Nazım Hikmet Aramızda... posteri

Dünya şiirinde önemli bir yere sahip olan Nazım Hikmet’in 3 Haziranı  sadece bedeninin bizden ayrıldığı gün. Edebiyat imizin önemli yazarlarindan biri olan Mehmet Fuat  Nazim Hikmet adli kitabinda şöyle anlatiyordu sanat insanımızı :

“Nazım Hikmet üretim araçlarının ortak olmasını, kimsenin kimseyi sömürmemesini, sınıfsız toplumlarda,  ırk, soy, din, dil, ulus, aile ayrımı gözetilmeden bütün insanlarin eşit tutulmasını, herkesin birlikte çalışıp, birlikte üretmesini, tek tek insanlarin bütün gereksinimlerinin karşilanmasinı,  her bakımdan özgür olmalarını, her türlü baskıcı gücün ortadan kalkmasini istiyordu.“

Bu isteklerinin bedelini agir ödeyen şairimizin 11 Eylül 1961'de yazdığı Otobiyografisi:

OTOBIYOGRAFI

1902'de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem
üçyaşımda Halep'te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova'da komünist üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu
ve on dördümden beri şairlik ederim

kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
                                                     ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
                                                              ben hasretlerin
hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık gırevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir
otuzumda asılmamı istediler
kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
                                                                        verdiler de

otuz altımda yarım yılda geçtim dört metre kare betonu
elli dokuzumda on sekiz saatte uçtum Pırağ'dan Havana'ya

Lenin'i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924'te
961'de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır

partimden koparmağa yeltendiler beni
                                               sökmedi
yıkılan putların altında da ezilmedim

951'de bir denizde gençbir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü

sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile
aldattım kadınlarımı
konuşmadım arkasından dostlarımın
içtim ama akşamcı olmadım
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana

başkasının hesabına utandım yalan söyledim
yalan söyledim başkasını üzmemek için
               ama durup dururken de yalan söyledim

bindim tirene uçağa otomobile
çoğunluk binemiyor
operaya gittim
             çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri
             camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
             ama kahve falıma baktırdığım oldu

yazılarım otuz kırk dilde basılır
             Türkiye'mde Türkçemle yasak

kansere yakalanmadım daha
yakalanmam da şart değil
başbakan filan olacağım yok
meraklısı da değilim bu işin
bir de harbe girmedim
sığınaklara da inmedim gece yarıları
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
ama sevdalandım altmışıma yakın

sözün kısası yoldaşlar
bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da
                                                     insanca yaşadım diyebilirim

ve daha ne kadar yaşarım
                               başımdan neler geçer daha 
                                                                               kim bilir.                        

Bir zamanlar  Nazım Hikmet'in yazdiklarini okudukları ve yanlarında taşıdıkları için insanlarımızın ağır cezalara çarptırıldığı ülkemizde, bugün sanat insanımızın şiirleri serbest okunmakta ve Nazım Hikmet belgeselleri çekilmektedir. Bunlar çok sevindirici şüphesiz, ancak bugüne kadar çekilen ağır acılar ve ödenen bedeller düşünüldüğünde daha yapılacak çok şey olduğunu düşünmemek elde değil...

Son Yorumlar

Yandex.Metrica