Pire Nuri

7,93

( 4 kişi yorum yaptı )

Pire Nuri

Sinema Filmi

1968

“Oi Sfaires Den Gyrizoun Pisa (Bullets Don’t Turn Back)”daki (1967) (Mimis Plessas) ‘Poreia Sta Hionia (Marching In The Snow)’.
Adana’yı ikiye bölen Seyhan Nehri kenarında, daha uzun sürseydi dedirten güzellikteki güneş batışını seyreden üç arkadaş.
Asil Ahmet; “Ne düşünüyorsun Pire kardeş?”
Nuri; “Hacıhüsrevli Melahat’ı bizim tarafa çekmek lazım.”
Bit Ahmet; “Tanır mısın ki?”
Nuri; “Tanımam.”
Asil; “Lan kardaşım, tanımadığın avrat gelir mi sana?”
Nuri; “Bir çaresi vardır elbet. Şimdi, bu avratı biri getirdi buraya. Önce, kimin yanında onu bulmalı.”
Bit Ahmet; “Olsa olsa Çapırt Mehmet’in yanındadır. Veya Malatyalı Sabri’nin.”
Nuri; “Hepsini düşüneceğiz. Bu gece, bu karıyı bulmalı.”
Asil; “Bulsak bile, verirler mi bize? İnsan nafakasını kolay kolay kaptırır mı?”
Nuri; “Önce tatlı lıkla, güzellikle isteyeceğiz. Verdi, verdi! Vermedi, çökeceğiz tepesine. Zora dağ bile dayanamamış.”


Yılmaz Güney’in askerlik öncesi son filmi.
1972 yılında Aykut Düz yönetiminde tekrar çevrilecektir; ‘Kadersizler’.
60’lı yılların Adana’sı… Hadırlı Köyü (Sarıçam semtindeki gecekondu mahallesi). Geçen taşıtların ayırtına bile varmadan, yol kenarındaki çöp yığınlarında [yoksa Manila (Filipinler) yakınlarındaki ‘Smokey Mountain’ adlı devasa çöplüğe benzediği için,‘dağlarında’ mı demek lazım] bir şeyler arayan çoluk çocuk onlarca insan. [‘Gitmesek de bizim’ dediğimiz bu yerlerde, Barış Gönüllüleri, iyiliksever(!) pek çok çalışma yapmıştır].
Biraz içerlerde, tek odalı, basık, sahipleri gibi eğri büğrü evler. Her taraf çamur, çocuk, çamaşır. Biraz uzakta Yılmaz Güney filmlerindeki umut; Beyaz yaka ve siyah önlük, okula giden iki kardeş.
Her seyredişte başka bir ayrıntısını gördüğümüz film, bu mahalleden üç arkadaşı, İstanbullu Parlak Selami’nin Hacıhüsrev’den getirdiği, ‘piyasa’ya her çıkışında en az 3-4 cüzdanla dönen Melahat’ı (ve daha nice kişiyi) anlatıyor.
Bit Ahmet… Pire ve Asil’den farklı olarak, karısı, dört çocuğu ve kucağından indirmediği horozdan oluşan bir ailesi var. Sıtkı’nın Horozcular Kahvesi’ndeki dövüşlerden para kazanıyor.
Asil Ahmet… Resul’ün (açık hava) Kahvesi’nde, bir tepsi halka tatlısını hapır hupur yerken tanıdık O’nu. Müziği ile eşlik eden mahalle kemancına, teşekkür için, yarısı yenmiş bir tatlı veriyordu! Bit Ahmet’in, içinden çıktığı eve benzeyen giysileri gibi Asil Ahmet’inkiler de önadıyla uyumlu. Çok eski ama yakışan bir palto. Ceketinin göğüs cebinde bir mendil. Arkasına basılı pabuç, beyaz çorap, uzun bir atkı. Doyduktan sonra, elini ve ağzını sürahideki suyla yıkayıp bu atkı ile kurulamıştı. Çok sevdiği ama hiç olmamış ve olmayacak ‘dost’undan söz ediyor hep.
Hacıhüsrevli Melahat… ‘İş’e çıktığı zamanlar ‘mutaassıp’. Çarşafı, yürüttüğü cüzdanları saklamak içinmiş. Keçi ve koyun dolu hayvan pazarında, o giysiyle bile ne kadar alımlıydı. Filmin sonlarına doğru söyledikleri tam Nuri’lik. “Benim bir babalığım vardı, anamın üçüncü kocası. Çok akıllı bir adamdı, tımarhanede öldü! Rahmetli derdi ki ‘arkadaşlarından kuvvetli olduğun zaman Onlardan kork, Onlardan bir kötülük bekle’ derdi. Günlerin sayılı artık Nuri. Seni ya öldürürler ya deliğe tıkarlar. Tetikte ol. Leblebiden nem kapman lazım.”
Adanalı Pire Nuri… Lastik çizme, parka, serpuş. Kendisini, Selami’ye şöyle tanıtmıştı; “19 senem var. Diyarı gurbet gezmişim, mekân tutmamışım. Bir bıçakla adamı ikiye bölerim.” Filmin başında, sokakta bir iskemleye kurulmuş davul zurna eşliğinde sakal tıraşı yaptırıyor. Hapisten ‘tahliye olduğu’ gün, dış dünyaya uyum gösterip Arabacı Cabbar’dan 300 liralık ‘olmayan alacağını’ istemiş, direnince de ‘iki zumzuk atarak’ sorunu çözümlemiş!
Eskiistasyon Karakolu’nda Komiser’in Cabbar’la ilgili olarak yaptığı konuşma sırasında Hacıhüsrevli Melahat’ın Adana’da olduğunu öğreniyorlar.
Pire, ilk değil ama ikinci denemesinde Melahat’ı İstanbullu’nun elinden alır almasına ancak başlarına da gelmedik kalmaz.
Sonradan “Seni kaçırdık ama yüzümüze gözümüze bulaştırdık. Bir hayal uğruna hayatımızı felç ettik” diyecektir.
“İnsanoğlu bir binadır//Dokunmayın taşına//İnsanoğlu yaşayamaz//Dünyada tek başına//**//Mert isen namerdin yeme//Ekmeğini aşını//Düşersen kaldıran olmaz//Taşa vursan başını.”


“Oi Sfaires Den Gyrizoun Pisa (Bullets Don’t Turn Back)”daki (1967) (Mimis Plessas) ‘Tha Merithoume Oi Dyo Mas (The Best Man Wins)’ ve ardından çok ince bir saz.
Uçsuz bucaksız Karataş Plajı ve soluğumuzu sıklaştıran deniz.
Asil; “Denize mi bakıyon?”
Melahat; “Hayır, denize bakıyom.”
Asil; “Deniz iyidir, ha.”
Melahat; “Bir şey mi diyeceksin?”
Asil; “Benim kanım sana çok ısındı be. Niye dersen, benim bir dostum var, tıpkı sen. İşte bir gözü ayrı. Bir de saç hariç aynı. O’nu saçı kıvırcık.”
Melahat; “Öyle mi? (Uzaklardaki Pire Nuri’ye bakarak) Çok mu seviyorsun dostunu?”
Asil; “Çok da söz mü yani?”
Melahat; “(Hâlâ Nuri’ye bakarken) O da seni seviyor mu?”
Asil; “Abov, hiç sevmez olur mu bacım? Beni görmediği gün ölür kahrından. Beni hep tertemiz yataklarda yatırır. Kokular, esanslar sürer. Başımı, ayaklarımı yıkar. Beni çocuğuymuşum gibi sever. Çok titizdir. Üstümde bir leke görse derhal çıkarır yenisini giydirir. (Bit Ahmet gelince toparlanır) Diyeceğim deniz iyidir ha. Ben çok severim denizi. Bir defasında ırmağa düştüm ben… Ehh, bana müsaade.”
Bit; “Ne anlatıyordu bizim Asil?”
Melahat; “Dostu bana çok benziyormuş.”
Bit; “Kimin, Asil’in mi? O’nun dostu yoktur ki. Ama Asil öyle zanneder. Yalanına kendisi de inanmıştır. Biz beraber büyüdük. Bütün arzusu bir ‘dost’ sahibi olmaktı. Olamadı.”
Melahat; “(Bakışları hep çok uzaktaki Pire’de) Nuri’nin dostu var mı?”
Bit; “Yok. Hapislerde yatmaktan karılara vakit ayıramadı.”
(Yazan: Murat Çelenligil)

Künye

Yönetmen Yılmaz Güney
Senaryo ,
Yapımcı Yılmaz Güney
Görüntü Yönetmeni Kaya Ererez , Gani Turanlı
Tür Aksiyon, Macera
Özellikler Siyah Beyaz
Ülke Türkiye
Etiketler Adana, Adana Şiş Kebap, At Arabası, Halka Tatlısı, İçli Köfte, Daha Fazlası

Oynayanlar

Yılmaz Güney Yılmaz Güney Karşıyakalı Pire Nuri
Nebahat Çehre Nebahat Çehre Hacıhüsrevli Melahat
Nihat Ziyalan Nihat Ziyalan Asil Ahmet
Danyal Topatan Danyal Topatan Bit Ahmet
Hüseyin Zan Hüseyin Zan Onsekizlik Parlak Selami
Ahmet Koç Ahmet Koç Komiser
Enver Dönmez Enver Dönmez Boyacı Abdullah
Sami Tunç Sami Tunç Selami'nin Adamı
İhsan Gedik İhsan Gedik

Ekip

Yapım Ekibi Selahattin Geçgel (Set Amiri)
İbrahim Uğurlu (Set Ekibi)
Erol Su (Set Ekibi)
İhsan Söğüt (Set Ekibi)
Yönetmen Ekibi Şeref Gedik (Yönetmen Yardımcısı)
Aykut Düz (Yönetmen Yardımcısı)
Arif Erkuş (Yönetmen Yardımcısı)
Kamera Ekibi Fikret Temizer (Kamera Asistanı)
Necdet Taşçıoğlu (Set Fotoğrafları)
Işık Ekibi Cengiz Arlı (Işık Şefi)
Ses Ekibi Yorgo İlyadis (Ses Kayıt)

Firmalar

Güney Film (Yapım)
Ender Işık Servisi (Işık)

Son Yorumlar (4)

benimsinema avatar benimsinema 23 Aralık 2012 20:15:00

6

yilmaz güney in oyunculuguna ve yönetmenligine söylenecek laf yok...nebahat bu filmde biraz farkli rolde...asil kahraman nihattir, biyikli hali cok degisik, tanimakta zorluk cektim...yilmaz nebahati kacirir, nebahat onun icin katil olur...

kartal tibet tutkunu avatar kartal tibet tutkunu 07 Ağustos 2009 09:39:08

BU FİLİM İÇİN: Bir Yılmaz GÜNEY Klasiği! Janrın da 1 Numara.

emresiyahoglu 09 Mayıs 2009 19:23:05

10

Gerçekten çok güzel bir film.Yılmaz Güney 10 numara...

Murat Çelenligil avatar Murat Çelenligil 24 Şubat 2007 13:43:02

10

Resul’ün Kahvesi.. Bahçede, gürültü yapmadan tavla ve iskambil oynayanlar. Bir köşede şekerkamışı soyan Kerim. Asil Ahmet, keman müziği eşliğinde iştahla halka tatlısı atıştırıyor..
Asil ; “Lan Cüce, yesene kitapsız. Beleş lan. Ben vere ceğim parasını.”
Cüce ; “Boş ver kardaşım. Bir tane yedirin (yerdirirsin) on tane isten (istersin) sonra.”
Asil ; “Ayıp ettin be. Lan, ben hiç adama baş kakar mıyım? Daha dün Berber Mehmet’e şalgam ısmarladım, kimseye dedim mi? Demedim valla. Lan Kerim, sana o kadar kebap yedirdim, başına kaktım mı?”
Cüce ; “Ben ne yerim ne yediririm kardaşım. Param varsa yerim param yoksa yemem.”

Yılmaz Güney.. Görüntüde olmadığı zaman bile bakışlarımızı ondan alamıyoruz. Sanki filmdeki her karakterde ondan bir parça var. Asil’in Nuri için söyledikleri onun için de geçerlidir “Pire’nin kafası Alaman motoru gibi çalışıyor arkadaş. Oğlanda bir cevher var, eh işte o kadar olur.”
Pire, iki sahnede doğru yola gelmesini isteyen annesi Fatma Ana’dan dayak(!) yiyor. Çileli kadın (Nezihe Becerikli’nin sesi ile), Komiser’e “Ana olup sözümü dinletemedim ki. Tıpkı babası. Ona da söz dinletemezdim. Öldürdüklerinde tam 24 kurşun çıktı üzerinden” demişti. Polis geldiğinde, mahalleli, evlerinin çatısında bayrak sallayıp diğerlerini haberdar ediyor. Annesinin İstanbullu’nun adamları tarafından (hem de yakılarak) öldürülmesini, Yunus Emre’nin şiirindeki gibi üç gün sonra duyuyor.
Bit Ahmet, sabah evden (kucağında horozu ile) çıktığında önce “Get lan, ne parası” diyerek, para isteyen oğlunu savuşturur. Leğende çamaşır yıkayan karısı “Lan herif, bakkaldan bir kalıp yeşil sabun (herhalde en ucuzu) göndert” diyor. Bakkal Hulusi’ye (elbette borç defterine yazılmak üzere) isteklerini söyler “Bana bir ‘Birinci’, bizim avrada da iki kalıp (hanımı bir istemişti ama Bit’in bugün eliaçık) yeşil sabun göndert.” Bakkal borçlarını anımsatınca, yanıt hazırdır “Bizde kimsenin parası kalmaz Hulusi Ağa. Biz donumuzu satar gene borcumuzu öderiz. Sen onu başkalarına söyle.” Ama, üzerindeki giysilere bakınca o dediği şeyin durumunu düşünmek bile istemiyoruz. Hulusi Ağa, arkasından söylenir “Bütün güvenin Pire Nuri’ye. Hapisten çıktı ya Pire, yine birkaç kişinin canına kıyacaktır.” Bakkal ve Bit Ahmet’in berelerinin aynı oluşu çok güzel. Asil, daha hayalci gibi. Nuri, şehre gidip gövde gösterisi yapınca, Bit “Bundan sonra temelli sürgünüz. Artık İnsan yüzü hayal bize” demişti. Asil “Daha ne istiyorsun kardaşım, her yerde ismimiz geçiyor” deyince, Bit Ahmet gerçeği ortaya döker “Yarın, hapishanede sorarım ben sana ‘ismi’.” Keşke, yaşayabilselerdi de ‘kodes’te olsalardı.
Komiser’in söylediklerinden Melahat’ı daha iyi tanıyoruz ; “O karıyı başına bela aldı. Dosyasını okudum bugün. İki yüz sabıkası var. Sekiz kişinin ölümüne sebep olmuş. (Filmin sonunda bu sayı iki katına çıkar.) 44 kişi de onun yüzünden hapis yatıyor.”
Filmin sürprizleri, Cafer rolündeki Yavuz Selekman’ı ve Nuri’nin çocukluk arkadaşı rolündeki (İbrahim Uğurlu ve Hacı Su ile beraber, Set Sorumlusu Selahattin Geçgel’in yardımcılığını da yapan) İhsan Gedik’i görmek oluyor.
Her seyredişte ilk kez seyrediyormuşuz izlenimi veren filmin akıldan çıkmayan sahne ve kişilerinden bazıları ; Sıtkı’nın Horozcular Kahvesi ; Tabelasında, Seyhan Yardımlaşma Derneği yazan (insanların birbirlerinin omzunda, sırtında uyuduğu) Bekârlar Kahvesi ve Zaza Hasan ; Filmin sonunda, üzüntüsünü yansıtan bakışı ile Eskiistasyon Karakolu Komiseri Ahmet Koç ; Nuri’ye dayılanırken “Bana 18’lik parlak Selami derler. Dokuz leşim var, onuncu sen olma” diyen İstanbullu ; Selami’nin, dayak yemiş adamlarını “Bursalı mısın Kadifeli Gelin // Çaydan mı geçtin // Yanakların al al olmuş // Konyak mı içtin” diyerek inceden inceye iğneleyen Melahat.
Konyalı Aşık Şemi’nin, filmde dinlediğimiz bir gazeli “Müptelayı dert olup da bir // Tabip buldun mu sen // Daima ağlar gezersin // Hiç gülen oldun mu sen.”
Filmde çok güzel üç konuşma var ;
1.Cüce’nin, onlara sigara ve yiyecek getirdiğinde Bit Ahmet’le konuşması..
Cüce ; “Senin avrat, sabah akşam intizar ediyor. ‘Yağlı kurşunlara gelir inşallah’ diyor.”
Bit Ahmet ; “Lan oğlum, avradın hayırlısı başka dua okur mu hiç?”
2. Bir başka sahnede, hasırlara sarılmış olarak soğuktan korunmaya çalışırken..
Asil Ahmet ; (Kaşını ve bıyıklarını ayna ile gözden geçirip, taradıktan sonra) “Lan kardaşım, şu ön iki dişimi altın yaptırsam daha iyi olur değil mi?”
Bit Ahmet ; “Tabi, kellenin fiyatı artar.”
3. Kahvede, basit bir sorunun nasıl yanıtlanmadığı..
Komiser ; “Dün akşam neredeydin sen?”
Bit Ahmet ; “İki gözüm önüme aksın. Yediğim ekmek beni çarpsın.”
Komiser ; “Başlama lan yine yemine. Neredeydin onu söyle.”
Bit Ahmet ; “Allah belamı versin Komiser abi.”
Komiser ; “Bırak lan yemini bırak, söyle.”
Bit Ahmet ; “Gençliğimin hayrını görmeyeyim abi.”
Komiser ; (Pes eder) “Kes.”


Yandex.Metrica