Son Hatıra

8,83

( 13 kişi yorum yaptı )

Son Hatıra

Sinema Filmi

1968

Frank Chacksfield ve Orkestrası’nın ‘Immortal Serenades’ albümündeki (1958) ‘Fair Maid of Perth (La Jolie Fille de Perth)’.
“Don Procopio: Sulle Piume Dell’amore”nin (1859) (Georges Bizet) (Başlangıçtaki 200 saniye) çok güzel bir yorumu.
İlk çevrimden (‘Bütün Suçumuz Sevmek’-1963) anımsadığımız 24 numaralı ev.
Ayşe; “O’na dön Ferit. Çok düşündüm, en iyisi ayrılmamız. O’nu seviyorsun. Mecbur olduğun için döndün bana.”
Ferit; “Hayır, seni seviyorum ben. Söyledim ya, gelip geçici bir rüzgârdı. Bir an şaşırttı beni, o kadar.”
Ayşe; “Evlensek bile O daima aramızda olacak. Hep O’nu düşündüğünü, O’nu istediğini bilerek yaşayamam senle.”
Ferit; “Yanılıyorsun. Sevdiğime inandıracağım seni. Olanı unutacak, mesut olacaksın. Hele çocuğumuz doğunca birbirimize daha çok bağlanacağız.”

‘An Ameri can Tragedy’den (1925) (Theodore Dreisen) (‘Bir Amerikan Faciası’) (Altın Kalem-Çeviri Aydın Pesen) uyarlanan ‘A Place in the Sun’ın (1951) ikinci Yeşilçam çevrimi.
Romandaki Clyde ve Hollywood filmindeki George, amcaları Samuel Griffiths ve Charles Eastman’ın gömlek fabrikalarında çalışmak için Lycurgus, New York ve California’ya gelmişlerdi. Benzer şekilde Ferit, elinde bavul, İzmir’in adı söylenmeyen bir kasabasından İstanbul’a gelmiş. [Kartal Tibet bu sahnedeki çizgili ceketi ‘Siyah Gül’ (1967) ve ‘Nilgün’ (1968) gibi filmlerde giyiyordu]. Kanat Plastik’in sahibi Semih Bey, pek sıcak olmayan ilk karşılaşmada “Filvaki akrabayız ama pek yakın sayılmayız. Sayılır mıyız yoksa? Babanla kardeş çocuklarıydık. Ölümüne üzüldüm. Hele sana hiçbir şey bırakmadan gitmesine pek şaştım” diyor. ‘Rahmetli’ faizle para almak zorunda kalmış. “Borçlanmıştı epey.” Son iki yıl kurak gidince önce arazisini kaybetmiş sonra da üzüntüden hayatını. ‘İşini bilen bir adam değilmiş zaten’ Rıfat. Biraz da hovarda mizaçlıymış.
Semih Bey, sıfırdan yükselen bir işadamı. ‘Dok işçiliği’ yapmış başlangıçta. Karısı Sevgi ve kızı Selma ile milyoner hayatı yaşıyorlar. Kahramanımıza ‘muhasebe, steno, daktilo bilip bilmediğini’ soruyor. Delikanlı böyle şeyleri duymamış bile. (Amerikan filminde, amcaoğlu Earl de aynısını “Done any bookkeeping? Typewriting? Stenography?” diye sormuştu).
Sonuçta yapabileceği bir iş verilir kendisine. Patronla akraba olduğu için hususi muamele görecek değilmiş tabii! [Ferit’in odadan çıktığı sahnede çok ilginç bir şey var. Semih Bey, telefon santraline “Bana 49 71 92’yi bağlayın lütfen” diyor. ‘Lekeli Melek’teki (1969) Suat da sekreterine “…49 71 92 numaraya telefon edip Tarık Bey’in seyahatten dönüp dönmediğini öğrenin” diyecektir. Bu büyük tesadüfün nedeni iki senaryonun da Safa Önal’a ait olmasıdır belki].
Kazan dairesinde çalışmaya başlar. Yevmiyesi 15 lira. Sabah 7’de işbaşı yapılırmış. Ayrıca daha ilk günden uyarılır. İşçi kızlarla ‘alakalanmak’ yasakmış. Böyle bir şeyi yapan kız da erkek de kovulurmuş.
Yol parası vermemek için yakınlardaki Sümbül Sokak’ta 200 liraya bir oda tutar. Emlakçi Faik Coşkun öve öve bitiremiyordu. Fabrikaya iki sokak arkada ve mobilyalıymış. Ev sahibi Cemil Bey muhterem bir mütekaitmiş. ‘Peşini yokmuş(!) yalnız bir aylık depozito istermiş’.
“Usulen(!) 20 lira da biz alırız” diyerek bitiriyor konuşmasını.
Odasına yerleşirken bir ‘ikaz’ da (çizgili pijamalar içindeki) Cemil Bey’den gelir. Tabii(!) ‘usulen’. “Buralarda herkes ehli namus ve işinde gücündedir. Pek gürültü olmamalı. Hatun kişi misafiri de katiyen hazmedemem.” En önemli şeyi sona saklamış. “Ayda 5 lira da elektrik parası isterim.”
Delikanlı yalnız kalıp başını yastığa koyduğunda bir ‘oh’ diyebiliyor ancak. “Bir zaman için dişimi sıkacağım. Hayatın, şehrin her şeyin yabancısıyım.” Tıpkı filmlerdeki gibi bir hayatı olacakmış. Mum ışığında yemek, başucunda keman, tırnakları uzun ve boyalı bir sevgili. Hırsı, aklının bu denli önünde.
İlk gün Halil Usta’dan ‘altı düğmeye basarak makineleri çalıştırmayı ve basınç ibresi 0,6’ya gelince musluğu açıp havayı boşaltmayı’ öğrenir. ‘İhmale gelmezmiş’. Ayrıca ‘ilaçların ne miktarda karıştırılacağı imalat panosunda’ yazılıymış; Desmofen (33), Desmodür (14.2), Activ I (1.560), Activ II (0.740).
‘The Yellow Rolls-Royce’daki (1964) ‘Pisa’ (Riz Ortolani). İlk maaş.
Gerçi fabrikada yasaktı ama Ayşe ile ‘alakalanması’ hemen gerçekleşir. Yemekhanede bakışıyorlar. Saçı tokalı, güzel bir işçi kız.
O cumartesi ‘Harp Vagonu’nun (‘The War Wagon’-1967) oynadığı sinemada karşılaşırlar. (Silvana Panpani de oradaydı). Genç kıza “Böyle aşk hikâyeleri nedense etkiler beni. Ama daha çok villadaki o hayatı sevdim” diyor. Aşk, villa şöyle dursun John Wayne’li, Kirk Douglas’lı film baştan sona vurdulu kırdılıydı. Olanı değil hayalindekini görmüş perdede. Nasıl bir özlem ve yükselme hırsı içinde olduğu belli.
Ayşe, yaşlı bir kadının, Talia Saltı’nın evinde kiracı. Kütahya’dan geleli üç yıl olmuş ve altı aydır da Kanat Plastik’te çalışıyormuş. Annesinden başka kimsesi yok. “Babam öldükten sonra evlendi hemen. Küstüm, yanından kaçtım. Arada bir mektuplaşıyoruz. Görmeyeli çok oldu.”
Fabrikadaki kural nedeniyle ‘bir gören olursa işinden atılacağı’ için endişeliydi. Ama bizimki hiç oralı değil. “Hayır, görmezler. Görünmeyiz” veya “Çok, çok kovuluruz. Böyle çalıştıktan sonra da o işi, o parayı nerde olsa buluruz” havasında. (Birkaç sahne sonra ise tam aksini söyleyecek).
Delikanlı, çok küçükken annesini kaybetmiş. Babası bir daha evlenmiş ve boşanmış. Şimdiki durumu için O’nu suçluyor; “Har vurup harman savurmasaydı kimselere muhtaç olmazdım.”
Kazanmak ve yükselmek. Para, ev, araba sahibi olmak, giyinmek, gezmek, adam yerine konulmak. Konuştuğu başka şey yok. Oysa Ayşe’nin dünyası çok farklı. ‘Göründüğü gibi, düpedüz bir kız’. Beraber olmalarının zorluğunu anlamış. “Başlamadan bitsin” diyor.
Ferit ise laf dinleyecek halde değil. Baş başa diz dize olmak, odasını görmek istiyormuş. Sonunda amacına ulaşır. Birbirlerinin oldukları odadaki ahşap gövdeli 40 model AGA radyo çok güzeldi.
Hemen o günlerde sabırsızlıkla beklediği davet gelir. (Keşke ilişkisi böylesine ilerlemeden olsaydı). Amcası “Karım görmek, tanımak istedi seni” dediğinde biraz nazlanır. Sonra Ayşe’nin de zorlamasıyla, yanıp tutuştuğu o ‘süslü püslü dünyanın’ kapısına dayanır. ‘Yeni kravat ve pabuç’ almış. Yaşayacağı her türlü değişime dünden hazır.
‘Comparsa Universitaria De La Laguna’nın ‘Coritas de Polkas’ albümündeki (1966) ‘Los Incotables’ ve ‘A Caballo’. Eve (çekimler Kont Ostrorog Yalısı’nda yapılmış) varışı ve sonrası Cemal Denizciler ve Arkadaşları’nın çaldığı melodilerle. Arap Celal içki servisi yapıyor. Ali Demir, Hikmet Gül ve (Nilgün rolündeki 68 Ses Yıldız finalisti) Aynur Akarsu da konuklar arasında. Selma’nın yaş günü kutlanıyormuş. Fabrika müdürü Muzaffer’in hediye ettiği pahalı yüzükle ilgilenmezken Ferit’in getirdiği çiçeği elinden bırakmıyor. “Doğum günümde en güzel hediye bu oldu bana.”
Boots Randolph’un saksofonu ile (1966) ‘The Shadow of Your Smile (Love Theme from Sandpiper)’ (1965) (Johnny Mandel / Paul Francis). Dans sırasında bulutların üzerinde gibiydiler. Genç kız “Birdenbire ne oldu bana” diyecektir.
Müdürünün şaşkınlığı görülmeye değer. Yıllardır debelenip yapamadığını Ferit bir buçuk dakikalık dansla başarmış. Birkaç sahne önce Selma’nın söylediklerinden bu işin olmayacağını anlamalıydı Muzaffer; “Seni beğeniyorum ama sadece beğeniyorum. Oysa ben aşkla evlenmek istiyorum.”
Böylece kahramanımızın ilerleyişi başlar. Kazan dairesinden tamir atölyesine ve yevmiyesi 15’ten 20 liraya. Oradan personel müdürünün ikinci yardımcılığına yükselir. Maaşı da 2 bin liraya.
Gönül durumu ‘Torn Between Two Lovers’ (1976) (Peter Yarrow / Philip Jarrel) şarkısındaki gibiydi. Selma ile yakınlaştıkça Ayşe’den uzaklaşıyor. Bu durum Kurban Bayramı sırasında iyice belirginleşir. Genç kız, hasta annesini görmek için Kütahya’ya gitmiş.
‘Percy Faith Orkestrası’nın ‘American Serenade’ (1963) albümündeki ‘Beautiful Ohio’ (1918) (Ballard MacDonald / Mary Earl). Tatil olmasına karşın fabrikada çalışırken bir telefon gelir. “Vaktiniz varsa biraz görüşelim diyecektim” diyor Selma.
‘The Yellow Rolls-Royce’daki (1964) “David’s Square in Florence” (Riz Ortolani). Arabasıyla biraz dolaştıktan sonra gittikleri lokalde genç kız çay, bizimkiyse ‘konyak’ ister. Basamakları çıkışı böylesine hızlı.
Ayşe’nin dönüşünden sonra kahramanımızdaki değişim daha da belirginleşir. Hep ‘bir toplantısı’, hep ‘bir işi’ var. Gözü daima saatte. ‘Ne garip! Daha 1-2 hafta öncesine dek nasıl hoşlanıyordu bu kızdan (sf. 269)’. Bunalıyor ama sonrasıyla kıyaslandığında bunlar yine iyi günleri.
[Nilüfer Koçyiğit, bu sahnelerdeki çiçekli elbiseyi ‘Eceline Susayanlar’da (1967) giyiyordu. Ablasından ödünç almış. ‘Kezban’da (1968) Hülya Koçyiğit’in üzerindeydi].
‘Dead Ringer’daki (1964) (André Previn) “Edie’s Theme” (0.38-0.42 arası) ve “Maggie’s Murder” (1.37- 1.40 arası). En beklenmedik zamanda geliyor müjde(!). Emin olmadan söylemek istememiş Ayşe. Doktora gitmiş o gün. Öğrenince uçmuş sevincinden. “Baba olacaksın. Çocuğumuz olacak.”
Sevinmek şöyle dursun dayak yemiş gibiydi Ferit. ‘Hay kör şeytan! Nasıl çıkacaktı bu işin içinden (sf. 255)’. Açıkça söylemese de amacı ‘çocuğu aldırmak’. “Çok düşündüm. O çocuğun doğmaması lazım. Tam yükselirken aramızdaki münasebetin duyulması felaketimiz olur. Atarlar beni, kovarlar… Sen işsiz, ben işsiz bir de çocuk. Düşünebiliyor musun halimizi” diyor. Oysa başlarda ‘fabrika kuralı’nı anımsatan genç kıza “O işi, o parayı nerde olsa buluruz” diye yüksekten atıyordu.
Hele yalnız başına içerken kafasından geçenler daha da ilginç; “Beni işimden atacaklar. Çıkmışken, tırmanmışken birden yuvarlanacağım. Kapıları çalıp iş arayacağım… Üstelik bir de Ayşe’nin çocuğuna bakmak zorunda kalacağım.” Ayşe’nin çocuğu(!).
Konsomatris Nuray’la karşılaşması karar vermesini sağlar.
‘Dead Ringer’daki (1964) ‘The Dog Attacks’ (André Previn) (0.50-1.33 arası). Kendisine sataşan Muzaffer’e iki yumruk eşliğinde bağırıyor; “Evlenmeyeceğim Selma’yla. Evlenemeyeceğim. İçin rahat etsin.”
‘Dead Ringer’daki (1964) ‘Main Title’ ( André Previn) (0.25-0.47 arası). Müdür zaten kıskançlıktan deliriyordu, kahramanlarımızı sahilde kol kola görünce yemeyip içmeyip durumu Selma’ya yetiştirir.
Sonrasında Ferit ve Ayşe’yi nikâh memuru Mehmet Büyükgüngör’ün önünde görüyoruz. Şahitler Asım Nipton ve Selahi İçsel.
Başka bir işte çalışıyor. Kan ter içinde ama çilesi daha dolmamış. Karısını doğum sırasında kaybeder. Oğlu ile yalnız kalmış. Doktor Necmettin’in dediği gibi ‘metin olacak, yavrusuna karşı vazifeleri var’.
Mezarlıktan çıkarken Talia Saltı da yol gösteriyor; “Ölenle ölünmez evladım. Sabırlı olacaksın… İlerde evlenirsin. Zamanı değil ama çocuk ufakken annesine alışırsa O’nu öz annesi bilir. Başka türlü büyür. Ben senin iyiliğin için söylüyorum yavrucuğum. Biz tecrübeli insanlarız.”
‘The Yellow Rolls-Royce’daki (1964) “David’s Square in Florence” (Riz Ortolani). Çarpıcı son sahnede Selma sessizce Ferit’in ardı sıra yürüyordu.

Theodore Dreisen roman konusunu Chester Gillette’in yaşadıklarından (1906) almış. Bu nedenle kahramanın ad ve soyadı C ve G ile başlıyor. Clyde Griffiths amcasının yanında çalışken önce ‘yoksul işçi’ Roberta Alden’a sonra ‘varsıl’ Sondra Finchley’e tutulur. Üstelik Roberta hamile. Bu durumdan kurtulmak için yaptığı şey korkunç. Bir zamanlar ayılıp bayıldığı genç kızı Big Pattern Gölü’nde öldürmek (sf. 380). Artık önünde elektrikli sandalyeye dek uzanan 219 sayfalık acılı bir süreç var.

Hollywood filmindeki George Eastman da üst tabakalara yükselmek için deli oluyordu. ‘İşçi’ Alice Tripp’den sonra karşısına ‘sosyetik güzel’ Angela Vickers çıkar. Ancak Alice hamile ve hiçbir doktor çocuğunu almaya yanaşmıyor. [‘Now&Forever’ filmi sonrası sokakta yürürlerken ‘Mona Lisa’ (1950) (Ray Evans / Jay Livingston) melodisi vardı]. Zavallı kız evlilik için ısrarcı olunca Loon Lake’de, George ise elektrikli sandalyede can verecektir.
İlk Yeşilçam çevrimini de katarsak, erkeklerin en ‘şanslısı’(!) Ferit. Roman ve Amerikan filmindekiler idam edilmiş. ‘Bütün Suçumuz Sevmek’teki (1963) Türkan’ın intiharı Murat’a ‘vicdan azabı’ yükler sadece. Ayşe ‘sorun çıkarmadan’(!) ölünce Ferit ‘en iyi durumdaki erkek kahraman’ oluyor. Oğlu da yaşayan tek bebek.

‘Dead Ringer’daki (1964) ‘The Morgue’ (André Previn).
Karar vermesini kolaylaştıran sahne. Meyhanemsi gazinoda konsomatris Nuray ; “Biz de iyi aile evladıydık. Sonra haramzadenin birine tutulduk. Evimizi, memleketimizi bıraktık. Peşinden buralara geldik. Önce ne diller döktü, kanıma girdi o herif. Sonra da çocuğum olunca nikâhsız, parasız bırakıp kaçtı. Üç yaşında şimdi. Arada bir babasını sorar. Ne diyeceğimi bilemem çocuğuma.”
(Yazan: Murat Çelenligil)

Künye

Yönetmen Ertem Göreç
Senaryo
Yapımcı Berker İnanoğlu
Görüntü Yönetmeni Nejat Okçugil
Süre 80 dk
Tür Dram
Ülke Türkiye
Etiketler Çayevi, Çiftçilik , İstanbul, Mezarlık, Plastik Fabrikası , Daha Fazlası

Oynayanlar

Kartal Tibet Kartal Tibet Ferit
Zeynep Aksu Zeynep Aksu Selma
Nilüfer Koçyiğit Nilüfer Koçyiğit Ayşe
Muzaffer Tema Muzaffer Tema Muzaffer
Necabettin Yal Necabettin Yal Semih
Nevzat Okçugil Nevzat Okçugil Sevgi
Talat Gözbak Talat Gözbak Personel Müdürü
Asım Nipton Asım Nipton Halil Usta
Necdet Tosun Necdet Tosun
Faik Coşkun Faik Coşkun Emlakçı
Selahattin İçsel Selahattin İçsel Cemil
Nermin Özses Nermin Özses
Aynur Akarsu Aynur Akarsu
 Talia Saltı Talia Saltı Ev Sahibesi
Ali Demir Ali Demir
Mehmet Büyükgüngör Mehmet Büyükgüngör Nikah Memuru
Özdemir Akın Özdemir Akın Uşak
Arap Celal Arap Celal
Muzaffer Yenen Muzaffer Yenen Doktor
Abdurrahman Palay Abdurrahman Palay Kartal Tibet Seslendirmesi
Jeyan Mahfi Tözüm Jeyan Mahfi Tözüm Nilüfer Koçyiğit Seslendirmesi
Nevin Akkaya Nevin Akkaya Zeynep Aksu Seslendirmesi
Fatoş Tez Fatoş Tez Seslendirme
Süha Doğan Süha Doğan MUZAFFER TEMA-NECDET TOSUN SESLENDİRMESİ
Agah Hün Agah Hün NECABETTİN YAL SESLENDİRMESİ
Fikri Çöze Fikri Çöze FAİK COŞKUN SESLENDİRMESİ

Firmalar

Er Film (Yapım)

Son Yorumlar (13)

TubaArtan avatar TubaArtan 08 Ocak 2017 10:18:51

Çok güzeldi...lakin sonu biraz daha güzel işlenebilirdi..son sahnede bir diyalog bekledim gelmedi..

ayilmaz265 05 Eylül 2016 00:12:23

9

Güzel bir film ama son kısmı çok hızlı işlemişler o yüzden biraz tadı kaçmış. Nilüfer Koçyiğit'i "Kader Böyle İstedi" filminde izlemiştim ilk defa, burda da ordakine benzer bir karakteri canlandırıyor ve çok da başarılı. Kartal Tibet de hırslı genci çok iyi oynamış. denk gelirseniz izleyin

performer avatar performer 17 Nisan 2014 23:48:34

9

ertem göreç'in güzel filmler çektiği 60'lı yıllardan bir film. şahsım adına olumsuz bir yorum yapmaya gerek yok.

belgin6119 avatar belgin6119 03 Aralık 2013 17:16:39

10

güzel bir film ama sonlara doğru çok sıkıcı olmuş

buyrun 05 avatar buyrun 05 24 Şubat 2013 11:43:15

MÜKEMMEL ÖTESİ BİR FİLM

beyzacetin avatar beyzacetin 09 Ağustos 2012 14:45:31

7

güzel bir film özellikle nilüfer koçyiğit in o hali beni cok etkiledi. kartal tibet cok hırslı bi genci canlandırmıs ve üstad oldugunu yine kanıtlamıs ama finali biraz daha özenerek hazırlanabilirdi bence ya da benim hayal ettiğim gibi olmadı belki o na kızdım:)

Yandex.Metrica