Yeşil Köşkün Lambası

8,00

( 6 kişi yorum yaptı )

Yeşil Köşkün Lambası

Sinema Filmi

1960

“Bizi ayırıyorlar Şükran… Bir taraftan Dâhiliye Nazırı Osman Paşa Hazretleri, diğer taraftan Harbiye Nazırı Halil Paşa Hazretleri ve karşılarında defterdarlık kâtipliğinden mütekait Rüstem Efendi’nin oğlu Binbaşı Kemal.”

‘Segâh Peşrev’ (Neyzen Yusuf Paşa). Gece yarısı koruda buluşan iki sevgili.
Kemal; “Saatlerdir umutla bekliyordum.”
Şükran; “Neyi?”
Kemal; “Yeşil köşkün lambasının yanmasını. O lamba daima yanacak değil mi Şükran Hanım?”
Şükran; “Bu geceden sonra daima! Yaşadığım müddetçe yanacak.”
Kemal; “Ben de nerde olursam olayım o lambayı düşüneceğim. Bu saatte gözlerimin içine bakanlar gözbebeklerimde o lambanın ışıklarını görecekler.”


Yüz sene önce İstanbul. Halil Paşa’nın Çengelköy’deki köşkünde sabah oluyor. Dadı Şaziye Moral, evin nazlı kızı Şükran’ı uyandırmaya gelm iş; “Aman padişahlarımın sarayına layık sultanım benim. Doğan güneşlerim temiz aydınlığını nur yüzünden eksik etmesin.”
Annesiz büyüyen genç kız böylesine şımartılıyor. Dün gece rüyasında şarkı söyleyen bir delikanlıyı dağlarda bayırlarda aramış. Ta Göksu’ya kadar gitmiş.
Dadı; “Hayırdır inşallah. Aman maşallah, rüyalar da mı görmeye başladı benim sultanım?”
Şükran; “Hayrın karşı gelsin Dadıcığım. Öyle güzel bir sesti ki; ‘Gel seninle yarın ey serv-i revan//Olalım mahfice Göksu’ya revan//Dide-i ağyardan olup da revan//Olalım mahfice Göksu’ya revan’. Ben yaklaştıkça O durmadan uzaklaşıyordu. Bütün sahil boyunca koştum durdum.”
Dadı; “Allahıma bin şükürlerim olsun. Deniz hayattır, kayıksa yol (oysa rüyada ‘kayık’ yok. ‘Göksu’ böyle bir şey çağrıştırdı herhalde), ses, hele şarkı. Müjdelerim olsun müjdelerim. Nah bak buraya yazıyorum yakında sana güzel bir kısmet var.”
Şükran, Sadullah Ağa’nın Hicazkâr şarkısını söyleyen ‘rüya prensi’ ile o hafta sonu karşılaşacaktır.
‘Rast Saz Eseri’. Sabahleyin babası ile bahçedeyken ‘Çalıkuşu’ndaki Feride gibiydi. Birbirlerini ne denli sevdikleri belli.
O Cuma, arkadaşı Mahmure’nin iki sürprizi var. Yaş gününü, Avrupa’da yapıldığı gibi, mumlu pasta ile kutlamak istemiş. ‘İkinci ve en büyük sürprizi ise komşu köşkteki delikanlıyı dinletmek’. Takım elbise, fes, güzel bir erkek Ahmet Rasim Bey’e ait Segâh şarkıyı Alâattin Yavaşça’nın sesiyle söylüyor. “Benim sen nemsin ey dilber//Deli gönlüm seni ister//Zannederler etmiş ezber//**//Seni söyler seni dinler.”
Şükran rüyalarındaki sesi bulmuş.
Kızlar delikanlıya bir oyun oynamak isterler. Aralarından kura ile seçilecek biri ‘afet-i devran gibi önünden geçerek delikanlının aklını başından alacak’.
‘Sallasana Mendilini’. Saba makamında melodi ile yapılan seçimi, tahmin edileceği gibi, Şükran kazanır. Yere düşürdüğü mendil, bakışları ve birbirine değen elleri. Gönüllerde fırtına çoktan çıktı bile.
“Bahar oldu beyim evde durulmaz//Bu mevsimde çemenzare doyulmaz//Gezer bülbül gibi gönlüm yorulmaz//Bu mevsimde çemenzare doyulmaz//Gezer bülbül gibi gönlüm yorulmaz//Bu mevsimde çemenzare doyulmaz” (Hüzzam) (Şeyh Ethem Efendi). Şükran babasını ziyarete gelmiş. “Ben Fransızca dersi almak istiyorum. Osman Paşa’nın kerimesine ders veren bir Fransız madamı (Araksi Hebo) varmış. Osman Paşa’ya rica et.” Halil Paşa, yaver Binbaşı Kemal’i odaya çağırdığında genç kız gibi biz de şaşkınlık içinde kalıyoruz. Mahmurelerin komşusu olan güzel sesli delikanlı bu.
Paşa; “Yaver Bey! Kızımla Dâhiliye Nezareti’ne kadar gideceksiniz. Bu kâğıdı Osman Paşa’ya verirsiniz. Kızım sizi arabada bekler. Neticeyi O’na bildirirsiniz.”
‘Şevkefza Makamında Saz Eseri’. Faytonla giderken ikisi de ilgisiz davranmaya çalıyor ama ‘bir dalda iki kiraz’ gibiler.
‘Saba Makamında Keman Taksimi’. Ayrılırken “Bende kalmıştı” diyerek mendili geri verir. İçinde bir de name var; “Cüretimi affedin, bu Cuma da geçen haftaki gibi beni dinlemek lütfunda bulunursanız yalnız sizin için söyleyeceğim. Kemal.”
“Gözümde işve-nümadır hayal-i bi-bedeli//Hüda bilir ya iki defa gördüm ol güzeli//Yanıp tutuştum o şirin-edayı görmeyeli//Acep Vefa’da mı semti acep, acep nereli.” (Ahmet Rasim Bey). Gerçekten de Bayatî Arabân eseri sadece genç kız için söyler. Çünkü Mahmure, hastalanan halası için Göztepe’ye kadar gitmiş. Şükran bu konuşmalarında “Ben sizin yerinizde olsam Direklerarası’nda şarkı söylerdim. O zaman bütün hanım matinelerinde ne ahlar ne oflar duyardınız. Sayfaları lavanta kokan, ‘sarardım soldum’ diye başlayan ne mektuplar alırdınız” diye gereksiz bir sertlik gösteriyor.
“Pek revâdır sevdiğim ettiklerin//Aşığı günlerce beklettiklerin//Gelmeyip ağyar ile gittiklerin//Gez, görüş, eğlen, sıkılma, zevke bak//Bir gelir insan cihana, durma çak.” Genç kız o gece Mahmurelerde kalmış. Kemal’in nazik yanıtı yine Ahmet Rasim Bey’in Suzinak şarkısı ile gelir. Gözyaşları ile birbirlerine sarılıyorlar.
Kemal; “Şükran Hanım, biz çok evvelden birbirimizi tanıyoruz değil mi? Çok evvelden! Çok evvelden Şükran Hanım.”
Osman Paşalardaki Fransızca dersleri sırasında beklenmedik bir şey olur. Evin mahdumu Mahir Beyefendi, genç kızı çok beğenmiş. Sonrasında değişik bir konu var.
“Pencere açıldı Bilal oğlan//Piştol patladı.” Bu neşeli sahnede Çeşmebaşı’nda, bir sokaktayız. Hapşırıklı Zeki Alpan’ın evine ‘cürmü meşhut’ yapılacak. İmam Efendi’ye göre ‘bütün mahallenin şerefi ve namusu söz konusu’ymuş. “Bu kanuni bir müeyyidedir. Ceza Kanunu’na da girer, Ahlak Kanunu’na da girer, Mesken Kanunu’na da girer, Tanzifat ve Tenvirat’a da girer. Yani senin anlayacağın bütün kanunlara girer” diyor. “İlla, hatun kişinin zamparesinin meskene duhulü tebeyyün etmiş olmalı zahir.”
Zeki Alpan; “(Hapşırarak) Namusum iki paralık oldu. Şerefim ayaklar altına alındı. Bir eli yağda bir eli baldaydı. Hiçbir eksiği yoktu aşüftenin.”
İmam; “O’nun bir eksiği olmadığı belli. Ola ki senin bir eksiğin, ha?”
Zeki Alpan; “Hâşâ, hâşâââ!”
Muhtar da orada. Ancak herkesin çekindiği bir şey var. “Aman Bilal duymasın.” Mahalleyi ‘ateşe verirmiş baştan başa vallahi’. Mahalle namusunun tırnağına taş değsin istemezmiş. İçerde yatakta yatanın Bilal olduğundan habersizdiler tabii. Yüzüne mendili örtmüş horluyor.
Koynunda da ‘aşüfte’. Kapının gümbür gümbür vurulduğunu duyunca “Hay Allah! Bu evde ağız tadıyla uyku uyuyamayacak mıyım” diye yakınıyor.
İnce burunlu yemenisini ve kuşağını bilmeyen yok. ‘Tüyerken’ bunları evde bırakınca yakalanır.
Kendisini şöyle savunuyor; “Bizim evde tahtakurusu, pire dolu. Bu moruğun yatağında beyaz çarşaf varmış mis gibi. Gidip namusumuzla zıbardık. Bunun ırz düşmanlığı neresinde?”
“Bahtın açılsın//Talih saçılsın//Gönlün şen olsun//Kendini üzme sakın.” Tekrar hapşıran Zeki Alpan’ı da Muhlis Sabahattin Ezgi’nin ‘Ayşe’si ile azarlıyor; “Vay moruk vay! Gecenin bu saatinde üşüyeceksin. Romatizmaların tutacak. Yatağı ben ısıttım. Hadi git de gir içine.”
Kaçışı sırasında rastladığı Kemal’e de sataşınca bir güzel dayak yer; “Sana kanım kaynadı be Ağabey. Bizim kahvenin Ocakçısı şöyle der. ‘En büyük arkadaşlık kıyasıya kavgalardan sonra başlarmış’… Bir daha karşılaşırsak ya arkadaş oluruz ya da birbirimizi öldürürüz.” Büyük bir tesadüfle kahramanımızın Hizmet Askeri olacağını bilemezdi elbette.
Osman Paşa’nın oğlu Mahir’in Şükran’a talip olduğunu duyan Kemal şaşkın bir durumda. Gelişmeler delikanlıyı bambaşka yerlere savuracaktır.
‘Rast Makamında Marş’. Halil Paşa, Zatı Şahaneleri’nin davetiyle gittiği Dolmabahçe’den ayrılırken düşünceliydi. Vaziyet bir hayli kötüymüş. Yemen’deki karışıklık için 7. Fırka sevk edilecekmiş.
Kemal, içinde bulunduğu durumdan çıkış yolunu buluyor. Oralara gidecek ‘Müstakil Hücum Taburu’nun münhal olan kumandanlığına tayinini ister’. Vatanın bu karanlık günlerinde masa başında çalışmaya tahammül edemiyormuş. Ama asıl neden sevdiği kıza başka birinin, hem de bir paşa mahdumunun talip olması.
Korudaki son buluşmalarında Yeşil Köşkteki Lamba’nın hep yanık olmasına karar verirler.
‘The Rite Of Spring: Glorification Of The Chosen One’ (1913) (Igor Stravinsky). Melodinin tarihi Yemen Savaşları’nın geçtiği yıllara uygun. Taburdan yalnızca Bilal ve sırtından yaralı Kemal kalmış. Neyse ki Türk dostu Emir Sait’in kabilesi ve güzel kızı tarafından bulunurlar. Leyla, Kemal’i çok sevmiş. Kocası olmasını istiyor. Ancak Bilal’in dediği gibi ‘çölde kral olmaktansa mahallede muhtar olayım daha iyi’. Leyla’yı kırmadan ayrılır.
İstanbul’a dönüşleri ‘Sivastopol Marşı’ ile.
“Ayrılık yıldönümü kalbime yadın doluyor//Geçtiğin yollara baktım da çiçekler soluyor//Ömrümün her günü sensiz bana hicran oluyor//Geçtiğin yollara baktım da çiçekler soluyor.” (Sadettin Kaynak / Mustafa Nafiz Irmak). Hüseyni şarkıyı dinlerken aradan bir sene geçmiş. Şükran veremle pençeleşiyor. Sanatoryum’a kaldırılır. Doktor Nubar Terziyan’a göre “İyi olması için bir mucize lazım”.
Yeşil köşkte ışık göremeyen Kemal kendisini öldürmeye kalkar. Nedense O da Sanatoryum’a yatırılmış. Mucize gerçekleşir ve iki sevgili hastanede karşılaşır.
Kemal; “Hiç ayrılmayacağız Şükran. İyi olacaksın, mesut olacağız.”
Şükran; “..Yeşil Köşkün Lambası ebediyen yanacak.”
“Aba da bir çuha da bir giyene yar//Güzel de bir çirkin de bir sevene yar.”


Leyla; “Beni niçin sevmiyorsun Binbaşı? Çok mu çirkinim ben?”
Kemal; “Leyla, çöl çiçeğim benim. Sen çok güzelsin. Sana çirkin demek için güzeli tanımamış olmak lazım (bu cümleyi pek anlayamadık).”
Leyla; “Peki ama niçin beni istemiyorsun?”
Kemal; “Seni istememek elimde mi Leyla? Sen bu merhametsiz çöllerde rastladığım vahasın. Bana baktın, beni iyi ettin... Ama seni sevmekle bu borcu ödeyemem Leyla. Ben senin için bir serabım. Eninde sonunda kaybolmaya mahkûm bir serap.”
Bilmiyoruz, sonraki yıllarda ‘güzel çöl çiçeğini’ bir sızı gibi anımsamış mıdır?
(Yazan: Murat Çelenligil)


3.11.1960 tarihinde Lale sinemasında gösterime girmiş. Zafer ALGAN

Ekip

Müzik ekibi Müzeyyen Senar (Şarkılar)
Alaattin Yavaşca (Şarkılar)

Firmalar

Birsel Film (Yapım)

Son Yorumlar (6)

kamil zafer 13 Haziran 2009 11:31:06

4

  Esir düştüğü çöllerden kaçıp İst.a gelen Bnb.Kemal aşklarının sembolü olan köşkün lambasının sönük olduğunu görünce intihara kalkışır ama başarısızdır zira silahı tutuşunda bir meymenet yoktur.Kaldırıldığı hastahane ise sadece kadınlara mahsus bir senatoryumdur.Öyle olması da şarttır çünki kahrından verem olmuş Şükran orada tedavi görmektedir.   Görüldüğü üzere konusu basit ve sade.Siyah beyaz olduğu da unutulup çoğunluk gece çekilmiş.Sırf K.Savun'un mükemmel oyunculuğunun seyri için kahrı çekilebilir. 13.6.09  Zafer ALGAN 

sekoya avatar sekoya 05 Ocak 2009 14:32:01

3

Yeşilçam filmi. Binbaşı gece yarısı yaveri olduğu paşanın kızını ayartmak için, konağın bahçesinde şarkı söylüyor. Koruma filan aramıyoruz köşkte, şarkıyı sadece uykusunda duyarak uyanan hanım kız duyuyor, paşa baba, dadı ölüm uykusunda adeta... Sonr a evlenme çağındaki erkekler kırk yaş dolaylarında... Eski diye bir değer atfediyoruz, sonuç bir yığın abuk sabukluk...

sevgi ışığı avatar sevgi ışığı 17 Mayıs 2008 18:53:05

10

Yanıyor mu? Yeşil köşkün lambası yar hiç bitmiyor şu gönlümün kavgası yar...Bir süre önce izleyebildim bu filmi, film güzel olmasına güzelde Siyah Beyaz film olmasına rağmen sevgilileri gece buluşturmada yaptıkları hatayı atlayamıyız, elli sene olmuş yarım asır geçmiş film yapılalı dönemin şartı diyemeyiz, hangi yılda hangi devirse olursa olsun gözden kaçmayacak kadar önemli,Belgin Doruk'a olan sevgim ve saygım için izledim, sevmedim diyemem filmi çok sevdim,ama Belgin Doruk ile Ekrem Borayı gece buluştukları zaman görmede bayağı zorluk çektim...

capone avatar capone 11 Kasım 2007 17:43:11

çok sıkıcı ilk dakikalrda çok beğenmiştim ama daha sonra filmin yarısını bile izlemedim

nedim yıldız avatar nedim yıldız 08 Ekim 2007 04:54:10

10

birbirlerini deli gibi seven iki gencin aşk hikayesi...yaşadığı ömür boyunca yeşil köşkün lambası devamlı yanacaktır...kadir savunun oyunu,filmin unutulmaz şarkısı her zaman hatırlanacaktır..mutlu sonla biten çok güzel bir aşk filmi...uyduda türk tv. de zaman zaman gösterilmekte...

excellance 28 Ocak 2005 01:00:38

9

bu filmde bulunan karakterler izleyiciyi gerçekten filme bağlanmalarını sağlıyor. Çok duygusal bir film o döneme göre çok da iyi bir yapım ben bir defa izlemiştim bir daha da televizyona çıkmadı zaten. Herkesin beyenerek seyredeceği bir film bu.

Yandex.Metrica