Suçlu

8,95

( 6 kişi yorum yaptı )

Suçlu

(...The Guilty One)

Sinema Filmi

1960

‘Pavane for a Dead Princess’ (‘Pavane pour une Infante Défunte’) (1899/1910) (Maurice Ravel). İnsanın içini titreten Korno.
İhsan Efendi; “Beni affet yavrum. Biliyorum bütün kabahat bende… Cevdet, ben getirdim seni bu hale. ‘Suçlu’ benim.”
Muallim Hasan; “Hepimiz suçluyuz İhsan Efendi. Az veya çok.”


Aynı adlı romanın (Birinci basım Remzi Kitabevi-1957) (11. basım Tekin Yayınevi-1996) (Orhan Kemal) siyah beyaz çevrimi. Çocuk yaşta suç ve bunu hazırlayan çevresel nedenler incelenmiş.
Küçükpazar. “İstanbul’un küçük bir semti ve bu küçük semtin küçük insanları”. Tozlu topraklı ve inişli çıkışlı yollar. Yana kaykılmış ahşap binalardan fırlamış soba boruları.
Kahramanımız bunlardan birinde yaşıyor. ̶ 0;11-12 yaşlarında esmer bir velet.”
Sakine Hanım ve İhsan Efendi evlendikten 20 yıl sonra tek çocukları Cevdet doğar. Baba o vakitler ‘İhsan Bey’. Her gece meyhanede. Evde astığı astık, kestiği kestik. Karısı, ‘elini soğuktan sıcağa vurdurmuyor’.
Posta Telgraf’tan emekli olunca Haliç’te bir fabrikanın muhasebesine ‘yerleşmiş’. ‘Tahsilât, mubayaa ve tebligat işlerine bakıyor’. Elinde hep para dolu bir ‘siyah çanta’.
Karısının hastalığı sırasında, yardımcı olması için Şehnaz adlı bir kızcağızı eve almıştı. Ne olduysa ondan sonra olur. “Hareli yeşil gözler, entarisini geren diri memeler.” Sakine Hanım bir sene önce rahmetli olunca, 20 yaşında terütaze bir kızın, 50’sine varmış, babası yaşında bir adamla evlenmesi mahallede epey konu olmuştu. İşe ‘evvelce hizmet ettiği çocuğu ezmekle başlar’. Sonrasında ‘dizginleri tamamen ele geçiriyor’.
İhsan Efendi şimdi mahallelinin deyişiyle ‘İhsan Hanım’. Yıllar etkisini göstermiş, artık ‘sönmüş bir yanardağ gibi’. Fabrikada, para işlerinden çok ‘kulaklarının neden düştüğü’ ve ‘o gece genç karısıyla başa çıkıp çıkamadığı’ soruluyor. “Eskiden sabahtan başladığı rakıya ayda yılda 1-2 kadehçik dahi olsa hasret (sf. 6).”
İnanması zor ama “Bulaşık, çamaşır, yemek, hepsi İhsan Efendi’ye ait”. Üstelik ‘terlikle, maşayla dayak yemediği gün yok’. Bitmez tükenmez rujlara, ojelere, pudralara para yetiştirmek de cabası. Yine de hepsine, her şeyine razı. “Nikâhlısıydı ya.”
Ancak adının ‘Boynuzlu İhsan’ olması çok yakın.
Cevdet, annesinin sağlığında üst kattaki odada kalırdı. Şimdi orası Şehnaz’ın. Kahramanımız mutfağın karşısında ‘yiyecek sandığı ve kirlilerin durduğu’ yere sığışmış. Bu kadarla kalsa iyi. Üvey anne okulu bıraktırır. Boynunda işporta, Sirkeci’de 5 tanesi 25’e ‘firkete, yaka balinası, iğne’ satıyor. Odası, Cingöz Recai, Fakabasmaz Zihni, Natpinkerton, Şerlok Holmes, Arsen Lüpen ve özellikle ‘İki Çocuğun Devriâlemi’ kitaplarıyla dolu. ‘Kendini adamakıllı Onlardan sayıyor’.
Yetişkinlerden yalnızca öğretmeni Hasan’ın yakınlığını görür. O da bir yere kadar.
En iyi arkadaşı ‘Çingene Cevriye’. Kocaman pabuçlu, kimsesiz, cin gibi bir Roman kızı. İlk karşılaştığımızda ‘İstemem Babacığım İstemem’i söyleyip göbek atıyordu. Hepsi birkaç kuruş için.
Seyredenler arasında ‘Şoför Güzeli Âdem’ ile arkadaşları Dempsey Necmi ve Tayyare de var. Âdem, 30’luk bir bekâr. Annesi Muhsine ile Cevdetlere komşu. “Uzun boylu, geniş omuzlu, güçlü kuvvetli.” Şehnaz, delikanlıyı görmüş yanıp tutuşuyor. Âdem’in ise ‘kuru sevdaya vakti yok’. ‘Aşk değil mangır peşinde’; “Karı kıyak. Bana da meyli var. Ama güzellik karın doyurmuyor. Mangizi varsa, şöyle mavi bir taksi çekerse altıma ne âlâ.” Bedavaya yangın söndürmezmiş. Yol yoluyla, orman baltayla.
İhsan’ın yataktaki çırpınması sonuç vermiyor. Abdüssamet Efendi’nin öve öve bitiremediği Hindistan cevizli, darılfilfilli, pazılı, turunçlu, turplu ‘cima’ macunları da fayda etmez. ‘Arada 30 yaş fark olunca kolay değil tabii’.
Taze gelin, ‘Şoför Güzeli’ ve annesini ‘akşam yemeğine buyur etmiş.’ Muhsine Hanım ut ile ‘Kadifeden Kesesi’ni söylüyor. Dibine darı ektikleri Yeni Rakı şişelerinin haddi hesabı yok. Biraz sonra İhsan en iyi bildiği şeyi yapar. Sızıp kalır. Yaşlı kadın da bir bahaneyle uzaklaşınca ‘ateş ve barut’ artık baş başa.
Şehnaz, ertesi sabah Cevriye’nin şarkısını biraz değiştirerek söylüyordu; “Kızım seni Âdem’e vereyim mi//İsterim babacığım isterim//O’nun adı Âdem, öpüşü badem//İsterim babacığım isterim.”
Sonraki buluşmalarında delikanlı “Günde temiz bir 100’lük çıkaran mavi DeSoto’m (romanda ‘kırmızı Ford’) olsa, sen de karım olsan” diye aklını çeliyor. ‘Mutluluk’ İhsan’ın ‘siyah çantası’ndaymış.
Tek sıkıntıları Cevdet’in durumu anlaması. 6 liralık koca çikolata (romanda ‘dergi’) bile aralarını yumuşatmaz.
Kahramanımız mahallede arkadaşlarına alay konusu olmuş. Eczacının (kitapta ‘dişçinin’) oğlu Erol, duvara boynuzlu adam resimleri çizip duruyor. Kavga dövüş ve polis eksik değil.
‘Romeo and Juliet’ (1870) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky) uvertür-fantezinin olduğu gece Âdem çantadan birkaç deste çalar. İhsan bu sırada, hep olduğu gibi sızıp kalmış. Ertesi gün karakolda 28 bin (romanda ‘3 bin 170’) liranın hesabı soruluyordu. Şehnaz, Âdem ve Muhsine’nin gayreti ile suç Cevdet’in üstüne atılır.
‘(We’re Gonna) Rock Around the Clock’ (1953) (James E. Myers / Max Charles Freedman). Filmin en güzel sahnelerinden birinde kahramanımız Âdem’den kaçıyor. Bir lunaparka gelmiş. Burada Cevriye ile karşılaşır. Keman ve darbuka ile dinlediğimiz rock’n roll eşliğinde dans ediyordu.
Roman kızı, O’nu arkadaşlarının yanına götürür. 5-10 çocuk Kırmızı Eşarplılar adlı bir çete kurmuş. Liderleri Böcek’in, Cevdet’e davranışı çok fena. Çıkan kavgada ‘krallık el değiştirir’.
Sonrasında gerçek suçluların yakalanması için çalışıyorlar. Âdem’in sonu kötü. Paraları sakladığı inşaattan düşerek ölür.
Film biterken babası Cevdet’i tekrar okula götürmüş. Uzaktan Cevriye ve Orkestrası’nın sesi duyuluyor. Belki de okuma yazma öğrenmek için gelmişlerdir.

Romanda babası hapse girmesin diye suçu Cevdet üstleniyor. Ama İhsan Bey, bunca sıkıntıya dayanamayıp ölür (sf. 192).
Şehnaz ve Âdem kaçmaya çalışırken ‘T…’ dağlarının yükseklerindeki bir mağarada yakalanıyorlar (sf. 164).
Cevdet’e yardımcı olmaya çalışan kişi öğretmen değil bir avukat. İki kez zor durumdan kurtarır. Yanına alıp öğrenimine devam etmesini istiyordu. Ama çocuk, Cevriyelerin evini ve fabrikada çalışmayı seçiyor.


İhsan Efendi ve boynunda işporta Cevdet mahalleye gelmiş. Müfit Amca ve mahalle bakkalının konuşması filmin özeti gibi.
Müfit; “ ‘İhsan Hanım’ geliyor.”
Bakkal; “Ben asıl çocuğa acıyorum.”
Müfit; “İnsan, Âdem gibi bir anasının gözünü genç karısının yanına sokar mı?”
Bakkal; “Aklı olan sokmaz tabii.”
Müfit; “Aklı olsa kızı yaşında karı almazdı.”
(Yazan: Murat Çelenligil)
















Ekip

Kurgu Turgut İnangiray (Kurgu)
Sanat Yönetmeni Danyal Topatan (Sanat Yönetmeni)
Yönetmen Ekibi Halit Refiğ (Yönetmen Yardımcısı)
Yılmaz Güney (Yönetmen Yardımcısı)
Kamera Ekibi Paşa Gündoğdu (Kamera Asistanı)
Çetin Gürtop (Kameraman)
Post-Prodüksiyon İlya Pençoğlu (Negatif Kurgu)
Cemil Orhon (Laboratuar Şefi)
Işık Ekibi Fehmi Eryılmaz (Işık Ekibi)
Ses Ekibi Marko Buduris (Ses Kayıt)
Turgut İnangiray (Senkron)

Firmalar

Erman Film (Yapım)
Erman Film (Film Hazırlık)

Son Yorumlar (6)

erhaab avatar erhaab 24 Ağustos 2017 04:12:20

8

Dönemine göre sıradışı konusu olan bir film ve bence çok da başarılı. Cevdet ve Cevriye rollerindeki çocuklar çok iyi. Böcek rolünü oynayan çocuk noldu acaba, en çok onu merak ettim. Yaşıyorsa en az 70 yaşında olmalı.

Rıza_Nur avatar Rıza_Nur 12 Ekim 2015 19:36:09

10

1960 yılında çekilen Kırık Çanaklar filmi gibi bu filmde harika.Çocuk oyuncular da şimdiki çocuk oyunculara hatta Kahraman Kıral,Ömercik gibi oyunculara taş çıkartır.Öksüzler filmine çok benzeyen,sokaklarda çocukların çektiği acıları anlatan iyi bir film.Cevdet de öz babasından bile zulüm görüp evden kaçıyor ama neyse ki babası sonunda ona sevgi gösteriyor.

beyzacetin avatar beyzacetin 27 Mart 2013 16:08:40

10

kesinlikle kamera arkasındaki isimlerin basarısını yansıtan, etkileyici bir film. Yılmaz Güney, Halit Refiğ ve Atıf Yılmaz Türk sinemasının en önemli isimlerindendir. Türk Sinemasının basarısında cok önemli rolleri olan adamlardır.

performer avatar performer 07 Ocak 2013 21:39:44

9

filmin her karesinde emek var, kamera arkasında çok önemli isimler ve tabiki atıf yılmaz var.

Murat Çelenligil avatar Murat Çelenligil 23 Ağustos 2010 04:38:08

10

“Oğlum evlenecek ama kendisine taksi alabilecek bir kız hatta (‘hatta’ niye) bir kadınla (sf. 26).”Muhsine Hanım, Şehnaz’a söylüyor bunları. Âdem de “Karı kıyak. Bana da meyli var. Ama güzellik karın doyurmuyor. Ma ngizi varsa, bir taksi çekerse altıma ne âlâ” demişti. “Bu gençliğin kıymetini bilmezsem Allah sonunda beni sürüm sürüm süründürür.”  Orhan Kemal; “ ‘Suçlu’, insanın bozduğu dünyayı yine insanın düzene koyacağına inanan bir yazarın romanıdır.” (Birinci basım Remzi Kitabevi-1957) (11. basım Tekin Yayınevi-1996).“1932 yılının bir temmuz sabahı.” Eser böyle başlıyor.‘Pavane Pour une Infante Défunte’ (1899/1910) (Maurice Ravel). Jenerikte Sirkeci. İğne, firkete, gömlek yakaları için balina satan Cevdet’i izliyoruz. ‘Koca postallı işportacı’. (Bu sırada filmin bir sürprizi var. Cevat Kurtuluş ve eşi, çocuklarına balon almak için geliyorlar.)Küçükpazar. Kahramanımız, annesi ‘rahmetli’ Sakine Hanım ve babası İhsan Efendi burada yaşıyorlardı.  “Evler, evlerde kadınlar. Ödevleri sabahlardan akşamlara dek tahta silmek, bulaşık, çamaşır yıkamak, yemek pişirmek, çorap yamamak, sonra da kafesler ardında azgın, sarhoş, dokunulsa patlayacak kocaların dönmesini gece yarılarına kadar beklemek.” İhsan Efendi’nin hızlı zamanları. Kapının hemen açılması, geç açılması kadar dayak nedeni. ‘Acaba bir şey yaptı da onu mu gizliyor.’Posta Telgraf’tan emekli olduktan sonra şimdi Haliç kıyısındaki bir fabrikanın muhasebesinde memur. Siyah çantası şirkete ait para dolu. Çalınır diye hep endişeliydi. Korktuğu başına geliyor.Eşi ölünce hizmetçileri Şehnaz ile evlenir. “Hareli yeşil gözler, pembe jarse gecelikten taşan yüklü göğüsler.” Aradaki 30 yaş pek önemli olmayabilirdi ama “Bomba PTT’ci İhsan Bey artık sönmüş bir volkan”. ‘Yaşını yaşamış, dişini dişlemiş’. Eczacının dediği gibi “Ne oğluna nede karısına sahip olamayan bir zavallı”.‘Kuyruğu dik tutmaya çalışıyor’. Ne var ki fabrikadakiler durumu anlamış ‘genç karısıyla başa çıkıp çıkamadığını’ sorup duruyorlar. Başka konu yok.Kısa sürede evdeki adı ‘Pis Moruk’ olur.  Bulaşık, çamaşır, temizlik. Yapmadığı iş yok ama gene de yaranamaz. Üstelik genç kadının eli pek ağır. İhsan Efendi’yi bazen tekme tokat bazen terlik ve maşa ile dövüyor.Komşuların “Baban yaşındaki adama nasıl karılık ediyorsun kız? Koca mı diyorsun, babamı, dede mi” diye takılmalarına dayanmak çok zor. Böyle durumlarda ‘moruk’ pek ortalıkta görünmese daha iyi.Şehnaz’ın bu evliliğe neden razı olduğunu 24. sayfada öğreniyoruz; ‘Fakirlik, sahipsizlik’. İhsan, karısının öldüğü günün akşamı dayanamayıp hizmetçiye saldırıyor. Sarhoşluktan aybaşı halini başka bir şey zanneder; “Hatamı tamir etmek istiyorum Şehnaz.”Oysa ‘müstakbel eşi’ benzer kazaları teyzesinin evinde çok yaşamış.Anlı şanlı İhsan Bey’in kılıbıklaşma süreci yürek burkuyor. ‘İhsan Efendi’; ‘İhsan Amca’; ‘İhsan Hanım’; Ve nihayet ‘Boynuzlu’.İlginç bir sahnede Âdem ve annesi yine akşam yemeğine gelmiş. ‘Şarkılar, maniler’. İhsan, bir mesai arkadaşına kızgın; “(Osman Alyanak’ın sesi ile) Tutmuş bana erkeklikten bahsediyor. Ulan, erkek kim sen kim. Erkek adam karısının gözüne baktı mı anlayacak ne yolda gezdiğini. Ben oldum bittim öyleyim. Ama bizim Abdüssamet eşeğin biri. Karı yanı başında kırıştırır bizim hayvan dünyadan habersiz.” (Bu sırada Âdem, masa altından Şehnaz’ın bacağını okşuyordu.)Ancak para konusunda güvenilir biri. ‘Siyah çanta’daki bir kuruşa bile dokunmuyor. Bakkalın ordaki konuşma.Âdem; “Vay İhsan Baba, bakıyorum çanta dolu gene.”İhsan; “Dolu bile olsa bana ne, sana ne. El parası bu. El parasıyla oyun olur mu?”‘5 yumurta, bir ekmek, biraz da sucuk’ istiyor.Bakkal; “Deftere mi yazacağız ‘gene’?”İhsan; “Deftere. Birkaç güne kadar öderim.”Cevdet çok zor durumda. Annesi ölmüş; Babası, yeni karısının elinde oyuncak; Okulu bırakıp işportacılığa başlamış; Üvey annenin çapkınlığı; Hırsızlık ile suçlanma.En iyi dostları kitaplardaki kahramanlar. Özellikle ‘İki Çocuğun Devriâlemi’ndeki Jano ve Yanik. Amerika’ya gidecek. ‘Demir Maskeli Haydut’ filminde gördüğü Tom Miks’in muavini Aslan Tomson olup kötüleri cezalandıracak.Cevriye’den başka iki arkadaşı daha var. Rum Kosti, işporta çeşitlerini artırmasına yardımcı olur. Hasan’la hapiste tanışır. Onları kıskanan Böcek, Hasan’ın tahliyesinden sonra gözyaşı döken Cevdet’e iğneleyici şeyler söylüyor, “Kalk ulan hergele, topla yatağını. Kocasız kaldın diye mi ağlıyorsun? Daha iyileri var burada oğlum.” Filmdeki Yılmaz Böcek, Cevdet’in dayağını yedikten sonra çeteden ayrılmak zorunda kalır. Romanda ise barışıp dost olurlar.Atilla Engin’in adı afişte ‘Atilla’ ve jenerikte ‘Atila’.Cevriye rolünde Hülya Demirtay. Cin gibi bir Roman kızı. Sokaklarda keman darbuka eşliğinde göbek atarak para kazanıyor. Filmde kimsesiz. Kitapta Pembe isminde bir haminnesi var. 3-5 kuruş için kızın yüzünü gözünü boyayıp yabancı adamların kucağına oturtuyor.Turgut Özatay, Hayri Esen’in sesi ile Âdem rolünde müthiş. Paçaları dışarı kıvrık kot, deri ceket, beyaz atkı. Kadınları ama daha çok ‘mangizlerini’ seviyor. Tek amacı yataktan gelecek 15-20 binle kırmızı bir Ford (romanda mavi DeSoto) almak. Şehnaz’ın kendisi için ‘yandığını’ anlamış. Ancak ‘bedavaya yangın söndürmüyor’. O’na aşk değil mangır lazım. Genç kadına ‘itfaiye’ olması şartlı şurtlu. İhsan Efendi’nin siyah çantasındaki parayı tırtıklayacaklar.Böylelikle arkadaşları Mehmet Aslan ve Erol Taş da zillikten kurtulacakmış.Durumu anlayan Bakkal laf dokundurur; “Dalgan yerinde bakıyorum. Kadın da hani yenecek lokma.”Annesi Muhsine ut çalıp, söylüyor; ‘Kadifeden Kesesi’ ve ‘Aman Doktor’. Çok da anlayışlı. Oğlunun Şehnaz ile yalnız kalmak istediğini anladığında ‘bir şeyler almaya pazara gider’.Öğretmen Hasan daima takım elbiseli. Kravat iğnesi bile var. Elinde dolu bir file. Mahallede fikrine danışılan kişi. Suça itilen çocuklar için bir şeyler yapmak istiyor.Komiser Asım Nipton; Polis Vahi Öz; Komşu Zehra Teyze-Kadriye Tuna; Müfit Amca-Selahi İçsel; Cevriye’nin ‘kadillak’ dediği tramvay çok güzel.Kırmızı Eşarplılar Çetesi;  Mohini-Necati Eren; Erol-Çetin Özkara; Kayhan-Mirdaş Köşlü; Şinasi-Saim Kantar; Yengeç-Hasan Ger. (Ayla rolü için Hidayet Ersal yazılmış.) Çocuklar filmin sonunda ıslahhaneye yerleştiriliyor. “Ama asıl mesele yeni Cevdetlerin doğmasını önlemekte.”  Rıza Tüzün’ün seslendirdiği Eczacı-Eyüp Sabri; “İlaçlar, insan bedeninin küçük dertlerini izale etmek için. Esas dert cemiyette. Cemiyetin dertlerini izale etmek için ilaçlar bulmak lazım. Değil mi ya Beyefendi?”              

turgut1955 avatar turgut1955 02 Ekim 2008 09:35:10

6

Suçlu 1960 Yapımı Yönetmen Atıf Yılmaz Eser Orhan Kemal Senaryo Halit Refiğ Yapımcı Hürrem Erman Erman film Yardımcı Yönetmen Halit Refiğ Görüntü yönetmeni Mika Rafaelyon çok iyi bir görüntü yönetmeniydi Türk Sinemasin ç ok önemli oyuncuları vardi turgut özatay şükran sabuncu Atilla Engin Osman Alyanak Baki tamer filminde yaşli ve alkolik Genç karısının ve çocukun öyküsü o zamanlar Türk sinemasinda Her yönetmenın çekim tarzi farkliydi eskinden Türk sinemasinda bir yönetmen bir Sıtardan Daha üstündü Şimdi çekilen 2.5 milyon dolarlık Filmlerde O sinema Lezzetini bulamıyorum O zamanki her yönetmenin kendine Göre sinema Anlatımımı vardı Şimdiki dizileri ve filmleri izlerken kamera harketlerinden insanin başi dönüyor Kim ne yapıyorsa O yönetmende aynısını çekiyor filmlere ve Dizilere bakin Çekim tarzi aynidir bir tek oyuncular farklidir yeşilçam sinema ustaları gitti Sinema bitti Bu film her zaman izlenir Sinema ustası ATIF YILMAZ filmimidir

Yandex.Metrica