Ölmek Mi Yaşamak Mı

8,27

( 5 kişi yorum yaptı )

Ölmek Mi Yaşamak Mı

Sinema Filmi

1966

The George Martin Orkestrası’ndan (1964) ‘All My Loving’ (1963) (Lennon/McCartney); “Close your eyes and I’ll kiss you//Tomorrow I’ll miss you,//Remember I’ll always be true.”
Deniz kenarında öpücükle biten konuşma. Arka planda Türker İnanoğlu’na ait 63 model ve ‘34 FR 689’ plakalı ‘filizi’ Bonville-Pontiac var.
Hülya; “Sevimli, tembel bir ağustosböceğisin sen.”
Yusuf; “Param çoksa, işim tıkırındaysa suç benim mi? Mecbur olsam çalışırım elbet.”
Hülya; “Kimbilir baban, amcan nasıl çalışıyordur. Para, durup dururken gelmez insana.”
Yusuf; “Sıra Onların şimdi. Onlar yorulunca fabrikanın başına ben geçeceğim. Bırak da şu gençliğin tadını çıkarayım. Zaten senin yüzünü güldürmek, seni oyalamak için zorluyorum kendimi. Sevimli bir geveze olmaya çalışıyorum. Ben çalışkan bir karıncayım. Temb el bir ağustosböceği değil. Bir şey yapmak, bir iş başarmak istiyorum. Sana layık olmak istiyorum... Senin yanında bir başka oluyorum. Seninle bütün bir ömür yalansız, kötülüksüz yaşamak istiyorum.”


Hülya Açıkalın, Tatbiki Güzel Sanatlar Okulu’nda öğrenci. Hangisi olduğunu öğrenemeyeceğimiz bir bölümü gelecek yıl bitiriyor. Filmin sonundaki oto tamirhanesinde söyleyecekleri gibi: “66 model Impala kadar güzel.” Okumak için ta İzmir’den gelmiş. Bir süredir Yusuf’la duygusal ilişki içinde. Birbirlerini çok sevmişler.
Delikanlı kendisini ‘bir fabrikatörün oğlu’ olarak tanıtmıştı. ‘Bir dediği iki olmazmış’. (Aslında ‘anasız, babasız, fakir ve işsizin biri’). Tek yırtmaçlı üç düğmeli siyah kadife ceket, son moda gözlük, fular ile aynı kumaştan mendil. Her buluşmada başka bir araba. Söyledikleri de “Amcamın bu. Benimki tamire girdi. Yaya yürümektense bu külüstürü tercih ettim” veya “Satın almak istiyordum. Tecrübeye çıktım” gibi şeyler.
‘Poupée de Cire, Poupée de Son’ (1965) (Serge Gainsbourg). Okula genç kızı almaya (ikinci) gelişinde Eurovision kazanmış melodi duyuluyor. (Hülya Koçyiğit’in sağ ayağı aynı günlerde rol aldığı ‘Yiğit Yaralı Olur’daki bir kaza nedeniyle sargılar içinde). Elbette altında havalı ve yeni bir otomobil. Durumun göründüğü gibi olmadığını kısa sürede anlayacağız. Jigolonun teki. Geçimi, yatakta beraber olduğu kadınlardan. Araba hırsızlığı da diğer bir gelir kaynağı. Bunları Rıza veya Çakır’a satıyor.
Zaten film de Hilton’un oto parkından ‘34 ER 600’ plakalı otomobili ‘izinsiz alması’ ile başlamıştı.
“Ascenseur Pour L’Échafaud”daki (1958) ‘Au Bar Du Petit Bac’ (Miles Davis). Züğürtleyince ‘Artist’ Mine’nin evine gidiyor. Burada söyledikleri çok başka. ‘Parası yokmuş, kirayı ödeyemediği için evden atılmış’. Acındırmaya çalışıyor. Ancak genç kadın ‘yatak faslı’ olmadan bir şey vermeye niyetli değil. Üstelik ‘başka kadınlardan kurtulup da gelecek vakit bulamamasına’ kızgındı. Delikanlı, yatağın üzerindeki cüzdandan para yürüterek günü kurtarıyor.
“Ascenseur Pour L’Échafaud”daki (1958) ‘Florence Sur Les Champs-Élysées’ (Miles Davis). Sonraki gelişi aynı ‘soundtrack taki farklı bir melodi ile. (Bu sırada Mine bir dergi için ‘dekolte’ resimler çektiriyordu). Hangi koşulda olursa olsun Yusuf’un isteği hiç değişmiyor; Para. Nasıl kazanacağını da Mine’nin sözlerinden anlıyoruz; “İşim bitiyor. 1-2 poz kaldı. Yatak odasında bekle beni.”
Beraber olduğu çok kadın var. Hepsinin de çantaları nedense ‘yatak odasındaki gardıropta’. Bu karmaşa içinde tek temiz ilişkisi Hülya ile. Diğerlerinden farklı olarak ‘münasebetlerinin sınırı’ el ele tutuşup öpüşmek. O kadar.
Deniz kenarındaki lokantada bira içerlerken “Aşkımızın şerefine! Hani şu ismi olup da cismi olmayan aşkımızın şerefine” diyecektir. Bu sırada filmin bir sürprizi var. Hemen önlerindeki masada Nusret Ersöz (1970 Ses yarışması ikincisi Serdar Gökhan) kız arkadaşına “Şerefine hayatım” diyor.
Beraber oldukları günün akşamında Çemberlitaş Kız Talebe Yurdu’na gelmişler. Yusuf “Emirgan’da bir çay falan içeriz” diye hayaller kurmuştu ama genç kızın ders çalışması lazımmış. [Bu sırada üzerinde olan ‘Faize-Sevim kreasyonu’ güzel elbiseyi, Hülya Koçyiğit, ‘Damgalı Kadın’ (1966), ‘Yağmur Çiselerken’ (1967), ‘Sürtük’ (1970) filmlerinde giymişti. Aynı giysi ‘Kader Böyle İstedi’deki (1968) nişan sahnesinde Nilüfer Koçyiğit’in üzerindeydi].
Evlilik kararları sonrasında ailesine mektup yazıyor (Hülya Koçyiğit bu sahnedeki geceliği ‘Kadın Asla Unutmaz’da (1968) tekrar kullanacaktır); “Son bir imtihanım kaldı. Onu da başarı ile vereceğimi sanıyorum. Pazartesi yola çıkacağım. Sevgili anne ve babacığım, en geç bir hafta sonra sizlere kavuşmuş olacağım. Size çok önemli bir haberim de var. Memnun olacağınızı tahmin ederim.” (Ancak filmde babasını göremeyeceğiz).
Yusuf’un kendisi gibi parasız iki arkadaşı var. Cemil Tankut ‘24 yaşında ve muayyen bir iş sahibi değil’. Ferit ise ‘zengin çocuğu’. Ancak ‘okumuyor, çalışmıyor diye pederi mangizi kesmiş’. Artık metelik vermeyecekmiş. En olmayacak şeye kalkışırlar. Puro-Fay Fabrikası’ndaki kasayı soymak. ‘Ya parayı kurtaracaklar yahut da her şey tamamen bitecek’. Kahramanımız bunu Hülya, İzmir’e gidince yapmak istiyor; “Ne olur ne olmaz. Belki yakalanırız, belki vuruluruz. Müdüriyette, hapishanede veya hastanede sevgilimin ziyaretçi olmasını istemem.”
‘Goldfinger’daki (1964) ‘Gassing the Gangsters’ (John Barry). Plan hazır; “Saat tam 12’de içerde olacağız. Gece bekçisi o sırada üst kattadır biliyorsunuz. İlk işimiz şalteri çekip elektriği kesmek olacak. Sonra telefon kablolarını keseceğiz. Karanlıkta kapı camını kıracağız. [Ancak filmde tam tersini yapıyorlar. Elektrik ve telefon kablolarının kesilmesi (kapı değil) pencere camının kırılmasından sonra]. Odaya girdik mi tamam. Kasanın nerde olduğunu biliyorsunuz. Bir iş bahane ederek patronla konuşurken görmüştük. Paraları hemen yanımızdaki çantaya doldurup kaçacağız.”
Öylesine züğürtler ki soygun için paraları yok. Bir araba çalıp 5000’e satmak isterler. Otosel Araba Pazarı sahibi Rıza kaçın kurası. Her türlü ‘esnaflığı’ yapıyor; “Bu tip arabaların yedek parçası zor bulunuyor. Satması da dert. Bir de hırsızlama mal. Derdini çekmeye değmez. Polisle derde girmek istemiyorum (‘derde girmek’ yerine ‘başım derde girsin’ dese daha iyi olurdu).” Sonuçta al takke ver külah 3000’de anlaşıyorlar.
Bu para ile oksijen lambası, keski, törpü, tabanca alacaklarını söylüyorlardı. Soygunda ‘oksijen lambası, keski törpü’ yok. Sadece el feneri, eldiven ve maske olarak kadın çorabı almışlar. Tabanca da bir değil üç tane. Hülya’nın yaz tatili için gittiği gece işe girişirler.
‘Goldfinger’daki (1964) ‘The Arrival of the Bomb and Count Down’ ve ‘The Death of Goldfinger’ (John Barry). Kasadaki 200 bini alıp kaçarlarken Bekçi Mehmet Büyükgüngör ateş ederek Cemil’i yaralamış. Diğerleri kaçar. Yusuf “Öldü galiba. Yazık oldu” diyor.
‘Goldfinger’daki (1964) ‘The Laser Beam’ (01.35’ten itibaren) (John Barry). Bir ay sonra Kasımpaşa Köprüsü’ndeki 4 numaralı dubada buluşmak üzere ayrılırlar. Paralar Ferit’te kalacakmış. Neden bölüşüp bu işi hemen halletmedikleri belli değil. Bu arada Yusuf’un bir oto tamircisinde çalışacağını öğreniyoruz.
Emniyet Müdürü Tevfik Soyurgal, ‘soygun tahkikatının sevk ve idaresini en gözde memuru ve başarı göstereceğinden emin olduğu’ Ekrem Tümer’e verir. O da [‘Büyük Acı’da (1971) tekrar göreceğimiz] SSK İstanbul Hastanesi’nde yatan Cemil’le konuşarak işe başlar. Öğrenebildiği tek şey Yusuf’un, Çemberlitaş Talebe Yurdu’nda bir kız arkadaşı olduğu. Zavallı, bunları cezası hafifler umuduyla anlatmıştı. Ama cümlesini tamamlayamadan son nefesini verir.
“Ascenseur Pour L’Échafaud”daki (1958) ‘Diner Au Motel’ (Miles Davis). Ekrem, Yurt Müdiresi ile bir görüşme yapıyor. Bunu genel müdüre aktarırken senaryonun üç hatası var; “Çemberlitaş Kız Talebe Yurdu’na gittim. Tatil olduğu için hiçbir öğrenci bulamadım. Yurt müdiresi ile konuştum. O talebe yurdunda İzmirli tek bir kız varmış. Adı Hülya. Adresini aldım.” Oysa “Hiçbir öğrenci bulamadım” dediği sahnelerde 7 öğrenci görüntüye geliyor. Ayrıca Cemil, Yusuf için sadece “Kimsesi yoktu. Şey, vardı. Üniversiteli bir kız vardı. Çemberlitaş Talebe…” diyebilmişti. Ekrem, Hülya’nın adını (hatta bir sonraki sahnede ‘Açıkalın’ olan soyadını) ve İzmirli olduğunu nereden öğrendi belli değil. 806 kişilik yurtta yalnızca bir İzmirli öğrenci olması da ilginç.
Sonrasında Ege’nin İncisi’ne doğru yol görünür. Yusuf’un bir resmi olmadığı için Hülya’nın yardımı gerekmiş. “Benimle İstanbul’a geleceksiniz. Cemil ifadesinde ‘Yusuf’un soygundan sonra izini kaybettirmek için isim değiştirip bir müddet oto tamirciliği yapacağını’ söyledi” diyor Ekrem. (Oysa rahmetlinin, son nefesini vermeden önceki ‘ifadesinde’ bu da yok). Genç kız şaşkınlık içinde. ‘Sevimli gevezesi, ağustos böceği’ böyle bir şey yapabilsin! Çalsın, saklasın! “Hayır, ölsem inanmam. Kötülük bilmez ki yapsın.”
Güzel bir tren yolculuğundan sonra İmparator Otel’de 109 ve 110 numaralı odalara yerleşirler. Gündüzleri oto tamirhanelerini dolaşacaklar. Ekrem, genç kızı ‘sevdiği insanı ele veren bir kalleş mevkiine indirmemek için’ bir çare bulmuş. Araştırma yaparken elinde mendil olacak. Yusuf’u bulduğu an yere atıp yürüyecek. Böylece O’nu ele vermemiş olacakmış.
Bu sırada kahramanımızın yeni bir mahallesindeki yaşamına tanık oluyoruz. ‘Suçsuz Firari’ (1966) ve ‘Namus Borcu’ (1967) filmlerinden anımsadığımız evde kalıyor. Adı Ali olmuş. Faik Usta’nın (ama levhada ‘Salih-Sait Tornacı Kardeşler. Oto Elektrik’ yazılı) yanında çalışıyor. Oto tamirhanesinin gözbebeği. “Kavruk, getir 17-18 anahtarını” diye seslenişi muhteşem var. Yardım severliği ile çocuk büyük herkesin sevgisini kazanmış. Lakabı ‘Ak’. Dürüstlüğünden ötürü mahallede ‘Ak Ali’ diye biliniyor. ‘Pırlanta gibi çocuk, sessiz, efendi’. Yalnızca bir düşmanı var; İsmail. Kavruk’u tokatladığı için O’nu dövmüştü kahramanımız. (İki tokat, on bir yumruk, bir tekme). İlerde bunu zararını görecektir.
‘Pictures at an Exhibition; I. Gnomus. Vivo’ (1874) (Modest Mussorgsky). Hülya, günler süren araştırmanın ardından son tamirhanede Yusuf’u görür. Ama mendili yere at(a)mıyor. Belli etmemeye çalışsa da gözyaşlarından Ekrem kuşkulanmış. Tevfik Soyurgal’a “Bu iş zannedersem tamamdır, Müdür Bey” diyor.
“Ascenseur Pour L’Échafaud”daki (1958) “Assassinat (Take 2)/Julien Dans L’Ascenseur” (Miles Davis). Hülya o gece Yusuf’u bulmak için otelden kaçar. (Ekrem, dışarı çıkıp çıkmadığını anlamak için kapısına kürdan koymuştu). Delikanlı tam da genç kıza mektup yazıyordu. Karşılaştıklarında her şeyi anlatır. Yaptığına bin pişman ve bambaşka bir kişi olmuş.
Bir yığın koşturmadan sonra Kasımpaşa İskelesi’nde buluştuğu Ferit’e “Kaçak, korkak yaşamaktan imanım gevredi. Bir ayda pes ettim. Bir de düşün, ömrümüz boyunca kaçıp saklanacağız. Olacak şey mi bu” diyor. Cezasını çekmek üzere hapse giderken arkadaşı o kadar şanslı değildi. Polisin kurşunlarına hedef olur.
Yusuf; “Her şey bitti Hülya.”
Hülya; “Kurtulacaksın. Seni bekleyeceğim. Her şeyi unutacağız.”
Yusuf; “Unutacağız sevgilim.”
O dönemin polisi daha anlayışlıymış galiba. Yusuf’u götürmek için (filmdeki dördüncü) öpüşmelerinin bitmesini bekliyorlar.


‘Doctor Zhivago’daki (1965) ‘Main Title’ ve “Lara’s Theme” (Maurice Jarre).
Hülya; “Yaptın mı o soygunu?”
Yusuf; “Yaptım!”
Hülya; “Niçin, neden… Hem kendini mahvettin, hem de benim bütün hayallerimi yıktın. Nefret ediyorum senden.”
Yusuf; “Haklısın. Anasız, babasız büyüdüm. Sokaklarda hayatım çoktan kaymıştı zaten. Seni de geç tanıdım, geç sevdim. Aklım başıma geç geldi. Sana da kendimi başka türlü tanıtmıştım bir kere. Yakalanmak, içeri tıkılmak değil de senin gözünde küçülmek, senin yüzüne bakamamak öldürüyordu beni. Tuhaf değil mi? Sonra vicdan azabı çekmeye başladım. Namuslu olmaya kalktım. Adımı değiştirdim. İnsan gibi çalışmaya başladım. Sevdim de bu hayatı. Ele geçmeyecek olsam sonuna kadar böyle yaşardım. Ama yazık ki geç kaldım, çok geç.”
(Yazan: Murat Çelenligil)

Künye

Yönetmen Türker İnanoğlu
Senaryo
Yapımcı Berker İnanoğlu
Müzik Necip Sarıcıoğlu
Görüntü Yönetmeni Çetin Gürtop
Süre 74 dk
Tür Dram, Duygusal
Özellikler Siyah Beyaz
Ülke Türkiye
Etiketler İzmir, Oto Tamircisi, Soygun Daha Fazlası

Oynayanlar

Hülya Koçyiğit Hülya Koçyiğit Hülya
Yusuf Sezgin Yusuf Sezgin Yusuf/Ali
Önder Somer Önder Somer Ekrem
Meral Sayın Meral Sayın Cemil
Necdet Tosun Necdet Tosun Arif
Ersun Kazançel Ersun Kazançel Kavruk
Mine Soley Mine Soley Mine
Faik Coşkun Faik Coşkun Faik
Hüseyin Salıcı Hüseyin Salıcı Rıza
Mustafa Dağhan Mustafa Dağhan Emniyet Müdürü
Mehmet Büyükgüngör Mehmet Büyükgüngör Bekçi
Mahmure Handan Mahmure Handan Hülya'nın Annesi
Nermin Özses Nermin Özses Hizmetçi
Nusret Özkaya Nusret Özkaya İsmail
Fuat İşhan Fuat İşhan Yusuf Sezgin Seslendirmesi
Jeyan Mahfi Tözüm Jeyan Mahfi Tözüm Hülya Koçyiğit seslendirmesi
Nevin Akkaya Nevin Akkaya Mine Soley Seslendirmesi

Ekip

Yapım Ekibi Memduh Karakaş (Yapım Sorumlusu)
Mustafa Okan (Yapım Asistanı)
Yönetmen Ekibi Mehmet Bozkuş (Teknik Yönetmen)
Hüseyin Karaoğlu (Yönetmen Yardımcısı)
Kamera Ekibi Hüseyin Karındoyuran (Kamera Asistanı)
Post-Prodüksiyon Ender Teker (Negatif Kurgu)
Refik Onubil (Jenerik Tasarım)
İbrahim Üstüner (Laboratuar)
Hüseyin İnci (Laboratuar)
Işık Ekibi Şevket Yılmaz (Işık Şefi)
Mehmet Çakar (Işık Şefi)
Ses Ekibi Necip Sarıcıoğlu (Ses Kayıt)
Mustafa Kent (Senkron)
Celal Köse (Senkron)

Firmalar

Ender Işık Servisi (Işık)
Lale Film (Film Hazırlık)
Er Film (Yapım)

Son Yorumlar (5)

harunozbek 02 Aralık 2014 12:21:35

Bu filmde Ferit Zengin rolüyle ikinci erkek oyuncu Saffet Arıkan'dır ancak maalesef ne film afişinde ne de buradaki bilgilerde adı yer almıyor.

benimsinema avatar benimsinema 03 Ocak 2014 23:52:19

7

bence güzel film... önder somer polis rolünde olsa bile.. yusuf güneyin parladigi yillar zaten... basrol oyuncusudur ozamanlarda daha sonra malesef ikinci rollerde görürürüz... son 20 dakikasi daha hareketli gectigini söyleybilirim film icin...

kamil zafer 16 Ekim 2008 13:10:10

7

  İsmine göre,yaşamak için soygun mu yapmak veya soygun sonrası ölmemek için teslim olarak yaşamak mı ? Hangisi geçerli ? Cevap ikiside değil.Adam gibi yaşamak varken insanın bir tarafının kaşınıpta rahatını bozmasına hiç mi hiç gerek yok.Film ise ko nu itibarıyla güzel ama seyircisine sunduğu olayları kopuk ve zayıf.16.10.08  Zafer  ALGAN

Halil Güneşli avatar Halil Güneşli 13 Ekim 2008 23:36:10

8

önder sömer bu filmde istenilen rolde değil ne yazık ki iyi rollerde oynamak ona göre değil, o gerçekten kötüyü oynayan en muhteşem türk sineması oyuncusudur. tabiki erol taş gibi ustaya haksızlık etmiyorum. bu film önder sömer açısından spesifik bir istisna olarak görüyorum

capone avatar capone 29 Mart 2008 18:47:03

8

bana göre hiç sıkıcı olmayan güzel bir film.he bu arada dburakd ın dediği gibi hülya nın iki seveni var ancak ikisi ölmüyor.yusuf hapse giriyor.önder somer ona aşık polis rolünde.dikkatli izleyin filmi

Yandex.Metrica