Ümit Sokağı

8,76

( 9 kişi yorum yaptı )

Ümit Sokağı

Sinema Filmi

1966

‘The Inspector Maigret Theme and other Film & Tv Singles’ albümündeki (1960/63) ‘Bistro’ (Ron Grainer).
(Hayri Esen’in sesi ile); “Hikâyemiz bir Ümit Sokağı’nın hikâyesidir. Büyük şehirlerin etrafını binlerce ufak, çelimsiz ve bakımsız sokak çevirir. Bu sokaklarda yaşayan insanlar bir gün şehrin ortasındaki büyük apartmanlarda, kaloriferli dairelerde oturmak, daha insanca şartlar içinde yaşamak isterler. Bu Onların tek ümidi, tek hayalidir.
Bu hikâye bu sokaklardan yalnız birinin ve o sokakta yaşayan insanların mücadelesinin hikâyesidir.”


Jenerikte ‘The Inspector Maigret Theme’ (1960/63) (Ron Grainer) var.
İstanbul. İçindekilerin ‘kurtulmak için çırpındığı’, ayrılanların ise ‘temiz bir şekilde dönemediği’ Ümit Sokağı. “Buradaki çocuklar bir bayram günü bile bir avuç şeker için dövü şürler.” Büyüklerin kavgası ise daha önemli nedenlerden(!).
Filmin başında Selim, 5 kişiyle tekme tokat kavga ediyordu. Süheyl Eğriboz, Hüseyin Zan, Adnan Mersinli ve diğer iki mahalleliye gücü yetmeyince Ali’yi yardıma çağırtır. Arkadaşının “Yahu, niye kavga ediyoruz” sorusuna verdiği yanıt çok açıklayıcı(!); “Tavlada 2 buçuk kâğıdımın üzerine yattı inekler.”
[‘Silahların Sesi’ (1965), ‘Karanlıklar Meleği’ (1966), ‘Siyah Otomobil’ (1966) ve ‘Namus Borcu’ndan (1967) anımsadığımız] ‘34 FD 783’ plakalı ‘şevrole’ bu yumruklaşmayı yarıda kesiyor. Necdet, adamlarıyla fakir fukaraya hediye dağıtmaya gelmiş. Kahveci Cemil’e bir paket, küçük bir kıza top. Tam bizimkilere gömlek verecekken Mahmut Efendi’nin sesi ortalığı inletir: “Sana soruyorum! Ne arıyorsun burada, ne arıyorsun?” Beklenenin aksine, olay çıkarmadan geldikleri gibi sessizce giderler.
Ali “Yuh be! İyi mi, gömlekten de olduk Mahmut Efendi’nin yüzünden”; Selim “Serseri mi ne! Kırk yılda bir, sokağa piyango çıktı onu da berbat etti bunak” diyor. Cemil’e göreyse; “Bir baba evladını kovar da döver de.”
Meğer o yaşlı adamın oğluymuş Necdet. “Herifte para gani” diyor Kahveci Cemil. Beyoğlu’nda, birine ismini verdiği, iki gece kulübü var. 15 yıl önce Ümit Sokağı’ndan çıkarken ‘5 kuruş yokmuş cebinde’.
‘Mondo Cane’deki (1962) ‘More’ (Riz Ortolani). “Ümit Sokağı’ndayken sana benzeyen bir kızı sevmiştim. Tıpkı senin gibiydi. Güzeldi. Ama o zaman param yoktu. Şimdi param var O yok. Öldü. Veremden öldü. O hastayken çok param olsun istemiştim. Çok, çok” diyecektir sevgilisi (filmde adı olmayan) Sevinç Pekin’e. Sonra her türlü kanunsuz işe bulaşarak milyonlara sahip olmuş. Sol yanağındaki bıçak yarası bu günlerin bir yadigârı.
The Dave Brubeck Quartet’in ‘Time Out’ albümündeki (1959) ‘Blue Rondo á la Turk’ (Dave Brubeck). Çetedekilerin ‘namuslu adamlar gibi konuştuğu bir gece’ yanında çalışan 11 kişinin (aralarında Behçet Nacar, İhsan Bayraktar ve Abdullah Ferah var) ‘ne menem şeyler’ olduğunu öğreniyoruz. Koca Oğlan-Kaya Volkan (O’nun da yağ yanağı bıçak izli) çeteye girmeden önce ‘Tophane kaldırımlarında sürünüyormuş’. “Aptalın, serserinin budalanın biriydin. Seni yanıma aldım. Adam ettim. Nasıl olsa birini temizleyecektin. Yahut da bir serseri kurşunla nalları dikecektin.” Avukat-Mehmet Büyükgüngör ‘pis bir eroin müptelasıymış’. “Tedavi ettirdim seni. Dünya param gitti. Gerçi iyi işler çevirdin ama avukatlığını almışlardı elinden. Ben olmasaydım köpekler gülecekti haline.” Bir diğerinin çocuklarından büyüğü ‘liseyi bitiriyormuş sayesinde’. “Beni liseden kovmuşlardı. Ben de iyi bir adam değilim tabii. Ben de sıfırdan başladım. Sizler yanıma girdikçe işi büyütmek zorunda kaldım. Anama, kardeşlerime (sonradan sadece ‘bir’ kardeşi olduğunu öğreneceğiz) yapamadıklarımı sizler için yapmadım mı?”
Bayram günü mahalleye uğraması bazılarının yaşamımı değiştirecektir.
Ali ve Selim aynı fabrikada çalışan iki arkadaş. Yaşları 35’i bulmuş hâlâ doğru dürüst para geçmiyormuş ellerine. “40’a merdiven dayadık, bir halt olamadık” diyorlar. Ali, Kahveci Cemil’in kızı Lale’ye âşık. Bunu öğrenen annesi-Nezihe Güler “O’nu Selim’e istememişler miydi” diyor. Delikanlının yanıtı senaryonun en kırılgan ve zayıf bölümü; “O geçen seneydi. Selim, benin Lale ile seviştiğimi bilmiyordu.” Bu işlerin ‘geçen sene’ ve ‘bilmiyordu’ ile bitmeyeceğini kısa sürede anlayacaktır.
‘Thunderball’daki (1965) ‘Switching the Body’ (John Barry). Bu arada Lale’yi başka isteyenler var. Sonuncusu bir ‘bir memur’. “Bin lira aylık alıyormuş” diyor annesi Behice İmer. Ama ‘görücü falan istemiyor’ genç kız. Gönlü Ali’de. Sevmediği insanla evlenemezmiş.
The Dave Brubeck Quartet’in ‘Time Out’ albümündeki (1959) ‘Take Five’ (Paul Desmond). Mahalle kahvesindekilerin umudu ‘Spot Toto’. “Bir tutarsa, gelsin bir ev veya bir taksi.” Cemil, kızına güzel bir çeyiz yaptıracakmış. Selim’in sözleri ise Necdet’in yolunda olduğunu gösteriyor; “Kazanan kazanıyor. Hem de Toto’suz.”
‘The Inspector Maigret Theme and other Film & Tv Singles’ albümündeki (1960/63) ‘Lost Memory’ (Ron Grainer). Bir sabah işe gitmez. Necdet’ten iş isteyecekmiş. “O’nun yanındaki adamlar gibi giyineyim kâfi” diyor Ali’ye.
‘The Third Man’deki (1949) ‘The Third Man Theme’ (Anton Karas). Gazinoda, fal taşı gibi açılmış gözlerle seyrettikleri ve 3 buçuk dakika süren bir striptiz provası vardı. Necdet, biner lira verir iki arkadaşa. ‘Kabiliyetlerini ölçmek içinmiş’. “Hanginiz 5 ayda bunları 10 bin lira yapmış olarak karşıma gelirse O’nu yanıma alacağım… Sinema bileti karaborsası yapın, maç bileti üzerine oynayın, Toto’ya para bağlayın, At yarışlarını deneyin. Ne bileyim, 80 türlü iş var adam olana. Bir şey yapamazsanız bu paralar bana vereceğiniz en ufak zarardır.”
‘Bésame Mucho’ (1940) (Consuela Velazquez). Bizimkilerin oradan ayrılışları bu melodi ile.
Ali, Ümit Sokağı’na dönerken, Selim diğer yolu seçer. Kanun dışı işlerle parasına para katıyor. Çetesinde Topal-Ali Seyhan ve Afif Yesari de var.
The Dave Brubeck Quartet’in ‘Time Out’ albümündeki (1959) ‘Take Five’ (Paul Desmond). Bir otel odasında adamlarının getirdiği paraları sayarken Lale’nin resmine dalıp gitmesi kötü şeylerin habercisi.
‘The Inspector Maigret Theme and other Film & Tv Singles’ albümündeki (1960/63) ‘Golden Fleece’. Ali ise fabrikadaki işinde. Bir öğle arası arkadaşlarından 19 bin liraya satılık bir taksi olduğunu duyar. ‘Gençliğinde’ iki aileyi gül gibi geçindirmiş. ‘Biraz daha beklerse müzelik olacak’ gibiydi. Sonuçta 1000 peşin ayda 1000 bono olarak anlaşır Tahir Efendiyle.
The Ventures’dan ‘Penetration’ (1963) (Dolton). Hem fabrika hem de direksiyonda çalışıyor. “Taksim1-2” diye bağırmayı ve bozulan arabayı kan ter içinde ittirmeyi öğrenmiş.
Tam o günlerde Necdet panik içindeydi. ‘Adamlarından birinin gevezeliği ile geçen seneki eroin işi bu sene patlamış’. Permi sahtekârlığı da üstüne tuz biber ekmiş. “8-10 sene yatmaya niyetim yok” diyordu. (Gazinoya gelen polislerden biri ‘Köse’ Ahmet Koç.)
‘Goldfinger’daki (1964) “Alpine Drive-Auric’s Factory” (John Barry). Annesi-Talia Saltı ve babası Mahmut Efendi ile helalleşmek, vedalaşmak için Ümit Sokağı’na gelir. Kaçamadan polis kurşununa hedef oluyor. (Keşke ‘8-10 sene yatıp en az zararla paçayı kurtarsaydı’).
‘The Skeleton Key’deki (2005) Caroline Ellis-Kate Hudson, yapayalnız ölen babası için “Nobody should die alone” diyor. Necdet daha şanslı. Anne babasının kollarında ölecektir.
‘Zorba’daki (1964) ‘Life Goes On’ (Mikis Theodorakis). Son nefesini vermeden “Affet, baba” yalvarışı karşılığını bulur; “Affettim, oğlum.”
Her mahalleli gibi Lale’nin de ‘gözü yukarlarda’. Yaşadığı muhitten bıkmış. Ali ise “Evlenmek için para lazım” havasındaydı. Para bulmak için didinmesi gerekiyor, didindikçe de gücünü kaybediyormuş. Annesine “Ben de bu sokaktan çıkıp daha derli toplu bir evde yaşamak istiyorum. Benim de üç göz evim, yeni halılarım, radyom olsun istiyorum” diyordu. Ama Lale’nin ‘bir reklam şirketinde’ çalışmasına karşı çıkıyor. Gerekçesi ise “Ben istemiyorum çalışmanı, o kadar” şeklinde. Kıskançlığı da var tabii. İşyerindeki Belma Hanım’ın ‘melek gibi iyi olduğunu’ duyunca “Hiç erkek yok mu? Onlar da iyi mi bari” diye üste çıkmaya çalışır.
Aylar sonra ‘borcu bitmiş ama takada iş kalmamış’. Tamirci Sami Usta’ya göre ‘karbüratör hapı yutmuş’. “Öntakımlar da elden geçmek ister. Debriyaj ve şanzımanla birlikte tam 1250.” Sağdan soldan sesler geliyormuş. En azından bir hafta yatarmış araba.
‘Thunderball’daki (1965) ‘Electrocution-The Spa’ (John Barry). Sorun bu kadar olsa yine iyi. Fabrikada ‘tenkisat yapılmış’. Ali de işten çıkarılan işçiler arasında.
Selim ise para içinde yüzüyor. İşi o denli ilerletmiş ki ‘Kulüp Necdet’ levhasının yerine ‘Kulüp Selim’in asıldığını görüyoruz. Kazanmasını da adam idare etmesini de öğrenmiş ‘çok şükür’. “Bir lafı 40 kere söyletmeseniz olmaz mı? Öbür ayağını da ben kırarım, pis Topal” diyordu koltuk değnekli Ali Seyhan’a.
Fausto Papetti’nin ‘5a Raccolta’ uzunçalarındaki (1964) “Mare d’Estate” (F. Cassona). Şimdi Necdet’in sadece kulübüne değil sevgilisi Sevinç Pekin’e de sahip. Bir buçuk dakika süren sevişmeleri TRT1’deki gösterimde yok. Öylesine ‘susamış’ gibi ki genç kız “Senin hayatında hiç kadın yok mu” diye soracaktır.
Planını adım adım uyguluyor. Cemil’in olduğu sokağa başka bir kahve açıp başına Ali Seyhan’ı getirmiş. Lale yakınmaktaydı; “Aynı sokakta iki kahve olur mu. Babam sinek avlıyor tabii. Hem kahve güzel hem de veresiye çalışıyor Topal.” Sabahtan akşama kadar tüm hâsılatı 7 lira. “Bunun kahve parası hani, çay parası hani? Karı evde ekmek bekler, kız ekmek bekler.” Cemil, içmeyip de ne halt etsin.
‘From Russia With Love’daki (1963) ‘James Bond With Bongos’ (John Barry). Zaten işin kokusu kısa sürede çıkıyor. Bizimkinin aklı fikri hâlâ Lale’de. Ali’ye ‘Adana, İskenderun, Mersin ve bütün cenubu dolaştıracak bir iş’ ayarlatır. Bir ay uzak olmalıymış.
Topal kaçın kurası. “Kahve meselesi, Ali’ye iş, Cemil Abi’nin kızı. Bütün bunların altında sıkı bir numara var galiba Patron” diyor.
Arkadaşını güneye postaladıktan sonra, Allahın emriyle, Lale’yi ister babasından. Karşılığında yeni kahveyi verecekmiş. Bu durumu genç kıza “Bir takım çaresizlikler içindesiniz. Ne zamandan beri evlenemediniz. Ali’ye kalkıp para versem kabul etmezdi. Gururlu çocuktur... Ben kahveyi siz benimle evlenmeyi kabul etmeseniz de babanıza verecektim. Nitekim verdim de” diye açıklıyor.
Cemil de sonradan “Ben aşağılık bir adamım. Korkak, salak bir ihtiyarım” diye ağlayacağı bir şey yapar. “Adama uğrayıp bir teşekkür etsen dilin aşınmaz Lale” diyor kızına.
Fausto Papetti’nin ‘3a Raccolta’ albümündeki (1962) ‘Un Premier Amour’ (1962) (Claude Henri Vic / Roland Valande). Gerçekten de ‘dili aşınmaz’ ama ilaçlı içki ile kendisinden geçince ‘en değerli şeyini’ Beyoğlu’ndaki Kulüp Selim’de bırakır. “Her şey bitti! Her şey.”
‘Mondo Cane’deki (1962) ‘Casa Della Morte’ (Riz Ortolani). Eve döndüğünde perişan bir haldeydi. Ölmeyi de başaramaz. Babasının dövünmesi de faydasız artık. Çaresiz tecavüzcüsü ile evlenmeyi kabul eder. ‘O iğrenç adamın karısı olacak’. Özlemini çektiği büyük evlere, kaloriferli dairelere yükselecek(!).
Fausto Papetti’nin ‘3a Raccolta’ albümündeki (1962) ‘Et Maintenant’ (1961) (Gilbert Bécaud). ‘Aşkım Günahımdır’da (1968) Nuri Sağman’ın olan köşkün ‘hanımefendisi’ olmuş. Ancak çok mutsuz. Günün her saati elinde bir kadeh. “Sabah sabah içki mi içiyorsun” diyen kocasını “İçkiye neden kızıyorsun? Beni sana veren o değil mi” diye tersliyor.
Bu sahnelerde Selim’i daha yakından tanıyoruz. Karısı ile birleştikleri tek şey ‘içki’. “O beni sevmediği için bu meretten fayda umuyor. Ben O’nu sevdiğim için bunu içiyorum.” Yaptığı tüm ‘adilikleri’ Lale’ye ‘ermek için’ için yapmış. “Her insanın o gecekondularda yaşarken bir hayali vardır. Benim tek arzum zengin olmaktı. Seni paradan da her şeyden de çok seviyordum.”
Fausto Papetti’nin ‘5a Raccolta’ albümündeki (1964) ‘Sei Andata Via’ (Beppe Cardile). Karısını ‘her şeyden çok seviyor’ ama Sevinç Pekin’le ilişkisi ‘aled-devam’. İlaçlı içki meselesini anlatır O’na. ‘İlk erkeği olursa karısı kendisini sever zannetmiş’. Dayanamayıp gülen sevgilisini tokatlıyor bir de. Bu tokat pahalıya mal olacaktır.
Ali, İstanbul’a döndüğünde annesinden ‘acı gerçeği öğrenir’; “Şimdi yukarlarda bir yerde oturuyormuş senin Lale. Kahveci Cemil’i de görme, vurdukça tozuyor.” Delikanlı, nihayet hatasını anlamış. “Kabahat benim anne. O’na verdiğim hiçbir sözü tutamadım. Bu sokaktan çıkacak gücü bulamadıkça O’nunla evlenemedim.”
Filmin başında Necdet, ‘teşrif edip’ fakir fukaraya hediyeler dağıtıyordu. Aynı şeyi Lale de yapıyor. Günah çıkarma/tövbe etme gibi bir şey bu.
‘The Inspector Maigret Theme and other Film & Tv Singles’ albümündeki (1960/63) ‘Ginette’ (Ron Grainer) ve ardından ‘Mondo Cane’deki (1962) ‘Casa Della Morte’ (Riz Ortolani). Bir defasında eski sevgilisiyle karşılaşır ama Ali yürüyüp geçiyor.
Yediği tokadı unutmayan Sevinç Pekin, Ümit Sokağı’na gelip ‘ilaçlı içki meselesini’ anlatır kahramanımıza.
O ana dek sessiz kalan şoförümüz eski arkadaşına gider. Hesap soracak zannettik. Ancak daha sırası gelmemiş. (60’ların toplumcu ortamına uygun) Bir uyarıyla yetinir. “Senden bir tek şey istiyorum Selim. Bir tek şey. O’nu mesut edeceksin… Bir gün bir yanlışlık yaparsan (‘ilaçlı içki’ bir yanlışlık değil demek) beni bulacaksın karşında. O zaman hiçbir silah kullanmadan BU ELLERLE, BU İŞÇİ ELLERİYLE geberteceğim seni.”
Bir kıskançlık nöbeti sırasında Lale’nin hastanelik edilmesi hesaplaşmayı çabuklaştırır.
‘Arcana’ (1927) (Edgar Varese). Bu gerilim melodisi ile gazinoya gelmiş. Önce “Bütün paralar sizin olacak” diye Selim’le adamlarının arasını bozar.
‘Goldfinger’daki (1964) ‘The Arrival of the Bomb and Count Down’ (John Barry). Sonrasında eski tavla arkadaşını bir güzel dövüyor.
Film biterken hastanede kendisini bekleyen Lale’ye koşuyordu.
“Mutlu olmak bu sokaktaki insanların tek ümidi, tek hayalidir. Bu bazen güç de olsa başarılır.”


‘The Inspector Maigret Theme and other Film & Tv Singles’ albümündeki (1960/63) ‘Lost Memory’ (Ron Grainer).
Galata Köprüsü. Güneş battıktan sonra doyulmaz güzellikteki İstanbul. (Yaşasalardı Ziya Osman Saba ve Orhan Veli de oradan çok sevdikleri şehirlerini seyrediyor, dinliyor olurlardı). Necdet’ten biner lira almışlar. Ama kararları farklı.
Selim; “Gene de kârlı sayılırız. Sen ne dersen de adam zımba gibi. Ne istediğini biliyor. Doğrusu O’nun gibi olmak isterdim. Sen ne düşünüyorsun?”
Ali; “Hiç! Sen ne yapmak niyetindesin?”
Selim; “Ben artık Ümit Sokağı’na dönmeyeceğim. Hiç bin liram olmamıştı hayatta. 5 ayda bu binliği 10 bin yapmak için ne lazımsa yapacağım.”
El sıkışıp, sarılarak ayrılırlar. Bu ‘ne lazımsa yapacağım’ öylesine çok can yakacak ki. Tavla oynadıkları dost günler geride kaldı artık.
(Yazan: Murat Çelenligil)

Künye

Yönetmen İlhan Engin
Senaryo
Yapımcı Şahan Haki
Görüntü Yönetmeni Memduh Yükman
Süre 91 dk
Tür Dram
Ülke Türkiye
Etiketler Gazino, İlaçlı İçki, Tavla Daha Fazlası

Oynayanlar

Ajda Pekkan Ajda Pekkan Lale
İzzet Günay İzzet Günay Ali
Ekrem Bora Ekrem Bora Selim
Erol Taş Erol Taş Necdet
Sevinç Pekin Sevinç Pekin Necdet'in Sevgilisi
Ali Seyhan Ali Seyhan Topal
Faik Coşkun Faik Coşkun Mahmut
Nezihe Güler Nezihe Güler Ali'nin Annesi
Hüseyin Zan Hüseyin Zan Necdet'in Adamı
Celal Ersöz Celal Ersöz Necdet'in Adamı
Behçet Nacar Behçet Nacar Necdet'in Adamı
Mehmet Büyükgüngör Mehmet Büyükgüngör Necdet'in Avukatı
Kaya Volkan Kaya Volkan Kocaoğlan
Afif Yesari Afif Yesari Selim'in Adamı
 Talia Saltı Talia Saltı Necdet'in Annesi
Behice İmer Behice İmer Lale'nin Annesi
Süheyl Eğriboz Süheyl Eğriboz Kavgacı
Ahmet Koç Ahmet Koç Polis
Rıza Tüzün Rıza Tüzün Hakkı Haktan Seslendirmesi
Nevin Akkaya Nevin Akkaya Ajda Pekkan Seslendirmesi
Kemal Ergüvenç Kemal Ergüvenç Erol Taş Seslendirmesi
Sadettin Erbil Sadettin Erbil Ekrem Bora Seslendirmesi
Hayri Esen Hayri Esen İzzet Günay Seslendirmesi
Hakkı Haktan Hakkı Haktan Kahveci Cemil
Cevdet Balıkçı Cevdet Balıkçı Necdet'in Adamı
Sacide Keskin Sacide Keskin Nezihe Güler Seslendirmesi
İhsan Bayraktar İhsan Bayraktar Necdet'in Adamı
Giray Alpan Giray Alpan Kavgacı
Zafer Önen Zafer Önen Celal Ersöz Seslendirmesi

Ekip

Yapım Ekibi Semih Sarıoğlu (Yapım Amiri)
Orhan Başkan (Set Ekibi)
İhsan Akdağ (Set Ekibi)
Necdet Buvan (Set Ekibi)
İsmet Aşık (Set Ekibi)
Yönetmen Ekibi Tolgay Ziyal (Reji Ekibi)
Zeki Ökten (Reji Ekibi)
Kamera Ekibi Muzaffer Turan (2. Kamera Asistanı)
Post-Prodüksiyon Turgut İnangiray (Kurgu Yönetmeni)
Sezai Elmaskaya (Avid Kurgu)
Hilmi Başcan (Laboratuar Şefi)
Gani Maraşlıoğlu (Laboratuar)
Erdoğan Dolapçı (Laboratuar)
Hayati Akbulut (Laboratuar)
Işık Ekibi Kenan Eryılmaz (Işık Şefi)
Ses Ekibi Yorgo İlyadis (Ses Kayıt)

Firmalar

Melek Film (Yapım)
Erman Film (Seslendirme)
Erman Film (Film Hazırlık)

Son Yorumlar (9)

TubaArtan avatar TubaArtan 21 Ağustos 2017 00:52:12

6

filmde tek etkileyen jenerik müziğiydi kendisi vasat derecedeydi..
izzet günay ne kadar başarılıysa ajda pekkan o kadar rolünde zayıftı

Göztepe avatar Göztepe 01 Kasım 2016 00:15:03

10

Hem müziği hem oyuncu kadrosuyla güzel bir film iki arkadaştan biri zengin olup arkadaşının sevgilisini elinden alırken diğeri ise fakir hayata işçiliğe devam eder. Filmin başlarında Erol Taş'ın rol aldığı sahneler hem etkili hemde iyidi ümit sokağın dan çıkmış pişman kabadayı rolünde. Ekrem Bora ile İzzet Günay'ın aynı filmde seyrettiğim ilk filmi Ajda Pekkan'ında filme fiziğiyle katkısı büyük olmuş.

yzrr avatar yzrr 01 Ekim 2016 00:55:59

Nihayet yüklendide izleme fırsatımız oldu.İzzet Gunay olurda izlenmez mi?Güzel bir film olmuş.Aslında iyi karekter olarak kötü ama yinede icinde iyilik olan rollerin adamı Ekrem Bora.ikiliden muhteşem performans.

benimsinema avatar benimsinema 13 Ocak 2013 18:20:56

7

birbirine bir kiz yüzünden düsman olan iki dostun hikayesi. ümit sokaginda ümitlerle yasayan insanlarin hikayesi... gerek basta erol tas olsun, ekrem bora ve izzet günay ve tabii ki ajda pekkanin paylastigi güzel bir film.

yslcm_yasemin avatar yslcm_yasemin 13 Temmuz 2011 01:51:07

10

izzet günay ve ekrem bora ikilisinin çok güzel filmi. görünüş olarak birbirlerine benzediklerinden midir nedir filmlerde de, gerçek hayatta da olduğu gibi dostlukları çok güzel yansıyor. ama tabiki dürüstlüğü ve alın teriyle para kazanmayı seçen ali' nin (izzet günay) aksine ekrem bora (selim) karanlık işlerin peşinde zengin olur ve planını uygulamaya koyar: paraları olmadığı için bir türlü evlenemeyen lale (ajda pekkan) ve ali'nin arasına girip, aşık olduğu kızı elde etmeye çalışır. lale'nin ailesinin durumunu kötüye sürükler, ali'yi iş bahanesiyle uzaklaştırır ve lale'ye zorla sahip olur.

ahmet85 16 Şubat 2010 17:13:02

10

Izzet Günay ve Ekrem Bora, baska söze gerek var mi?

Yandex.Metrica