Ver Elini İstanbul

7,90

( 6 kişi yorum yaptı )

Ver Elini İstanbul

Sinema Filmi

1962

‘The Rite of Spring (Le Sacre du Printemps): II. Sacrificial Dance’ (1913) (Igor Stravinsky).
Beyninde, ölen kirvesinin sözleri yankılanıyor; “Bana bunu da mı yaptın ‘21’. Bana bunu da mı yaptın?”
Kemal; “Cebbar, seni ben vurmadım. Duyuyor musun, seni ben vurmadım. Yeter be! Topunun iflahını kesmezsem! Selami Bey sırtlanından başlayıp...”


“Anadolu’da doğup büyüyen gençler için İstanbul özlenen bir şehirdir.” Bunlardan ‘21’ Kemal’in öyküsü.
Kurtalan Ekspres, delikanlıyı ta Adana’dan Haydarpaşa Garı’na getirmiş, ‘Allahıma, Allahıma’. Sırtında deri ceket, yakası sımsıkı düğmeli gömlek. Yüreğinde ise hafif bir heyecan. Kolay değil tabii. 11 yıldır ‘rakı gibi çarpar’ diye ‘methini duyduğu’ İstanbul’da ilk adımları bunlar. Sonraki bir gün Niyazi’ye “Bir de biz zorlayacağız senin anlayaca ğın” diyecektir. Beyoğlu’nda borusunu öttürecekmiş. ‘İşin, aşın, oynaşın en iyisini’, üstelik öyle filmde falan değil kendi gözlüyle görecek.
Haydarpaşa’nın merdivenlerinden inip vapura bindiğinde, her yeni gelen gibi, içi içine sığmıyordu; “Ulen, İstanbul! Ben de sana kral olmazsam bana da ‘21 Kemal’ demesinler.” 21, sanat mektebindeki numarasıymış, ordan kalmış.
Çaktırmadan izleyen (adının Fahri olduğunu öğreneceğimiz) biri olmasa her şey yolunda. Gazete okumak numarasıyla bizimkini gözetliyor. Ama Kemal farkında bile değil. Rahatlığına bakılırsa ‘çok şey var bilmediği’.
Gideceği adresi, unutmasın diye sigara paketinin arkasına yazmış; Büyük Balkan Oteli (Asmalı Mescit). Bir de Selami Bey’in 44 01 19 numaralı telefonunu.
Kahramanımız kimsesiz. Kirvesi Saatçi Cebbar’dan başka elinden tutan olmamış. O da aslen Siirtli. Delikanlıya ‘yumruk vurmasını’ falan öğretmiş. ‘Kabadayılık dalgasıyla geçen yıllarda’ ikisinin de aklında sadece Beyoğlu var. Sonunda ‘20 senelik saatçi dükkânı’ 50 bin kaymeye Selami Bey’e satılmış. Parayı burada alacaklar. Cebbar’ın gelişi bir gün sonraya kalmış. Delikanlının bildiği bu kadar. Oysa işin iç yüzü hiç de öyle değil.
Büyük Balkan Oteli, filmde, İstanbul kadar önemli. Sahibi Kevork (ama tabelasında ‘Müsteciri Kâzim Kosova’ yazılı) çok ‘janti’. Yakası karanfilli takım elbise. Papyon ve mendil. ‘Mösyö Palabıyıkyan’ diye takılanlara ‘illet olormuş’.
Müracaat görevlisi Kazım. ‘Bellboy’lar Tanaşi, Leon ve Yusuf.
Otelde kalanlar ise bambaşka bir âlem. ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’.
Yılmaz... Feriköy’de sağ iç. Göztepe’den, ‘kimbilir kaç papele’, transfer olmuş. Futbol deyimleriyle konuşarak karşısındakini şaşırtıyor. Tam bir ‘ispenç horozu’. Aklı ‘antrenman dümeninden’ çok ‘kız araklamak ve pavyon’ için çalışmakta. ‘Karı manitoso yüzünden üç aydır takımdan kesik’. Bir sahnede Niyazi’ye yakınıyor; “Hayatta adam kıymeti bileceksin, öyle mi? Yoksa niye sağiç Yılmaz’ı transfer ediyorsun, değil mi? Takımda yerime oynayan hödüğün tek yıldızdan yukarı aldığı var mı gazetelerde? Yoo!” Londra Bar balerinleri geldiğinde mest olmuştu. ‘Piliçler kümese düşmüş’.
İsmini öğrenemeyeceğimiz Şeftren... Sırtında Devlet Demiryolları üniforması, elinde ya tespih ya da Serkisof saat. ‘Görev yaptığı istasyon Allahın bir bozkırında’. İn yok cin yok. Gece yarısı bir yataklı vagon geçecek de iki kadın görecek. Sonra artık uyuyabilirsen uyu. Futbolcumuza göre ‘ölü sahada pineklerken ofsayta düşmek’ gibi bir şey bu. Şeftren “Af buyrun Yılmaz Bey, pek çıkaramıyorum sizin lakırdıları bir kerede” diyecektir. Dakiklik konusunda çok titiz. ‘Oteldeki saatlerin geri kaldığını müşahede etmiş’. “Malumaliniz, bizim meslekte bir dakikalık gecikme muazzam facialara sebep olabilir.”
Haydar... At yarışı ‘müptelası’. Hipodrom heyecanı nedeniyle dili hafif peltek. Sürpriz oynayıp ikili bahiste Şehber’e şans tanıdığı son sahne dışında hiç kazandığı yok. Yılmaz’a “Seni karılar, beni de at yarışı mahvedecek” demişti.
Ortaoyuncu Niyazi... Karagöz oynattığı için ‘Hayali Niyazi’ olarak biliniyor. Diğer lakabı ‘Zenne’. Bunda öyle başarılı ki rahmetli Atıf Paşazade Rıfkı Bey “İlahi Niyazi, sen zenneye çıktın mı kadından ayırmak ne mümkün” dermiş. Ama artık zenneye, ortaoyununa falan bakan yok. Kırk yılın başı bir okulda karagöz oynatacaklar da Niyazi’yi çağıracaklar. Ölme eşeğim ölme. Yaş 57 [‘Aliens’daki (1986) Ellen Ripley’i çağrıştırıyor. Ticari Yıldız Gemisi Nostromo’da derin uykudayken ‘57’ yıl uzayda sürüklenmişti]. Aslen Kütahyalıymış. Uzun zaman önce ‘dolgunca yevmiyeli bir iş buluruz ümidi ile kalkıp gelmiş’. Çoluk çocuğu orada bırakarak. “Kütahya dediğin ne ki. Bir çarşı hepsi o. Benzer mi İstanbul’a.” Ama burada da ‘ekmeğini çıkarmakta zorlanıyor’. Konuşmalarına yılların deneyimi yansımış. Aysel’e “Hayatta bir kapı kapanırsa mutlaka bir başka kapı açılır”; Kemal’e “Yükseklerde uçmak bittabii ki güzel ve muhteşem. Lakin o miktarda müşküldür Efendi oğlum. Zira yüksekten düşen derine düşer” demişti.
Aysel... Soyadı Güneri. 1932, Ankara doğumlu. Kemal’in ilerde söyleyeceği gibi ‘öyle güzel gözleri var ki adeta başka bir İstanbul, başka bir memleket’. Annesi Hatice, ev hanımı; Babası Salih ise ‘ufak bir terzi’ymiş. Eti ne ki budu ne olsun. Aile ‘beş nüfus’. Cebeci’de iki odalı bir evde kalıyorlar. Orta ikiden ayrılıp ‘ben de çalışsam’ diye daktiloluğa başladığında 16’sındaymış. ‘Karlı bir kış günü işten dönerken rastladığı’ Orhan ilk aşkı. O’na inanıp evlenmek için İstanbul’a kaçmış. ‘Yanlış bir adam olduğunu’ anladığında ise artık geçmiş olsun. Delikanlı “Bu böyle olmayacak. Dönüyorum. Beni affet” diye bir mektup ve biraz para bırakarak, Haydar’ın söylemiyle, ‘pırrr’. Bunu duyan Yılmaz ‘kanat çırpmaya’ başlar; “Desene bize iş çıktı.” Sonuç alamayınca da tersleniyor; “Bize sökmez bu süt kuzusu numaraları. Âleme şapır şupur bize ya Rabbi şükür. Yok, öyle hikâye.”
Rus folklorundan ‘Les Deux Guitares (Dve Gitari)’. Genç kız, Şah Sultan Camisi’nin oralarda “Nasıl olur, bunu nasıl yapar? Dün Beşiktaş’ta ev bakmıştık. Bugün gidip tutacaktık evi. Nikâh muamelemiz bitmek üzere” diye dövünüyor ama ne fayda. Artık koca İstanbul’da çaresiz, tek başına. Geri de dönemez. ‘Babası öldürür’müş.
Kemal, elde bavul, işte böyle bir yere geliyor. O günlerde Hergün Gazetesi’ndeki haber heyecan uyandırmıştı; “Cevahirzade ve ortakları Adana’da tevkif edildiler. Milyoner Cevahirzade’nin servetini beyaz kadın ticaretiyle yaptığı anlaşılmıştır... İlk tahkikattan elde edilen kanaat, şebekeyi ihbar edenlerin rakip bir çeteden olması ihtimalini meydana çıkarmış gibidir.” Kahramanımız, henüz bilmiyor ama boğazına kadar bu işin içinde.
Gelir gelmez Selami Bey’i arayıp parayı ister ama telefondaki (sahibini göremediğimiz) boğuk ses “...Biz işi Cebbar Bey’le konuşmuştuk. Binaenaleyh teyidi için kendisini beklemeyi tercih ederiz. Değil mi, Efendim” diyor. Beklemekten başka çaresi yok Kemal’in.
‘6 Numaralı Si minör Senfoni, Op. 74 (Pathétique); II. Allegro con grazia’ (2.46- 4.20 arası) (1893) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky). Odasına yerleşmiş, bavulunu açıyor. Tıraş takımı ve cüzdanından başka, nedense, tabancası var. Bu arada Cebbar, Adana’dan arayıp “Bizi vurduracaklar. Daha buradan bir adam koydular ardına. Bir de orda varmış fedaileri. Çok şey var bilmediğin. Kendine mukayyet ol” gibi Kemal’in anlayamadığı şeyler söylüyor.
‘Laura’ (1945) (David Raksin / Johnny Mercer). Aynı adlı filmdeki caz klasiğinin 7 notası. “Ülen Beyoğlu! Allahıma, Allahıma.” Daha ilk geceden, oda arkadaşı Niyazi ile barları, pavyonları fethe çıkar. Elbette, Fahri de peşlerinde. Dansöz İnci Birol’u seyrediyorlar.
O gece ‘elindeki delikli demiri’ ateşleyecek cesareti bulamaz kendinde Fahri.
Sonrasında filmin kötü adamı Hınzır ile tanışıyoruz. Cevahirzade’nin İstanbul’daki uzantısıymış. Kafa ‘yarım kelaj’. Sırtında koyu renk takım elbise, ağzında pipo. Siyah gözlüğü ise daha çok alnında. Beyoğlu’nda (‘Maharet Spor Salonu-Halit Çapar’ yazılı) bir langırt-tilt salonu sahibi. ‘İlk icraatı’ (ilerde polise muhbirlik yapacak olan) Tombalacı Nusret Özkaya’yı tekme tokat dövmekti. Beş yılını delikte geçirdiği için [‘Acı Günler’deki (1967) İbrahim gibi] ‘hafif bir ürküntüsü var’. Tam işleri yoluna koymuşken ‘başı belaya girsin istemiyor’. Ama Adana’dan gelen emre uyup ‘Kemal ve Cebbar’ı temizlemek zorunda’. Yoksa ‘anasını ağlatırlarmış’. Yaptıkları işbölümüne göre O, Cebbar’ı; Fahri de Kemal’i vuracak.
Sevgilisi ve ‘minnoşu’ Türkan bir içim su. Namıdiğer ‘Süslü’. Öpüşürken ‘ağzı gül kokuyormuş’. Hep gül likörü içtiği içindir belki. Hınzır’ın en gıcık olduğu da ‘minnoşunu’ modaevi sahibi Seher ile bölüşmek(!). Gerçi Türkan için kadın erkek fark etmiyor. Herkesle yatabilir. Yeter ki ‘minnoşa’ küpe, şapka gibi pahalı bir ‘pantantik’ alsınlar. 21’i izlemek için otele yerleşince Yılmaz’ın da yatağına uğramadan yapamaz. [Ancak zamanlama hatası(!) yaptığı için ‘Beyoğlu’nda gördüğü şapkayı’ aldıramayacaktır delikanlıya]. Bir başka işi de “Terzi Seher’in hovardalarına karı taşımak”.
Gülhane Parkı’nda Sarayburnu Gazinosu. Kasketli bir Âşık, bağlama ve Ahmet Sezgin’in sesi ile bir Çanakkale türküsü söylüyor; “İn dereye dereye//Ne ineyim dereye//Babamın parası yok//Beni evlendirmeye.” Cebbar da o günlerde Adana’dan gelmiş Kemal’le kadeh tokuşturuyorlar. Delikanlı hâlâ ‘parayı cebimize koyduk mu İstanbul’a kral olacağız’ teranesinde. “Öyle deme ‘21’. Cevahirzade’yi ihbar eden benim. Selami Bey’le 60 bin liraya (senaryoda 50/60 karışıklığı olmuş) anlaştım” sözlerini duyunca ayağı suya erer. Meğer dükkânın satışı falan numaraymış. İşin kötü yanı çete, kendilerini polise kimin ‘çivilediğini’ öğrenmiş. Fellik fellik bizimkileri arıyormuş.
‘Mantovani Conducts Around the World’ albümündeki (1957) ‘Around the World’ (1956) (Victor Young / Harold Adamson). Kemal otele dönerken ‘zokayı yutmuş balık gibiydi’. Bilmeden başına bela almış. “Kirve dedik bağrımıza bastık. Uğruna dövüşmediğimiz adam kalmadı. Sen de mi madara edeceksin bizi” diye söylenip duruyor.
‘Night on Bald Mountain’ (1880) (Modest Mussorgsky). Cebbar da benzer durumda. “Para (O ‘emanet’ diyor) için Selami Bey’e telefon edip “21 seni kafese koymuş. Ben O’na paraları dün teslim ettim” yanıtını aldığında ihanete uğramış gibi hissediyor.
Kirve bir gece Fahri tarafından öldürülür. Aslında hedefi 21’di. Kısmet öbürüneymiş. Filmin burası komedi gibi. “Ben sıramı savdım” diye gittiğinde, Hınzır üste çıkmaya çalışır; “Pazarlığımızı unuttun mu? 21 Kemal’i sen, Cebbar’ı ben. Ne diye Cebbar’ı vuruyorsun?” Diğerini de Fahri temizlemeliymiş.
Bunca soruna karşın ‘uçurumda açan çiçek’ misali Kemal, Aysel’e sevdalanır. “Sende bir gözler var ki, yani göz değil bir başka İstanbul.” Koca kentte yapayalnız iki insan. “Bir ustura ağzında gibi.” Düşmemek için birbirlerine tutunmak gerektiğini anlamışlar.
‘6 Numaralı Si minör Senfoni, Op. 74 (Pathétique); I. Adagio. Allegro non troppo’. (4.15-5.10 arası) (1893) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky). Ancak son sahnede verebileceği nişan yüzüklerini alışı bu melodi ile.
Çok geçmeden, hep olduğu gibi, aralarında ufak bir anlaşmazlık çıkar. Genç kız, Murgul’daki maden işletmesinde ‘daktiloluk’ bulmuş. Delikanlı için de ‘bir elektrikçilik çıkacağı muhakkakmış’. Yeni bir muhit, başka insanlar. Fena da olmaz ama kahramanımız “Bak Aysel! Ben seni sevdim. Ne dedim daha ilk görüşümde? ‘Gözlerin var ki’ dedim, Allahıma, Allahıma. Ama biz ‘21 Kemal’ diye bir nam yapmışız. Tam işler kızışınca koyup gidersek ne derler sonra. ‘Korktu’ demezler mi” havalarında.
Bu gelişme Aysel’i zor durumda bırakır. Türkan da ‘Seher’e manken olması için’ sıkıştırıp duruyordu. Çaresiz kabullenir. Modaevi dümeniyle ‘kadın pazarlandığını’ nerden bilsin. Burada filmin sürprizi ortaya çıkar Seher ve (Kemal’in deyişiyle) ‘karı tüccarı’ Selami Bey aynı kişiymiş. Cevahirzade’yi ihbar ettirişi de ‘mesleki rekabet’ yüzünden.
Hınzır, ortada olmayan ihbar parasını Kemal’de zannediyordu. ‘Ya herru ya merru’ diyerek 21’in ‘gacosunu kaçırtır’ Fahri’ye. Daha doğrusu kaçırtmaya çalışır. Binlikleri getirirse kızı bırakacakmış. Oysa Onları duyan Tombalacı her şeyi polise çoktan anlatmıştı.
Filmin sonunda kahramanımız, Cebbar’dan öğrendiği yumruk tekniğini kullanıyor. Zavallı Fahri, Hınzır’ın attığı bıçakla canından olur.
‘Les Deux Guitares (Dve Gitari)’. İstanbul kadar güzel gözlü sevgilisine kavuşmuş ‘21’.
Aysel; “İhtiyar (Niyazi) haklıymış Kemal. Hayatta bir kapı kapanınca mutlaka bir başkası açılıyormuş.”
Kemal; “Doğru. Artık ben tornavidamı elime almalıyım. Sen de daktilonun başına geçmelisin. Bir de ev tutarız. Küçüksu’da mı olur Kanlıca’da mı olur. Allahıma, Allahıma diyorum ki o kadar işte.”


‘2 Numaralı Do minör Piyano Konçertosu, Op. 18: I. Moderato’. (İlk dakikası) (1900) (Sergei Rachmaninov).
Kendisini terk eden sevgilisini arıyor.
Aysel; “Alo! Ankara mı? Mühendis Orhan Bey’in evi mi, Efendim... Peki, siz kimsiniz? Karısı mı? (Telefonu elinden düşürür) Karısı mı? Ne demek karısı? Orhan bekâr değil miydi? Karısı ha. Hâlbuki ben O’na her şeyimi vermiştim. Mahvoldum, mahvoldum.”
Neyse ki jiletle intihar girişimi başarısız olur. Aslında hiçbir şey buna değmez. Orhan, hatta ‘21’ bile.
Niyazi’nin dediği gibi “Ölüm hiçbir şeyi halletmiyor… Yenilmek ayıp değil. Ama hayata yenilmek hele genç yaşta yenilmek ayıp”.
(Yazan: Murat Çelenligil)

Künye

Yönetmen Aydın Arakon
Senaryo
Yapımcı Murat Köseoğlu
Görüntü Yönetmeni Şadan Kamil
Vizyona Giriş Tarihi 28 Kasım 1962
Süre 98 dk
Tür Dram, Duygusal
Özellikler Siyah Beyaz
Ülke Türkiye

Oynayanlar

Tanju Gürsu Tanju Gürsu 21 Kemal
Çolpan İlhan Çolpan İlhan Aysel
Leyla Sayar Leyla Sayar Türkan
Mualla Fırat Mualla Fırat Seher/Selami Bey (Mualla Kavur iken)
Öztürk Serengil Öztürk Serengil Hınzır
Ali Şen Ali Şen Haydar
Atıf Avcı Atıf Avcı Cebbar (Kirve)
Nubar Terziyan Nubar Terziyan Kevork
Osman Alyanak Osman Alyanak Niyazi
Atilla Yelkenci Atilla Yelkenci Yılmaz
Senih Orkan Senih Orkan Fahri
Vahdi Ersin Vahdi Ersin Şeftren
Nusret Özkaya Nusret Özkaya Tombalacı
Osman Türkoğlu Osman Türkoğlu
Muhip Arcıman Muhip Arcıman Atilla Yelkenci seslendirmesi
Rıza Tüzün Rıza Tüzün Vahdi Ersin seslendirmesi
Toron Karacaoğlu Toron Karacaoğlu Tanju Gürsu seslendirmesi
Mücap Ofluoğlu Mücap Ofluoğlu Öztürk Serengil Seslendirmesi
Nevin Akkaya Nevin Akkaya Leyla Sayar seslendirmesi
Mümtaz Ener Mümtaz Ener Atıf Avcı seslendirmesi
Sacide Keskin Sacide Keskin Mualla Fırat Seslendirmesi
Nusret Camgöz Nusret Camgöz Tombalacı

Ekip

Kurgu Vehbi Argüden (Kurgu)
Dekor Tasarım Aydın Arakon (Dekor Tasarım)
Yönetmen Ekibi Mesude özkılıç (Yönetmen Yardımcısı)
Ali Kaptanoğlu (Yönetmen Yardımcısı)
İsmail Varol (Yönetmen Yardımcısı)
Kamera Ekibi Melih Sertesen (Kamera Asistanı)
Post-Prodüksiyon Ali Berkant (Negatif Kurgu)
Mihail Skarpedis (Laboratuar)
Recai Karataş (Laboratuar)
Mahmut Babacan (Laboratuar)
Tanas Petriyadis (Laboratuar)
Sanat Ekibi Basri Büyükcan (Dekor Ekibi)
Bilal Uysal (Dekor Ekibi)
Ses Ekibi Tuncer Aydınoğlu (Ses Kayıt)
Vehbi Argüden (Senkron)
Müzik ekibi Rauf Tözüm (Müzik Ekibi)
Tasarım İbrahim Enez (Teaser Afiş Tasarımı)

Firmalar

Acar Film (Yapım)
Acar Film (Plato)
Acar Film (Seslendirme)

Son Yorumlar (6)

Kaptan34 avatar Kaptan34 11 Haziran 2016 15:54:59

7

Konu olarak ilginç aslında tabuları yıkma adına başarılı bir film işleyiş güzel oyuncu seçimleri başarılı leyla sayar inanılmaz bir oyunculuk ve başarı göstermiştir Mualla kavurma duruş ve oyunculuğu adeta filme yön vermiştir Mualla Kavurma ile leyla Sayar gerçekten öpüşmüşleridir iki kadının öpüşmeyi sahnesi başarılı bu tarz filimleri farklı gözler ile izlemek lazım tabuları yıkma tarzı düşünülmesi en mantıklı yöntem kabul edilebilir

Kaptan34 avatar Kaptan34 16 Nisan 2016 14:08:20

7

Mualla kavur ve Leyla sayar çok başarılı

performer avatar performer 18 Temmuz 2014 00:00:54

8

senaryosu çok başarılı. yeşilçam'ın bazı yönetmenleri 1970'li yılları görmeden film yönetmeyi bir şekilde bırakmış aydın arakon'da bu isimlerden biri bu açıdan filmin temposu izleyiciye farklı gelebilir yani alışılmış osman seden, atıf yılmaz gibi p opüler isimlerin dışında bir isim.

benimsinema avatar benimsinema 26 Haziran 2013 14:21:39

7

Eger yanilmiyorsam Tanju Gürsunun ilk basröl filmidir bu... Aydin Arakonun uzun soluk ve agir filmlerinden bir tanesi...Leyla Sayar yine seksapelligini kullanmis... izlenmeye deger herseye ragmen

enigmacuture avatar enigmacuture 20 Şubat 2009 15:40:02

10

atilla ilhan tarafından müstear isim(takma ad) kullanılarak senaryosu yazılmıştır. bunu çok az kişi bilir.leyla sayar ile mualla fırat öpüşmüştür. bu iki kadının öpüştüğü ilk türk filmidir. ezberlerin bozulması adına ilginç bir film olarak görüyorum. bunun dışında suzan avcının bir bayanla öpüştüğü bir film daha var. kadın aşkları üzerine yapılmış filmler bana göre dul bir kadın ile gece melek ve bizim çocuklardır. buna dönersen ıslık çalıda dahil edebiliriz. 60larda böyle iken kadın aşkları 74-79 yılları arasındaki seks ve komedi filmlarinde araç olarak kullanılmaya başlanmıştır. 80lerde ve doksanlarda ise atıf yılmaz öncülüğünde dul bir kadın filmi bana göre bir devrim niteliğindedir.

kamil zafer 13 Kasım 2007 14:22:11

8

Sinemamızda bir ilke imza atmış(iki kadının öpüşmesi)senaryosu Attila İlhan'a ait bir film.13.11.07 Zafer ALGAN

Yandex.Metrica