Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Ölmüş Bir Kadının Mektupları

Ölmüş Bir Kadının Mektupları

8,68

(17 kişi yorum yaptı)

2012-07-31 16:31:59 1 Ocak 1970 1 Saat 30 Dk Dram Duygusal Dram, Duygusal

Yönetmen: Ülkü Erakalın Ülkü Erakalın

Ülke: türkiye

Oyuncular: Asım Nipton, Diclehan Baban, Uğur Kıvılcım, Müfit Kiper, Semih Sezerli, Şaziye Moral, Nedret Güvenç, Peri Han, Ediz Hun, Hülya Koçyiğit Devamını Gör...

Konusu : ‘Re Majör Kanon’un (1680) (Johann Pachelbel) bir uyarlaması. Paul Mauriat’nin ‘Une Larme Aux Nuages’ albümündeki (1968) ‘Rain and Tears’ (1968) (Vangelis Papathanassiou / Boris Bergman). Ancak hastalanırsa Dr. Nejat’ı tekrar görebileceğini düşünen Fikret, fırtınalı havada, bütün gece pencereler açıkken piyano çalmış. Nejat; “Kaç defe söyledim ‘yorgunluk, heyecan yasak’ diye.” Fikret; “Heyecan duymayan bir kalp, ölmüş sayılmaz mı Nejat Bey?” ‘Ölmüş Bir Kadının Evrakı Metrukesi’nin (1937-Sühulet Kitabevi) (Semih Lütfi’nin Ucuz Romanlar Serisi: 4) (Güzide Sabri) renkli Yeşilçam uyarlaması. Jenerikte Zeki Müren’in Sûzinâk şarkısı var. “Şimdi uzaklardasın gönül hicranla doldu//Hiç ayrılamam derken kavuşmak hayal oldu.” The Ventures’ın ‘$ 1 000 000 Weekend’ uzunçalarındaki (1967) ‘What Now My Love (Et Maintenant)’ (1961) (Gilbert Bécaud). Yağmurlu bir gece. Nedret, 18. yaş gününü arkadaşları ile dans ederek kutluyor. Hizmetçinin deyişiyle ‘hali, tavrı biraz acayip bir kişi’ O’nu görmek ister; “Nejat… Dr. Nejat.” Booker T. & The MG’s topluluğunun “Doin’ Our Thing” 33’lüğündeki (1968) ‘blues’; “You Don’t Love Me” (1960) (Willie Cobbs). Genç kıza bir emanet getirmiş. “Annenizin hatıra defteri… Affedin! Onu binlerce kez okuduğum için biraz eskidi. Ama Fikret’in yazdığı her satır yerli yerindedir.” Roman ise yine soğuk, karlı bir gecede başlıyor. Suat Hanım, rahmetlinin 20 yıllık hatıra defterini yazara verir. The Yellow Rolls-Royce’daki (1964) (Riz Ortolani) ‘Eloise’. “Talihsizliğim dünyaya gelirken başlamış. Daha ben doğarken annem hayata gözlerini yummuş. [Güzide Sabri’nin kadın kahramanları hep aynı kaderi paylaşıyor. ‘Yabangülü’ndeki (1942) Leyla da ‘ana kucağından ebediyen mahrum olarak’ dünyaya gelir]. Babamın beni büyükanneme ve ablama bırakarak memuriyetle İstanbul’dan ayrılışı, sonra da uzak taşra vilayetinde kendinden genç bir kadınla evlenişi hayatımın baharında bana büyük acılar verdi. Hastaydım, küçükten beri bünyem zayıftı zaten. Göğsümün sol tarafında yer eden öldürücü bir sızıya doktorlar çare bulamıyorlardı.” Fikret, ablası (romanda teyze kızı) Suat ve büyükannesiyle beraber. Çok güzel piyano çalıyor. Neveser Kökdeş’in rast şarkısını ne güzel söylemişti; “Sevmek seni bir suç ise//Affet günahımı ey sevgili.” Nejat’la tanışıncaya dek ikisi de ‘hiçbir vakit hayatın bu kadar sevimli, dünyanın bu kadar güzel olduğunu bilmiyordu’. Romandan farklı olarak sevdiğinin evli, ‘hem de’ bir oğlu (Nihat) olduğunu günler haftalar sonra anlar. Kitaptakinin bir de kızı (Nihal) var ‘üstüne üstlük’. [Romandaki Suat ise evli. Fikret’in sağaltımı için “İsviçre’den yeni dönen kalp mütehassısı” Doktor Nejat’ı filmde O bulur. Kitapta, kocası öneriyor (sf. 9)]. Nejat Cansever. Kitapta Ali Nejat. ‘Meşhur bir doktordan çok şakacı bir üniversite öğrencisine benziyor’. 33 yaşında. Romanda değil ama filmdeki karısı Mediha, seyircinin Nejat’ı haklı bulması için, kumar, içki ve eğlence düşkünü biri. Kocasını ‘cemiyet adamı olamamakla suçluyor’. Paul Mauriat’nın ‘Cent Mille Chansons’ 33’lüğündeki (1968) “Long Sera L’hiver” (1968) (Claude Carreré / Jacques Plante). Sonraki bir sahnede hemşireleri casus olarak kullandığını anlatacaktır. Doktorumuzla ilgilenen kadınları bildiriyorlarmış hanımefendiye. “Mutluluğumu yıkılan bir yuvanın üzerine kuramam.” Fikret, karısından ayrılıp O’nunla evlenmek isteyen yasak aşkına bunları söylemişti. Gerçi, Nejat “Sen olmasan da ayrılacaktık” diye karşı çıkmaya çalışır ama evliliklerinin film sonuna kadar devam ettiğini göreceğiz. Artık oralarda duramayacağını zanneden Fikret (adları ne romanda ne filmde olan) babası ve üvey annesinin yanına, taşraya gider. Üstelik burada daha da mutsuz olacağı öylesine belliyken. Apar topar çift çubuk sahibi Sait Bey’le evlendirilir. Neyse ki, kocası, ‘zarif, kibar, muhterem bir insan (sf. 31)’. Ömrünün kışında, bir bahar zevki tatmak istiyor. Fikret’ten 30 yaş büyük, 52 yaşında. ‘Sakalının beyazı siyahtan çok.’ Ama tarlaları var. Bir de Büyükada’da Köşk. Fikret’in göğsünün sol tarafında ise çocukluğundan beri geçmeyen o hafif sancı ve Nejat. İstanbul’a 8-9 saat uzaklıktaki bir çiftliğe [‘Kader’de (1968) Pir Ömer’in evi] yerleşirler. 10 ay sonra bir kızları olur; Nedret. Romanda 19 ay, filmde 4-5 yıl sonrası. İstanbul’dan gelen bir mektup ve gelişen olaylar kaç aileyi perişan edecektir. “Bazı tesadüfler vardır ki insan hakikat olduğuna ihtimal veremiyor.” Mektup, Sait Bey’in yeğeni Mediha’dan. Eşi ‘sinir buhranları’ geçiriyormuş. Dinlenmek için çiftliğe geliyorlar. Romandaki Nejat ise ‘bir köyde bulunan maden suyunun tahlili için görevlendirilmiş’ (sf. 44). Nice zaman sonra ilk bakışma. Aradaki uçurumlar şimdi daha derin ama kalplerindeki ateş ilk günkü gibi. Oysa Nejat kendisini ‘Fikretsizliğe’ alıştırmıştı. Fikret, yine, daha güçlü. Onların çocuklarını görünce tüm üzüntüsüne karşın vicdanının bir ‘oh’ diyen sesini duyar. Ancak bir şey onu rahatsız ediyor ; “Kocama, Nejat’ı tanıdığımı söylememekle hata mı etmiştim acaba?” Keşke, haklı çıkmasaydı. Doktor Bey, ‘The Beat Goes On’ (1967) (Sonny Bono) melodisinin çalındığı gece kulübünde ‘aşk acısını alkolle unutmaya çalışıyor’. Sonrasında otomobil kazasında yaralanır. East of Java’daki (1969) (Frank DeVol) ‘Kee Kana Lu’. Hastanede Fikret’in ismini sayıklayınca (romandaki Nejat, aynı şeyi tifo hastalığı nedeniyle yapıyor) zaten kuşkulanmış olan Mediha olayı dayısına anlatır. ‘Love is a Many Splendored Thing’ (1955) (Sammy Fain / Paul Francis Webster). Suçlanan kahramanımızın bayılması bu melodi ile. Kıskançlık; Sait Bey’in Nedret’i Fikret’ten kaçırması; Av sırasında attan düşerek ölmesi; Fikret’in ‘ayaklarının altında karanlık, derin bir uçurum’. Kaçınılmaz son. Sevdiğinin kollarında can verir. Büyükada. Paul Mauriat Orkestrası’nın ‘Vole Vole Farandole’ (1969) 33’lüğündeki ‘Isadora’ (1968) (Maurice Jarre / Pierre Delanoé & Don Black) ile başlayıp ‘The Yellow Rolls-Royce’daki (1964) (Riz Ortolani) “David’s Square in Florence” ile devam eden konuşma. Fikret; “Benim ağlamadığım, benim inlemediğim günler yok mu (‘var mı’ diyecekti) sanıyorsun? Böyle anlarımda kocamla çocuğumu düşünüyor, kaderime katlanıyorum. Siz de çocuğunuza, karınıza sığının.” Nejat; “Karıma? Zaten böyle bedbaht yaşamama sebep hep O değil mi?” Fikret; “Karınız sizi çok seviyor ama.” Nejat; “Sevgi her şeyi halletmiyor ki. Ben isterdim ki karım, dostum, arkadaşım, sevgilim, her şeyim olsun. Hâlbuki Mediha bunları anlamaktan çok uzak. Fikret, ben yaşamanın manasını seni gördüğüm andan sonra anladım. Ne kadar mutluydu o günler.” Fikret; “Mutluluğu hatıralarda aramak, hatıralarda hissetmek en iyisi. Sevgimizin tertemiz kalan hislerini ölünceye kadar içimizde saklamak, içimizde yaşatmak zorundayız.” Nejat; “Hiç olmazsa ara sıra göreyim seni.” Fikret; “Olmaz Nejat. Bunu anlayamıyor musun? Bir daha birbirimizi görmememiz, birbirimizle karşılaşmamamız lazım.” Nejat; “Son sözün, son arzun bu mu?” Fikret; “Hayır! Son arzum senin yanında ölmek. Çektiklerimin mükâfatı olarak bu anı bekliyorum, bekleyeceğim. Bu benim son arzum, son emelim, son mutluluğum olacak.” Nejat; “Fikret, sen öldükten sonra ben yaşar mıyım sanıyorsun?” Evlilikle ilgili sözleri gibi bunu da 15 yıl sonra bile yerine getirmez. Romandaki, hiç olmazsa, aklını yitiriyor! (Yazan: Murat Çelenligil)



Tuba.Artan

12 Eylül 2018 21:55

utanmadan korkmadan sevmek istiyorum. ayıplamayın beni n'olur. *** onun hislerini çok iyi anlıyordum. kocam ömrünün kışında bir bahar zevki tatmak için almıştı. ama soğuk bir bahardı bu. güneşi ısıtmayan çiçekleri açmayan bu baharın gülleri yoktu. bülbülleri yoktu. renkleri ve ışıkları yoktu. *** zorla da olsa. elden ne gelir. ben bütün hislerimi öldürdüm nejat. *** son arzum senin yanında ölmek çektiklerimin mükafatı olarak bu anı bekliyorum. bekleyeceğim. bu benim  son arzum son emelim son mutluluğum olacak. *** + beni kovuyor musun fikret? - hayır. yalvarıyorum. keşke seni tekrar görmeseydim.kendimi yavaş yavaş ümitsizliğime yokluğuna alıştırıyordum. insanlardan uzak yalnız yaşamak en büyük tesellim olmuştu. tekrar yalvarıyorum. git burdan. *** mutluluğu hatıralarda aramak hatıralarda hissetmek en iyisi. sevgimizin tertemiz kalan izlerini ölünceye kadar içimizde saklamak içimizde yaşatmak zorundayız. (Dipnot: Ediz Hun yakışıklılığı !!)

Cevap Yaz

aysenazan

13 Eylül 2018 10:53

O kadar güzel bir filmin o kadar özel diyaloglarını seçmişsiniz ki; emeğinize sağlık tebrik ederim.

MAVİ GÖZ

2 Aralık 2015 14:53

Hülya Koçyiğit 2 rolde ama anne Fikret on planda nedrete göre

Cevap Yaz

performer

11 Mayıs 2015 23:02

sadece teknik olarak beğendim bu açıdan 8 puan verdim.

Cevap Yaz

benimsinema

29 Kasım 2013 18:47

hülya resmen ask acisindan ölüp gider, zaten hastaydi da buna bide haksiz yere suclanmalar gelince üzerine iyice kahrolur... mutlu olamadi...keman esliginde simdi uzaklardasin sarkisini bol bol dinlemek mümkün...tabii oyunculari kamera arkasinida kocaman bir tesekkürler

Cevap Yaz

beyzacetin

25 Haziran 2013 14:11

çok güzel ve cok acıklı bir film. Nedret e sinir oldum nasıl böyle bir evlilik yapar. Bos yere ayrıldılar, zorla kendilerine acı cektirdiler. Sinirden söylene söylene izledim.

Cevap Yaz

t_rex

11 Ağustos 2012 18:38

Yağmurlu bir gecede 18.yaş gününü kutlayan ve arkadaşlarıyla birlikte eğlenmekte olan Nedret (H. Koçyiğt) garip görünümlü bir adam tarafından ziyaret edilir. bu kişi doktor Nejat (Ediz Hun) beydir ve genç kıza ölmüş olan annesi Fikret in hatıra defterini verip, kendisini affetmesini isteyerk evden uzaklaşır.Bu defterin yapraklarında ömrü acılarla geçmiş,yasak bir aşkın kurbanı olan,hasta ve bedbaht bir kadının hazin bir sonla biten hüzünlü hayat öyküsü vardır..

Cevap Yaz

Loverman

20 Ocak 2012 22:15

şu güzellik ve zarafet varken hülyanın filmleri nasıl izlenmez. ne kadarda ağır bir film olsa hülyaya her baktığımda o ağırlık ortadan kalkıyor. Allah, türk sinemasına bir lütuf olarak seni yaratmış.

Cevap Yaz

t_rex

19 Aralık 2011 17:38

teşekkürler..

Cevap Yaz

t_rex

18 Aralık 2011 17:07

...Adım Nejat.,Doktor Nejat. Fikret beni afetti. Yalvarım defteri okuduktan sonra sizde affedin beni.

Fikret ;"Talihsizliğim dünyaya gelirken başlamış. Daha ben doğarken annem hayata gözlerini yummuş.Onu ömrüm boyunca aradım ve özledim.Babamın beni büyükanneme ve ablama bırakarak  memuriyetle istanbuldan ayrılışı, sonrada uzakta şövalite vilayetinde kendinden genç bir kadınla evlenişi hayatımın baharında bana büyük acılar verdi. Yaşama gücüm tükendi.Hastaydım. Küçükten beri bünyem zayıftı zaten. Göğsümün sol tarafında yer edinen öldürücü sızıya doktorlar çare bulamıyorlardı.

Tabiat güzeldi. Yaşamak güzeldi .Ama ne yazık ki ben bu güzelliklere rağmen sezsiz sedasız ölecektim.Ölmeyi şidetle arzuladığım böyle bir günde  herşey bahçe kapısının çıngırağı ile  değişiverdi... 

Öncesinde ve sonrasındaki dakikalarda başta Ülkü erakalın, diğer önemli isim  cahit engin ve tabi ki değeri tartIşılmaz sayın koçyiğit  ile muazzam bir edebi  sanat yolculuğana davetkar bırakılıyoruz.  HUN'ada  saygılarımla.

 

Cevap Yaz

t_rex

16 Ekim 2011 23:28

Olağanüstü bir yapıt. Tam favorilerim arasında yerini  alabilecek boyutta. Pürüzsüz ve capcanlı renkler ile usta kameraman  Cahit Engin'in profesyonel tekniği ile yeşilçamın incilerinden. Hoş ve hoş. Bir çok karesi sanatsal  fotoğraf niteliği oluşturacak  perspektifte.H. Koçyiğit ise bambaşka güzellikte.Her zaman olmasada,  Ülkü Erakalın böyle muhteşem filmler armağan etmiştir  biz yürekten sinema severlere ve sonsuzluğa. Bu derece kalteli 7.sanat yaratıcılarına yürekten teşekkür ve saygımla.

Cevap Yaz
Yandex.Metrica