetenek,bir numara. Fizik olarak bana Hazal Kaya'yı anımsatıyor, ama sadece fizik.
Sobra diğer oyuncular emektar Barry Cassin, Sam Riley, Daniel May Caleb Landrey Jones
illede Uri Gavriel, müthiş performanslar.
Neil Jordan durmuş durmuş ama türün klasik olmuş filmi "Vampirle Görüşme" den 17yıl
sonra bütün vampir filmlerinin en güzeli ile geri dönmüş. Helal olsun, izlemek için verdiğimiz
2 saat. Muhteşem. Vampir filmlerinin içine sanatı yerleştirmek böyle olur.
Türü sevende, sevmeyende izlesin. Mutlaka beğenecekler Ama filme konsantre olmak şartıyla.
10/10

Yandex.Metrica