Lekeli Melek

8,53

( 2 kişi yorum yaptı )

Lekeli Melek

Sinema Filmi

1969

“Gioconda’s Smile” albümündeki (1965) ‘Portrait of my Mother’ (Manos Hadjidakis) ve ardından ‘Vivre Pour Vivre’ (1967) (Francis Lai).
İşteki ilk günleri.
Suat; “Yeni sekreterim sizsiniz demek (‘yeni’ demesine gerek var mıydı).”
Selma; “Evet, benim Efendim.”
Suat; “...İkimiz de işe yeni başlıyoruz. Hayırlısı.”
Selma; “İnşallah.”
Suat; “...Untaş şirketiyle son iki yılda yapılan muhaberat dosyasını istiyorum... Bir de ‘49 71 92’ numaraya telefon edip Tarık Bey’in seyahatten dönüp dönmediğini öğrenin.”
Şaşırtıcı bir şekilde bunu ‘Son Hatıra’dan (1968) anımsıyoruz. Semih Bey, sekreterine “Bana ‘49 71 92’yi bağlayın lütfen” diyordu. Bu büyük rastlantının nedeni her iki senaryonun da Safa Önal tarafından yazılmasıdır belki.
Ayrıca Hollywood yapımlarında 555 ile başlayanlarla kıyaslandığın da Yeşilçam filmlerindekiler nasıl da içtendir.


Jenerikte ‘The Spy Who Came in from the Cold’ (1965) (Sol Kaplan) var.
60’ların sonlarında orta halli bir İstanbul ailesi. Daima sarhoş, daima öfkeli Rıza, yetişkin kızları Selma ve Leyla.
‘Yumurcak Köprüaltı Çocuğu’ (1970) filminde tekrar karşılaşacağımız iki katlı ahşap evleri. Selma daktilosunun başında çalışıyor. [Filiz Akın’ın bu sahnedeki kazağı ‘Son Mektup’ta (1969) “Benim yerime sen git Ayşeciğim” derken de üzerindeydi]. Liseyi zorlukla bitirip sekreterlik kursuna gitmiş. Ertesi gün Fındıklı’daki Sonderoğlu Şirketi’nde 850 lira aylıkla çalışmaya başlayacak. (Ama O’nu hep Koç Holding binasında göreceğiz.) Rakı şişelerini deviren babası da ‘gecenin kaçı oldu, Leyla sürtüğü hâlâ gelecek’ diye bağırıp çağırıyordu. ‘Sabahtan çıkıyor gece yarılarına kadar kayıpmış’. Bu yetmez gibi bir de şu daktilo sesi. “Yeter! Kes şunu be. Bir saattir tak-tak, tik-tik kafam şişti. Çık odanda talim et” diye elindeki kadehi fırlatmasın da ne yapsın(!). “Bıktım ikinizden de. Anneniz öldü, kurtuldu. Kahrınız bana kaldı. O yaşta bir kız ne yapar, nerelere gider söylesene.” Selma, iki arada bir derede kalmış, kardeşini korumaya çalışıyor; “Dilinden kurtulmak için kaçıyor. Evde otursa akşama kadar kavga, küfür, dayak.”
Booker T & The MG’s’in “Doin’ Our Thing” albümündeki (1968) aynı isimli melodi (Steve Cropper / Donald ‘Duck’ Dunn / Booker T. Jones / Al Jackson Jr.). İşyerinde ‘toplu iğne, daktilo şeridi, kâğıt, kalem, dosya ve zımbanın yerlerini öğrenir ilk gün. Bir eksiği, bir ihtiyacı olursa personel şefine haber verecekmiş. [Filiz Akın üzerindeki pardösüyü ‘Aşkım Günahımdır’da (1968) son; ‘Son Mektup’ta (1969) ilk sahnelerde giyiyordu].
’Zorba’daki (1964) ‘Life Goes On’ (Mikis Theodorakis). Sonraları bir öğle arası gittikleri lokantada Suat’a şunları anlatacaktır; “Babam, Demiryolları’nda Bakım Atölyesi’nde şefti. Evine, işine bağlı iyi bir insandı. Annemin ölümünden sonra yıkılıverdi. Asabi, öfkeli, aksi bir adam oldu. Sanki birdenbire yaşlandı da. Her gün biraz daha çöktü. İçkiye verdi kendini. Geçen sene işinden de atılınca kahroldu. Kardeşime de bana da cehennem hayatı yaşatmaya başladı.”
‘Dead Ringer’daki (1964) ‘Main Title’ (André Previn) (0.08-0.48 arası). Leyla, o gece İzmirli bir işadamı, Ziya ile birlikteydi. Eve geç kalınca babası tarafından acımasızca dövülür (13 tokat). “Rezil, kahpe, alçak. Bir daha geç gelirsen öldüreceğim seni. Leşini sereceğim.”
Şehrin farklı bir semtindeki Sonderoğlu ailesi ise mutlu bir heyecan içinde. (Evleri Avni Meserretçi’nin Yeniköy’deki yalısı). Oğulları Suat, Avrupa’dan dönmüş. Filmde adı söylenmeyen baba Mümtaz Ener “Şimdi gayret sana düşüyor. Şirketlerimizi büyütmek, kazancımızı arttırmak senin vazifen artık” diyordu. Annesi Bedia Muvahhit de “İşlerin yabancısı da değilsin. Bir zamanlar babanla çalıştın. Avrupa gördün. Oradaki şirketlerle anlaşmalar imzaladın. Sonderoğlu ailesinden olanlar daima zeki ve mağrurdurlar. Hiçbir zaman hata yapmazlar” diye cesaretlendiriyor oğlunu.
Selma ve Suat’ın sekreter-patron olarak göz göze gelmeleri filmin en çarpıcı sahnesi. İlerde ‘birbirlerini ilk gördükleri anda sevdiklerini’ söyleyecekler. Delikanlı “Yanımda çalışan herkesin durumunu bilmek isterim” demişti ama başkasıyla ilgilendiğini görmedik. Genç kızın ev bulmasına bile gizlice yardım edecektir. Şen Emlak sahibi Necdet Tosun’un dediği gibi “Kul sıkışmayınca Hızır yetişmezmiş”.
“Gioconda’s Smile” uzunçalarındaki (1965) ‘Returning in the Evening’ (Hadjidakis). Sekreterini (Cüneyt Arkın’a ait ‘34 HN 460’ plakalı ‘şevrole’) arabası ile duraktan alıp mahallesine götürürken yakınlıkları artar.
Suat’ın annesi ‘tez canlı, her şeyi çabucak yapmak isteyen sabırsız’ bir kadın. ‘Hemen bir gelini sonra da torunu olsun’ istermiş. “Cavidan Avrupa’dan dönmüş, biliyor musun” diyerek bir şeyler ima ediyor. “Soydan asilzade bir kız. Yedi ceddi paşazade. Zengin, kolej mezunu. Üstelik de pek güzeldir.” Ancak bizim gibi oğlunun da gönlünde varsıllık, asillik değil yalnızca Selma var. “Bırak, ısrar etme be karıcığım. Cavidan’ı istemiyor işte” diyen kocasına verdiği yanıt muhteşem; “Ben istiyorum, yetmez mi?”
‘Sunny’ (1966) (Bobby Hebb). Leyla, ablası gibi ‘ufacık bir para için bir ay bir odaya kapanıp çalışacak’ biri değil. ‘İyi yaşamak, gezmek, giyinmek, eğlenmek, istediği gibi kudurmak’ istermiş. Bu ‘popüler melodi’ duyulurken bir Hacıağaya Zümrüt Kuyumcu’dan yüzük aldırıyordu. Gittikleri gece kulübünde Renan Fosforoğlu “Benim apartmanıma gideriz. İçkinin envai çeşidi orada da var. Alaturka plaklarım var. Oyun havaları, efendime söyleyeyim, gazeller. Şöyle kendi aramızda muhabbetin tadı başkadır” ümidi içindeydi. Kadeh tokuşturduğu ‘dilberi ahunun’ ise gözü başka birinde. Bardaki Suat’ı beğenmiş. Genç kız sonradan şaşırtıcı bir şey yapıyor. “Abilerim kamyon şoförüdür. Bugün yoldan döndüler. Sonra öldürürler beni” diyerek Hacıağayı kapıda ‘eker’.
Gazinoya geri döndüğünde ‘Greenfiels’ (1960) (Frank Miller / Richard Dehr / Tony Gilkyson) çalıyordu. Durul Gence 5’lisi eşliğinde ve Ajda Pekkan’ın sesiyle ‘Boşvermişim Dünyaya’yı (1967) (Fecri Ebcioğlu) söyleyip Suat’ın yanına gelir.
‘The Green Leaves of Summer’ (1960) (Dimitri Tiomkin / Paul Francis Webster). Bardaki konuşmaları ‘The Alamo’ filminin melodisi ile. Çok geçmeden bir otel odasında yataktaydılar. Eve geldiğinde, yaptığına bin pişman “Bu gece hiç tanımadığım biriyle beraberdim. Olanlar oldu ablacığım. Şimdi kendimi Ziya’ya nasıl yutturacağım” diye ağlıyor. Oysa Selma kendisini zamanında uyarmıştı; “Yazık, uçuruma gidiyorsun. Yükseklere bakarken nereye adım attığını görmüyorsun.”
Neyse ki(!) işadamı öyle dikkatli biri değil. (Umarız, hiç olmazsa şirketini yönetirken daha özenlidir.) Ne bu kaçamağı ne de ilerde ‘bu kaçamağın meyvesi’ olan Mine’nin kimden olduğunu anlamıyor. Aklı başka yerde. Çok düşünmüş ve Leyla ile evlenmeye karar vermiş. İzmir’e gidip ‘ihmal ettiği fabrikasıyla alakadar olacak ve (ihmal edip etmediği belirsiz) karısından boşanacakmış’. Birkaç ay sonra da ‘muhteşem bir düğün yapacaklarmış’.
Bu arada Rıza, kızlarını “Bundan sonra bana siz bakacaksınız. Nankörler” diye sıkıştırıyor. Aybaşında para vermezse ‘dayanırmış Selma’nın şirketine, çıkarmış patrona’. [Filiz Akın bu kazağını ‘Son Mektup’ta (1969) Ayşe’ye “Ne yapabilirim ki” derken giyiyordu].
‘The Bible: In the Beginning...’deki (1966) (Toshiro Mayuzumi) ‘Theme from the Bible’. Daha fazla dayanamayan genç kız ayrı eve çıkmaya karar verir.
Selma; “Yeter, yeter artık. Delisin sen. Bizi de deli edeceksin. Olmaz, yaşamaz olsaydım. Kaçacağım bu evden.”
Rıza; “(Yeni Rakı şişesine bakarak) İşte bu kadar. Cebi beş kuruş gördü ya (başka bir sahnede ‘biti kanlandı’ diyecektir) canavar kesildi. Besle kargayı oysun gözünü.”
‘Lawrence of Arabia’daki (1962) “The Nefud Mirage / Sun’s Anvil” (Maurice Jarre) (2.27’den itibaren). Son gece sofrada “Pilavda taş mı arıyorsun? Ne somurtuyorsun be? Senin bayramın şimdi. İstediğin oldu işte... Defolup gidiyorsun” diyerek sataşıyordu hâlâ kızına.
Sonunda Suat’ın, beklediğimiz, evlilik teklifi gelir.
Ancak anne babasını bir türlü ikna edemiyor. İlk tepkileri “Sen çıldırmışsın. Böyle bir evliliği çıkar aklından” şeklinde. ‘İstikbali, mesleği gibi alacağı kız için de kararı Onlar verirmiş’. “Sen zengin, asil, maruf Sonderoğlu ailesinin biricik evladısın. Bize ne idiği belirsiz bir gelin mi getireceksin” diyorlar. Aileyi rezil edemez, itibarıyla oynayamazmış. Ve o ‘olmazsa olmaz’ tehdit. Eğer böyle bir delilik yapacak olursa ‘reddeder, mirastan da mahrum ederlermiş’. “Sürüm sürüm sürünürsün.”
Delikanlı odadan çıktıktan sonra Mümtaz Ener’in söyledikleri çok hoş. Karısına dönüp; “Kime çekmiş bu sersem. Kime benzemiş?”
‘Dead Ringer’daki (1964) (André Previn) “Maggie’s Murder” ile başlayıp (0.39 sonrası) “Eddie’s Theme” ile devam eden ve ‘The V.I.P.s’deki (1963) ‘Prelude’ (Miklós Rózsa) ile sonuçlanan sahne. ‘Her şeyin bir çaresi bulunur elbet’. Bedia Muvahhit’in yöntemi müthiş. Delikanlının Ticaret Odası’nda olduğu sırada şirkete gelip “Ben velinimetin Suat Sonderoğlu’nun annesiyim. (Elini öpmek isteyen genç kızı iterek) Demek oğlumu baştan çıkaran şu mahut (bu sözcüğün filmdeki ikinci kullanılışı) Selma sensin” diyor. ‘Merhaba’ bile demeden söyledikleri böyle. Sonrası daha da kırıcı. “Sen (‘i’yi uzatarak) kim Sonderoğullarına gelin olmak kim. Halinden hiç belli olmaz ama pek zeki, pek sinsiymişsin. Aklın sıra Suat’ı avlayıp ailemize gireceksin. Sokaktan gelip lüks bir hayat yaşayacaksın. Budala. Sen O’nu değil zenginliğini, asaletini seviyorsun.”
‘Haddini bilip kendine denk bir memurla, bir işçiyle evlenmesini’ öneriyor. Bir daha burada görürse yapmadığını bırakmaz, rezil edermiş. “Dünyada bir akıllı sen mi kaldın? Biz hayattayken Suat’ı sana kaptırır mıyız, sersem.” Selma, belki bunları değil ama ‘evlatlıktan ret’ meselesini duyunca kararını verir.
‘Vivre Pour Vivre’deki (1967) ‘Théme de Robert’ (Francis Lai). Kahramanımız şirkete döndüğünde bir veda mektubu bulur. ‘Ayrı dünyaların insanlarıymışlar. Yetişmeleri, görgüleri, zevkleri farklıymış. En güzel zamanda en güzel hatıralarla ayrılmaları daha iyiymiş’. Zarfta bir de yay burçlu madalyon vardı. “Yarın doğum günün olduğunu biliyordum. Onun için…” (Cüneyt Arkın kolyeye bakarken sağ el-sol el karışıklığı olmuş).
Rıza’nın söylemiyle ‘dönüp dolaşıp geldiği’ babaevinde ‘incelikli’ bir hoş geldin ile karşılanır; “İnsan o yağlı kısmeti teper mi hiç.”
‘The V.I.P.s’deki (1963) ‘The Bracelet’ (Miklós Rózsa). Ancak ortada bu iğnelemeyi aşan bir sorun var. Leyla 3 aylık hamile. Babası duyarsa öldürürmüş. Şu çözümü bulurlar. Samsun’a Halasının yanına gidecek. Doğumu orda yapacak. “Dönüşünden sonra bir çare daha buluruz.”
“Gioconda’s Smile” albümündeki (1965) ‘Countess Esterhazy’ (Manos Hadjidakis). Suat odasında hediye kolyeye bakarken Selma hasretle işyerinin oralarda dolaşıyor. [Paltosunu ‘Aşka Tövbe’de (1968) “Ne olur sorma Hala. Bu işkenceye daha fazla tahammül edemeyeceğim” derken giyiyordu].
Bu arada yeni bir iş bulup Fatma Hanım-Talia Saltı’nın evinde oda kiralar. Aylar sonra kardeşi, kucağında kızı ile geri geldiğinde fedakârlık yine kahramanımıza düşer.
‘Vivre Pour Vivre’deki (1967) ‘Theme de Catherine’ (Francis Lai). Leyla “Bana bir iyilik daha yapacaksın. Mine sende kalacak” diyor. Ertesi gün Ziya ile İzmir’e gidiyorlarmış. Nikâhtan sonra oraya yerleşeceklermiş. Çaresiz kabul eder Selma. Özverinin böylesi(!).
‘El Cid’deki (1961) ‘Battle of Valencia’ (Miklós Rózsa) (5.00-6.10 arası). Tam da o günlerde ayrılığın perişan ettiği Suat kendisini toparlamış. Tekrar çalışmaya başlayacağını söylüyordu annesine. “Selma’yı hiç görmemiş, tanımamış, sevmemiş olacağım. Ebediyen unutacağım.”
Büyük konuşmamak lazım. Sonraki sahnede İstiklal Caddesi’nde karşılaşırlar. Artık hep beraber olacaklar derken yine ayrılırlar.
Acker Bilk’in klarnetiyle “Tornerai/J’attendrai” (1938) (Dino Olivieri). Selma’yı arkadaşlarına nişanlısı olarak tanıttığı toplantıda Mine’nin varlığı delikanlıyı çıldırtır. Selma’ya bir tokat ve duvardaki aynaya bir yumruk atar. (Kesilmesin diye Cüneyt Arkın’ın elini bandajlamışlar). Yağmurda sokaklarda bayılan genç kız hastanelik olur. Doktoru (filmin ‘Prodüksiyon Amiri’ de olan) Memduh Karakaş.
‘Dead Ringer’daki (1964) ‘The Dog Attacks’ (André Previn). Mutlulukları için Leyla’nın Suat ile konuşması gerekecektir; “Ben Selma’nın kardeşiyim. O çocuk da senin çocuğun, çocuğumuz. Bizim günahımız. Acısını, cezasını Selma’nın çektiği bizim günahımız.”
Hastanenin ikinci katında 11 numaralı oda; “Affet beni Selma. Hiçbir şey söyleme. Bütün olanları unutacağız. Her şeye yeniden başlayacağız. Seni seviyorum. Senle başladım senle bitecek. Çocuğu da kendi çocuğummuş gibi seveceğim.”


Acker Bilk’in klarnetinden ‘Petite Fleur’ (1952) (Sidney Bechet).
Hacıağa-Renan Fosforoğlu’na Zümrüt Kuyumcu’dan yüzük aldırmış. Bir gazinoda kadeh kaldırıyorlar. Ama melodideki ‘küçük çiçek’ten bile daha güzel olduğu o gece gözü Suat’taydı.
Leyla; “Şerefine, hayatım.”
Hacıağa; “Sıhhati afiyetine. Güzel günlerimize meleğim. Senin gibi bir dilberi ahu ile tanışmak en birinci arzumdu. Kısmet bugüneymiş.”
Leyla; “Ben de senin gibi biriyle tanışmak isterdim. (Bakışlarını Suat’tan alamıyor). Çok isterdim.”
Hacıağa; “Sağ ol, beni ihya ettin.”
Renan Fosforoğlu, biraz sonra garsona bahşiş bırakırken, böbürlenerek genç kıza bakıyor. Tüm bunlara karşın ‘en birinci arzusu olan dilberi ahuyu, envai çeşit içki ve alaturka plaklı apartmanına’ götüremeyecektir.
(Yazan: Murat Çelenligil)

Künye

Yönetmen Mehmet Bozkuş , Mehmet Dinler
Senaryo
Yapımcı Türker İnanoğlu
Görüntü Yönetmeni Çetin Gürtop
Süre 94 dk
Tür Dram, Duygusal
Özellikler Siyah Beyaz
Ülke Türkiye
Etiketler Gazino, Otel Odası, Sekreter Daha Fazlası

Oynayanlar

Cüneyt Arkın Cüneyt Arkın Suat Sonderoğlu
Filiz Akın Filiz Akın Selma
Sevinç Pekin Sevinç Pekin Leyla
Cahit Irgat Cahit Irgat Rıza
Bedia Muvahhit Bedia Muvahhit Suat'ın Annesi
 Talia Saltı Talia Saltı Fatma Hanım
Renan Fosforoğlu Renan Fosforoğlu Leylanın Arkadaşı
Aydın Tezel Aydın Tezel Ziya
Necdet Tosun Necdet Tosun Emlakçı
Mümtaz Ener Mümtaz Ener Suat'ın Babası
Ünsal Emre Ünsal Emre Davetli
Abdurrahman Palay Abdurrahman Palay Cüneyt Arkın Seslendirmesi
Adalet Cimcoz Adalet Cimcoz Filiz Akın Seslendirmesi
Samiye Hün Samiye Hün Sevinç Pekin Seslendirmesi
Sacide Keskin Sacide Keskin Talia Salta Seslendirmesi
Rıza Tüzün Rıza Tüzün Seslendirme
Necabettin Yal Necabettin Yal Seslendirme

Ekip

Yapımcı Memduh Karakaş (Yapım Koordinatörü)
Yapım Ekibi Yılmaz Çiçek (Yapım Asistanı)
Necati Şimşek (Yapım Asistanı)
Feyzi Barlas (Yapım Asistanı)
Yönetmen Ekibi Erkan Işıklar (Yönetmen Yardımcısı)
Kamera Ekibi Hüseyin Karındoyuran (Kamera Asistanı)
Metin Öven (Set Fotoğrafları)
Post-Prodüksiyon Refik Onubil (Jenerik Tasarım)
Işık Ekibi Şevket Yılmaz (Işık Şefi)
Mehmet Çakar (Işık Şefi)
Ses Ekibi Tuncer Aydınoğlu (Ses Kayıt)
Aydın Uğurlu (Ses Kayıt)
Müzik ekibi Ajda Pekkan (Şarkılar)

Firmalar

Ender Işık Servisi (Işık)
Acar Film (Film Hazırlık Stüdyosu)
Erler Film (Yapım)

Son Yorumlar (2)

Alın yazısı avatar Alın yazısı 20 Nisan 2009 09:12:04

10

Yeşilçam filmlerine sayısız kez konu olmuş bir senaryo'Zengin fabrikatör ile fakir sekreter kızın Hazin Aşk öyküsü...sinema'nın iki dev oyuncusu Cüneyt ARKIN & Filiz AKIN Duygusal dramatik bir Film...imkansızlıklara rağmen birleşen iki genç filmi n finali biraz karışıktır...nasıl oluyorda bir ömür boyu o çocuk selma'nın olarak bilinecek. :)))) 

emre84 avatar emre84 29 Mayıs 2007 04:58:05

10

Cast mükemmel

Yandex.Metrica