İzdiham: Hepimiz ölecek yaştayız! posteri

’ Yaşamak sağlığa zararlıdır .’’ diyerek farklı bir duruşla kültür- sanat dergileri arasındaki yerini alan İzdiham ‘ın beşinci sayısı çıktı.Her sayısında kalbe doğrudan inen bir sözü olan İzdiham, bu defa, ‘’Hepimiz ölecek yaştayız…’’ dedi.

‘Kapı’yı araladıktan sonra Baudelaire ‘ nin Au Lecteur / Kar’ie isimli şiirini Alişanzade İsmail Hakkı Bey’in 1912’ de yaptığı çevirisi ile okuyoruz.

İzdiham beşinci sayısında entelektüel kavramını ele alıyor ve bu bağlamda sorgulayıcı, kafa karıştıran yazılar sunuyor. Hakan Göksel, kibrin en entelektüel halini ‘ Tanrı yazarlar ‘ diye ifadelendiriyor. Okuma yönünde gidişatın düzeltilmediği taktirde ‘’ elimizde sadece Tanrı yazarına biat etmiş kul okuyucular’’ ın kalacağını söylüyor.

Dilek Akıcı Tayanç ‘ın ‘ Ruhu çifte kavrulmuş bilgi koleksiyoncuları’ isimli yazısı entelektüel ve bilgeliğe dair esaslı bir bakış. Ahmet Can, entel bir leke izi olarak ‘ Entelektüalizm ‘ i kapsamlı bir şekilde değerlendiriyor ve ekliyor : ‘’ Nihayetinde her şey çürüyecektir ; bilgi, keşif, yalnızlık…’’

Özer Turan ‘’ yağmur’’köşesinden sesleniyor,’’Entel,tarihle konuşan adam’’ yazısında aydın ve entelektüele farklı bir yerden bakmış.

Bilal Can, Marx’ a ‘’ O bir hırsız ‘’ diyor ve komünistleri uyanmaya davet ediyor. Sartre’ yi Halil İbrahim Polat’ın kaleminden okuyoruz. ‘’Ey cemaat Rahmetli Jean Paul kardeşinizi nasıl bilirdiniz ?’’ diye sormayı da ihmal etmiyor yazar. Zeliha Yurdaer ‘’Yalnız Gezen’in acıklı itirafları’’ nda Jean Jack Rousseau ‘nun tezatlıklarla dolu hayatını anlatmış.

Russell’i de Tuğçe Karagöz’ün kaleminden okuyoruz.

Sinefil78 ,‘’Burjuvazinin gizemli çekiciliği ‘’ filmini çeşitli açılarla değerlendiriyor ve filme dair bakışın ne olması gerektiği yönünde bilgi veriyor.

‘’Kalemden damlayan cinayet kokuları odanın dört bir yanını sarıyor’’ ken Umut Aydın, ‘’ Eskidik mi? ‘’ diye soruyor.

Nazan Bekiroğlu ile yapılan söyleşi faydalanılacak bir kaynak olarak derginin sayfalarındaki yerini almış.’’Akıl tek şey değildir.’’ Röportajdan hemen sonra Ahmet Murat ‘ın ‘’Toprak ve tarih’’ isimli şiirini okuyoruz ,içte kalan bir sızı ile.

Nefise Karataş, ‘’Islık’’ adlı denemesinde soruyor: ‘’ Doğru mudur yeşiline tavaf ettiğim türbede aşk şehitlerinin sahte olduğu?’’

Emine Şimşek, hep konuşanlar listesinde adı ilk sırada olan ;ama yoklama kağıdında adı kayda geçmeyen yıkanmak istemeyen çocuğu bir kitabın sayfalarından çağırıyor.

Mustafa Celep’in üzgünlüğü büyük şeylerden: ‘’ Benim adımdır bu durgunluk bu serinlik bu üzüntü bu boğulma’’


Bülent Parlak, evin taze gelininin canını çok sıktığı bardağın acısını yaşamış, onun mutfakta yalnız kalması şairin içini yakmış: ‘’ Kim duyacak şimdi bu bardağın sesini / Birkaç aya kalmaz musluk da bozulunca ‘’

Müesser Yeniay, yerinde durmayı bir çiçekten öğrenmiş, ‘’Çiçek köyü’’nden sesleniyor.

Ali Senkoş, dünyada dev,Türkiyede cüce diye nitelendirdiği Hayri Dev’i tanımamız için ‘’ Bir Fransız kaşifin onu keşfetmesini bekledik.’’ diyor.

Derginin kapağındaki fotoğraf herkeste farklı bir his uyandıracak ve arka kapağındaki o söz : ‘’İstanbul ve yeryüzü hüznü avutacak gibi değil…’’ hepimizin kalbine düşecek.

Kaynak : Haber7

Son Yorumlar

Yandex.Metrica