Hak Yolu

8,28

( 3 kişi yorum yaptı )

Hak Yolu

Sinema Filmi

1971

Klaus Wunderlich’in ‘Hammonds Sensationen in Phase Four’ uzunçalarındaki (1969) “Lara’s Theme” (1965) (Maurice Jarre) ile başlayıp ‘The Impossible Dream’ (1964) (Mitch Leigh / Joe Darion) ile devam eden sahne.
Fabrikada öğle arası. Başmühendis Ali ve sekreter Meltem.
Ali; “Demek yemeğinizi burda yiyeceksiniz? Ne yemeğiniz var bakalım?”
Meltem; “Şey! Yumurta, patates. Evden getirdim.”
Ali; “Aman ne güzel. Ne nefis şeyler bunlar. Acaba yemeğe misafir kabul eder misiniz?”
Meltem; “…Evet ama bunlar?”
Ali; “Bu kadarı yeter bana. Ben yıllarca bundan daha sade yemeklerle yaşadım. Ee anlatın, hakkınızda hiçbir şey bilmiyorum. Ben, şimdiye kadar daima yanımda çalışanların özel hayatıyla ilgilenirim. (Genç kız O’nun ilk sekreteri. Cümledeki hata bir yana, daha önce kimle çalışmış da yaşamı ile ilgilenmiş belli değil). Babanız, anneniz, kardeşiniz var mı? ”
Meltem; “Babam var efendim (bu sırada babası ‘Odacı’ Ahmet, eliyle ‘benden söz etme’ şeklinde işaretler yapıyor). Babam, bir de kız kardeşim.”
Ali; “Ne işle meşguller babanız?”
Meltem; “Bir şirkette çalışıyor.”
Ali; “Çok güzel, epey malumat aldım. Ömrümde bu kadar zevkle yemek yemedim.”

Erler Film’in İran’da Kushan kardeşlerle yaptığı ilk çalışma.
Jenerikte Paul Mauriat’nın ‘Isadora’ albümündeki (1970) ‘Le Météque’ (1969) (Georges Moustaki). Kahramanımızın adı Ali. Ama film amcaoğlu Cihangir ile başlıyor.
1968, Tahran. ‘Şah’ Muhammet Rıza Pehlevi döneminde iki genç. El ele ve mutlu gibiler. Keşke her şey göründüğü gibi olsa. Ayten “Senden düğün dernek isteyen mi var? Mütevazı bir nikâh bana yeter de artar bile” diye yırtınıyor. Cihangir, belli ki bu ilişkiden bıkmış, bahane peşinde; “Yoo, olmaz öyle şey. Şerefimize münasip şekilde evlenmeliyiz… Çok beklemeyeceksin. Yakında bol paraya kavuşuyorum. Fabrikadaki hisselerimi satmak üzereyim.” Biraz daha sabretmeliymiş. ‘Sabrede sabrede sabır taşına dönen’ genç kızın neden acele ettiği ise ortada; Çünkü bu ilişkiden bir çocuğu var.
‘Mutlu çift’i birkaç sahne sonra tartışırken görüyoruz. Erkek, bir zamanlar elde etmek için ne diller döktüğü kadını “Defol git yanımdan, gözüme gözükme… Karşımda boş yere zırlayıp da kafamı bozma” diye arabadan atıyor. Çocuk da kendisinden değilmiş! “Var mı şahidin? İspat edebilir misin?” Genç kızın ‘vicdan’, ‘çocuğumuza acı’, ‘hayatımı mahvetme’, ‘sana her şeyimi verdim, her şeyimi’ diye yalvarması ‘nafile’. [Bu sırada biraz ilerde ‘park yapılmaz’ levhasının altında duran (demek Tahran’daki durum bizden farklı değil) 1968 model, ‘84649’ plakalı Mercedes’i ilerde tekrar göreceğiz].
Ayten ve ablası Meltem aynı evde kalıyorlar. İşin kötüsü, Hazar yakınındaki bir şehirde yaşayan babaları Ahmet de yanlarına gelmek üzere. Olanları duyarsa zavallıyı öldürürmüş.
Cihangir ise bunları çoktan unutmuş annesi Nadire ile para bulma telaşında. Ali’nin mühendis olarak çalıştığı fabrikada hisseleri varmış. Buna karşılık 100 bin lira çekmek istiyorlar. Kahramanımız, böyle bir ‘selahiyeti (herhalde ‘salâhiyet’) olmadığını’ anlatırken Cihangir’in gözleri, fıldır fıldır odadaki kasa ile masanın üzerindeki anahtardaydı. Niyeti kötü. Anahtarın ölçüsünü elindeki hamura alması kaşla göz arasında.
‘Once Upon a Time in the West’teki (1968) ‘The Transgression (L’attentato)’ ve ‘The First Tavern (La posada N. 1)’ (Ennio Morricone). O gece kasayı boşaltıyor. Ali tutuklanır. Annesi Nuriye Hanım da, Cihangirlerin yanında hizmetçilik yapmaya başlar. Azar ve Nadire Hanım’ın ‘yüzüğünü çalmakla suçlanmak’ dâhil çekmediği çile kalmıyor.
Bu arada Ahmet iki sepetle gelir kızlarının yanına. Birinde kocaman bir balık var. ‘Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez’ misali gazinosunda garson olmak istediği İsmail’e verecekmiş. Kızları şaşırmış durumda. Çocuğu fark etmemesi için yaptıkları çok komik. Saklayacak yer bulamayınca sepete koyarlar. Tahmin edileceği gibi o karmaşada İsmail’e içinde balık olan değil bu sepet gidiyor.
‘Once Upon a Time in the West’teki (1968) ‘As a Judgement (Come Una Sentenza)’ (Ennio Morricone). Ayten ve Meltem’in yanlışlığı anladıkları sahnede bu melodi var.
Sadettin Erbil’in seslendirdiği İsmail ve Pekcan Koşar’ın seslendirdiği Ahmet. Konuşmaları ve birbirlerine takılmaları çok hoş. Sepetten balık değil çocuk, üstelik kundak açılmadan İsmail’in yüzünü ıslatabilecek bir çocuk çıkar.
Ahmet; “Nasıl olur, ben bu sepetin içine balığı kendi elimle koymuştum. Balık çocuk olmuş. Nasıl oldu anlayamadım Usta.”
İsmail; “Yoksa o zaman sarhoş filan mıydın?”
Ahmet; “Hadi ben sarhoştum diyelim, peki balıkçı da mı sarhoştu… Ustacığım aklıma bir şey geldi. Bu şunu ispat eder ki insan nesli balıktan gelmiş (çok değil 8-10 sene sonra böyle bir espri sanatçının başına iş açabilirdi). Baksana balık çocuk olmuş.”
İsmail; “(Sansürde olabilecek sorunlara önlem almak için) Hadi be, insan nesli balıktan filan gelmedi. Hepimizin bildiği gibi insan nesli Âdem’le Havva’dan geldi.”
Sonuçta bebekle geri dönüyor. Takside unutma numarası da tutmayınca kararını verir; “En iyisi eve alayım daha iyi. İsmini de Allahverdi koyarım olur biter… Allah bize bir erkek evlat gönderdi (oysa o ana dek kundaksız görmemişti). Hiç erkek çocuğum olmamıştı. Kısmet bugünmüş.” [Bunlar olurken biraz ötede Cihangir’in Ayten’i kovduğu sahneden anımsadığımız (herhalde yönetmene ait) Mercedes var]. Çocuk sorununun çözümü böyle.
Bu sırada şaşırtıcı bir şey olur; ‘Ali affedilip tahliye olmuş’. Tam belli değil ama ‘bir iftiraya kurban gittiği anlaşılınca’ tekrar aynı yerde çalışmaya başlamış. Cihangir ise kararlı. ‘Bütün suyollarını tıkayıp bu fabrikada yaşatmayacak amcaoğlunu’.
‘Evil Ways’ (1968/69) (Clarence Arthur Henry); “You’ve got to change your evil ways, baby,//Before I stop lovin’ you.” Nadire Hanımlarda bir eğlence var. Gençler, Santana’nın şarkısı ile dans ediyor. Cihangir rahat durur mu, kasıtlı olarak çıkardığı bir tartışmanın ardından Ali ve annesini evden kovar.
‘The First Tavern’in (1968) (Ennio Morricone) gerilim kattığı bu sahnede, her şeye karşın, duvarda gördüğümüz tuval üzerine yağlı boya ‘La Classe de Danse (The Dancing Class/The Dance Class)’ (1873/76) (Edgar Degas) tablosu ne kadar güzeldi.
Arkadaşı Esat’ın evine sığınırlar.
Cihangir’in türlü engellemelerine karşın fabrikada çok başarılı olur. Birkaç yumrukla ‘yumuşatmak’ zorunda kaldığı Ustabaşı Celal ile el sıkışıp dostluk kuruyor. Artık fabrikanın başmühendisi. Şirketin hisse senetleri değer kazanınca yönetim tarafından ‘ev ve araba’ ile ödüllendirilir.
‘Z’deki (1969) ‘The Happy Youth’ (Mikis Theodorakis). Sekreteri Meltem’le tanışırken göz göze geldiklerinde âşık olacakları belliydi. Ahmet, gazinodaki işine ek olarak, burada Odacı. Ama baba-kız olduklarının bilinmesi istemiyor.
Klaus Wunderlich’in ‘Hammonds Sensationen in Phase Four’ 33’lüğündeki (1969) ‘Honey (I Miss You)’ (1968) (Bobby Russell). Genç kızı duraktan alıp yemeğe götürdüğü gün mutluluklarına tanık oluyoruz.
Ayten hâlâ hayırsız sevgilisini arıyor. Cihangir ise babasının ölümünden sonra fakir düşüp annesi ve kız kardeşi Leyla ile Ali’nin yanına sığınmış. Nadire Hanım ince planlar peşinde. “Ali gibi bir damadım olmasını ne kadar arzu ederdim… Kelepiri kaçırmayalım. Ne yapıp yapıp O’nu mutlak surette elde etmeliyiz.” Oysa ‘damat adayının’ kalbi Meltem’le dolu.
“Başkasını istemem//Benim gönlüm sende.” Cihangir çapkınlığı bırakmamış. Handan Kara’nın Süheyl Denizci Orkestrası eşliğinde söylediği ‘Gözüm Sende’ (1971) (sözler Ülkü Aker) duyulurken gazinoda yeni sevgilisi ile beraberdi. Genç kız Ayten’den daha şanslı, bir öpücükle paçasını kurtarıyor.
“Her aşkın sonunda gözyaşı vardır//Akar damla damla sel olur gider.” (1970) (Mehmet Erbulan / Sadettin Öktenay). Meltem ve Ali’nin aşkını Emel Sayın’ın söylediği ‘Aşkın Kanunu’ eşliğinde seyrediyoruz.
Ne yazık ki ‘davetsiz misafirler’ bu beraberliği anlamış. Ne yapıp edip onları ayıracaklar. Cihangir, ince bir tahkikatla Meltem’in evini bulur. Annesi ile gelmiş, genç kızı ayrılması için zorluyorlar. Allahverdi’yi ‘gayrı meşru’ çocuğu sanıp “Ali’yi unutmak sizin için hayırlı olacak” diye tehdit bile var. Zor durumda kalan Meltem bir veda mektubu yazıp oradan uzaklaşır.
Handan Kara’nın söylediği ‘Sevemedim Kara Gözlüm’ (1971) (Orhan Gencebay / Abdullah Nail Bayşu); “Aramıza kimse gelip girmesin//Ayırmasın Mevla’m bizi ömür boyunca.” Terk edildiğini zanneden delikanlı gazinolarda arkadaşı Esat ile efkâr dağıtıyor. [Gazinonun barında ‘Hırsız Kız’ (1968) ve ‘Güzel Şoför’ (1970) filmlerinde göreceğimiz Humayun Tebrizyan vardı].
Artık hep sarhoş. İşi gücü boşlamış sokaklarda sevdiği kızı arıyor.
‘Z’deki (1969) ‘Andonis’ (Mikis Theodorakis). Khayyam (Hayyam) Caddesi’nde karşılaşıyorlar. Genç kız ‘aralarındaki uçurum’dan; ‘Fakir bir kız olduğu’ndan; ‘O’na denk olmadığı’ndan söz etse de sonunda birbirlerine sarılmışlardı. Ertesi gün evlenecekler.
Cihangir yapacağını yine yapıyor. Ahmet’e Allahverdi’nin Ali’den olduğu yalanını söyler. Artık öfkeli ‘kayınpederi’ tutabilmek ne mümkün. Düğün gecesi “Bu çocuk senin çocuğun” diyerek ortalığı birbirine katar.
Davetliler dağılınca hesap sorar Ali. “Bu çocuk benim değil kız kardeşimin. Tanımadığı bir adamdandı… Herkesten, babamdan bile sakladık” sözlerini dinleyecek halde değil. ‘Lekeli Melek’ten (1969) farklı olarak tokatlıyor genç kızı. Aynayı yumruklaması aynı. “Bir gün gerçeği öğreneceksin ama iş işten geçmiş olacak. Ben günahsızım.” Meltem, bunları söyledikten sonra kaçar oradan. Sokaklarda koşuyor. Bir trafik kazası sonucu hastaneye kaldırılır.
Gerçeğin ortaya çıkması için Ayten’in her şeyi açıklaması gerekir. 50 saniye boyunca yediği dayak Cihangir’in yanına kâr kalıyor. Ali’nin de yüzünde ve göğsünde bıçak yarası var. Sonraki sahnede hastanedeydi. Ama kendi tedavisi için değil sevdiğinden özür dilemek için gelmiş. “Affet beni, beni affet yavrum. Suçsuz olduğunu anlayamadım. Seni çılgınlar gibi seviyorum.”
‘Raymond Lefévre Orkestrası’nın 16 numaralı 33’lüğündeki (1972) ‘Comme Ils Disent’ (1972) (Charles Aznavour). “Cihangir çocuğunu kabul etmek mecburiyetinde kaldı. Aynı zamanda polisin elinden kurtulamayarak bütün yaptığı kötülüklerin cezasını çekmek üzere demir parmaklıklar arkasına gönderildi.”
Ahmet’in Nadire Hanım’a “Buyrun bakalım bu torununuz. İşte bu da gelininiz, tepe tepe kullanın” demesi (genç) hanım seyircileri rahatsız etmiş olmalı. Tepe tepe kullanın!

Klaus Wunderlich’in Hammond Orgu (1969) ile ‘Mas Que Nada’ (1963) (Jorge Ben).
Durakta bekleyen Meltem ve arabasıyla oradan geçen Ali.
Ali; “Buyrun gideceğiniz yere kadar götüreyim.”
Meltem; “Teşekkür ederim fakat görenler ne derler. Dedikoduya sebebiyet vermiş olmaz mıyım?”
Ali; “Ne diyecekler canım, çekinmeyin buyrun. Hatırlıyor musunuz benim size bir yemek borcum var küçükhanım. Arzu ederseniz bugün beraber yiyelim.”
Meltem; “Çok teşekkür ederim. Sizi rahatsız etmiş olmayayım.”
Ali; “Yoo bilakis, çok memnun olurum. Borçlarımı ödemek âdetimdir.”
‘Borçlarımı’ derken birkaç gün önce genç kızın birkaç gün önceki mütevazı öğle yemeğine ortak olmasını kastediyor. ‘Patates püresi, beyaz peynir, yumurta’.
(Yazan: Murat Çelenligil)

Künye

Senaryo , ,
Yapımcı Dr. E. Koushan , Türker İnanoğlu
Müzik İsmet Nedim
Görüntü Yönetmeni Çetin Gürtop
Eser
Süre 92 dk
Tür Dram
Özellikler Siyah Beyaz
Ülke Türkiye
Etiketler Aşık, Fabrika, Fakir, Gururlu, İftira Daha Fazlası

Ekip

Yapımcı Memduh Karakaş (Yapım Koordinatörü)
Kurgu Metin Miroğlu (Kurgu)
Yapım Ekibi Fevzi Barlas (Yapım Asistanı)
Kadir Yılmaz (Yapım Asistanı)
Necati Şimşek (Yapım Asistanı)
Yönetmen Ekibi Sohban Koloğlu (Teknik Yönetmen)
Tarık Gün (Yönetmen Yardımcısı)
Kamera Ekibi Hüseyin Karındoyuran (Kamera Asistanı)
Post-Prodüksiyon Refik Onubil (Jenerik Tasarım)
Barış Ören (Film Hazırlık)
Hüsamettin Eren (Film Hazırlık)
Osman Koşkan (Film Hazırlık)
Işık Ekibi Şevket Yılmaz (Işık Şefi)
Mehmet Çakar (Işık Şefi)
Ses Ekibi Yorgo İlyadis (Ses Kayıt)
Seslendirme Abdurrahman Palay (Seslendirme Yönetmeni)

Firmalar

Erler Film (Yapım)
Ender Işık Servisi (Işık)

Son Yorumlar (3)

Göztepe avatar Göztepe 23 Haziran 2014 22:18:21

10

Bayağı güzel bir filmmiş ben beğendim filmin jenerik müziğide değişik özellikle Cihangir Gaffari filme Cüneyt Arkın ile birlikte acayip renk katmış. Muhtemelen bu film İran'da .çekilmiş. Cüneyt Arkın fakirlikten zenginliğe yoksul fakir genç olarak. C ihangir Gaffari ise kötü adam tiplemesiyle tüm sahnelerde çok başarılıydı. Cihangir Gaffari ile Cüneyt Arkın'ı aynı sahnelerde gördüğümde Gaffari'yi Kadir İnanır'ı (Hiç Sevmesemde) görmüş gibi oldum.

Alın yazısı avatar Alın yazısı 18 Nisan 2009 15:26:04

10

Türk – iran ortak yapımı olan Hak yolu filmi fakir ama gururlu bir gencin öyküsünü konu alıyor…amcasıoğlu cihangir’in yanında işçi olarak çalışan ali ( Cüneyt arkın ) gün gelir fabrikanın başına geçer…ve mutlu olmak için aynı fabrikada çalışan meltem’ê aşık olur..Her şeyini kaybeden cihangir ve annesi ali’nin mutsuzluğu için ellerinden geleni yaparlar.. Film 1971 yılı olmasına rağmen siyah beyazdır.duygusal,dramatik ve finali mutlu sonla biten bir film…c.arkın gibi bir oyuncu iran ortak yapımlarla iran sineması’nı fethetmiş…iran sinemalarında…filmleri büyük beğeni toplamıştı…ve iran sinema severler c.arkın’a Fahrettin diye hitap ederlerdi…Hak yolu ; Cüneyt Arkın’ın tv lerde görmeye alışık olmadığımız filmlerinden…Yusuf ile züleyha , Ferhat ile şirin , melikşah , gibi filmler iran ile ortak çekilen diğer filmleridir....filmde oyniyan Nilüfer..türk sanatçısı nilüfer Değildir..İran sinema aktrisi Nilüferdir...

enigmacuture avatar enigmacuture 07 Ocak 2009 16:25:01

7

film de nilüfer var. elinde olan varsa lütfen mesaj atsın

Yandex.Metrica